• Anasayfa
  • Kategoriler
    • Araştırmalarım
    • Hakkımda
    • İletişim
    • Klasik Yazılarım
    • Konferanslarım
    • Yazılarım
  • Academy
  • Albüm
  • Bildirilerim
    • English Papers
    • Türkçe Bildiriler
  • Kitaplarım
  • Arşivler
    • Temmuz 2010
    • Haziran 2010
    • Mayıs 2010
    • Nisan 2010
    • Mart 2010
    • Şubat 2010
    • Ocak 2010
    • Aralık 2009
    • Kasım 2009
    • Ekim 2009
    • Eylül 2009
    • Ağustos 2009
    • Temmuz 2009
    • Haziran 2009
    • Mayıs 2009
    • Nisan 2009
    • Mart 2009
    • Şubat 2009
    • Ocak 2009
    • Aralık 2008
    • Kasım 2008
    • Ekim 2008
    • Eylül 2008
    • Ağustos 2008
    • Temmuz 2008
    • Haziran 2008
    • Mayıs 2008
    • Nisan 2008
    • Mart 2008
    • Şubat 2008
    • Ocak 2008
    • Aralık 2007
    • Kasım 2007
    • Ekim 2007
    • Eylül 2007
    • Ağustos 2007

Sendikalar ve Halkımız

22 Temmuz 2010
Yorum yapılmamış

 

Vatandaşlarımızdan aldığım bilgiler pek de Sendikalar açısından hayrın değil.

Anlaşılan artık halkın “Sessiz Çoğunluk” denilen büyük bir kısmı, sendikaları, sendikal hakları ve sendikaların her akıllarına her estiğinde yaptıkları grevleri pek desteklemiyor.

Özellikle de halka karşı yapılan grevleri benimsemiyor ve halkı mağdur eden grevlere de hiç sempati duymuyor.

Belli ki bıkmış usanmış artık halkımız sendikaların fütursuzca ve her aklına estiğinde grev yapmasından.

Kabak uzun vadede sendikaların başına patlayacak gibi gözüküyor.

Sendika Başkanlarına karşı da tepki var halkımızda.

Sendika başkanlarının gündüz sendika merkezinde oturup hiç iş yapmamalarına sonra da mesai bitince devlet dairesindeki görev yerine gidip fazla mesai almasına çok içerliyorlar.

Niye biz verdiğimiz vergilerle bunların maaşını ödüyoruz.  Sendika başkanlarının ve Sekreterlerinin maaşlarını sendikanın kendisi ödesin diyor insanımız.

Ellerine geçirdikleri devlet olanaklarını, kendi çıkarları doğrultusunda vatandaşa karşı kullanmalarına da çok içerliyor artık insanımız.

Geçen gün bir vatandaşımız, yıllar önce KIB-TEK’in normal mesaiden yaz mesaisine geçmek için haftalar süren grevini ve evindeki buz dolabında bozulan yiyeceklerini hatırlattı bana. Kuruş kuruş biriktirerek aldığımız yiyeceklerimizi çalışmadan para kazanmak için elektriği şantaj niyetine kullanan sendikacılar yüzünden çöpe attıklarından bahsetti bana kızgınlıkla.

Dediğine göre de KIB-TEK yaz mesaisine geçince de bütün arızaları öğleden sonra gidermeye başlamışlar, fazla mesai almak için.

Bir sendika üyesi kamu görevlisi de, grev kararının kendilerine danışılmadan ve oylama dahi yapılmadan 2-3 kişi tarafından alındığından yakındı bana. Greve katılmayana da, ya baskı yapıyorlarmış ya da şantaj.

Keşke grev kararları bir hafta evvelsinden, gizli oylama ile alınabilse dedi. O vakit üyelerin sendika başkanlarının grev kararını destekleyip desteklemediği hür irade ile ortaya çıkar, çok daha iyi olur dedi.

Bir diğer sendika üyesi de maaşından otomatik olarak alınan sendika aidatı kesintisine karşı çıktı. Ben sendikanın faaliyetlerinden memnunsam gidip kendim veririm, niye daha maaşımı elime almadan benden aidat kesiyorlar hiç anlamıyorum demişti bana.

