• Anasayfa
  • Kategoriler
    • Araştırmalarım
    • Hakkımda
    • İletişim
    • Klasik Yazılarım
    • Konferanslarım
    • Yazılarım
  • Academy
  • Albüm
  • Bildirilerim
    • English Papers
    • Türkçe Bildiriler
  • Kitaplarım
  • Arşivler
    • Temmuz 2010
    • Haziran 2010
    • Mayıs 2010
    • Nisan 2010
    • Mart 2010
    • Şubat 2010
    • Ocak 2010
    • Aralık 2009
    • Kasım 2009
    • Ekim 2009
    • Eylül 2009
    • Ağustos 2009
    • Temmuz 2009
    • Haziran 2009
    • Mayıs 2009
    • Nisan 2009
    • Mart 2009
    • Şubat 2009
    • Ocak 2009
    • Aralık 2008
    • Kasım 2008
    • Ekim 2008
    • Eylül 2008
    • Ağustos 2008
    • Temmuz 2008
    • Haziran 2008
    • Mayıs 2008
    • Nisan 2008
    • Mart 2008
    • Şubat 2008
    • Ocak 2008
    • Aralık 2007
    • Kasım 2007
    • Ekim 2007
    • Eylül 2007
    • Ağustos 2007

Kıbrıs Sorunu Yön mü Değiştiriyor

30 Mayıs 2010
Yorum yapılmamış

 

Son yıllarda Kıbrıs Sorunu ile ilgili sanki BM, AB, ABD ve benzeri gibi dünya aktörleri konuya yaklaşım farkı göstermeye başladı.

Bunun sonucu olarak da “Kıbrıs Sorunu” ile ilgili yıllardır kafalarda yer etmiş çözüm şekli de, hızlı bir biçimde değişim yoluna girdi.

Eski kuramlar adeta yerle bir oldu.

Sanki de günümüzde, 4 Mart 1964 tarihinden beridir süregelmekte olan kavramlar ve özellikle de Kıbrıslı Türklere yıllardır dayatılmak istenilenler de bir bir değişime uğramaya başladı.

Gerçekte inanılması güç bir olgu bu.

“Kıbrıs Sorununun Çözümü” konusunda Rumlar üzerinde olağan dışı bir baskı oluşturulmaya başlandı ve gün geçtikçe de bu baskının dozu hissedilmesi zor bir tonda arttırılıyor. Adeta Rumların boynuna bir ilmik geçirilmiş ve bu ilmik de her gün biraz daha sıkılıyor.

Daha evvel Kıbrıslı Rum liderin tanınmış bir devlet statüsündeki Kıbrıs (Rum) Cumhuriyetinin başkanı olması, KKTC Cumhurbaşkanı olan Kıbrıslı Türk liderin de yalnızca Kıbrıs Türk toplumunun lideri olarak tanınması sorun yaratıyordu, belli ki yumuşak bir diplomatik manevra ile 2010 yılı içinde bu dengesizlik bir şekilde BM tarafından çözülecek. Gözüken köy kılavuz istemiyor.

Rumlar her ne kadar “Boğucu Takvim”e karşı çıkıyorlarsa da, geçmiş yıllardaki deneyimler, kilitlenmiş sorunların BM Merkezinde daha kolay aşıldığını ortaya koyduğundan Ban Ki Moon’un aklında olan, Kıbrıs Sorununun temel taşı olan “Mülkiyet gibi, Toprak gibi” başlıklar görüşüldükten sonra liderleri BM’nin New York’taki merkezine çağırmak ve müzakerelerin son aşamasını orada gerçekleştirmek.

Bunun  için de hazırlanmış bir senaryo var sanki.

Barış Gücü’nün Ada’dan geri çekilmesi tartışmaları, Avrupa Komisyonu’nun Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün onaylanması yönündeki çabaları ve AİHM’den son çıkan kararlar adeta söz birliği etmişçesine “her yönden gelen şantaj kokan kararlarla Rumlara baskı ortamı yaratmak” gibi adeta.

