• Anasayfa
  • Kategoriler
    • Araştırmalarım
    • Hakkımda
    • İletişim
    • Klasik Yazılarım
    • Konferanslarım
    • Yazılarım
  • Academy
  • Albüm
  • Bildirilerim
    • English Papers
    • Türkçe Bildiriler
  • Kitaplarım
  • Arşivler
    • Temmuz 2010
    • Haziran 2010
    • Mayıs 2010
    • Nisan 2010
    • Mart 2010
    • Şubat 2010
    • Ocak 2010
    • Aralık 2009
    • Kasım 2009
    • Ekim 2009
    • Eylül 2009
    • Ağustos 2009
    • Temmuz 2009
    • Haziran 2009
    • Mayıs 2009
    • Nisan 2009
    • Mart 2009
    • Şubat 2009
    • Ocak 2009
    • Aralık 2008
    • Kasım 2008
    • Ekim 2008
    • Eylül 2008
    • Ağustos 2008
    • Temmuz 2008
    • Haziran 2008
    • Mayıs 2008
    • Nisan 2008
    • Mart 2008
    • Şubat 2008
    • Ocak 2008
    • Aralık 2007
    • Kasım 2007
    • Ekim 2007
    • Eylül 2007
    • Ağustos 2007

Akşehir Konferansı

13 Temmuz 2010
Yorum yapılmamış

 

Akşehir, Konya’da Türkiye boyutlarına göre küçücük bir yerleşim yeri.

Buna Belde de diyebilirsiniz, Kasaba da, İlçe de.

Gerçekte her ad yakışır Akşehir’e.

Geçmişin derinliklerinden günümüze kadar bozulmadan gelmiş, dünün güzelliklerini coşku ile içinde yaşatan, Nasreddin Hocası ile ünlü bir kent.

Bana göre, bir adalıya, bir Kıbrıs’lıya göre Akşehir bir kent. Hem de nüfusu yetmiş beş bin civarında olan kocaman bir kent. Pırıl pırıl, tertemiz, bakımlı, modern ve çağa ayak uydurmuş yaşayan bir şehir Akşehir.

Hem kente, hem de insanlarına hayran kaldım.

Geçen sene gene konferans vermeye gittiğimde, çok az kalıp kenti tanıyabilmek fırsatım olmamıştı. Bu sene 1 gün fazlam oldu ve hem Akşehir’i hem de insanını birazcık olsun tanıyabildim.

İnsanları, Anadolu’muzun tüm güzelliklerini, iyi meziyetlerini, güzel karakterini, sevecenliğini ve mertliğini hala daha içlerinde barındıran kişiler.  Çağımızın getirdiği, gerek doğasal gerekse de insan karakterindeki bozulma ve yozlaşma, belli ki Akşehir’e daha uğramamış. Umarım yolunu kaybeder ve hiç uğramaz.

Belediye Başkanları Op. Dr. Sayın Mustafa Baloğlu.

Kendini kente vermiş, zamanını ve enerjisini bu güzel şehre adamış bir kişi. Herkes hakkında çok iyi konuşuyor. Kime sorduysam, çocuk, büyük, yaşlı, kadın, erkek, esnaf, memur; “Hem iyi bir cerrah, hem de iyi bir reis” diye tanımladılar kendisini. Belli ki Akşehir’li kendisini çok seviyor ve takdir ediyor. Makamında bizi konuk etti, tanıştık, konuştuk.

Akşehir’in en önemli özelliklerinden bir tanesi Nasreddin Hoca iken, diğeri de “Arasta”sı.

Nasreddin Hoca kentin gururu.

Hoca’nın mezarı çok ilginç ama o derece de bakımlı ve güzel. Muhteşem bir parkın içinde. Yaşadığı dönemde, yere bir çarpı işareti çizip “İşte burası dünyanın merkezi” dediği yere bronz bir plaka konmuş ve üzerine de “Dünyanın Merkezi- Nasreddin Hoca” yazılmış. İster önünde durup, ister üstüne çıkıp resim çektirebiliyorsunuz.  Size bir de belge veriyorlar, Dünya’nın Merkezini Ziyaret Ettiğinize” dair.

Parkın içinde ve kentin çeşitli yerlerinde Nasreddin Hoca’nın anlatımlarında geçen olayları simgeleyen heykeller var, “Doğuran Kazan”, “Maya Tutan Göl”, “Eşeğe Ters Binen Hoca” gibi. Bu heykelleri görünce insanın aklına hemen fıkranın tümü geliyor ve ister istemez içinizi bir mutluluk kaplıyor ve gülümsüyorsunuz.

