<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Prof. Dr. Ata ATUN Kişisel Web Sitesi &#187; Konferanslarım</title>
	<atom:link href="http://www.ataatun.com/konular/konferanslarim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ataatun.com</link>
	<description>Prof. Dr. Ata ATUN Kişisel Web Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Sep 2010 23:58:57 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Dr. Fazıl Küçük</title>
		<link>http://www.ataatun.com/dr-fazil-kucuk/</link>
		<comments>http://www.ataatun.com/dr-fazil-kucuk/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2010 04:17:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Prof. Dr. Ata ATUN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konferanslarım]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Fazıl Küçük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ataatun.com/?p=10211</guid>
		<description><![CDATA[<br/>Mustafa Fadıl, 14 Mart 1906 tarihinde Lefkoşa kazasına bağlı      Ortaköy&#8217;de dünyaya geldi
Çiftçi olan babası Mehmet Hüseyin Küçük efendi Demirhan’lı. Mehmet Hüseyin çocukken      girdiği nalbant dükkanında bir başka Mehmet daha olması nedeni ile yaşça küçük      olduğundan kendisine Küçük Mehmet, diğerine de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br/><p><img class="alignleft" src="http://www.ataatun.com/konferans/aa/fadilkucuk.jpg" alt="" width="200" height="288" />Mustafa Fadıl, 14 Mart 1906 tarihinde Lefkoşa kazasına bağlı      Ortaköy&#8217;de dünyaya geldi</p>
<p>Çiftçi olan babası Mehmet Hüseyin Küçük efendi Demirhan’lı. Mehmet Hüseyin çocukken      girdiği nalbant dükkanında bir başka Mehmet daha olması nedeni ile yaşça küçük      olduğundan kendisine Küçük Mehmet, diğerine de daha evvel işe girdiği için (Birinci      Mehmet) lakabı takılmış. Ailenin “Küçük” soyadı buradan gelmekte.</p>
<p>Küçük Fadıl ilkokulu Haydarpaşa&#8217;da bulunan ve müdürünün adından ötürü, &#8220;Tarakçı      Mektebi&#8221; olarak bilinen okulda tamamladı.<br />
Ardından Rüştiye&#8217;ye (ortaokul) diye bilinen ve Lise seviyesinde olan İdadiye      devam etti.</p>
<p>Eski Türkçe de FADZIL olarak söylenen ve İngilizcede&#8217;de hitap şekli soyadı ile      yapıldığından, Mr. Fazil olarak söylenen ismi, aile lakabı<br />
olan“Küçük” eki ile birlikte tanımlanmaya başladı.</p>
<p>İdadiyi bitirmesine iki yıl kala öğrenimini yarıda keserek geriye kalan kısmını      İstanbul Özel İstiklal Lisesi&#8217;nde tamamladı<br />
(15 Ağustos 1926).</p>
<p>İstanbul Dar-ül Fünun Tıp Fakültesinin birinci sınıfını başarı ile tamamladıktan      hemen sonra 12 Haziran 1929 tarihinde yatay geçiş ile önce Fransa ve daha sonra      İsviçre&#8217;ye giderek Lozan Üniversitesi&#8217;nde tıp öğrenimini tamamladı.<span id="more-10211"></span></p>
<p>Lozan şehrindeki hastane ve kliniklerde ihtisasını tamamlayarak Dahiliye Mütehassısı      (İç hastalıkları uzmanı) oldu.</p>
<p>1937 yılı Mayıs ayında Kıbrıs&#8217;a dönerek Lefkoşa&#8217;da serbest hekim olarak çalışmaya      başladı.</p>
<p>Dr. Fazıl Küçük, her ne kadar adaya döndüğü 1937 yılında aktif siyasi hayata      atılmışsa da, siyasi faaliyetleri 1931 yılında Kavanin Meclisi&#8217;nin Türk üyelerine      karşı çetin bir mücadele ile başlamıştı.</p>
<p>Dr. Fazıl Küçük, daha bir üniversite öğrencisi iken, Türk Maarifinin İngiliz      müdürler tarafından yönetilmesinde ısrar eden Kavanin Meclisi&#8217;nin Türk üyelerine      karşı çetin bir mücadeleye girdi.</p>
<p>Dr. Fazıl Küçük, bütün siyasi hayatı boyunca, gayretlerini Türk okulları ile      Evkaf İdaresi&#8217;nin Türk halkına devredilmesi için, Sömürge Hükümeti&#8217;ni ikna etme      üzerinde topladı ve sırasında onlarla açık mücadeleye girdi.</p>
<p>1931 yılında Rumların isyanı ardından ara verilen belediye seçimleri 21 Mart      1943&#8242;te tekrar yapıldığı zaman, Dr. Fazıl Küçük muhaliflerine karşı büyük bir      zafer kazandı. Altı yıl Lefkoşa Belediye Meclis Üyesi olarak görev yaptı.</p>
<p>Dr. Fazıl Küçük, zamanın tek Türk gazetesi olan &#8220;SÖZ&#8221;de toplum sorunları hakkında      kendi görüşlerini belirten birçok yazı yayınladı.</p>
<p>1941&#8242;de &#8220;SÖZ&#8221; gazetesi yayınını durdurduktan sonra halkının haklarını savunmak,      bunlar için mücadele etmek ve halkı bilinçlendirmek amacıyla 14 Mart 1942&#8242;de      kendi gazetesi olan &#8220;HALKIN SESİ&#8221;ni yayınlamaya başladı.</p>
<p>18 Nisan 1943&#8242;te oluşturulan Kıbrıs Adası Türk Azınlığı Kurumu (KATAK)&#8217;nun kurucuları      arasındaydı. Daha sonra KATAK&#8217;tan ayrılarak, 23 Nisan 1944&#8242;te Kıbrıs Milli Türk      Halk Partisi&#8217;ni (KMTHP) kurdu.</p>
<p>Dr. Fazıl Küçük&#8217;ün partisi kısa sürede birçok yerleşim yerinde şubeler açtı.      Parti programındaki ana hedeflerden biri de adanın Yunanistan&#8217;a ilhakını (ENOSİS)      önlemekti. Kıbrıs Milli Türk Halk Partisi, 23 Ekim 1949 tarihinde KATAK ile      birleşerek Kıbrıs Milli Türk Birliği Partisi adı altında yeniden yapılandı.</p>
<p>Dr. Fazıl Küçük, oyçokluğuyla bu yeni oluşumun başına getirildi.<br />
Dr. Fazıl Küçük, ayrıca Kıbrıs Türk İşçi Birlikleri ile Rumlardan ayrı meslek      birliklerinin kurulmasını teşvik etti ve AKEL’den ayrılan Türk işcilere kendi      sendikalarını kurdurdu.</p>
<p>Dr. Küçük, daha sonra iktisadi kalkınmada önemli bir rol oynayacak olan Evkaf      İdaresi&#8217;nin Türk halkına devredilmesini sağlamak amacıyla 29 Kasım 1948 tarihinde,      bütün kasaba ve köylerden gelen halkın katıldığı büyük bir miting düzenledi.</p>
<p>Bu mitingde polislerle küçük bir çatışma oldu ve bunun neticesi olarak İngiliz      Sömürge Hükümeti, Türk halkının kendi meselelerine müdahale edilmesine artık      izin vermemeye azimli olduğunu anladı.</p>
<p>Dr. Küçük&#8217;ün gayretleri, işte bu noktadan sonra sonuç vermeye başladı. Şeriye      Mahkemeleri kaldırılarak, yerine Türk Aile Mahkemeleri kuruldu. Müftülük makamı      tekrar canlandırıldı. İngiliz Sömürge Hükümeti, Türk Tali Okullarını ve Evkaf&#8217;ı      Türk halkına devretti.</p>
<p>1954 yılından sonra, Kıbrıs&#8217;ın uluslararası ilgiyi çeken bir konu haline gelmesiyle,      Dr. Küçük İngilizlere ve Rumların &#8220;ENOSİS&#8221; taleplerine karşı mücadelesini hızlandırdı      ve 15 Ağustos 1955 tarihinde, partinin ismi kongre kararı ile &#8220;Kıbrıs Türktür      Partisi&#8221; şeklinde değiştirdi.</p>
<p>Dr. Fazıl Küçük, 1 Nisan 1955 tarihinde EOKA&#8217;nın Kıbrıs&#8217;ta kanlı terör eylemlerini      başlatmasının ardından, Kıbrıs Türk halkının EOKA&#8217;ya karşı direnmek için Kıbrıs      Türk Mukavemet Birliği (KITEMB) adlı örgütü kurdu.</p>
<p>Bu konuda, Rumlar tarafından tehdit edildi (Halkın Sesi Gazetesi sayı:3744-5      Temmuz 1955). Ardından örgütü sessizce dağıtırken, 1955 yılı Eylül ayında gizlice      Volkan teşkilatını kurdu.</p>
<p>Dr. Küçük, yine 1955 yılında Türkiye, Yunanistan ve İngiltere Dışişleri Bakanları      arasında yapılan üçlü konferansı izlemek üzere, diğer iki Türk delege ile birlikte      Londra&#8217;ya gitti.</p>
<p>Bu münasebetle Londra&#8217;daki Kıbrıslı Türkler tarafından 4 Eylül 1955&#8242;te düzenlenen      ve 5 bin kişinin katıldığı Trafalgar Meydanı&#8217;ndaki büyük mitingde bir de konuşma      yaptı.</p>
<p>Dr. Küçük, mücadelenin en zor günleri olan 1958 yılında Türkiye&#8217;ye gitti ve      Kıbrıs ile ilgili olarak Türkiye&#8217;nin her tarafında düzenlenen büyük mitinglerde,      Kıbrıs Türklerinin davasını müdafaa eden konuşmalar yaptı.</p>
<p>Mücadelenin Türkiye&#8217;de benimsenmesine yardımcı oldu. Aynı yılın Kasım ayında      Birleşmiş Milletler Genel Kurulu&#8217;nda yapılan Kıbrıs görüşmelerini izlemek üzere      New York&#8217;ta bulundu. Kıbrıs Türk halkının tezini dünyaya tanıtmak amacıyla &#8220;Halkın      Sesi&#8221; gazetesini ayrıca İngilizce olarak da yayınladı.</p>
<p>Dr. Fazıl Küçük, Zürih&#8217;te Türk ve Yunan başkanları arasında varılan anlaşma      üzerine, 17 Şubat 1959&#8242;da Londra&#8217;da yapılan konferansta Kıbrıs Türk halkını      temsil etti ve iki gün sonra varılan anlaşmayı halkı adına imzaladı.</p>
<p>Kıbrıs Cumhuriyeti kuruluş anlaşmalarına göre Cumhurbaşkanı Rum olurken, Cumhurbaşkan      Yardımcısı ise Türk olacaktı. Kıbrıs Türk halkı O&#8217;nu bir kurtarıcı olarak gördüğünden      3 Aralık 1959&#8242;da rakipsiz olarak Kıbrıs&#8217;ın ilk Cumhurbaşkan Muavini seçti.</p>
<p>1962 yılı Temmuz ayından Aralık ayına kadar kırsal bölgelerin sorunları konusunda      uzman bir ekiple birlikte, bütün Türk köyleri ile bazı Rum köylerini ziyaret      etti.</p>
<p>Bu gezilerini tamamladıktan sonra ayrıntılı bir rapor hazırlayarak, suretlerini      sorumlu hükümet makamlarına gönderdi.</p>
<p>Rumların 21 Aralık 1963 tarihinde Türklere karşı başlattıkları saldırıların      ardından oluşturulan Genel Komite&#8217;nin başkanlığını yaptı. 27 Aralık 1967 tarihinde      kurulan Geçici Kıbrıs Türk Yönetimi&#8217;nde başkanlığa getirildi.</p>
<p>Dr. Fazıl Küçük, 18 Şubat 1973 tarihin-de Cumhurbaşkan Muavinliği&#8217;nden ayrılarak,      yerini yıllardır birlikte çalıştığı kadim dostu Rauf R. Denktaş&#8217;a bıraktı.</p>
