• Anasayfa
  • Kategoriler
    • Araştırmalarım
    • Hakkımda
    • İletişim
    • Klasik Yazılarım
    • Konferanslarım
    • Yazılarım
  • Academy
  • Albüm
  • Bildirilerim
    • English Papers
    • Türkçe Bildiriler
  • Kitaplarım
  • Arşivler
    • Temmuz 2010
    • Haziran 2010
    • Mayıs 2010
    • Nisan 2010
    • Mart 2010
    • Şubat 2010
    • Ocak 2010
    • Aralık 2009
    • Kasım 2009
    • Ekim 2009
    • Eylül 2009
    • Ağustos 2009
    • Temmuz 2009
    • Haziran 2009
    • Mayıs 2009
    • Nisan 2009
    • Mart 2009
    • Şubat 2009
    • Ocak 2009
    • Aralık 2008
    • Kasım 2008
    • Ekim 2008
    • Eylül 2008
    • Ağustos 2008
    • Temmuz 2008
    • Haziran 2008
    • Mayıs 2008
    • Nisan 2008
    • Mart 2008
    • Şubat 2008
    • Ocak 2008
    • Aralık 2007
    • Kasım 2007
    • Ekim 2007
    • Eylül 2007
    • Ağustos 2007

Hristofyas’ın Hayalleri

15 Temmuz 2010
Yorum yapılmamış

 

Rumlar ve Rumları temsil eden Dimitris Hristofyas hala daha hayal içinde yaşıyorlar ve kendi çıkar ve1796 patentli ülküleri doğrultusunda pembe hayaller kuruyorlar.

21 Aralık 1963’ün üzerinden tamı tamına 46 sene 7 ay geçmiş olmasına rağmen hala daha akıllanmamışlar ve adanın gerçeklerini de bir türlü kavrayamamışlar.

Rum Cumhurbaşkanı Hristofyas evvelki gün, ABD’den Kıbrıs Rum tarafına gelen Rum ve Yunan kökenli çocuklara yaptığı konuşmada kafasındaki çözüm modelini de ortaya koyuverdi.

Hristofyas “İki bölgeli, iki toplumlu, biri Kıbrıs Türk öteki Kıbrıs Rum olmak üzere iki eyaletten oluşan bir federasyon” istiyormuş ama, bunun bir de aması var tabii, “Güçlü bir Cumhurbaşkanı ve çok güçlü yetkileri olan bir Federal Merkezi Hükümet olacakmış ve de Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlarının da tercih ettikleri bütün eyaletlerde ikamet etme, mülk satın alma ve faaliyet gösterme hakları bulunacakmış”.

Özetle ve kısaca, “1974 öncesi adadaki duruma geri gidelim, herkes yerine geri dönsün ve Rumlar her iki eyalette de çoğunlukta olsunlar. Biz Rumlar adanın sahibi olalım ve bu defa Türkiye’nin de müdahale ve Garantörlük hakları da olmadan, adayı güçlü merkezi hükümet tanımı altında, Türklere de hiçbir hak tanımadan istediğimiz gibi yönetelim” demek istedi Hristrofyas, Amerikalı Rum ve Yunan kökenli çocuklara ve dolayısı ile de Kıbrıslı Rum vatandaşlarına.

Belli ki hala daha akıl koymamış Hristofyas ve diğer Rum siyasi parti başkanları.

Biz Kıbrıslı Türklerin, Rumlara en küçük bir güvenimizin olmadığını unutuyorlar ve 1963-1974 yılları arasında bizlere uyguladıkları “Soykırım”ı da unuttuk sanıyorlar herhalde.

KKTC Cumhurbaşkanlığındaki belgelere ve o dönemde yayınlanan kitaplara göre, 21 Aralık 1963 ile 23 Mart 1964 arasındaki kısacık doksan günde doksan sekiz Türk köyü yağmalanmış, yakılmış ve sonra da yıkılmış. Bu köylerin isimleri birçok belgede ve kitaplarda yer almakta. Bulamayana ben hemen gönderebilirim.

Bu kısacık doksan gün içinde Türklere verilen maddi ve insani zarar gerçekten çok büyük.

Manevi zararın ve işkencenin pahasını biçmek ise mümkün değil.