Bu uygulamaya bayıldım diyebilirim. Heykeli görünce aniden aklınızdaki olası sıkıntılar boşalıyor ve yerine Nasreddin Hoca’nın, insanı güldüren ve güldürdüğü kadar da hayat dersi veren fıkrası geliyor. Yüzünüzü gülme, ruhunuzu mutluluk kaplıyor.

Parkın girişindeki satış kulübesinde ise Nasreddin Hoca ile ilgili ve Nasreddin Hocayı anımsatan, büyüğünden küçüğüne her tür hediyelik eşya var. Aldım hem de neredeyse hepsinden aldım.

Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı bizi kahvaltıya davet etti 9 Temmuz  Cuma sabahı. Sıradan bir kahvaltı olacağını düşünmüştüm.

Akşehir’in ünlü “Arasta”sının içinde, bin sekiz yüzlü yılların ilk çeyreğinden beri varlığını sürdüren “Helvacı”ya götürdü bizi başkan, yardımcısı bayan ile birlikte.

Küçük ama içinde yüzyılların izini taşıyan, bir kapısı öndeki sokağa, diğer kapısı da arkadaki sokağa açılan nostaljik bir mekandı. Masa örtüsü yerine, açıldığı günlerdeki gibi büyük tabaka halindeki kâğıtların kullanıldığı, adeta kuş sütünün bile eksik olmadığı bir masa donattılar bize, kahvaltı diye. Bir hafta yesem tüketemezdim üzerindekileri. Hayatımdaki en güzel ve en doğal kahvaltıyı yaptım diyebilirim. Akşehir’in ünlü “Napolyon Kirazı” bile vardı masada.

Ve ben, 51. Uluslararası Nasreddin Hoca Şenliklerinin 6 gün süren yoğun programı içinde Akşehir’e bir konferans vermek için davet edilmiştim.

4 Temmuz Pazar günü saat 13:00’de “Geleneksel Dellal’ın Halkı Şenliğe Çağrısı” sonrasında TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin’in Akşehir Kültür Merkezi’nde yaptığı konuşma ile başlayan şenlikler,  Yerli ve yabancı Halk dansları Topluluklarının gösterileri, Sergiler, Tiyatrolar, Konferanslar, Trap yarışları, Şiir söylemleri, Konserler, Film gösterileri, Sema gösterileri, Dinletiler ve Karagöz Hacivat gölge gösterileri ile 6 gün boyunca devam ederek 10 Temmuz gecesi saat 21:00’de yer alan muhteşem bir havai fişek gösterisi ile son buldu.

Muhteşemdi Akşehir ve Akşehirliler.

Nasreddin Hoca benim çocukluğumun kahramanlarındandı. Ona Akşehir’de tekrar kavuşmak beni gerçekten de çok mutlu etti. 

Prof. Dr. Ata ATUN

http://www.ataatun.com 

14 Temmuz 2010

Matyat’lıların AİHM Davası

11 Temmuz 2010
Yorum yapılmamış

 

Matyatlı Türkler, Kıbrıs tarihindeki şanssız köylülerimizden.

1963-1974 yılları arasında bizlere sadece ve sadece Türk olduğumuz için Rumlar tarafından acımasızca uygulanan “Soykırım”ın en güzel örneklerinden bir tanesi Matyat’ta yaşananlar.

Lefkoşa’ya bağlı ve Lefkoşa’nın 26 kilometre güneyinde, 1960 nüfus sayımına göre 201 Rum ve 208 Türk’ün yaşadığı karma bir köy olan Matyat’ın Türk mahallesi, 23 Aralık 1963 günü öğle vakti Matyat’lı Rumlar ve komşu Rum köylerinden gelen yüzlerce silahlı Rumun saldırısına uğrar.

Köyün diğer erkekleri işlerindeyken köyü beklemekle görevli 15-20 Türk, av tüfekleri ile  askeri silahlarla donanmış saldırganlara karşı direnirler. Sonra teker teker fişeklerini bitirirler ve havanın kararmasıyla birlikte mahallelerini terk ederek komşu Koçyatağı (Koççat) köyüne doğru çekilirler. Ama geriye baktıklarında Türk evlerinin önce yağmalandığını sonra da yakıldığını görerek bir daha geriye dönüşün olamayacağını anlarlar. Aradan geçen 47 yıl içinde Matyat’lı Türkler gerçekten de bir daha köylerine dönemediler ve tüm mal varlıklarını da kaybettiler.