Rum Lider Papadopulos’un ve ondan sonra gelen Hristofyas’ın “Mülkiyet” ile ilgili yaklaşımları hep yasal sahibin ilk söz hakkının ve son kararın sahibi olması şeklindeydi.

Son yıllarda AİHM’den çıkan kararlar, Rumların düşlediği gibi “Yasal Sahip”in lehine değil bugünkü kullanıcının lehine, yasal sahibin de aleyhine çıkıyor.

AİHM’in son kararı, Rumların vazgeçilmez iddiası olan mülkün akıbetiyle ilgili ilk söz hakkının yasal sahibinde olması gerektiği tezini iyice güçsüzleştirdi. Artık gidişat Kıbrıs Rum tarafının mülkiyet meselesine çok daha esnek yaklaşması gerektiğini gösteriyor.

Almanya Dışişleri Bakanlığı’nın, AB Komisyon’unun tercih ettiği ve KKTC’yi AB üyelerinin Dış Ticaret çerçevesinde ticari ilişkiler kurabilecekleri üçüncü ülke olarak algıladığı yasal zemini doğru bulduğunu açıklaması ise Rumlar için bir başka düş kırıklığı oldu.

Rumların bütün muhalefetine ve perde arkası ayak oyunlarına rağmen “Doğrudan Ticaret Tüzüğü”nün şöyle veya böyle, kalıcı veya geçici olarak AB tarafından uygulamaya konacağı yavaş yavaş su yüzüne çıkıyor.

Kıbrıs Rum Yönetimi, konu nihai karar için Konseyin önüne geldiğinde, yanına alacağı devletlerle, Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün onaylanmasını engelleyebilmek amacı ile “engelleyici azınlık” (blocking minority) oluşturmaya çalışacağından Almanya’nın takınacağı tavır özellikle çok önemli idi. Rumların Almanyasız bu kararın geçmesini önleyebilmeleri artık neredeyse olanaksız.

Gelişmeler Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak Avrupa’daki bıkkınlığı ve var olan yorgunluğu yansıtıyor. Yıllardır güvendikleri ve sırtlarını dayadıkları AB ve BM’de işler pekte Rumların istedikleri gibi gitmiyor ve belli ki zaman da Rumların aleyhine işliyor artık.

2010 yılı Kıbrıs Müzakereleri konusunda bu güne değin alışık olmadığımız gelişmelere gebe. Hep birlikte göreceğiz…

Prof. Dr. Ata ATUN

http://www.ataatun.com

31 Mayıs 2010

Pile Nerede (2)

27 Mayıs 2010
Yorum yapılmamış

 

Pile köyümüzde bürokratik uyumsuzluk ve karmaşıklık gerçekten de diz boyu. Stratejik olarak Rum Yönetimine de kaptırdıklarımız da işin cabası.

Beyarmudu’ndaki “Ana Okulu”na giden 6 minik yavrunun dönüşümlü olarak annelerden bir tanesinin refakatinde her gün Beyarmudu’na gitmesi ise tam bir bürokratik işkenceye dönüşmüş. Sanki bu yavrular yurt dışından geliyormuş gibi Beyarmudu giriş kapısında annelerinden vekalet istenmekte ve her gün de adına “Vize” denilen giriş-çıkış formu doldurmak zorunda bırakılmaktalar.

Pile’li Türkler ise kopmaz bir parçası oldukları Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine serbestçe girip çıkamıyorlar.

“Beyarmudu Sınır Kapısı”ndan KKTC’ye mi giriyorlar yoksa yüzyıllardır üzerinde yaşadıkları öz be öz Türk topraklarından dışarı mı çıkıyorlar anlaşılır gibi değil. Hem KKTC vatandaşları, hem de yabancı uyruklular.