Baf kasabasında 105 Türk dükkânı ve 123 Türk evi Rumlar tarafından yakılıp yıkılırken, 140 dükkân ve 212 ev de yağmalanmış. Ekonomik olarak Türkler neredeyse sıfırlanmış. O günkü maliyetlere göre verilen maddi zarar 1 milyar dört yüz bin TL.

Lefkoşa’da yaşayan Türklere verilen zarar ise çok daha büyük boyutlarda.

1500 adet ev yağmalanmış. Zarar 1,500,000 KL, günümüz değeri ile bir buçuk milyar TL.

65 adet ev tamamen yakılmış. Zarar 130,000 KL, günümüz değeri ile bir milyar üç yüz bin TL

Yakılan ve yıkılan Türk köylerinden Lefkoşa’nın Türk kesimine göç edenlerin uğradıkları zarar yaklaşık olarak  2,383,472 KL, günümüz değeri ile iki buçuk milyar TL.

Larnaka’da “Turabi Türbesi”ni yıkmışlar ve Türk emlakine de 1 milyon Kıbrıs Liralık zarar vermişler, günümüz değeri ile yaklaşık bir milyar TL’den biraz fazla.

Girne’de tüm Türk dükkanları yağmalanmış. Verilen zarar bir buçuk milyon Kıbrıs Lirası, günümüz değeri ile yaklaşık bir buçuk milyar TL.

 Güzelyurt’ta bir milyon adet portakalı toplayarak satmışlar ve 3000’den fazla portakal ağacını da dozerlerle söküp atmışlar.

Ada sathında yakılıp yıkılan Türk köyleri ile Limasol kentlerindeki  Türk mülkleri ve insanlarımıza verilen manevi zarar ise bu hesaplamanın içinde değil.

Bırakın tazmin etmeyi, özür bile dilemediler.

Türkler isyan etti yalanı ile bir de üzerinden çıkmaya çalışıyorlar.

Biz Kıbrıslı Türkleri, “Güçlü bir Rum Cumhurbaşkanı ve çok güçlü yetkileri olan bir Federal Merkezi (Rum) Hükümetinin idaresi altında yaşamayı kabul edecek kadar da aptal ve Türkiye’yi de Kıbrıs adası üzerindeki uluslararası anlaşmalar göre elde ettiği haklarını unutacak kadar saf sanıyorlar herhal.

Varsın hayal kurmaya devam etsinler. Hiçbir zaman ve koşulda Kıbrıslı Türkler, adı federasyon da olsa Kıbrıslı Rumların çoğunluk idaresi altında azınlık olarak yaşamayı kabul etmeyecektir.

Hristofyas’ın Hayalleri

15 Temmuz 2010
Yorum yapılmamış

 

Rumlar ve Rumları temsil eden Dimitris Hristofyas hala daha hayal içinde yaşıyorlar ve kendi çıkar ve1796 patentli ülküleri doğrultusunda pembe hayaller kuruyorlar.

21 Aralık 1963’ün üzerinden tamı tamına 36 sene 7 ay geçmiş olmasına rağmen hala daha akıllanmamışlar ve adanın gerçeklerini de bir türlü kavrayamamışlar.

Rum Cumhurbaşkanı Hristofyas evvelki gün, ABD’den Kıbrıs Rum tarafına gelen Rum ve Yunan kökenli çocuklara yaptığı konuşmada kafasındaki çözüm modelini de ortaya koyuverdi.

Hristofyas “İki bölgeli, iki toplumlu, biri Kıbrıs Türk öteki Kıbrıs Rum olmak üzere iki eyaletten oluşan bir federasyon” istiyormuş ama, bunun bir de aması var tabii, “Güçlü bir Cumhurbaşkanı ve çok güçlü yetkileri olan bir Federal Merkezi Hükümet olacakmış ve de Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlarının da tercih ettikleri bütün eyaletlerde ikamet etme, mülk satın alma ve faaliyet gösterme hakları bulunacakmış”.

Özetle ve kısaca, “1974 öncesi adadaki duruma geri gidelim, herkes yerine geri dönsün ve Rumlar her iki eyalette de çoğunlukta olsunlar. Biz Rumlar adanın sahibi olalım ve bu defa Türkiye’nin de müdahale ve Garantörlük hakları da olmadan, adayı güçlü merkezi hükümet tanımı altında, Türklere de hiçbir hak tanımadan istediğimiz gibi yönetelim” demek istedi Hristrofyas, Amerikalı Rum ve Yunan kökenli çocuklara ve dolayısı ile de Kıbrıslı Rum vatandaşlarına.