Konuyu AİHM’ye taşıyan Matyat’lıları kutlarım.

Yeni bir kapı açtılar.

Yağmuralan köylüleri de aynı girişimi yaparak uğradıkları soykırımı AİHM’ye taşımışlardı. Bekliyoruz.

21 Aralık 1963 sonrasında gerçekten de Kıbrıslı Türklere “Soykırım” uyguladı ve uygulattırdı katil papaz “Makarios”.

Nasıl bir din adamıysaydı da.

Türklere yasal yollardan saldırabilmek için hem Mısır’dan hem de Sovyet Rusya’dan silahlar getirtti. 12 Ocak 1964 tarihinde 1960 Kıbrıs Anayasası’na aykırı olarak yüzde 30’u Türk olması gereken 2 bin kişilik Polis kuvvetlerinden Türkleri attı ve sayısını 5 bine çıkararak tüm EOKA’cıları polis örgütü içine aldı. Amacının ve hedefinin de “Adayı Türklerden arındırmak” olduğunu da utanmadan ve içi cız etmeden açıkladı.

KKTC Cumhurbaşkanlığındaki belgelere ve Kurucu Cumhurbaşkanı R. R. Denktaş’ın yayınladığı kitaplarına göre, 21 Aralık 1963 ile 23 Mart 1964 arasındaki kısacık 90 günde aynen Matyat’lılara yapıldığı gibi doksansekiz Türk köyü yağmalanmış, yakılmış ve sonra da yıkılmış. Bu köylerin isimleri birçok belgede ve kitapta yer almaktadır. Tabii isteyen benden de bu listeyi alabilir.

Bu kısacık doksan gün içinde Türklere verilen maddi ve insani zarar gerçekten çok büyük. Manevi zarar ve işkence de öyle.

Baf kasabasında 105 Türk dükkanı ve 123 Türk evi Rumlar tarafından yakılıp yıkılırken, 140 dükkan ve 212 ev de yağmalanmış. Ekonomik olarak Türkler neredeyse sıfırlanmış. O günkü maliyetlere göre verilen maddi zarar 1 milyar dörtyüz bin TL.

Lefkoşa’da yaşayan Türklere verilen zarar ise çok daha büyük boyutlarda.

1500 adet ev yağmalanmış. Zarar 1,500,000 KL, günümüz değeri ile bir buçuk milyar TL.

65 adet ev tamamen yakılmış. Zarar 130,000 KL, günümüz değeri ile bir milyar üçyüz bin TL

Yakılan ve yıkılan Türk köylerinden Lefkoşa’nın Türk kesimine göç edenlerin uğradıkları zarar yaklaşık olarak  2,383,472 KL, günümüz değeri ile iki buçuk milyar TL

Larnaka kentindeki zarar 1,000,000 KL, günümüz değeri ile bir milyar TL.

Ada sathında yakılıp yıkılan Türk köyleri ile Girne ve Limasol kentlerindeki  Türk mülkleri ve insanlarımıza verilen manevi zarar ise bu hesaplamanın içinde değil.

Türklere verilen Telefon hizmeti zaten yok. Elektrik kısıtlı. Seyahat ve dolaşımda can güvenliği yok. Yolda yakalanan Kıbrıslı Türkler acımasızca öldürülüyor. Kıbrıslı Türklere Posta hizmeti verilmesi bile yasaklanmış.

Dünyadan iyice izole edilmiş Kıbrıslı Türkler.

Açlıktan ölmeleri, ekonomik olarak çökmeleri ve adayı ölü veya diri terk etmeleri için her yöntem uygulamaya konmuş Makarios tarfından.

Artık bu yapılanların hesabını sormak en doğal hakkımız.

1963-1974 yılları arasında bizlere acımasızca uygulanan Soykırım nedeni ile mağdur olan tüm köylülerin ve kişilerin, aynen Matyat’lılar ve Yağmuraalan köylüleri gibi birleşerek AİHM’de dava açmalarının zamanı gelmiştir.

Hiç kimse ve hiçbir güç bu dünyalar güzeli vatanımızdan bizi atamadı atamayacak da. Hakkımızı sonuna kadar aramalıyız.