<p>Ancak gazetesindeki mücadeleyi sürdürerek, Halkın Sesi&#8217;ni Kıbrıs Türkü&#8217;nün davasına      bayrak yapmaya devam etti. Siyaset hayatını sürdürdü. Halkın haklı taleplerini      savunmaktan geri kalmadı.</p>
<p>Dr. Küçük, 1980&#8242;li yılların başında rahatsızlandı ve iki-üç yıllık hastalık      döneminde de Halkın Sesi&#8217;nde makaleler yazıp çeşitli sorunlarla ilgili görüşlerini      sundu.</p>
<p>Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti&#8217;nin kurulmasını büyük bir sevinçle yaşadı.</p>
<p>Ölümünden önce verdiği son demeçte de, hastalığının geçtiğini söylüyor ve Kuzey      Kıbrıs Türk Cumhuriyeti&#8217;nin kurulmasını görmesi ile hayata yeniden kavuştuğunu      vurguluyordu.</p>
<p>Dr. Fazıl Küçük, 15 Ocak 1984 tarihinde tutulduğu hastalıktan kurtulamayarak      tedavide bulunduğu Londra&#8217;da, 78 yaşında hayata gözlerini yumdu.</p>
<p>“Türküm ve hiçbir zaman Türklüğün ayaklar altında çiğnenmesine tahammül edemem.”<br />
Kıbrıs Türklerinin unutulmaz lideri Dr. Fazıl Küçük</p>
<img src="http://www.ataatun.com/?ak_action=api_record_view&id=10211&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ataatun.com/dr-fazil-kucuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>III. Batı Trakya Türkleri Araştırmaları Kongresi</title>
		<link>http://www.ataatun.com/iii-bati-trakya-turkleri-arastirmalari-kongresi/</link>
		<comments>http://www.ataatun.com/iii-bati-trakya-turkleri-arastirmalari-kongresi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Feb 2009 04:10:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Prof. Dr. Ata ATUN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konferanslarım]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Trakya Türkleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kongresi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ataatun.com/?p=10209</guid>
		<description><![CDATA[<br/>


III. BATI TRAKYA TÜRKLERİ ARAŞTIRMALARI KONGRESİ












III. BATI TRAKYA TÜRKLERİ ARAŞTIRMALARI KONGRESİ MÜNİH&#8217;TE YAPILDI
Batı Trakya Türklerinin tarihsel yapısının, yaşadıkları çeşitli insan haklarına          aykırı sorunların ve kültürel değerlerinin akademik yönden incelendiği “&#8217;III.          Batı Trakya Türkleri Araştırmaları Kongresi” Almanya&#8217;nın Münih [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br/><table id="AutoNumber2" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="100%"><strong>III. BATI TRAKYA TÜRKLERİ ARAŞTIRMALARI KONGRESİ</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/k1.jpg" alt="" width="605" height="402" /></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/k2.jpg" alt="" width="605" height="402" /></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/k3.jpg" alt="" width="605" height="402" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>III. BATI TRAKYA TÜRKLERİ ARAŞTIRMALARI KONGRESİ MÜNİH&#8217;TE YAPILDI</strong></p>
<p>Batı Trakya Türklerinin tarihsel yapısının, yaşadıkları çeşitli insan haklarına          aykırı sorunların ve kültürel değerlerinin akademik yönden incelendiği “&#8217;III.          Batı Trakya Türkleri Araştırmaları Kongresi” Almanya&#8217;nın Münih kentinde,          Park Otel Theresian Höhe Kongre Salonunda gerçekleştirildi.<br />
Münih Başkonsolosu, Stutgart Başkonsolosu ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı          Araştırma ve Eğitim Genel Müdürü Mahmut Evkuran’a ilaveten Çeçenistan Temsilcisi          Tekin Yılmaz’ın, Sancak temsilcisi Adem Balkan’ın, Bulgar Türkleri Temsilcisi          Ramis Rumeli’nin de katılımı ile Kongreye Almanya, Hollanda, KKTC, Azerbaycan,          Irak, Bosna-Hersek, Kazakistan, Ukrayna&#8217;nın Kırım Cumhuriyeti, Rusya&#8217;nın          Çeçenistan Cumhuriyeti, İsviçre ve Yunanistan&#8217;dan bilim adamları ve konularında          uzman araştırmacılar katıldı.<br />
73 adet başvuru arasından titizlikle seçilen 20 bilim adamı, öğretim görevlisi          ve araştırmacının çalışmaları iki gün süren kongrenin 4 oturumunda sunuldu.</p>
<p>Batı Trakya Türkleri Araştırmaları Merkezi (BATTAM) Başkanı Dr. Özkan Hüseyin          kongrenin açılışında yaptığı konuşmada, Yunanistan&#8217;da yaşayan Yunan vatandaşları          olarak uluslararası sözleşmelerle kendilerine tanınan azınlık haklarını          alabilmek için demokratik mücadelelerine devam etmeye kararlı olduklarını          ve bu tür toplantıları gelecekte İskeçe ve Gümülcine&#8217;de yapacaklarını söyledi.<br />
BEBTTAB (Berlin Batı Trakya Türk Aile Birlikleri) Başkanı Ergin Hüseyin,          açılış konuşmasında Batı Trakya’da yaşanan sorunları dile getirmiş ve Yunanistan          hükümetinden gerekli kolaylıkların sağlanabilmesi için geniş çapta çalışmalar          başlattıklarını dile getirmiştir.<span id="more-10209"></span></p>
<p>Bilim adamları adına konuşma yapan ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim          üyesi Prof. Dr. Hüseyin Bağcı ise “Mikro Devletler ve Ortaya Çıkan Sorunlar:          Abazya-Güney Osetya-Kuzey Kıbrıs” başlıklı bir sunu yapmıştır.</p>
<p>BATTAM Yayınları (Münih), VEKTÖR Yayınları (Azerbaycan), SAMTAY Yayınları          (KKTC), KIBATEK Yayınları (İzmir) ve Türk Dünyası’nın değişik yörelerinden          getirilen kitap, dergi ve mecmua gibi yayın örneklerinin sergilendiği sergi          açılmış, Azerbaycan&#8217;dan Prof. Dr. Elçin İsgenderzade&#8217;ye BATTAM Uluslararası          Ödülü verilmiştir.<br />
Araştırmacı ve Birlik Gazetesi (Würzburg) baş redaktörü Latif Çelik’in II.ci          Viyana kuşatmasından sonra başlayan süreç içindeki “Almanya’da Türk İzleri”          adlı kitabının tanıtımından sonra Prof. Dr. İsgenderzade yaptığı konuşma          ile Uluslararası Şiir Şöleni’ni başlatmış ve dünyanın çeşitli yörelerinde          yaşayan Türk şairlerin şiirleri okunmuştur.</p>
<p>Kongrenin 2.ci gününde ilk konuşmayı yapan T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı          Araştırma ve Eğitim Genel Müdürü Mahmut Evkuran, Bakanlığının tüm olanakları          ile kültür alanında yapılacak her tür çalışmayı destekleyeceklerini söyleyerek          bilim adamları ile araştırmacıların her zaman yanlarında olacaklarını belirtmiştir.</p>
<p>Konuşmacı Prof. Dr. Elçin İsgenderzade (Azerbaycan), “Azerbaycan ve Batı          Trakya Türkleri arasında Kültür Köprüsü: BATTAM-KIBATEK-VEKTÖR” adlı bildirisini          sunmuş ve ortak çalışmalara örnekler vermiştir.<br />
Prof. Dr. Ata Atun (KKTC), “Batı Trakya’daki Planlı Türk Soykırımı” adlı          bildirisinde, mübadelenin bitiş tarihi olarak ele alındığı 1927 yılından          itibaren Yunanistan ve Türkiye’de yaşayan nüfusun belli bir oranda artmasına          karşılık, Batı Trakya’da yaşayan Türklerin nüfuslarının azalması ve bunun          nedenleri ile ilgili bildirisini sunmuştur.<br />
Prof. Dr. Necati Demir (Türkiye) “Saltık-name’ye göre Batı Trakya”, Prof.          Dr. Özkul Çobanoğlu (Türkiye) “Türk Dünyası Bağlamında Batı Trakya Türklerinin          Mücadelesi açısından yapılabilecekler”, Araştırmacı Mehmet Şükrü Güzel “Yunanistan’da          Azınlık Hakları ve Batı Trakya”, Yrd. Doç. Dr. Fatma Ayhan (Türkiye) Batı          Trakya Gümülcine ili Türklerinin geleneksel Tören (Düğün) Giysileri,” Yrd.          Doç. Dr. Bayram Durbilmez “Batı Trakya Türk Halk Bilimi Ürünlerinde Mitolojik          Sayılar” adlı bildirilerini ve diğer akademik görevliler ile araştırmacılar          da yaptıkları çalışmaları sunmuşlardır.</p>
<p>Eşbaşkan Feyyaz Sağlam ise yaptığı kapanış konuşmasında, üçüncü Kongreye          katılım için yapılan başvuruların (73) ikinci Kongreye yapılandan (250)          daha az olmasına karşın akademik düzeyin çok yüksek olduğunu, katılımcılar          arasında 1 rektör, 4 Profesör, 4 öğretim üyesi ile çok sayıda öğretim görevlisi          ve araştırmacının olduğunu ve dördüncü Kongre için de çalışmaların şimdiden          başlatıldığını belirterek, sonuç bildirgesini sunmuştur.</p>
<img src="http://www.ataatun.com/?ak_action=api_record_view&id=10209&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ataatun.com/iii-bati-trakya-turkleri-arastirmalari-kongresi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürkçü Yaşam Derneği, Değirmenlik Lisesinde KKTC’nin Kuruluşu Paneli Düzenledi</title>
		<link>http://www.ataatun.com/ataturkcu-yasam-dernegi-degirmenlik-lisesinde-kktc%e2%80%99nin-kurulusu-paneli-duzenledi/</link>
		<comments>http://www.ataatun.com/ataturkcu-yasam-dernegi-degirmenlik-lisesinde-kktc%e2%80%99nin-kurulusu-paneli-duzenledi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 Nov 2008 04:05:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Prof. Dr. Ata ATUN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konferanslarım]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürkçü Yaşam Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Değirmenlik]]></category>
		<category><![CDATA[KKTC]]></category>
		<category><![CDATA[Lisesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ataatun.com/?p=10206</guid>
		<description><![CDATA[<br/>Atatürkçü Yaşam Derneği KKTC’nin Kuruluşunun 25 yılı nedeni ile 13 Kasım          Perşembe günü Değirmenlik Lisesinde “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun          nedenleri” adlı bir panel düzenledi.