Belli ki hala daha akıl koymamış Hristofyas ve diğer Rum siyasi parti başkanları.

Biz Kıbrıslı Türklerin, Rumlara en küçük bir güvenimizin olmadığını unutuyorlar ve 1963-1974 yılları arasında bizlere uyguladıkları “Soykırım”ı da unuttuk sanıyorlar herhalde.

KKTC Cumhurbaşkanlığındaki belgelere ve o dönemde yayınlanan kitaplara göre, 21 Aralık 1963 ile 23 Mart 1964 arasındaki kısacık doksan günde doksan sekiz Türk köyü yağmalanmış, yakılmış ve sonra da yıkılmış. Bu köylerin isimleri birçok belgede ve kitaplarda yer almakta. Bulamayana ben hemen gönderebilirim.

Bu kısacık doksan gün içinde Türklere verilen maddi ve insani zarar gerçekten çok büyük.

Manevi zararın ve işkencenin pahasını biçmek ise mümkün değil.

Baf kasabasında 105 Türk dükkânı ve 123 Türk evi Rumlar tarafından yakılıp yıkılırken, 140 dükkân ve 212 ev de yağmalanmış. Ekonomik olarak Türkler neredeyse sıfırlanmış. O günkü maliyetlere göre verilen maddi zarar 1 milyar dört yüz bin TL.

Lefkoşa’da yaşayan Türklere verilen zarar ise çok daha büyük boyutlarda.

1500 adet ev yağmalanmış. Zarar 1,500,000 KL, günümüz değeri ile bir buçuk milyar TL.

65 adet ev tamamen yakılmış. Zarar 130,000 KL, günümüz değeri ile bir milyar üç yüz bin TL

Yakılan ve yıkılan Türk köylerinden Lefkoşa’nın Türk kesimine göç edenlerin uğradıkları zarar yaklaşık olarak  2,383,472 KL, günümüz değeri ile iki buçuk milyar TL.

Larnaka’da “Turabi Türbesi”ni yıkmışlar ve Türk emlakine de 1 milyon Kıbrıs Liralık zarar vermişler, günümüz değeri ile yaklaşık bir milyar TL’den biraz fazla.

Girne’de tüm Türk dükkanları yağmalanmış. Verilen zarar bir buçuk milyon Kıbrıs Lirası, günümüz değeri ile yaklaşık bir buçuk milyar TL.

 Güzelyurt’ta bir milyon adet portakalı toplayarak satmışlar ve 3000’den fazla portakal ağacını da dozerlerle söküp atmışlar.

Ada sathında yakılıp yıkılan Türk köyleri ile Limasol kentlerindeki  Türk mülkleri ve insanlarımıza verilen manevi zarar ise bu hesaplamanın içinde değil.

Bırakın tazmin etmeyi, özür bile dilemediler.

Türkler isyan etti yalanı ile bir de üzerinden çıkmaya çalışıyorlar.

Biz Kıbrıslı Türkleri, “Güçlü bir Rum Cumhurbaşkanı ve çok güçlü yetkileri olan bir Federal Merkezi (Rum) Hükümetinin idaresi altında yaşamayı kabul edecek kadar da aptal ve Türkiye’yi de Kıbrıs adası üzerindeki uluslararası anlaşmalar göre elde ettiği haklarını unutacak kadar saf sanıyorlar herhal.

Varsın hayal kurmaya devam etsinler. Hiçbir zaman ve koşulda Kıbrıslı Türkler, adı federasyon da olsa Kıbrıslı Rumların çoğunluk idaresi altında azınlık olarak yaşamayı kabul etmeyecektir.

Akşehir Konferansı

13 Temmuz 2010
Yorum yapılmamış

 

Akşehir, Konya’da Türkiye boyutlarına göre küçücük bir yerleşim yeri.

Buna Belde de diyebilirsiniz, Kasaba da, İlçe de.

Gerçekte her ad yakışır Akşehir’e.

Geçmişin derinliklerinden günümüze kadar bozulmadan gelmiş, dünün güzelliklerini coşku ile içinde yaşatan, Nasreddin Hocası ile ünlü bir kent.