Prof. Dr. Ata ATUN

http://www.ataatun.com 

12 Temmuz 2010

AB’deki Değişim

8 Temmuz 2010
Yorum yapılmamış

 

Son zamanlarda Avrupa Birliği içinde “Kıbrıs konusu”nda bir takım değişimler yaşanıyor.

Sanki AB, Kıbrıs konusunda günah çıkarır gibi bir havaya girdi.

Kıbrıslı Türklere karşı daha evvel var olmayan bir ilgi var.

Yıllardır sanki Rum propagandası altında kalmış olan beyinler değişmiş ve adada sadece Rumları haklı gören gözlükler de çıkarılmış gibi bir hal var AB’de.

Zaten zaman zaman samimi ortamlarda AB’li diplomatlar ve siyasiler, “Kıbrıs konusu çözülmeden Kıbrıslı Rumları aramıza almakla hata ettik” diyorlardı. Şimdi belli oluyor ki bu sayı gün geçtikçe artmaya başlamış.

AB Dönem Başkanlığını 1 Temmuzda devralan Belçika’nın Güney Kıbrıs Büyükelçisi Guy Servin’in geçen gün düzenlediği basın toplantısında, Kıbrıs sorununun çözüme ulaşması konusunda ümitsiz olduğunu ima etmesi, Avrupa’nın kalbi olan Brüksel’in Kıbrıs sorununun çözümünü öngörmediğini ortaya koyuyor.

AB, Kıbrıs sorununun yarattığı problemlerden kurtulmak ve ilerlemek için BM Genel Sekreteri’nin raporunu bekliyor ki, bu AB’nin yaşam sürecinde ilk kez gerçekleşmekte.

AB’nin ileri gelen siyasileri, adadaki iki halk arasında 1968 yılından beri sürdürülen müzakerelerin pek bir sonuç vereceğine inanmıyor artık. Kıbrıs’ın kuzeyini de kaybetmek istemiyorlar. Bu nedenle de Kıbrıs Türk tarafı ile ilişkileri daha da genişletmenin ve derinleştirmenin hesaplarını yapıyorlar.

Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanlarının son toplantısında, komitelerin Kıbrıslı Türkler ile ilgili konulara ilişkin bilgilendirilmesi kararı alındı ve AP’nin Kıbrıslı Türkler ile ilgili konulara müdahil olma derecesinin artırılması öngörüldü.

Daha evvel AP, Kıbrıslı Türklerin varlığını bile kabul etmezdi. Sonralarda birazcık insafa geldi ve “Kıbrıslı Türklerle Yüksek Düzeyde Temas Grubu”nu kurdu. Kurmasına kurdu ama ilk etapta içine grup üyesi olmadığı halde Yunanistan’ın en milliyetçi Milletvekilerinden Karacaferis girmeyi başardı ve uzun müddet Yüksek Temas Grubunu açıkça zehirledi ve felç etti. Grubun ilk Koordinatörü (başkanı) Fransız sağ partili bayan François Grossetete de zaten bir başka beyni Türk düşmanlığı ile yıkanmış biriydi. Birlikte dayanışıp, Yüksek Temas Grubunu çalışamaz hale getirmişlerdi. Neyse ki AP içindeki siyasi gruplar gerçekleri görüp Yüksek Temas Grubuna gönderdikleri temsilcilerini tarafsız ve art niyetsiz kişilerden seçmeye başlayınca bu olumsuzlukların tümü sona erdi ve geride kaldı.

1 Temmuz 2010 tarihinde AP içindeki siyasi grupların Başkanları, yaptıkları toplantıda Yüksek Temas Grubu’nun Koordinatörü’ne, AP komitelerini bilgilendirmesi yetkisini verdi.

Daha evvel Kıbrıslı Türklere ilişkin konular sadece AP Yüksek Düzeyde Temas Grubu’nun içinde konuşulup tartışılıyordu ve genelde de bayan Grossetete ile Karacaferis’in engellemelerine takılıp dışarı çıkamıyordu.

1 Temmuz 2010 tarihli resmi karardan sonra Temas Grubu’nun koordinatörü, AP içindeki Siyasi grupları Kıbrıslı Türklerle ilgili bulguları doğrultusunda bilgilendirebilecek. İlk etapta, 1983 yılından beri süregelmekte olan Kıbrıslı Türklere uygulanan Ekonomik, Sportif, Kültürel ve Akademik ambargolar gibi kısıtlamalar AP Dışişleri Komitesi’nde ve diğer komitelerde tartışılmaya başlanacak.