Değirmenlik Lisesinde saat 11:00 ve 12:00’de olmak üzere 2 grup halinde   [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br/><p><a class="lightbox" title="degirmenlik" href="http://demo.hsynclb.com/wp-content/uploads/degirmenlik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10207" title="degirmenlik" src="http://demo.hsynclb.com/wp-content/uploads/degirmenlik-300x201.jpg" alt="" width="300" height="201" /></a>Atatürkçü Yaşam Derneği KKTC’nin Kuruluşunun 25 yılı nedeni ile 13 Kasım          Perşembe günü Değirmenlik Lisesinde “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun          nedenleri” adlı bir panel düzenledi.</p>
<p>Değirmenlik Lisesinde saat 11:00 ve 12:00’de olmak üzere 2 grup halinde          gerçekleştirilen “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun nedenleri”          adlı panelde Kıbrıslı akademisyen Prof. Dr. Ata Atun digital bir sunu yaptı          ve öğrencilere bilgi verdi. Panel’e Değirmenlik Lisesi öğrencileri öğrencileri,          okul Müdürü Ali Yaman, Atatürkçü Yaşam Derneği Başkanı Ahmet İşcan ve okuldaki          öğretmenlerin bazıları katıldılar.</p>
<p>Prof. Dr. Ata Atun, katılımcılara görsel ve sesli olarak sunduğu sunusunda,          1960 Kıbrıs Cumhuriyetinin Kuruluşu, Kıbrıs Anlaşmalarının imzalandığı 13          Şubat 1963 tarihinin Rumlar tarafından Enosis’e bir adım olarak addedilmesi,          Rumların Kıbrıs Cumhuriyetindeki Kıbrıslı Türklerin ortaklık haklarının          kaldırılması yönündeki çabalarını, 1963 ve 1964 olayları ile Türkiye’nin          Kıbrıslı Türklere verdiği desteği ve olaylara müdahalesi, 1967 Geçitkale          olayından sonra Türkiye’nin aldığı adaya asker çıkartma kararı, 1967 yılında          Yunanistanda Albaylar Cuntasının iş başına gelmesi ve Kıbrıs’a olan etkileri,          Kıbrıs Rumları ile Yunanistan hükümetinin adada iktidar kavgası, 15 Temmuz          1974 darbesi, 20 Temmuz 1974 Barış Harekatı, Türklerin kuzeye Rumların güneye          göçleri, 1975’de KTFD’nin ilanı, 1997 I.ci Doruk Anlaşması, 1979 II:ci Doruk          Anlaşması, Kyprianou’nun Denktaş’ı siyasi eşit kabul etmeyip masadan kalkması,          13 Mayıs 1983 tarihli Kıbrıslı Türklerin aleyhine olan BM kararı, KTFD Başkanı          Rauf Denktaş’ın 3 gün sonra 16 Mayıs tarihindeki “Kıbrıs Türklerinin kendi          geleceklerini tayin etmek hakkı”nı açıklaması, 17 Haziran 1983’te Kıbrıs          Türk Federe Meclisi’nin Kıbrıs Türk’ünün “Self determinasyon hakkını” yani          “Kendi kaderini belirleme hakkını” ilan etmesi ve 4 aylık bekleyişten sonra          15 Kasım 1983’de KKTC’nin ilanını anlatmıştır.<br />
Söz konusu günlerde çekilen fotoğraflarla zenginleştirilen sununun son bölümünde          katılımcılara adanın Geleceği ve görüşmeler hakkında bilgi verilmiştir.<br />
Değirmenlik Lisesinin büyük ve güzel donanımlı salonunda gerçekleştirilen          panel sonunda öğrencilerin konuya gösterdikleri yoğun ilgi nedeni ile soru          ve yanıt kısmı yaklaşık 1 saat sürmüştür. Her konuda birbirinden güzel ve          anlamlı sorular soran öğrenciler, soru sormak için adeta birbirleri yarış          etmişlerdir.<br />
Panel sonunda Okul Müdürü Ali Yaman’a plaket, panelist Prof. Dr. Ata Atun’a          ve Atatürkçü Yaşam Derneği Başkanı Ahmet İşcan’a çiçek takdim edilmiştir.</p>
<img src="http://www.ataatun.com/?ak_action=api_record_view&id=10206&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ataatun.com/ataturkcu-yasam-dernegi-degirmenlik-lisesinde-kktc%e2%80%99nin-kurulusu-paneli-duzenledi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk Birliği İçinde Siyasal İşbirliğinin Önemi</title>
		<link>http://www.ataatun.com/turk-birligi-icinde-siyasal-isbirliginin-onemi/</link>
		<comments>http://www.ataatun.com/turk-birligi-icinde-siyasal-isbirliginin-onemi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Aug 2008 03:48:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Prof. Dr. Ata ATUN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konferanslarım]]></category>
		<category><![CDATA[Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[İçinde]]></category>
		<category><![CDATA[İşbirliğinin]]></category>
		<category><![CDATA[Önemi]]></category>
		<category><![CDATA[Siyasal]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ataatun.com/?p=10191</guid>
		<description><![CDATA[<br/>1. DÜNYADAKİ BİRLİKLER
Dünyamız 21.ci asrın başında tek kutuplu gözükse de kendi içlerinde birlikler      oluşturmuş birçok ülkeler var. Bu birçok birliklerin içinde de siyasal işbirlikleri      mevcut.
ABD[1], AB[2], NATO[3], ŞANGAY İŞBİRLİĞİ ÖRGÜTÜ (ŞİÖ)[4] , NAFTA[5], FRANKOFONİ      DEVLETLERİ[6], İNGİLİZ ORTAK REFAH ÜLKELER TOPLULUĞU[7], [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br/><p>1. DÜNYADAKİ BİRLİKLER</p>
<p>Dünyamız 21.ci asrın başında tek kutuplu gözükse de kendi içlerinde birlikler      oluşturmuş birçok ülkeler var. Bu birçok birliklerin içinde de siyasal işbirlikleri      mevcut.<br />
ABD[1], AB[2], NATO[3], ŞANGAY İŞBİRLİĞİ ÖRGÜTÜ (ŞİÖ)[4] , NAFTA[5], FRANKOFONİ      DEVLETLERİ[6], İNGİLİZ ORTAK REFAH ÜLKELER TOPLULUĞU[7], İSLAM KON-FERANSI ÖRGÜTÜ[8]      kuruluş amaçları farklı olsa da kendi içlerinde birlik oluşturmuş ülkelere birer      örnek gösterilebilir.<br />
Bu birliklerin bazıları ise kuruluş amaçlarına ilaveten “Siyasi İşbirliği”ne      de girmiş-lerdir. Kutuplaşmanın hızla belirginleşmeye başladığı ve kaçınılmaz      olduğu günümüzde Türk Dev-letleri çeşitli konularda birlik olabilme aşamasına      gelmişlerse de, siyasi işbirliği henüz başlatılama-mıştır.<br />
Batı tanımını ilk alan ABD, bu oluşumunu birkaç asır evvelden başlatırken, AB,      NATO ve İNGİLİZ ORTAK REFAH ÜLKELER TOPLULUĞU 20.ci yüzyılın ortalarında, ŞANGAY      İŞBİRLİĞİ ÖRGÜTÜ (ŞİÖ), NAFTA, FRANKOFONİ DEVLETLERİ , İSLAM KONFERANSI ÖRGÜ-TÜ      ve benzeri diğer kuruluşlar da 20.ci yüzyılın sonlarında gerçekleştirmişlerdir.</p>
<p>1.1 AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ</p>
<p>Kuzey Amerika kıtasında, önceleri her biri birer bağımsız devlet olan, sayıları      aşamalı olarak 50’ye çıkmış ve birleşmeden sonra yapılarını bilahare eyalete      dönüştürülmüş olan 50 eyaletten oluşan federal bir devlettir. Komşuları, kuzeyde      Kanada ve güneyde Meksika’dır. Resmi kuruluş tarihi 4 Temmuz 1776’dır.</p>
<p>Katılım süreci içinde Alaska ve Hawai’yi de içine alan Amerika Birleşik Devletle-ri&#8217;nin      9 milyon kilometrekareden fazla yüzölçümü vardır. Alaska, Kanada&#8217;nın kuzeybatısındadır.      Hawai ise, Büyük Okyanus&#8217;ta olup, kıta üzerindeki Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nden      3.200 kilometre uzaklıktadır.</p>
<p><span id="more-10191"></span>Amerika Kıtasının 1492&#8242;de Avrupalılarca keşfinden sonra İspanyollar, Portekizli-ler,      Fransızlar ve İngilizler, buradaki yerli halkların aleyhine toprak sahibi oldular.      İngilizler, Ameri-ka&#8217;daki topraklarını genişlettikten sonra İngiltere başta      olmak üzere çeşitli ülkelerden göçmenler alıp buralara yerleştirerek koloniler      kurdular. 18. yüzyıl ortalarında, bu kolonilerin sayısı 13&#8242;e yükseldi ve bu      on üç Koloni, Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nin temelini oluşturdu.<br />
Amerika kıtası insanlar için yeni olanaklar ve yeni bir hayat sağladı. Daha      sonra bu koloni sistemi emperyalizm politikasına dönüştü. İngiliz kolonileri      Birleşik Krallık&#8217;a endüstri konu-sunda hizmet ediyordu, İngilizler kolonilerden      vergi alıyordu. Koloniler zaman içinde İngiliz devletin-den farklı bir kimlik      geliştirmeye başladı. Nüfus hızla büyüyor, tarıma dayalı ekonomi gelişiyor,      iş adamları ticari ataklarda bulunuyordu. Dinsel yapıda da farklılık vardı.      Avrupa’dan gelenler tutucu bir Protestanlık geliştirmişti.<br />
Yönetimleri de İngilizlerden farklıydı. Kolonilerin her birinde (Pensilvanya      dışın-da), iki yasama meclisi bulunuyordu. Kolonileri temsil eden alt meclisin      üyeleri mal sahipleri tarafın-dan seçiliyor, Krallığı temsil eden üst meclis      üyeleri ise İngiliz Kralı&#8217;nın tarafından tayin ediliyordu. Kolonilerde yaşayanlar      aynı zamanda mahkemeler kurmuştu ve İngiltere hukuk sistemini uygulu-yordu.<br />