Bana göre, bir adalıya, bir Kıbrıs’lıya göre Akşehir bir kent. Hem de nüfusu yetmiş beş bin civarında olan kocaman bir kent. Pırıl pırıl, tertemiz, bakımlı, modern ve çağa ayak uydurmuş yaşayan bir şehir Akşehir.

Hem kente, hem de insanlarına hayran kaldım.

Geçen sene gene konferans vermeye gittiğimde, çok az kalıp kenti tanıyabilmek fırsatım olmamıştı. Bu sene 1 gün fazlam oldu ve hem Akşehir’i hem de insanını birazcık olsun tanıyabildim.

İnsanları, Anadolu’muzun tüm güzelliklerini, iyi meziyetlerini, güzel karakterini, sevecenliğini ve mertliğini hala daha içlerinde barındıran kişiler.  Çağımızın getirdiği, gerek doğasal gerekse de insan karakterindeki bozulma ve yozlaşma, belli ki Akşehir’e daha uğramamış. Umarım yolunu kaybeder ve hiç uğramaz.

Belediye Başkanları Op. Dr. Sayın Mustafa Baloğlu.

Kendini kente vermiş, zamanını ve enerjisini bu güzel şehre adamış bir kişi. Herkes hakkında çok iyi konuşuyor. Kime sorduysam, çocuk, büyük, yaşlı, kadın, erkek, esnaf, memur; “Hem iyi bir cerrah, hem de iyi bir reis” diye tanımladılar kendisini. Belli ki Akşehir’li kendisini çok seviyor ve takdir ediyor. Makamında bizi konuk etti, tanıştık, konuştuk.

Akşehir’in en önemli özelliklerinden bir tanesi Nasreddin Hoca iken, diğeri de “Arasta”sı.

Nasreddin Hoca kentin gururu.

Hoca’nın mezarı çok ilginç ama o derece de bakımlı ve güzel. Muhteşem bir parkın içinde. Yaşadığı dönemde, yere bir çarpı işareti çizip “İşte burası dünyanın merkezi” dediği yere bronz bir plaka konmuş ve üzerine de “Dünyanın Merkezi- Nasreddin Hoca” yazılmış. İster önünde durup, ister üstüne çıkıp resim çektirebiliyorsunuz.  Size bir de belge veriyorlar, Dünya’nın Merkezini Ziyaret Ettiğinize” dair.

Parkın içinde ve kentin çeşitli yerlerinde Nasreddin Hoca’nın anlatımlarında geçen olayları simgeleyen heykeller var, “Doğuran Kazan”, “Maya Tutan Göl”, “Eşeğe Ters Binen Hoca” gibi. Bu heykelleri görünce insanın aklına hemen fıkranın tümü geliyor ve ister istemez içinizi bir mutluluk kaplıyor ve gülümsüyorsunuz.

Bu uygulamaya bayıldım diyebilirim. Heykeli görünce aniden aklınızdaki olası sıkıntılar boşalıyor ve yerine Nasreddin Hoca’nın, insanı güldüren ve güldürdüğü kadar da hayat dersi veren fıkrası geliyor. Yüzünüzü gülme, ruhunuzu mutluluk kaplıyor.

Parkın girişindeki satış kulübesinde ise Nasreddin Hoca ile ilgili ve Nasreddin Hocayı anımsatan, büyüğünden küçüğüne her tür hediyelik eşya var. Aldım hem de neredeyse hepsinden aldım.

Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı bizi kahvaltıya davet etti 9 Temmuz  Cuma sabahı. Sıradan bir kahvaltı olacağını düşünmüştüm.

Akşehir’in ünlü “Arasta”sının içinde, bin sekiz yüzlü yılların ilk çeyreğinden beri varlığını sürdüren “Helvacı”ya götürdü bizi başkan, yardımcısı bayan ile birlikte.

Küçük ama içinde yüzyılların izini taşıyan, bir kapısı öndeki sokağa, diğer kapısı da arkadaki sokağa açılan nostaljik bir mekandı. Masa örtüsü yerine, açıldığı günlerdeki gibi büyük tabaka halindeki kâğıtların kullanıldığı, adeta kuş sütünün bile eksik olmadığı bir masa donattılar bize, kahvaltı diye. Bir hafta yesem tüketemezdim üzerindekileri. Hayatımdaki en güzel ve en doğal kahvaltıyı yaptım diyebilirim. Akşehir’in ünlü “Napolyon Kirazı” bile vardı masada.