AP Siyasi Grup Başkanları 1 Temmuzda aldıkları bu radikal karardan sonra,  AP ile “Kıbrıs Türk toplumu” arasında oluşturulacak bir köprünün çok önemli olduğunu ve Kıbrıs sorununa bulunacak çözümü hızlandıracağına inandıklarını dile getirdiler.

Bu gelişme gerçektende çok önemli.

Kıbrıs sorunun geçmişine bakıldığında, neredeyse yarım asırdır Kıbrıslı Türkleri hep Rumların boyunduruğu altına sokmaya çalışmış Batı dünyası. Alternatif bir çözüme de hiç sıcak bakmamış. 18 Kasım 1983 tarihli ve 541 No.lu BM Güvenlik Konseyi kararı ise insanlık tarihinde tam bir yüz karası. Yıllar sonra bu kararı alanlar, biz bunu nasıl yaptık diye kendi kendilerini sorgulayacaklarından da eminim.

Neyse ki Türkiye’nin bölgedeki Politik, Ekonomik ve Askeri gücünün belirgin bir şekilde artması nedeni ile koşullar artık değişmeye başladı.

AB’nin fikir değiştirmesinin ardında aslında Türkiye’nin önlenemez yükselişi yatıyor.

Prof. Dr. Ata ATUN

http://www.ataatun.com 

9 Temmuz 2010

  • Page 4 of 399
  • <
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • ...
  • 399
  • >

Form Yükleniyor

Yükleniyor...

Kullanıcı girişi

 Beni hatırla
Kayıt olun!
Şifremi unuttum

Yeni kayıt

Giriş yapın
Şifremi unuttum

Şifre talebi

Giriş yapın
Kayıt olun!

Popüler yazılar

  • The Varying Geographical Names in the İsland of Cyprus, Recorded by the Travellers Since 23 B.C.
  • Academy
  • Hakkımda
  • Albüm
  • Kıbrıs Antlaşmaları, Planları ve Önemli BM, AB Kararları Cilt-2
  • PROPERTY EXCHANGE NIGHTMARE IN SOUTHERN CYPRUS
  • Almanya'da Türk İzleri
  • Kıbrıs'ın 2005 Yıllık Geçmişinde Tarihin Derinliklerinde Kaybolmuş Yer İsimleri
  • Year 2007 Academic Comments on Cyprus' Politics
  • İletİşİm
 

RSS okuyucu ile takip edin...

Yazılar RSS
Yorumlar RSS

Rastgele 10 yazı

  • CYPRUS’ HISTORY FROM 1960 TO 2008 (2)
  • YAKOVU İsteklerini Sıraladı
  • Şahinlerin “Siyah Kaplan”ı Dr. Condeleezza Rice
  • HOCALI KATLİAMINI BİLİYORMUSUNUZ?
  • ARESTİ’NİN KOCASI ABAD YARGICI
  • BM’NİN MÜZAKERELERE BASKISI BAŞLADI
  • Albüm
  • The Even End Boat
  • Kıbrıs'ta Yahudi Kolonizasyonu
  • 2023 Stratejisi

Ankete katılın...

Sorry, there are no polls available at the moment.

Etiketler

Abd Ama Ankara Avrupa Belli Bile Bir Bm Bu Buna Bunu Bunun Daha Daki Deki Devlet Diye Eden Gelen Genel Gibi Hemen Ilk Iyi Kabul Karar Kendi Ki KKTC Nin Ortak Oy Papadopulos Pek Rum Tam Veto Veya Ya Yani Yeni Yeni Bir Yok Yunanistan Zaman
Designed by Bilisim Sistemleri

© 2008 - 2010 Prof. Dr. Ata ATUN Kişisel Web Sitesi |

XHTML
CSS
English
  • Sosyal imleme
  • E-posta ile yolla
  • Linkibol
  • Bagcik
  • Yumiyum
  • Oyyla
  • Tusul
  • 100Puan
  • del.icio.us
  • Digg
  • Furl
  • Netscape
  • Yahoo! My Web
  • StumbleUpon
  • Google Bookmarks
  • Technorati
  • BlinkList
  • Newsvine
  • ma.gnolia
  • reddit
  • Windows Live
  • Tailrank
  • Blogmarks
  • Favoriting
E-mail