1756-1763 yılları arasında İngiltere&#8217;nin Avusturya, Fransa ve Rusya ittifakıyla      yaptığı savaşlar (Yedi Yıl Savaşları), İngiliz maliyesi üzerinde ciddi bir yük      oluşturmuştu. İngiltere mali yükünü gidermek amacıyla yeni vergiler koyması,      Amerika&#8217;daki kolonilerin tepkisiyle karşılaştı. Koloniler yüksek gelirler ödeyip,      karşılığında hiç bir şey almamaktan rahatsızdı. Tütün ihracatına gelen ek vergiyle      koloniler, 18. yüzyıl ortalarından beri kazanmaya hazır oldukları bağımsızlık      mü-cadelesini hayatta geçirdiler. Savaşın başlarında George Washington, Thomas      Jefferson tarafından kaleme alınan ve özgürlük isteklerini dile getiren Amerikan      Bağımsızlık Bildirgesi&#8217;ni yayınladı.<br />
Altı yıl süren savaş sonunda, George Washington komutasındaki koloni güçleri      tarafından yenilgiye uğratılan İngiltere geri çekilmiş ve 1783 yılında 13 koloninin      bağımsızlığını ka-bul etmiştir. Bağımsızlıklarını ilan eden koloniler, içişlerinde      serbest eyaletlerden oluşan Amerika Birleşik Devletleri&#8217;ni kurmuşlardır (1787).<br />
1789&#8242;da Anayasanın tamamlanıp onaylanmasıyla yeni bir oluşum, yeni bir dev-let,      yeni bir ekonomik güç ve yeni bir siyasi birlik doğdu.<br />
Bu yeni birliktelik zaman içinde elindeki ekonomik gücü bilinçli bir şekilde      kulla-narak, dünya siyaseti üzerinde, dünyadaki sınırları yeni baştan oluşturabilecek      şekilde etkili olmaya başladı.<br />
ABD, dünya politikalarının tartışıldığı Birleşmiş Milletler Teşkilatının kurucusu      ve dünyanın sınırlarının yeniden çizilmesinde söz sahibi olan ve son sözü söyleyen      Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi ve sonucu belirleyici üyesidir.</p>
<p>1.2 AVRUPA BİRLİĞİ</p>
<p>Avrupa Birliği ya da kısa adı ile AB, İngilizcesi EUROPEAN UNION olan, yirmi      yedi üye ülkeden oluşan ve toprakları büyük ölçüde Avrupa kıtasında bulunan      siyasi, ekonomik bir işbirliği ve dayanışma birlikteliğidir.</p>
<p>Avrupa Birliği&#8217;nin temelleri 1951 yılında, 6 ülkenin katılımıyla oluşturulan      Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu&#8217;na ve 1957 Roma Antlaşması&#8217;na dayanmaktadır.      O dönemden bu yana, birlik yeni üyelerin katılımlarıyla boyut olarak büyümüş;      var olan yetkilerine yeni görev ve sorumlu-luk alanları ekleyerek de gücünü      arttırmıştır.</p>
<p>Birliğe üye ülkelerin on beşi, avro adıyla anılan ortak para birimini kullanmaya      başlamıştır. Avrupa Birliği, üye ülkelerini Dünya Ticaret Örgütü&#8217;nde, G8 zirvelerinde      ve Birleşmiş Milletler&#8217;de temsil ederek dış politikalarında da rol oynamaktadır.      Birliğin yirmi yedi üyesinden yirmi biri NATO&#8217;nun da üyesidir. Schengen Antlaşması      uyarınca birlik üyesi ülkeler arasında pasaport kontrolünün kaldırılmasının      da arasında bulunduğu pek çok adlî konu ve içişileri düzenlemelerinde Avrupa      Birliği&#8217;nin payı bulunur.</p>
<p>Avrupa Birliği, devletlerarası ve çokuluslu bir oluşumdur. Birlik içinde kimi      konu-larda devletlerarası anlaşma ve fikir birliği gerekir. Ancak belirli durumlarda      uluslar üstü yönetim organları, üyelerin anlaşması olmaksızın da karara varabilir.      Avrupa Birliği&#8217;nin bu tip haklara sahip önemli yönetim birimleri Avrupa Komisyonu,      Avrupa Parlamentosu, Avrupa Birliği Konseyi, Liderler Zirvesi, Avrupa Adalet      Divanı ve Avrupa Merkez Bankası&#8217;dır. Parlamentoyu, Avrupa Birliği vatan-daşları      beş yılda bir oylama yöntemiyle seçerler.</p>
<p>1993 yılında, Maastricht Antlaşması olarak da bilinen Avrupa Birliği Antlaşması&#8217;-nın      imzalanması sonucu, var olan Avrupa Ekonomik Topluluğu&#8217;na yeni görev ve sorumluluk      alanları yüklenmesiyle kurulmuştur. Yaklaşık 500 milyonluk nüfusuyla Avrupa      Birliği, dünyanın nominal gay-ri safi yurtiçi hasılasının %30&#8242;luk bölümünü oluşturur.      (16.8 trilyon ABD$)</p>
<p>Avrupa Birliği içinde yer alan İngiltere ve Fransa, dünyanın sınırlarının yeniden      çizilmesinde söz sahibi olan ve son sözü söyleyen Birleşmiş Milletler Güvenlik      Konseyi’nin daimi üyeleridirler.</p>
<p>1.3 NATO</p>
<p>NATO, İngilizce ismi, North Atlantic Treaty Organization ve Türkçe’si Kuzey      At-lantik Antlaşması Örgütü olan, II. Dünya Savaşı sonrası oluşan politik ayrımda,      İngiliz Savaş Kabi-nesi üyesi ve Müsteşar Lord Ismay&#8217;ın deyişi ile “Rusları      dışarıda, Almanya&#8217;yı alaşağı edilmiş halde ve ABD&#8217;yi içeride” tutmak amacı ile      kurulmuş askeri bir birlikteliktir.</p>
<p>Yani amaç salt SSCB&#8217;ye karşı güvenlik değil, aynı zamanda Avrupa&#8217;nın güvenliği      için ABD&#8217;nin katkı koymasını sağlamak, Almanya&#8217;nın bölgeye tehdit oluşturmadan      yeniden silahlan-dırılmasını gerçekleştirmektir.<br />
9 Nisan 1949&#8242;da Washington Antlaşması ile kurulan NATO bir kolektif savunma      örgütüdür. Kurucu antlaşmanın özellikle 3., 4., ve 5. maddeleri önemlidir. Bu      maddelerle üye ülke-ler, ortak savunma için yeteneklerini geliştirmeye, herhangi      bir üyenin toprak bütünlüğü, siyasi ba-ğımsızlık ve güvenliği tehlikede olduğunda      bir araya gelmeyi ve herhangi birine saldırıldığında bu saldırıya hepsine karşı      yapılmış bir saldırı olarak kabul etmeyi taahhüt etmişlerdir.<br />
NATO&#8217;nun kuruluşuna karşı, SSCB ve Doğu Bloğu ülkeleri, kendi savunma an-laşmalarını      yapmışlar ve Soğuk Savaşın yol açtığı kutuplaşma iyice belirginleşmiştir. Varşova      Paktı olarak bilinen bu anlaşma, 1955&#8242;ten 1991&#8242;e kadar varlığını sürdürmüştür.<br />
Türkiye ve Yunanistan 1952 yılında eş zamanlı olarak NATO&#8217;ya kabul edilmiştir.      Batı Almanya da 1955 yılında Türkiye&#8217;nin onayı alınarak NATO&#8217;ya üye olarak kabul      edilmiştir. Sa-dece demokrasi ile yönetilen Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerinin      bulunduğu bu ittifaka, İspanya, Franko diktatörlüğü yıkıldıktan sonra, 1982      yılında katılmıştır.<br />
NATO&#8217;nun etkinlği dış güvenlik ile sınırlı kalmamıştır. Artan uluslararası terör      olaylarına karşı etkin rol oynaması, şu durumda olasılığı en fazla olan yeni      misyondur. Doğal afetle-re müdahalede harekete geçirilmesi de 2005 yılında ard      arda gelen doğal afetler sonucunda gün-deme gelmiştir.<br />
NATO içinde yer alan ABD İngiltere ve Fransa, dünya politikalarının tartışıldığı      Birleşmiş Milletler Teşkilatının kurucusu ve dünyanın sınırlarının yeniden çizilmesinde      söz sahibi olan ve son sözü söyleyen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin      daimi ve sonucu belirleyici üye-leridirler.</p>
<p>1.4 ŞANGAY İŞBİRLİĞİ ÖRGÜTÜ (ŞİÖ)</p>
<p>İngilizce adı SHANGHAI COOPERATION ORGANIZATION (SCO) olan ve 1996 yılında devletlerarasında      güvenlik alanında işbirliği çalışmalarının gündeme gelmesiyle oluşturul-maya      başlanan, ancak, 1997 yılından itibaren aktif olan, şimdiki adıyla Şangay İşbirliği      Örgütü (ŞİÖ), Avrasya’daki uluslararası örgütlerin en önemlilerindendir. Kurulduğu      dönemde “Şangay Beş-lisi” olarak adlandırılan ve Çin, Rusya, Kazakistan, Tacikistan      ve Kırgızistan’dan oluşan bu örgüt, Özbekistan’ın da katılımıyla 7 Haziran 2001’de      bugünkü yapısına kavuşmuştur.</p>
<p>Örgütün kuruluş amaçlarına bakıldığında, sınırdaş devletlerin güvenlik arayışla-rının      ön plana çıktığını söylemek mümkündür. Ayrıca, ülkelerin kendi içlerindeki çeşitli      siyasi ve etnik çatışmalar ile devletlerin bu sorunları izole etme çabaları,      sınır güvenliği konusunda devletleri daha ciddi çalışmalar yapmaya yöneltmiştir.</p>
<p>Bununla birlikte, ŞİÖ’de yer alan dünyanın iki önemli gücü Rusya ve Çin’in,      tarih-te aralarındaki sınıra ilişkin yaşadıkları sorunlar, hatta bundan tam      36 yıl önce 2 Mart 1969 yılında Rusya-Çin sınırının bulunduğu Ussuri nehri Damanski      adasında, her iki taraftan toplam yaklaşık 900 kişinin ölümüyle sonuçlanan silahlı      çatışmaya kadar varan sorunlar, daha sonra Gorbaçov dö-nemindeki “perestroyka”      adı altındaki yeniden yapılanma siyaseti çerçevesinde 16 Mayıs 1991’de çözümlenmiş,      geçmişte yaşananlar geride bırakılmış ve taraflar arasında imzalanan sınır anlaşma-sıyla      iki ülke arasında güvene dayalı işbirliği gelişmeye başlamıştır.</p>