Belli ki sendikalara artık eskisi gibi sempatisi yok halkımızın.

Hele Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası’na (KTÖS) ve Kıbrıs Türk Orta Eğitim Sendikası’na (KTOES) ateş püskürüyorlar.

Haftalar ve aylar süren grevlerden dolayı ders yapacak ve çocuklarımıza bir şeyler öğretecek vakit bulamadılar. Bu nedenle de Türkiye başarı sıralamasında KKTC Şırnak’ın bile arkasına düştü diye şikayet ettiler.

Bir tanesi de öğretmenlerin yılda sadece 164 yarım gün çalıştıklarından ve 14 maaş aldıklarından şikayet etti. Tam gün olarak sadece 82 gün çalıştıklarından buna karşın da geriye kalan 283 gün yan gelip yattıklarını dile getirerek bunun büyük bir haksızlık olduğundan bahsetti.

Bu 14 maaş konusu dikkatimi çekti.

Eylül ayında okullar başlamadan önce öğretmenlere her yıl 2 asgari ücret değerindeki Hazırlık Ödeneği ödeniyormuş ve bu arkadaşımız da bu ayrıcalığa fena halde karşı. Bütün bir yaz yan gelip yatıyorlar, kışın bol bol grev yapıp derslere girmiyorlar, sonra da bunlara bizim verdiğimi vergilerden bir de hazırlık ödeneği ödeniyor diye itirazını dile getirdi.

Bu hazırlık ödeneği konusu benim de ilgimi çekti ve emekli hocalarımızdan bir tanesine bu ödeneğin gerekçesini sordum. Eskiden karatahta vardı ve tebeşirle yazardık. Tebeşirden dökülen tozlar elbiselerimizi kirletirdi bu nedenle vermişlerdi  Hazırlık Ödeneğini ama artık çağımızda kara tahta yok, ne gerekçeyle veriyorlar ben de bilmiyorum diye yanıtladı beni.

Serbest çalışanlar en çok kamu görevlilerinin, tek bir kuruş Emekli maaşı primi ve emekli ikramiyesi primi vermeden, emekli olunca çuvalla para almalarına karşı.

Onlar yan gelip yatıyor, ay sonu maaş alıyorlar ama tek bir kuruş da primi ceplerinden ödemiyorlar. Hepsini biz ödüyoruz. Hem günde 12 saat çalışıyoruz hem de bunların primlerini biz ödüyoruz diye yakınıyorlar.

Artık belli oluyor ki halk, devletin aldığı ekonomik tedbirleri benimsiyor ve fazlasını da istiyorlar. Özellikle Kamu reformunu ve sendikalar yasasının çağımıza ve KKTC gerçeklerine göre yeniden düzenlenmesini istiyor.

“Elçiye zeval olmaz”.

Ben sadece açık pazarda duyduklarımı yazdım…

Prof. Dr. Ata ATUN

http://www.ataatun.com 

23 Temmuz 2010

Şafak Nöbeti Coşkusu

20 Temmuz 2010
Yorum yapılmamış

 

36 yıl evvel gerçekleşen Mutlu Barış Harekatının ilk günü olan 20 Temmuz 1974 Cumartesi günü sabahı saat 05:00’de, Türk askerlerinin karaya ayak basmasının anısına düzenlenen “Şafak Nöbeti” kutlaması müthiş görkemliydi.

19 Temmuz 2010 Pazartesi gecesi yer alan ve 20 Temmuz sabahı saat 05:00’e kadar devam eden Şafak Nöbeti” kutlamalarında ben de oradaydım.

Hem de en başından en sonuna kadar.

Organizasyon Komitesini, kutlamalara maddi kaynak sağlayan kuruluşları ve emeği geçen tüm vatanseverleri kutlarım.

Gerçekten de çok görkemliydi.

Kutlama, insanımızın içindeki KKTC aşkını ve Türkiye sevgisini adeta pekiştirdi, bir kez daha yaktı ve hayata geçirdi.

Buna bir şahlanış, KKTC’deki vatanseverlerin ve Anavatan aşıklarının bir araya gelişi ve gönül bağı kurmaları da diyebilirsiniz.

Türk ve KKTC bayraklarını tutan çocukların, genç erkek ve kızlarımızın, annelerin babaların, nenelerin ve dedelerin coşkusu görmeye değerdi.