Vergi alınırken, mücahitlik görevini yaparken, KDV ödenirken KKTC vatandaşları addedilen Pile’li Türkler, evlerine gitmek için Beyarmudu Sınır Kapısı”na geldiklerinde aniden “Yabancı Kişi” konumuna sokulmaktalar ve kendilerinden “Vize” formu doldurmaları istenmekte. Aynı şekilde Türk toprakları üzerinde kurulu evlerine gitmek istediklerinde de KKTC’den resmen çıkış yapmaları istenmekte. Her gün biraz daha kahroluyorlar bu uygulama nedeni ile.

BTM’de yer alan Pile Türk Spor Klubünün maçını yönetmek için geçmiş haftaların birinde Beyarmudu sınır kapısına gelen Kıbrıslı Türk hakemlerden bir tanesi 17 yaşından küçük olduğu için, velisinden izin kağıdı getirmedi diye KKTC’den çıkıp Pile’ye gitmesine izin verilmemiş.

Uygulamadaki çarpıklık anlaşılır gibi değil.

Spor Dairesinin bağlı olduğu Eğitim Bakanlığı maç yönetmesi için bir görevlisini hakem olarak Pile’ye gönderirken, Muhaceret Dairesinin bağlı olduğu Bakanlık ise bu hakemin Pile’ye gitmesine izin vermemekte.

Pile’li Türkler Beyarmudu Sınır Kapısı’ndan çıkıp Egemen Üsler Bölgesine girdiklerinde de “Yeşil Hat Tüzüğü” kuralları ile yüz yüze geldiklerinden, geçen haftaki protesto gösterilerine kadar arabalarından tutun iç giysilerine kadar Rum görevliler tarafından saçlarından ayak tırnaklarına kadar aranmaktaydılar. Yeşil Hat Tüzüğüne aykırı olduğu iddiası ile ellerindeki sandviçler bile alınıp imha edilmekteydi.

1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Yasalarına göre Egemen İngiliz Üs Bölgesinde dolaşmaları yasak olan Rum Yönetiminin Polisleri, şimdi Beyarmudu sınır kapısına kadar olan bölge içinde “AB Müktebesatını” bahane ederek ellerini kollarını sallayarak dolaşmakta ve görev ifa etmekteler. 2005 yılında iktidarda olan hükümetimiz buna niye itiraz etmemiş anlaşılır gibi değil.

Göz göre göre “Ara Bölge”yi Rum Yönetimine kaptırmışız “Aman Rumları Gücendirmeyelim” döneminde. Bu nasıl bir mantık ve anlayışsa.

Rumlar, Larnaka’dan Pile’ye hiçbir barikattan geçmeden, ellerini kollarını sallayarak girerlerken, Pile’li Türkler KKTC’den yüzyıllardır Türk toprakları üzerinde kurulu kendi evlerine 2 tane barikattan geçerek gitmek zorunda bırakılmaktalar.

Bunun çaresi yok mu? Elbette var.

Pile’li Türklerin ve ara bölgede işyerleri olan Beyarmudu’lu Türklerin Beyarmudu’ndan “Ara Bölge”ye giriş ve çıkışları “Kontrollü ama vizesiz” olarak Beyarmudu’nun “Batı Kapısı”ndan yaptırılmalı ve bu ezgiye son verilmeli.

Pile gerçeğini bilmeyen bürokratların Pile konusunda verecekleri kararları Pile’li Türklere danışarak sonuçlandırmalarında büyük fayda vardır.

Şimdiki uygulamadan Pile’li Türkler çok şikayetçidirler ve aşağılandıkları inancındadırlar. Pile’li kardeşlerimizi kaybetmek istemiyorsak “Batı Kapısı”ndan “Kontrollü ama vizesiz” giriş ve çıkış yapmaları ilk fırsatta uygulamaya konmalıdır….

Pile’li kardeşlerimize bürokratik engeller çıkarıp yaşamlarını zorlaştıracağımıza, akıllı politikalarla onları kucaklamalıyız.

Prof. Dr. Ata ATUN

http://www.ataatun.com 

28 Mayıs 2010

Liderlerin İlk Buluşması

25 Mayıs 2010
Yorum yapılmamış

 

Bu gün büyük bir gün.