<p>Aralık 1991’de SSCB’nin dağılmasıyla Rusya ve Çin arasındaki sınırın Türkistan      bölgesi tarafındaki kısmında üç yeni devletin uluslararası tanınmışlık kazanması,      bölgedeki yapıyı değiştirmiş, dengeleri bozmuştur.</p>
<p>Özellikle, geçmişte hem Çin hem Rus imparatorluklarının genişleme sahasının      kesişme noktasında bulunan Türkistan, zengin enerji kaynakları ve stratejik      jeopolitik konumuyla her iki dev için de vazgeçilmez ve üçüncü bir güce bırakılamayacak      kadar değerli olmuştur.<br />
Terörle mücadele” argümanının ABD tarafından etkin kullanıldığının farkına va-ran      Rusya, 2002 yılında Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ)’nü kurmuş ve akabinde      yakın çevresindeki Türkistan bölgesiyle olan güvenlik ilişkilerini bu zemine      oturtarak 2003 yılında Kırgızis-tan’da ve 2004 yılında da Tacikistan’da askeri      üsler edinmiştir. Bunun yanı sıra ŞİÖ üye devletleri-nin Haziran 2002’de imzaladıkları      deklarasyonda da “uluslararası terör, etnik ayrımcılık ve radikal dinci gruplarla”      mücadele etme kararı alınmıştır. ŞİÖ, terörle mücadeleyi hedef olarak belirleyen      ilk uluslararası örgüttür.</p>
<p>Rusya ve Çin’in öncülüğündeki ŞİÖ, uluslararası alanda yakından takip edilmeye      başlanan ve Asya kıtası ve dünyada önemi gitgide artan bir örgüt haline gelmiştir.      Nitekim Pakistan, Hindistan ve İran gibi devletler ŞİÖ’ye katılmak konusundaki      isteklerini açık bir şekilde dile getir-mekteyken, Türkiye’nin de bu örgütle      ilişkilerinde açılımlar sağlama girişimleri de söz konusu ol-muştur.<br />
Çok kutuplu bir uluslararası yapının hayata geçirilebilmesi önümüzdeki dönemde      yaşanacak çoğu sıkıntının başlamadan sonuçlanmasına imkan sağlayacaktır. Bu      çerçevede Rus-ya-Çin önderliğinde faaliyet gösteren ŞİÖ şu an bu kavrama yönelik      en ciddi oluşumlardan ve gele-cekteki alternatiflerdendir.<br />
Bu birlikteliğin elinde ekonomi, uzay çalışmaları, askeri teknoloji, insan kaynakla-rı,      enerji hatları, jeopolitik konum ve diğer birçok alandaki potansiyel güç, genişleme      süreci yaşanır-sa daha muazzam bir güce dönüşebilir.<br />
Hindistan’ın, Pakistan’ın ve İran’ın bu örgüte katılmadaki istekleri olumlşu      değer-lendirilirse, ŞİÖ, ABD karşısındaki ikinci kutup olabilir.</p>
<p>Şangay İşbirliği Örgütü içinde yer alan Rusya ve Çin, dünyanın sınırlarının      yeni-den çizilmesinde söz sahibi olan ve son sözü söyleyen Birleşmiş Milletler      Güvenlik Konseyi’nin da-imi üyeleridirler.</p>
<p>1.5 NAFTA</p>
<p>NAFTA, İngilizce adı North America Free Trade Agreement ve Türkçesi Kuzey Amerika      Serbest Ticaret Anlaşması olan, Kanada, ABD ve Meksika devletlerinin 1989&#8242;da      kurdukları ticari ve ekonomik birliktir.<br />
NAFTA’nın kuruluş çalışmaları, ABD ile Kanada arasındaki ticari engellerin kaldı-rılmasına      yönelik görüşmeler GATT’ın (Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması) imzalanma-sından      sonra başlatılmıştır. Uzun süren görüşmelerden sonra oluşturulan ABD-Kanada      Serbest Ticaret Anlaşması, 2 Ocak 1988 tarihinde imzalanmıştır.<br />
Meksika&#8217;nın 1986 yılında GATT&#8217;a üye olmasından sonra ABD, bu ülkeyle eko-nomik      ve ticari ilişkileri geliştirmek üzere bir anlaşma imzalamıştır. ABD&#8217;nin bir      yandan Kanada, diğer yandan Meksika ile yaptığı anlaşmalar, sonuçta ABD-Kanada-Meksika      arasında Kuzey Ame-rika kıtasını içine alacak şekilde bir Kuzey Amerika Serbest      Ticaret Anlaşması (NAFTA) oluşturul-masını ön plana çıkarmış ve bu yönde hazırlanan      anlaşma 12 Ağustos 1992 tarihinde imzalanmış-tır.<br />
NAFTA bir serbest ticaret bölgesi anlaşmasıdır. Buna göre, söz konusu üç ülke      kendi aralarındaki ticarette engelleri kaldırmayı ve üçüncü ülkelere karşı ticarette      milli tarifelerini sürdürmeyi kabul etmektedirler.<br />
NAFTA’nın zaman içinde Kuzey Amerika ile Güney Amerika kıtalarını kapsaya-cak      şekilde genişlemesi söz konusudur.<br />
NAFTA içinde yer alan ABD, dünya politikalarının tartışıldığı Birleşmiş Milletler      Teşkilatının kurucusu ve dünyanın sınırlarının yeniden çizilmesinde söz sahibi      olan ve son sözü söyleyen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi ve      sonucu belirleyici üyesidir.</p>
<p>1.6 FRANKOFONİ DEVLETLERİ</p>
<p>Fransızca “La Francophonie” kelimesi, dilimizde Frankofoni veya Frankofon ola-rak      ifade ediliyor. Anlamı kısaca “Fransızca konuşan” demek. Uluslararası dilde      ise daha çok “Frankofoni Ülkeler” şeklinde bir kullanıma sahip.</p>
<p>Sözlük anlamı dışında, Resmi kullanımda büyük “F” ile yazılan “Frankofoni”,      ku-rallarını benimseyip üye olmayı seçen 56 ülke ve hükümeti kapsayan uluslararası      kurumu niteler. Frankofon ülkelerin çoğunluğu Afrika’da bulunuyor ve 18 ülke      Fransızcayı resmi dil olarak kabul etmiş durumda. Ayrıca 57 ülkede Fransızca      ya ikinci dil, ya da yaygın olarak kullanılmakta.</p>
<p>Kurumsal Frankofoni henüz yenidir. 1970 Mart ayında, Niamey’de Kültürel ve Teknik      İşbirliği Ajansı’nın kurulması başlangıç aşamasını oluşturmuştur ve o zamandan      sonra adı “Fransızca Konuşan Ülkeler Ajansı” olarak geçmektedir.<br />
Frankofoni, bağımsızlıklarının ardından Güney ülkelerinin bizzat kendileri tara-fından      istenmiş ve Fransa’nın doğrudan müdahelesi olmaksızın bir dil ve kültür birliği      olarak anla-şılmıştır.<br />
Frankofoni, Fransız’nın dünyadaki rolünü artırmak amacıyla yapılan bir takım      fa-aliyetlerle şimdilik karıştırılmasa da, ileriye dönük olarak Fransa merkezli      bir birlikteliğe dönüşmesi büyük bir olasılıktır.<br />
Frankofoni Devletler içinde yer alan Fransa, dünyanın sınırlarının yeniden çizil-mesinde      söz sahibi olan ve son sözü söyleyen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin      daimi üyesi-dir.</p>
<p>1.6 İNGİLİZ ORTAK REFAH ÜLKELER TOPLULUĞU</p>
<p>Ada devleti olan İngiltere, ilk deniz ve sömürge imparatorluğudur. Jeopolitik      ko-numu, ekonomi, savunma ve güvenlik yönüyle deniz gücünü öne çıkarmış, kara      gücünü ise sınırlı sayıda tutmaya mecbur bırakmıştır. Donanması, İspanya ve      Fransa&#8217;nın istila girişimlerinden İngilte-re&#8217;yi kurtarmıştır. Birinci Dünya      Savaşı&#8217;na kadar, deniz gücünü savunma aracı olarak görmeyen tek devlet olan      İngiltere, bu kuvveti, savaşı besleyici bir varlık olarak organize etmiştir.<br />
Barış ekonomisinin, yerini savaş ekonomisine bıraktığı dönemlerde, karaya ağır-lık      vermiş devletlerin harekât stratejileri bozulmakta, ekonomileri de denizci devletlerin      yönetimi altına girmektedir. Bunu dört asır önceden fark eden İngiltere, donanmasını      genişleterek dünya denizlerinin tek hâkimi konumuna yükseldi ve Uzakdoğu’dan      Cebelitarık&#8217;a uzanan deniz üsleriyle 20. yüzyıl başlarında kurduğu üzerinde      güneş batmayan Deniz İmparatorluğunu 1960 yılına kadar sürdürdü. Bunu yaparken      de hem ekonomik bir alan yarattı hem de kültürel bir etki alanı oluşturdu.<br />
Sömürgelerini kültür yolu ile eğiterek, deniz ortamını, çıkarların ve güvenliğin      paylaşıldığı bir devletler camiası haline getirmeyi başararak, İngiliz servet      ve refah ortaklığı (British Commonwealth) politikasını oluşturdu. İngilizce      dili ile başlatılan kültür emperyalizmi, zaman için-de, eski İngiliz sömürgelerini      Ortak Refah Ülkeleri (Commonwealth Countries) olarak adlandırılan büyük bir      ekonomik ve politik birliğe dönüştü<br />
53 ülkenin oluşturduğu bu birlik, aynı zamanda dünya nüfusunun yüzde otuzunu      oluşturan büyük bir pazardır. İngiltere, bugün, bu birlik sayesinde dünya ticaretinin      beşte birini kont-rol edebilmekte, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda da 53      oyu cebinde taşımaktadır.</p>
<p>İngiliz Ortak Refah Ülkeler Topluluğu içinde yer alan İngiltere, dünyanın sınırları-nın      yeniden çizilmesinde söz sahibi olan ve son sözü söyleyen Birleşmiş Milletler      Güvenlik Konse-yi’nin daimi üyesidir.</p>
<p>1.7 İSLAM KONFERANSI ÖRGÜTÜ (İKÖ)</p>
<p>Arapça adı منظمة المؤتمر الإسلامي ve İngilizce adı “Organization of the Islamic      Conference” olan İslam Konferansı Örgütü (İKÖ), Church of God adlı tarikata      bağlı Dennis Michael Rohan adında Avustralyalı bir yahudinin 21 Ağustos 1969      tarihinde Mescid-i Aksa’yı kundaklamayı denemesinden sonra Eylül 1969 tarihinde      Fas&#8217;ın başkenti Rabat&#8217;ta toplanan İslam ülkeleri başkan-ları tarafından kurulmuştur.<br />