Herkes coşkuyla birbirine kenetlenmişti. KKTC’yi sahiplenme, varoluş için mücadele azmi ve kalplerindeki inanış, adeta yüzlerindeki mutlulukla özdeşleşmişti. Bunu görmek, okumak ve hissetmek çok kolay oldu benim için.

Şafak Nöbetine katılan siyasilerimiz de adeta, ünlü şairimizin mısrasındaki gibi “Çocuklar gibi şendi”ler. Mutluydular ve içlerindeki KKTC sevgisi, Asker sevgisi ve Türkiye sevgisi belirgin bir şekilde dışa vuruyordu.

Katılımcılar da öyle.

Hep bir ağızdan marşlar ve şarkılar söylemeleri, şarkılarını büyük bir coşkuyla söyleyen Türkiye’nin ünlü sanatçılarına eşlik etmeleri de çok duygusaldı.

36 yıl evvel, 19 Temmuz Cumartesi gecesi, kırmızı alarma girerek elde silah Mağusa surları üzerindeki mevziimde geçirdiğim sıkıntılı gece ve hissettiğim endişeler bir bir aklıma geldi, Pazartesi gecesi yer alan kutlamada.

Kulağımızın radyoya yapışık olması, radyodan gelen haberlerin tek bir kelimesini kaçırmadan dinlememiz ve Başbakan Ecevit’in Pazartesi günü sabah T.B.M.M.yi Kıbrıs konusunda toplantıya çağırdığı açıklaması, hepten bizi ümitsizliğe kaptırmış, “Bu defa da gelmiyorlar” düşüncesinin kafalarımızı, beyinlerimizi esir almasına neden olmuştu.

Ama gene de bir gariplik vardı yaşadığımız olaylarda.

Hem Türkiye daha adaya çıkıp çıkmamayı iki gün sonra tartışacaktı, hem de biz silâhaltındaydık. Üstelik de “Kırmızı Alarm”a girmiştik. Ateş emri olmadan da ateş etmek yetkisi de tüm birliklere verilmişti.

Sabaha kadar silahlarımızı en az on kez gözden geçirmiş, savaş düzenine girmiş, haritaları yerlere sermiş, atış işaretleri ve hedef bayraklarını da yerli yerlerine dikmiştik.

Hazırdık.

Her saldırıya karşı koymaya, gerekirse de hücum etmeye hazırdık.

Hepimiz de “Mücahit Yemini” etmiştik.

Fiziksel olarak bu “Dünya Güzeli Vatanımız”  için çarpışmaya, manen de şehit olmaya hazırdık.

Sıkıntılı geçen gecenin sabahının daha ilk cılız ışıklarında, camimizden gelen “Ezan Sesi”ne, radyolarımızdan gelen liderimiz Rauf Denktaş’ın mutlu, mutlu olduğu kadar da heyecanlı sesi karışmaya başladı. 

“Türk ordusunun adanın dört bir tarafından çıkarma yaptığını” müjdeliyordu sesi.

Artık gün bizimdi ve “Anavatan” gelmişti.

İşte 1974 yılının 19 Temmuz gecesi ve 20 Temmuz sabahı bir mücahit olarak elde silah, siperde hissettiklerim bunlardı.

Ve Pazartesi gecesindeki “Şafak Nöbeti”nde de aynı duyguları bir kez daha yaşadım. Eminim benim gibi Mutlu Barış Harekatına katılmış tüm Mücahitlerimiz ve askerlerimiz de aynı duyguları benim gibi iliklerine kadar yaşamışlardır.

Anavatana şükürler olsun diyorum.

İyi ki varsın diyorum ve tanrıya, 1878 yılından beri biz Kıbrıslı Türkleri hiç unutmamış ve her zaman bağrına basmış olan böylesi bir anavatanım olduğu için de teşekkür ediyorum….

Prof. Dr. Ata ATUN

http://www.ataatun.com 

21 Temmuz 2010

Su ve 2014

18 Temmuz 2010
Yorum yapılmamış

Kıbrıs adasına yaşanan iki halk arasındaki çatışma ve yıllardır yaşanan huzursuzluklar, hep Rumların adanın tümüne egemen olmak arzu ve hayallerinden kaynaklandı.