Ve ben, 51. Uluslararası Nasreddin Hoca Şenliklerinin 6 gün süren yoğun programı içinde Akşehir’e bir konferans vermek için davet edilmiştim.

4 Temmuz Pazar günü saat 13:00’de “Geleneksel Dellal’ın Halkı Şenliğe Çağrısı” sonrasında TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin’in Akşehir Kültür Merkezi’nde yaptığı konuşma ile başlayan şenlikler,  Yerli ve yabancı Halk dansları Topluluklarının gösterileri, Sergiler, Tiyatrolar, Konferanslar, Trap yarışları, Şiir söylemleri, Konserler, Film gösterileri, Sema gösterileri, Dinletiler ve Karagöz Hacivat gölge gösterileri ile 6 gün boyunca devam ederek 10 Temmuz gecesi saat 21:00’de yer alan muhteşem bir havai fişek gösterisi ile son buldu.

Muhteşemdi Akşehir ve Akşehirliler.

Nasreddin Hoca benim çocukluğumun kahramanlarındandı. Ona Akşehir’de tekrar kavuşmak beni gerçekten de çok mutlu etti. 

Prof. Dr. Ata ATUN

http://www.ataatun.com 

14 Temmuz 2010

  • Page 3 of 399
  • <
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • ...
  • 399
  • >

Form Yükleniyor

Yükleniyor...

Kullanıcı girişi

 Beni hatırla
Kayıt olun!
Şifremi unuttum

Yeni kayıt

Giriş yapın
Şifremi unuttum

Şifre talebi

Giriş yapın
Kayıt olun!

Popüler yazılar

  • The Varying Geographical Names in the İsland of Cyprus, Recorded by the Travellers Since 23 B.C.
  • Academy
  • Hakkımda
  • Albüm
  • Kıbrıs Antlaşmaları, Planları ve Önemli BM, AB Kararları Cilt-2
  • PROPERTY EXCHANGE NIGHTMARE IN SOUTHERN CYPRUS
  • Almanya'da Türk İzleri
  • Kıbrıs'ın 2005 Yıllık Geçmişinde Tarihin Derinliklerinde Kaybolmuş Yer İsimleri
  • Year 2007 Academic Comments on Cyprus' Politics
  • İletİşİm
 

RSS okuyucu ile takip edin...

Yazılar RSS
Yorumlar RSS

Rastgele 10 yazı

  • AB ve Türkiye’den karşılıklı KKTC tavizi
  • Kazanacağımız dava kasten kaybettirildi
  • LORDOS VE VAKIF MALLARI
  • Rumların soykırım uygulaması
  • PAPADOPULOS’TAN NE BEKLENİYORDU
  • TÜRKİYE-AB MÜZAKERELERİ NEREYE KADAR
  • Almanya'da Türk İzleri
  • Rumların 1974’ü yargılama hayali
  • Mevcut yer isimleri hangi eski ile değiştirilsin
  • Yakın Doğu Üniversitesine yapılan saldırı aslında bizlere yapılan bir saldırıdır. Lanetliyorum ve kınıyorum

Ankete katılın...

Sorry, there are no polls available at the moment.

Etiketler

Abd Ama Ankara Avrupa Belli Bile Bir Bm Bu Buna Bunu Bunun Daha Daki Deki Devlet Diye Eden Gelen Genel Gibi Hemen Ilk Iyi Kabul Karar Kendi Ki KKTC Nin Ortak Oy Papadopulos Pek Rum Tam Veto Veya Ya Yani Yeni Yeni Bir Yok Yunanistan Zaman
Designed by Bilisim Sistemleri

© 2008 - 2010 Prof. Dr. Ata ATUN Kişisel Web Sitesi |

XHTML
CSS
English
  • Sosyal imleme
  • E-posta ile yolla
  • Linkibol
  • Bagcik
  • Yumiyum
  • Oyyla
  • Tusul
  • 100Puan
  • del.icio.us
  • Digg
  • Furl
  • Netscape
  • Yahoo! My Web
  • StumbleUpon
  • Google Bookmarks
  • Technorati
  • BlinkList
  • Newsvine
  • ma.gnolia
  • reddit
  • Windows Live
  • Tailrank
  • Blogmarks
  • Favoriting
E-mail