Bu gün İslam Konferansı Örgütü, 57 üye ülkesi ile Avrupa Konseyi veya Birleşmiş      Milletler gibi uluslararası hukuk tüzel kişiliğini haiz bir uluslararası teşkilattır.      BM&#8217;de daimi olarak temsil de edilir. İslam Kalkınma Bankası, İKÖ’nün bir alt      kuruluşudur.</p>
<p>İKÖ içinde BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi olan herhangi bir devlet yoktur.</p>
<p>2. TÜRK BİRLİĞİ</p>
<p>Bugün, dünya üzerinde çeşitli ilişkilerden yararlanılarak kurulmuş onlarca birlik      bulunmaktadır. Birliklerin ekonomik ve askeri güçleri büyüdükçe, dünya üzerinde      gelişen olaylar konusunda söz sahibi olmaları da, güçlerinin büyüklüğüne paralel      olarak artmaktadır.</p>
<p>1.ci bölümde bazılarını tanıtmış olduğum birlikler, özellikle güçlü devletlerin      ön-derliğinde, ülkeler arasında ortak yönler bulunarak kurulmuş, dün ya siyasetinde      söz sahibi olmayı amaçlayan güç birlikleridir.<br />
Dil, din, soy veya ülkü ortaklıkları bulunan devletler, tek kutuplu hale dönüşmüş      21.ci yüzyılda, bir şekilde birleşerek belli alanlarda daha güçlü olmak için      girişimlerde bulunuyorlar.<br />
Dilleri, soyları, kültürleri ve mezhepleri birbirinden farklı olan 50 devletçikten      oluşmuş ABD ve aynı şekilde Avrupa kıtası üzerinde yaşamaktan başka ortak özellikleri      olmayan Almanya, Fransa, Belçika, Hollanda, İtalya ve Lüksemburg gibi devletlerin      ilk adımını attığı günü-müz “Avrupa Birliği”, bugün dünya siyasetine yön verebilecek      kadar etkili birlikler konumundadırlar.<br />
Aynı şekilde Şangay İşbirliği Örgütü, bu gün Asya’da ekonomik ve politik bir      güç olmak yolunda sağlam adımlar atmaktadır.<br />
Bugün ne yazık ki birçoğu ekonomik sıkıntılar ve iç çatışmalar yaşayan 53 Afrika      ülkesi, Afrika Ekonomik Topluluğu ve Afrika Birliği Örgütü’nün birleşmesi ile      9 Temmuz 2002 tari-hinde merkezi Etiyopya’nın Addis Ababa kentinde bulunan Afrika      Birliği’ni (African Union) kurmuş-lardır.</p>
<p>Bu Birliklerin içine 1992 yılında atılan adımlarla kurulması düşünülen “Türk      Birli-ği” de hayat bulma yoluna girdi.</p>
<p>TÜRKSOY Tam adıyla, Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi. 1993 yılında, Almatı&#8217;da      kuruldu.<br />
Türk Dili Konuşan Ülkeler, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan,      Türkiye ve Türkmenistan Kültür Bakanları 1992 yılında İstanbul ve Bakü’de toplanarak,      kültürel iş birliği yapmayı kararlaştırmış ve 12 Temmuz 1993 tarihinde Almatı’da      yaptıkları toplantıda: “TÜRKSOY Kuruluşu ve Faaliyet İlkeleri Hakkında Anlaşma’yı      imzalamak suretiyle Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi’ni (TÜRKSOY) kurmuşlardır.      Kuruluşa, Rusya Federasyonu&#8217;ndan Başkur-distan, Hakasya, Tataristan, Tuva, Saha,      Altay, Moldova&#8217;dan Gagauz Yeri Cumhuriyetleri ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti      gözlemci üye olarak katılmışlardır.</p>
<p>Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı ya da kısaca TİKA Türkiye Cumhu-riyeti      Başbakanlığı&#8217;na bağlı olan kurum Türkiye&#8217;nin dış yardımlarını organize eder.      Ayrıca yurt dı-şında Türkçe öğretimini destekler. TİKA Türkoloji Projesi buna      örnektir.</p>
<p>Türk devlet ve toplulukları arasındaki dostluk, kardeşlik ve işbirliğinin geliştirilme-si      amacıyla, 1993&#8242;den beri düzenlenen Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik      ve İşbirliği Kurultayı[9], kısaca Türk Kurultayı, Türk İşbirliği ve Kalkınma      İdaresi Başkanlığı (TİKA) ile Türk Dev-let ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik      ve İşbirliği Vakfının (TÜDEV) işbirliğinde düzenlenen bir fo-rumdur.</p>
<p>2.1 TÜDEV’İN AMACI</p>
<p>Bürokrattan akademisyenlere, sivil toplum ve düşünce kuruluşlarından, ticaret      ve sanayi odalarına ve medya temsilcilerine kadar çeşitli sektörlerdeki kişilerin      bir araya getirilerek Türk Dünyası hakkında görüş alışverişi yapmaktır.<br />
Bu alanda,<br />
• Türk devlet ve topluluklarının modern anlamda ekonomik gelişmelerini ve re-fahlarını      sağlamak,<br />
• Uluslararası platformlarda dayanışmalarını güçlendirmek,<br />
• Kültürel bağlarını derinleştirmek,<br />
• Somut işbirliği alanlarını kamu kesimini de içine katarak gerçekleştirme yolun-da      atılacak adımları belirlemek,<br />
• Halen yürütülen müşterek çalışmaları ve projeleri daha etkin hale getirmek,<br />
• Kısa ve orta vadede uygulanabilir yeni işbirliği alanlarını ortaya çıkarmak.</p>
<p>2.1.2 KATILIMCI ÜLKELER<br />
Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Moğolistan, Özbekistan, Tacikistan, Türki-ye,      Türkmenistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Tataristan, Başkırdistan, Çuvaşistan,      Kırım Özerk Cumhuriyeti, Saha Yakutistan, Altay, Dağıstan, Gagauzya, Hakasya,      Balkarya, Karaçay, Tuva, Doğu Türkistan, Taymir, Buryatya.</p>
<p>2.2 TÜRK DİLİ KONUŞAN ÜLKELER ZİRVESİ</p>
<p>Türk Dili Konuşan Ülkeler Zirvesi ya da “Türkçe Konuşan Ülkeler Cumhurbaş-kanları      Zirvesi”, Türk dili konuşan altı Türk ülkesinin devlet başkanlarının ve üst      düzey yetkililerinin katıldığı bir zirvedir. “Bir diğerinin egemen eşitliğine      karşılıklı saygı temeline dayanan” bu zirve, or-tak tarih ve kültürel yapıya      sahip ülke cumhurbaşkanlarını bir araya getirmektedir.</p>
<p>2.2.1 ZİRVE KONULARI</p>
<p>Türk Devletleri arasındaki bağları derinleştirmek ve karşılıklı işbirliğini      artırmak; kültürel ve ekonomik ilişkileri arttırmak; ortak tarihi mirası ortaya      çıkarmaktır. Ekonomik olarak ön-celikli hedef alınan iki alan ise enerji ve      ulaşımdır.<br />
Buna göre;<br />
• Türk halkları arasındaki yakın ilişkileri geliştirmek,<br />
• Türk cumhuriyetleri arasındaki dostane ve yapıcı ilişkileri güçlendirmek,<br />
• Türk dili konuşan ülkelerin uluslararası barış ve istikrara hizmet eden olumlu      katkılarını artırmak,<br />
• Ülkelerin oluşturduğu coğrafyayı bir işbirliği, gönenç, istikrar ve barış      bölgesine dönüştürmek<br />
• Avrasya gerçeğinin daha da güçlü bir biçimde algılanmasını sağlamak,<br />
• Bağımsızlıklarının on beşinci yıldönümünü kutlamakta olan Türk dili konuşan      ülkelerin siyasal arenada ortak hareket etmesine katkıda bulunmak,<br />
• Devletlerin ortak hareket ederek uluslararası platformlarda ve dünya jeopoliti-ğinde      etkinliğini arttırmak zirvenin temel konularıdır.</p>
<p>2.2.2 ZİRVENİN HEDEFLERİ<br />
• Daimi bir sekretarya oluşturmak<br />
• Türk dünyası ortak alfabesi geliştirmek<br />
• Türk lehçelerinin karşılaştırmalı sözlüğünü hazırlamak<br />
• Ortak türk tarihi kitabı oluşturmak ve ortak tarih müfredatı oluşturmak<br />
• Ortak Türk tarihi Enstitüsü kurmak<br />
• Türk dünyasını birbirine bağlayacak enerji politikaları oluşturmak<br />
• İstanbul-Almatı tren ve genel ulaşım ağına Bişkek’in dahil edilmesi ve Bakü-Tiflis      – Ahıskalı &#8211; Kars demiryolu inşasına desteğin artırılması<br />
• İpek Yolu’nun gerçek anlamda yeniden canlandırılması<br />
• Ülkeler arasındaki çeşitli alanlarda çok taraflı ve ikili işbirliğinin geliştirilmesi<br />
• Ulaşım ve haberleşme projelerinin, ticari ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi<br />
• Ortak kültür mirası eserlerinin korunması, onarılması ve tanıtılması ile ilgili      or-tak kurum oluşturmak<br />
• Eğitim bakanlıkları ve üniversiteler arasındaki işbirliğin teşviki.<br />
• Karşılıklı burslu öğrenci değişimini geliştirmek<br />
• Lise ve Üniversitelerarası Öğrenci değişim ve dolaşım sistemi kurmak<br />
• Parlamentolar arası Asamble ve Parlamentolar arası ilişkiler Enstitüsü kurmak<br />
• Ülkeler arasındaki muhtelif bölgesel ve uluslararası sorunlar hakkında fikir      alış-verişinde bulunmak ve orta yol aramak.</p>
<p>2.3 DİĞER TÜRK BİRLİKLERİ</p>
<p>TÜRK DÜNYASI BELEDİYELER BİRLİĞİ (TDBB)</p>
<p>TÜRKÇE KONUŞAN ÜLKELER PARLAMENTOLAR ARASI BİRLİĞİ (TÜRK -PAR)<br />
Türk dili konuşan ülkelerin parlamentoları arasında kurulan birlik.</p>
<p>EKONOMİK İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI (EİT, ECO)</p>
<p>3. TÜRK DEVLETLERİ BİRLİĞİ</p>