Sanki de tüm Rumların gözleri kör ve hiçte yıllardır kafalarına akıl koymadılar.

Hala daha gerçekleri göremiyorlar ve aynı hayalci kafada devam ediyorlar.

1968 yılından beridir sürdürülen müzakereler, ada üzerinde Rumların yıllardır sürdürdükleri baskıcı sahiplenme arzuları nedeni ile hep çıkmaza girdi.

Rumların tek bir arzuları ve hedefleri var “Adanın tümünü sahiplenmek.

Adayı bizlerle bölüşmek ve hep birlikte barış içinde yaşamak gibi bir düşünceleri de yok. Bu nedenle de ellerindeki her tür olanağı, bu kötü emelleri doğrultusunda kullandılar.       

Önce silahı denediler.

Türklerin adadaki varlığına silah zoru ile son vermeye çalıştılar. Kimilerini evlerini yakıp yıkıp öldürerek, kimilerini de göçe zorlayarak.

Bu yöntemin sonucu beklenmedik bir şekilde geldi ve Türkiye 1968 yılında adaya çıkarma kararı alarak, bu yolun yanlış olduğuna Rumların dikkatini çekti.

Türkiye’nin bu kararı sonrasında birazcık akıllanan ve Hanya’yı Konya’yı anlayan Makarios, taktik değiştirdi ve silahı bir kenara bırakarak “Ekonomik Soykırımı” yürürlüğe koydu.

Gerçekten de bu yöntem Türkleri ekonomik olarak sıfırlayıp başarıya doğru gidiyordu ki, Yunanistan imdadımıza yetişti. Adanın Yunanistan topraklarına katılımı amaçlı olarak Makarios’a karşı yapılan darbe, 20 Temmuz Mutlu Barış Harekâtını da beraberinde getirdi.

Türkiye’nin bu müdahalesi, biz Kıbrıslı Türklerin rüyalarımızda bile göremeyeceği bir şekilde sonlandı.

Özgürdük ve hepimiz de adanın kuzeyinde toplanarak kendi yönetimimizi kurduk. Artık ne Rumların öldürücü ekonomik baskısı vardı ne de silahlı tehditleri.

Tabii ki Rumlar, yıllardır hayalini kurdukları Türkleri adadan atmak ve adanın tümüne hâkim olduktan sonra Yunanistan’a katılmak yerine, beklemedikleri bir şekilde adanın üçte birini kaybedince, mücadelenin yöntemini tekrar değiştirdiler.

Dünya üzerindeki Helenleri önce örgütleyip sonra da devreye sokarak, ABD gibi Rusya gibi güçlü devletleri arkalarına alıp “Siyasi Mücadele”ye başladılar.

Bu, adanın tümünü ele geçirmek için uygulamaya koydukları 3. Yöntem oldu. Zaten başka bir seçenekleri de kalmamıştı.

Gerçekten de başarılı oldular. BM Genel Kurulundan, BM Güvenlik Konseyinden, ABD Senatosundan, Fransız Meclisinden Türkiye aleyhine kararlar çıkarttırmayı başardılar. AB’ye girdiler ve AB’yi tepe tepe Türkiye ve KKTC aleyhine kullanmaya başladılar. Türkiye’den ve Kıbrıslı Türklerden taviz koparmak için de her yolu denediler.

İşler bir müddet istedikleri gibi gitti ama ibre gene, yavaş yavaş aleyhlerine doğru dönmeye başladı. Gelişmeler, Türkiye’yi küçümsemenin bedelini aynen 1974’de olduğu gibi ağır bir şekilde ödemeye başlayacaklarına işaret ediyor.

2014 yılı AB’de Lizbon Anlaşmasının tümü ile yürürlüğe gireceği yıl. Kıbrıslı Rumların AB içindeki yetkileri sıfırlanacak ve “Veto” hakları ortadan kalkacak. Nitelikli Oylama devreye girdiği zaman tek başlarına “Hayır” demelerinin bir manası ve etkisi olmayacak. 2014 yılından sonra AB içinde Rumların esameleri bile okunmayacak.