Kıbrıs konusunun ve müzakerelerin kaderinde dönüm noktası olacak bir gün bu gün.

Dün akşamki yemekte liderler, eşleri ve özel temsilciler tanıştı.

Gerçekte Özersay ile Yakovu daha evvelden de tanışıktılar ama statüleri farklı idi. Bu sefer Cumhurbaşkanlarının Özel Temsilcileri olarak tekrardan tanışmış oldular.

Sayın Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu’nun kurduğu “Müzakere Ekibi” ve “Müzakere Danışma Kurulu”, geniş bir fikir, görüş, vizyon ve yetenek yelpazesinden seçilmiş. Çalışma ortamı son derece güzel, ekipler de birbirleri ile çok uyumlu.

Yapılan çalışmalar derin, tartışmalar ise üretken.

Herkes kendi alanında birer uzman ve her söylenen ile önerilen, yeni bir görüş açısı, yeni bir savunma hattı kazandırıyor ekibe. 

Bu ekip gerçekten de başarılı olacak.

Tabaktan alınan ilk kaşığın, yemeğin tümünün tadı hakkında ilk ve değişmez izlenimi verdiği gibi katıldığım ilk birkaç toplantı da bende bu izlenimi bıraktı.

Derviş bey bu gün masaya “Müzakereleri kaldığı yerden devam etmek” ve adaya yıllardır özlenen “Çözümü ve Barışı” getirmek için oturuyor. Aklında ve kalbinde “Barış ve Çözüm” var. Bizleri de bu yönde motive ediyor.

Rumların Kıbrıs konusunda başları sıkışık.

İşler eskisi gibi istedikleri gibi gitmiyor.

Tam tersine adada barışı istemeyenin, müzakerelerin çıkmaza girmesini isteyenin Rumlar olduğuna inanıyor artık Avrupa Birliğine üye ülkelerin büyük bir çoğunluğu ve de BM’nin yöneticileri.

Rumlar içine düştükleri bu olumsuz konumdan çıkış yolunun Eroğlu’nu suçlamakla bulabileceklerini zannediyorlardı, gelişmeler umdukları gibi olmadı.

Eroğlu’nun daha ilk günden “Barış Çağrısı” yaparak ve “Müzakereler devam” diyerek Rumlara zeytin dalını uzatması, Rumları bayağı düş kırıklığına uğrattı,  tutunmayı hayal ettikleri dalı kırdı.

Bu dostça ve yapıcı yaklaşıma ilaveten Türkiye Cumhuriyeti’nin de adada “Barış” istediğini ve “Müzakerelerin adil ve sürdürülebilir bir anlaşma” ile sonuçlanabilmesi için elden geleni yapacağını açıklaması, Rumların iyice moralini bozdu.

Dış İşleri Bakanı Davutoğlu, Türk limanlarını Rum bayraklı gemi ve uçaklara açmak çağrısını daha birkaç gün önce yineledi.      

Aslında bu çağrı hem AB’ye hem de BM’ye idi aynı zamanda.

“Siz KKTC’deki Ercan, Mağusa ve Girne limanlarını direkt ticarete açın, biz de Türkiye olarak tüm hava ve deniz limanlarımızı Kıbrıs Rum Bayraklı gemi ve uçaklara açalım” diyerek, adaya barışın gelebilmesi için her tür fedakârlığı ve özveriyi göze aldıklarını ortaya koydu, hem de resmi ağızdan.

Bu gün iki liderin bu ilk buluşmalarında tartışacakları mülkiyet konusu, müzakerelerin en önemli başlıklarından bir tanesi olmasına rağmen gerçekte de bir çok kişinin iddia ettiği gibi çok korkulu ve karmaşık bir konu değil. Ortada BM Genel Sekreteri’nin ve Güvenlik Konseyi’nin müzakereler sonucunda kurulacak olan veya hayata geçirilecek olan yeni devleti oluşturacak olan “Kurucu Devletlerin”, ki söz konusu rapor ve kararda bu devletler “Constituent State” olarak tanımlanmaktadır, nüfus ve mülkiyet açısından “Nitelikli Çoğunluk”a sahip olacağı açık ve net olarak belirtilmektedir.