<p>Türk Devletleri Birliği (TDB), bugün Bağımsız olan Türkiye, Azerbaycan, Kuzey      Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan      Cumhuriyetleri Dev-letlerinin gönüllü olarak bir araya gelerek, adım adım ekinsel      (kültürel), toplumsal, tarihsel ve siya-sal olarak yakınlaştıracak ve yeniden      bütünselleştirecek bir tasarıdır. [10]</p>
<p>Türk Devletleri Birliği (TDB), bugün Bağımsız olan Türk Devletleri&#8217;nin mevcut      olan ikili ilişkilerini, çoklu ilişkilere dönüştürmesi, bu ilişkileri her alanda      ciddi bir şekilde ilerletmesi ve de bu ilişkileri kurumsallaştırmasıdır. Böyle      bir kurumsallaştırma Türk Devletlerinin yakınlaşma-sını ve ortaklaşa bir şekilde      &#8220;muasır medeniyet seviyesine&#8221; ulaşıp o seviyeyi aşmak yolunda ilerle-melerini      sağlayacaktır.<br />
Dünya üzerindeki uluslararası işbirliği örgütleri, devletlerin genel olarak      çıkar bir-liktelikleri sonucu oluşmuştur. Türk Devletleri Birliği&#8217;ne de, Türk      Devletleri&#8217;nin ciddi çıkar ortaklıkları bulunması, böyle bir birliğin tüm Türk      Devletlerine önemli fırsatlar sunacağı için ihtiyaç duyulmakta-dır.</p>
<p>Özellikle 21.ci yüzyıl dünyamızda, uluslararası hukukun uygulanmasının, eylemi      gerçekleştiren devletin askeri ve ekonomik gücü ile doğru orantılı olması nedeni      ile Türk Devletleri Birliğini kurmak kaçınılmaz bir gerçek olmuştur.<br />
Bir taraftan ABD ve AB’nin, diğer taraftan Şangay Beşlisinin el attığı Türk      Devlet-lerinin, birlik olmamaları durumunda, belli bir dönem sürecek olan dirençlerinden      sonra kendilerin-den daha güçlü birliklerin ekonomik ve askeri baskısı altına      girecekleri kesindir.<br />
Bölgede yabancı devletlerin güç oluşturmaları yerine, Türk Devletlerinin Birlik      olup kendi iç pazarlarını, ekonomilerini, refahlarını ve askeri güçlerini oluşturmaları      çok daha ger-çekçi bir yaklaşım olacaktır.</p>
<p>3.1. ORTAK ÇIKARLAR</p>
<p>Ekonomik ilişkiler ülkeler arasında karşılıklı bağımlılığı arttırmakta ve bütünleş-meyi      (entegrasyonu) kolaylaştırmaktadır.</p>
<p>Petrol ve doğalgaz nakli Türk Cumhuriyetleri için birinci dereceden öneme sahip-tir.      Türkiye bu konuda Akdeniz&#8217;e açılma olanakları sunmaktadır. Türkiye&#8217;nin de petrol      ve doğalgaz naklinden elde edeceği taşıma ücretinin yanı sıra Orta Doğu petrollerine      bağımlılıktan kurtulma ve daha ucuz enerji elde etme ve gibi birçok menfaatleri      bulunmaktadır. Türk Devletleri Birliği enerji nakli ile stratejik güç kazanacaktır.      Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı ve Nabucco bu konuda güzel birer örnektirler.<br />
Birlik üyesi ülkelerin karşılıklı ticaret mallarının birbirlerini tamamlayan      nitelikte olması ekonomik bütünleşmeyi kolaylaştıran bir etken olacaktır. Eğitim,      yüksek öğrenim, ortak alfa-be, yerel sanayi, toprak altı zenginlikleri ve bu      zenginliklere katma değer katacak sanayi, üye ülke-lerde mevcut olup, dışa bağımlılığı      azaltacaktır.</p>
<p>Türk Ortak Pazarının kurulabilmesi durumunda yaklaşık 230 milyon insana hitap      eden büyük bir iç pazar oluşacak ve ortak ekonominin bir bütün içinde gelişmesine      zemin hazırla-yacaktır.<br />
Türk Birliği kurulabildiği takdirde ekonomik, kültürel, sportif, ticari, bankacılık,      si-gorta, ortak dil, eğitim, yüksek öğrenim, biilim ve sosyal ilişkiler daha      da gelişecek ve üye ülkelere menfaat sağlayacaktır. Askeri açıdan da birlik      üyesi olmak üyelerin güçlenmesini sağlayacaktır.</p>
<p>3.2. YAPILAN ÇALIŞMALAR [11]<br />
• En son 11. Türk Devletleri Kurultayı Kasım 2007&#8242;de yapılmıştır.<br />
• Karşılıklı öğrenci değişimi yoğun olarak devam etmektedir.<br />
• Devletin desteklediği TÜDEV ve TİKA dernekleri kurulmuştur.<br />
• Birçok özel dernek kurulmuştur.<br />
• Ortak üniversiteler kurulmuştur.<br />
• Çağdaş Türk Lehçeleri arasında alfabe birliği büyük oranda sağlanmıştır.<br />
• Çağdaş Türk Lehçeleri sözlüğü tamamlanmıştır.<br />
• Türk Dil Kurumu tarafından lehçeler arasında robot çeviri sistemi yapılmaktadır.<br />
• Türk tarihi&#8217;nin Orta Asya&#8217;da daha etkin ve doğru şekilde öğretilmesi çalışmaları      yapılmıştır.<br />
• Moğolistan&#8217;daki anıtlar için ülkeler arası işbirliği kararı alınmıştır.<br />
• Askeri İşbirliğine gidilmiştir.</p>
<p>4. TÜRK BİRLİĞİ İÇİNDE SİYASAL İŞBİRLİĞİNİN ÖNEMİ</p>
<p>Özellikle 20.y.y.’la birlikte dünya coğrafyasında oluşan stratejik açılımlar      ve yatı-rımlar, günümüzde şekillenerek “yeni dünya düzeni haritası” olarak karşımıza      çıkmıştır. Söz konusu bu harita, 20. y.y. da yaşanan kötü ve sonuçsuz sıcak-soğuk      savaşların ardından artık iki-üç alter-natif olarak olgunlaşarak gündeme gelmiştir.</p>
<p>Düne kadar asırlarca birbiri ile savaşmış Avrupa devletlerinin yeni strateji      gereği oluşturdukları AB, kuruluş amacı olan ekonomik güç olmaya ilaveten günümüzde,      dünya siyasetin-de ağırlığı olan bir birlik konumuna yükselmiştir.</p>
<p>Dünya coğrafyası üzerinde yapılan egemenlik hesaplarının aslında devletlerin      derin ve uzun vadedeki liderlik yahut hakimiyet hedeflerini ortaya çıkarmıştır.      Geliştirilmek istenen politikalar ilk bakışta yerel, belki de bölgesel etki      yaratacak nitelikte gibi görünse de; aslında tama-mıyla gerek siyasi gerekse      fiziki ve en önemlisi ekonomik olarak dünyanın tamamını etkileyecek düzeyde      planlanmıştır.</p>
<p>21.ci yüzyıl stratejik ortaklık çağı olarak başlamış ve güçsüz devletlerin güçlü      devletlerce uygulanmak istenen planın ve gücün yanında biran önce yer alması      zorunluluğunu ge-tirmiştir. Bölgemizde ABD’siz olarak etkin bir durum yaratmak      veya kısmen dahi olsa yaratılabile-cek bir durumda başarılı olmak olası değildir.</p>
<p>Türkiye’nin bölge üzerindeki tarihsel, kültürel ve siyasi etkisini en etkin      biçimde kullanarak bölgede hakkaniyet ölçüleri içinde bir yapıyı oluşturması      zamanı gelmiştir. Türkiye’nin kültürel etkisi ve aynı soy bağına sahip olan      halklarla olan diyalogu, oluşturulacak siyasi yapı için çok önemli birleştirici      bir etken olacaktır.<br />
İsrail-Filistin görüşmelerinin zaman zaman Ankara’da yapılıyor olması Türki-ye’nin      Orta Doğu’da durmadan kanayan yaraların sarılması yönündeki yapıcı etkisini      iyice ortaya koymaktadır.<br />
Buna karşın, bölgede en etkin aktörlerden olan ABD’nin Orta Doğu ve Asya poli-tikası,      bölgeyi bütünüyle etkileyecek her türlü yapı ve oluşumu her ne pahasına olursa      olsun engel-lemeyi ve bölgeyi, uzaktan kendi güdümünde politika güden ülkeler      aracılığı ile kontrol altında tut-mayı prensip edinmiştir. Bu prensibin yan      ürünü de, bölgede oluşabilecek olası ittifakların önü kes-mek şeklinde ortaya      çıkmıştır.</p>
<p>Türk Devletlerini kapsayacak şekilde oluşturulmaya çalışılacak bir siyasi yapı-laşma      çok kuvvetli ve çok etkili engellemelere ve baskılarla karşı karşıya kalacaktır.      Dünyadaki önemli finans merkezleri, dünya enerji politikası ve uluslararası      boyutta etkin olan her sermaye gru-bu, bu engelleme seferberliği içinde üstlerine      düşen görevi eksiksiz yapmak için gayret içine gire-ceklerdir. Aksi takdirde      bölgedeki enerji kaynakları, yer altı madenleri ve bölgeye akacak para elle-rinden      uçup gidecektir.</p>
<p>Türk Devletleri Birliği, ileriye dönük, ekonomik ve siyasi işbirliğini içeren      bir stra-teji ile yola çıkmalıdır. Daha sonra da belirlenmiş bu strateji, dünya      gerçeklerine dayalı olarak eko-nomik, politik ve sosyal olgular çerçevesinde      bir sağlam temele oturtulmalıdır.</p>
<p>Güçlü bir Siyasi İş Birliğinin üç teorik koşulu vardır:<br />
1) Karasal ve nüfussal Genişlik<br />
2) Hareket serbestîsi<br />
3) İçinde birlik ve beraberlik.</p>
<p>Türk devletleri geniş bir sahaya ve bu saha içinde de zengin yer altı kaynakları      ile çalışkan bir nüfusa sahiptir.<br />
Tarih boyunca kurulan birliklere ve günümüzde dünya gündemini yoğun şekilde      meşgul eden Avrupa Birliğine baktığımızda da, çeşitli aşamalardan ve zaman içerisinde      yoğrularak belli noktalara gelindiği görünmektedir. Türk Devletleri Birliğinde      bu sürecin çok daha çabuk ve az hasarla geçileceğini söylemek olasıdır. Ekonomik      birlik, var olan ticaret ve sanayi ilişkilerini gelişti-rerek ve içine yeni      siyasi oluşumlar ile boyutlar katılarak sağlanabilir.</p>