Tam tersi gelişmeler olacak ve Türkiye’nin bölgesel politik, ekonomik ve askeri gücünü hep üzerlerinde hissetmeye başlayacak Rumlar. 

“Su Projesi” ise tüm politik, siyasi ve ekonomik dengeleri bozacak, gelişmelere de ağırlığını hemen koyacak.

Türkiye’den borularla Kıbrıs’a su getirme projesi gerçekleştiği anda, aynen 20 Temmuz 1974’de olduğu gibi güç ibresi iyice Türklerin lehine dönecek.

O yıllarda “Kıbrıs’a Kalıcı Barışı Getirmek Müzakereleri” hala devam ediyor durumdaysa, Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye’nin elindeki “Su Kozu”, Rumlara her tür tavizi verdirecekleri güçte bir silah haline dönüşecek.

“Su” ve “Hava” yaşamın vazgeçilmez temel taşlarından. Onlarsız yaşam devam edemiyor. Kıbrıs’a da özlenen barışı en güçlü ateşli silahtan bile daha etkin olan “Su” getirecek.

Prof. Dr. Ata ATUN

http://www.ataatun.com 

19 Temmuz 2010

  • Page 2 of 399
  • <
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • ...
  • 399
  • >

Form Yükleniyor

Yükleniyor...

Kullanıcı girişi

 Beni hatırla
Kayıt olun!
Şifremi unuttum

Yeni kayıt

Giriş yapın
Şifremi unuttum

Şifre talebi

Giriş yapın
Kayıt olun!

Popüler yazılar

  • The Varying Geographical Names in the İsland of Cyprus, Recorded by the Travellers Since 23 B.C.
  • Academy
  • Hakkımda
  • Albüm
  • Kıbrıs Antlaşmaları, Planları ve Önemli BM, AB Kararları Cilt-2
  • PROPERTY EXCHANGE NIGHTMARE IN SOUTHERN CYPRUS
  • Almanya'da Türk İzleri
  • Kıbrıs'ın 2005 Yıllık Geçmişinde Tarihin Derinliklerinde Kaybolmuş Yer İsimleri
  • Year 2007 Academic Comments on Cyprus' Politics
  • İletİşİm
 

RSS okuyucu ile takip edin...

Yazılar RSS
Yorumlar RSS

Rastgele 10 yazı

  • Şaka bir kenara KKTC için “Tayvan Modeli” işi ciddiye bindi
  • Annan Planı kabul edilseydi neleri kaybetmiştik
  • Hrisostomos, Kare Papaz peşinde
  • Gül’de Özkök’de aynı fikirdeler. Kıbrıs konusunda ikisi de aynı şeyleri söylüyor
  • Bush, Rice ve Zoellick
  • Türkiye’nin AB ile Rumları tanıma(ma) protokol görüşmeleri 2 Mart’ta Brüksel’de başlıyor
  • Orgeneral Y. Büyükanıt ve elimizdeki çözüm kozları
  • BM’nin 541 No.lu kararı hala geçerli mi
  • Rumlar OXİ’nin bedelini ödemeye başladılar.
  • KASIM ve KIBRIS

Ankete katılın...

Sorry, there are no polls available at the moment.

Etiketler

Abd Ama Ankara Avrupa Belli Bile Bir Bm Bu Buna Bunu Bunun Daha Daki Deki Devlet Diye Eden Gelen Genel Gibi Hemen Ilk Iyi Kabul Karar Kendi Ki KKTC Nin Ortak Oy Papadopulos Pek Rum Tam Veto Veya Ya Yani Yeni Yeni Bir Yok Yunanistan Zaman
Designed by Bilisim Sistemleri

© 2008 - 2010 Prof. Dr. Ata ATUN Kişisel Web Sitesi |

XHTML
CSS
English
  • Sosyal imleme
  • E-posta ile yolla
  • Linkibol
  • Bagcik
  • Yumiyum
  • Oyyla
  • Tusul
  • 100Puan
  • del.icio.us
  • Digg
  • Furl
  • Netscape
  • Yahoo! My Web
  • StumbleUpon
  • Google Bookmarks
  • Technorati
  • BlinkList
  • Newsvine
  • ma.gnolia
  • reddit
  • Windows Live
  • Tailrank
  • Blogmarks
  • Favoriting
E-mail