Yani, sonuç ne olursa olsun veya anlaşma ne olursa olsun Annan Planındaki adı ile “Kıbrıs Türk Devleti”ndeki Türk nüfusu “Nitelikli Çoğunluğu” teşkil edecek ve ayni şekilde de  Kıbrıs Türk devleti vatandaşlarına ait olacak olan mülkler de “Nitelikli Çoğunluk”tan az olmayacak.

Rumlar beğense de, beğenmese de BM kararlarına uymayız deseler de, gerçekleşecek olan bu, olacak olan da bu.

Zaman içinde hep birlikte, bunu çok daha iyi göreceğiz…

Pile ile ilgili yazımın ikinci bölümüne, bir sonraki yazımda devam edeceğim….

Prof. Dr. Ata ATUN

http://www.ataatun.com

  • Page 10 of 399
  • <
  • 1
  • ...
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 11
  • 12
  • 13
  • 14
  • ...
  • 399
  • >

Form Yükleniyor

Yükleniyor...

Kullanıcı girişi

 Beni hatırla
Kayıt olun!
Şifremi unuttum

Yeni kayıt

Giriş yapın
Şifremi unuttum

Şifre talebi

Giriş yapın
Kayıt olun!

Popüler yazılar

  • The Varying Geographical Names in the İsland of Cyprus, Recorded by the Travellers Since 23 B.C.
  • Academy
  • Hakkımda
  • Albüm
  • Kıbrıs Antlaşmaları, Planları ve Önemli BM, AB Kararları Cilt-2
  • PROPERTY EXCHANGE NIGHTMARE IN SOUTHERN CYPRUS
  • Almanya'da Türk İzleri
  • Kıbrıs'ın 2005 Yıllık Geçmişinde Tarihin Derinliklerinde Kaybolmuş Yer İsimleri
  • Year 2007 Academic Comments on Cyprus' Politics
  • İletİşİm
 

RSS okuyucu ile takip edin...

Yazılar RSS
Yorumlar RSS

Rastgele 10 yazı

  • RUMLAR NİHAYET İTİRAF ETTİLER
  • PAPA VE ÇOCUKLARIMIZ
  • BM’nin yeni KIBRIS PLANI Mayıs’ta masada
  • 2010 NELER GETİRECEK
  • Bolonya Süreci dünyanın sonu mu?
  • Kıbrıs’lı Rumların yasa oyunları
  • AB SEÇİMLERE EL ATTI
  • Arestis davası Evkaf duvarına çarpacak
  • İngiliz Üslerinde baş ağrıtıcı gelişmeler
  • Limanların arkasından Konsolosluk gelecek

Ankete katılın...

Sorry, there are no polls available at the moment.

Etiketler

Abd Ama Ankara Avrupa Belli Bile Bir Bm Bu Buna Bunu Bunun Daha Daki Deki Devlet Diye Eden Gelen Genel Gibi Hemen Ilk Iyi Kabul Karar Kendi Ki KKTC Nin Ortak Oy Papadopulos Pek Rum Tam Veto Veya Ya Yani Yeni Yeni Bir Yok Yunanistan Zaman
Designed by Bilisim Sistemleri

© 2008 - 2010 Prof. Dr. Ata ATUN Kişisel Web Sitesi |

XHTML
CSS
English
  • Sosyal imleme
  • E-posta ile yolla
  • Linkibol
  • Bagcik
  • Yumiyum
  • Oyyla
  • Tusul
  • 100Puan
  • del.icio.us
  • Digg
  • Furl
  • Netscape
  • Yahoo! My Web
  • StumbleUpon
  • Google Bookmarks
  • Technorati
  • BlinkList
  • Newsvine
  • ma.gnolia
  • reddit
  • Windows Live
  • Tailrank
  • Blogmarks
  • Favoriting
E-mail