<p>Türkiye, Afganistan, Kazakistan[12], Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan,      Taci-kistan, Pakistan ve Azerbaycan’ın oluşturduğu Ekonomik İşbirliği Örgütüdür      (EİÖ), oluşumu itibarı ile uyumlu ve gelecek vaat eden bir kuruluştur.<br />
Bu kuruluşun üzerine, günümüz gereksinimlerine göre yeni ekonomik ve siyasi      hedefler olgunlaştırılıp, “Türk Devletleri Birliği” adı altında giydirilirse,      yeni, dış güçlerle ekonomik, siyasi ve askeri yönden baş edebilecek güçlü bir      yapının hayata geçirilmesi olasıdır. Esas sorun, Orta Asya Türk devletlerinin      bu yeni ekonomik ve siyasi oluşuma yaklaşımı olacaktır.<br />
Türkmenistan[13] son yıllarda aktif tarafsızlık politikası uygulayarak bölgenin      ta-rafsız devleti olmak yönünde bir yaklaşım sergilemektedir. Bir başka Türk      devleti olan Özbekistan[14] ise uluslararası politikasını Türkiye ile sorunu      olan devletlerle birliktelik içinde yürütmektedir.<br />
Birliğin temelini ekonomik birliktelik oluştururken, oluşturulacak enerji politikası      ve bunun uygulaması, Birliğin dünya siyasetinde bir anda yerini almasını sağlayacak,      siyasi birlik için de temel oluşturmuş olacaktır. Askeri ve teknolojik alanda      ortak yatırımlar ve savunma strateji-leri geliştirilip bölgesel savunmaya yönelik      sistemler oluşturmak, sermaye ve hizmetin serbest do-laşmasını sağlamak, Birlik      içindeki bütünleşmeyi hızlandıracaktır.</p>
<p>Siyaset tarihi göstermektedir ki, dünya barışının sağlanması için, her şeyden      ön-ce, dünya siyasetinin ana hatlarının şekillendiği, zamanında “Osmanlı toprakları”      olarak anılan böl-gelerin istikrar ve huzur içinde olması gerekmektedir. İçinde      Filistin’in, İsrail’in, Kıbrıs’ın, Kafkas-ya’nın bulunduğu bu bölgenin istikrarı,      dünya barışının temel taşını oluşturmaktadır.</p>
<p>Türkiye, geliştireceği stratejilerle hem Ortadoğu’da hem de Orta Asya&#8217;da, kalıcı      barışı temin edebilecek ve temelini atacağı “Türk Devletleri Birliği”nde oluşacak      ekonomik gücü, en adil bir şekilde idare edebilecek tarihi birikime sahiptir.</p>
<p>SON NOT<br />
[1] http://en.wikipedia.org/wiki/United_States<br />
[2] http://en.wikipedia.org/wiki/European_Union<br />
[3] http://www.nato.int/<br />
[4] http://www.globalsecurity.org/military/world/int/sco.htm<br />
[5] http://www.nafta-sec-alena.org/DefaultSite/index.html<br />
[6] http://www.frankofoni.hacettepe.edu.tr/<br />
[7] http://www.thecommonwealth.org/Internal/142227/members/<br />
[8] http:// www.oic-oci.org/<br />
[9] http://www.TurkDevletleriBirligi.gen.tr ve/veya http://www.tdb.gen.tr<br />
[10] http://www.turkdunyabirligi.com/index.php?topic=47.0;wap2 (Türk Kurultayı)<br />
[11] http://www.msxlabs.org/forum/satirlarla-turkiye/148855-turk-birligi.html<br />
[12] http://www.un.org/esa/population/publications/WPP2004/wpp2004.htm (Kazakistan)<br />
[13] https://www.cia.gov/cia/publications/factbook/geos/tx.html (Türkmenistan)<br />
[14] https://www.cia.gov/cia/publications/factbook/geos/uz.html (Özbekistan)</p>
<p>INTERNET KAYNAKLARI<br />
http://www.turkcu.net/turkbirligi.html (Türk Birliği)<br />
http://www.yalova77.com/077/kose/?yazar=50&amp;yazi=603 (Türk Birliği ama nasıl)<br />
http://www.bilgicik.com/yazi/turk-birligi-kurulmalidir/ (Türk Birliği Kurulmalıdır)<br />
http://www.hunturk.net/s-160-turk-birligi.html (Türkçülük)<br />
http://www.frmpaylas.com/turk-birligi-hayal-degildir-t180211.html?s=96bc3c340e078108d27c6400256944e1&amp;amp;      (Türk Birliği Hayal Değildir)</p>
<p>http://www.haberx.com/n/1085266/turk-birligi-kuruluyor.htm</p>
<p>http://www.turkbirligi.net/Yazilar.asp?goster=dos&amp;id=18</p>
<p>http://forum.arbuz.com/archive/index.php/t-37163.html (Forum)</p>
<p>http://www.turkbirligi.com/forum/forum_posts.asp?TID=712</p>
<p>http://www.ideapolitika.com,</p>
<p>http://www.diplomatikgözlem.com</p>
<p>http://www.turkdunyası.org.tr</p>
<p>Prof. Dr. Ata ATUN<br />
Temsil Ettiği Kuruluşun Adı : SAMTAY VAKFI<br />
Konu: Türk Birliği İçinde Siyasal İşbirliğinin Önemi<br />
Tarih : 4 Ağustos 2008<br />
Düzenleyen : YAFEM, Yalova Folklor Eğitim Merkezi Gençlik Ve Spor Kulübü Derneği<br />
Yer : Yalova, İstanbul</p>
<img src="http://www.ataatun.com/?ak_action=api_record_view&id=10191&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ataatun.com/turk-birligi-icinde-siyasal-isbirliginin-onemi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>20 TEMMUZ 1974 Mutlu Barış Harekatı Gerçeği</title>
		<link>http://www.ataatun.com/20-temmuz-1974-mutlu-baris-harekati-gercegi/</link>
		<comments>http://www.ataatun.com/20-temmuz-1974-mutlu-baris-harekati-gercegi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Jul 2008 03:43:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Prof. Dr. Ata ATUN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konferanslarım]]></category>
		<category><![CDATA[20 TEMMUZ 1974]]></category>
		<category><![CDATA[Barış]]></category>
		<category><![CDATA[Gerçeği]]></category>
		<category><![CDATA[Harekatı]]></category>
		<category><![CDATA[Mutlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ataatun.com/?p=10187</guid>
		<description><![CDATA[<br/>Akdeniz Lions Derneğinin sayın üyeleri
Kıbrıs Türk halkının kaderinde bir dönüm noktası olan 20 Temmuz’un anlam ve      önemini hepimiz çok iyi biliyoruz.
1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasal düzenini tümüyle ortadan kaldırıp, Kıbrıslı      Türkleri adadan silmeyi amaçlayan, Yunan Cuntasının düzenlediği darbe, bundan      tam 34 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br/><p><em><strong>Akdeniz Lions Derneğinin sayın üyeleri</strong></em></p>
<p>Kıbrıs Türk halkının kaderinde bir dönüm noktası olan 20 Temmuz’un anlam ve      önemini hepimiz çok iyi biliyoruz.<br />
1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasal düzenini tümüyle ortadan kaldırıp, Kıbrıslı      Türkleri adadan silmeyi amaçlayan, Yunan Cuntasının düzenlediği darbe, bundan      tam 34 yıl önce, 15 Temmuz’da gerçekleşmişti. Ve hemen bunun akabinde, Kıbrıs’ta      bozulan anayasal düzeni tesis etmek, hem Kıbrıslı Türklere, hem de Kıbrıslı      Rumlara barış, özgürlük ve can güvenliği içinde bir yaşam sağlamak amacıyla      Türk Silahlı Kuvvetleri duruma müdahale etmişti.<br />
20 Temmuz 1974’de gerçekleştirilen ve o zamandan beri “Barış ve Özgürlük Bayramı”      olarak kutlanan 20 Temmuz, bildiğiniz gibi, Türkiye Cumhuriyeti’nin de taraf      olduğu Garanti Antlaşması’na dayanıyordu. Türkiye’nin adaya asker çıkarması,      uluslararası hukuk tarafından kendisine verilen bir görevdi ve zamanında dünya      kamuoyu tarafından da destekleniyordu.<br />
Aradan geçen zaman içerisinde, Kıbrıs Rum liderliği, sanki 20 Temmuz 1974, ortada      hiçbir sebep yokken yaşanmışçasına ve Kıbrıs Sorunu da 20 Temmuz sabahı başlamışçasına      bir propagandaya yöneldi. Dış dünyayı etkilemek için yapılan bu propagandayı      o kadar çok tekrarladılar ki, artık kendileri de, 1958’de, 1963’de, 1964 ve      1967’lerde, Kıbrıslı Türklere, EOKA’nın ve bizzat Kıbrıslı Rum militer güçlerinin      neler yaptığını unuttular.<br />
Kıbrıs Türk köylerindeki katliamları, Kıbrıslı Türk kayıpları, yakılıp yıkılan      köy ve mahalleleri, terk etmek zorunda bırakıldığımız ata yadigarı toprakları,      o çileli göçmenlik hayatını, ikinci sınıf bir toplum muamelesi gören Kıbrıs      Türkünü, adanın sosyal, ekonomik, kültürel haritasından silmek için uygulanan      şiddeti…<br />
Bunların hepsini unuttular.</p>
<p><span id="more-10187"></span>Rumlar “Türk askeri adaya çıkmadan önce kardeş kardeş yaşadığımız o eski güzel      günlerimiz” söylemiyle konuşmakta ve böylece bizi değil, ama kendi kendilerini      kandırdıkları bir yanılsama yaratmaktadırlar. Ancak, bizim taraftaki eski yönetimlerin      de yapmış olduğu bazı hatalar nedeniyle, Rum tarafının tekrarlayıp durduğu bu      propaganda söyleminin Avrupa ve dünya kamuoyunu da yıllarca etkilediğini teslim      etmeliyiz… Ta ki, Kıbrıs Türk halkı, 24 Nisan referandumuyla, yeni bir dönemi      başlatana kadar… Evet, referandum, AB süreci ve halkımızın gerçekleştirdiği      toplu iktidar değişimine kadar Rum tarafı, tüm Kıbrıs adına konuşup dünyada      kabul görmeye devam etti.</p>
<p>Çok iyi hatırlar ve biliriz ki, 1970 – 1974 arası Kıbrıs Rum kesiminde yaşanan      ve tüm adayı sarsan siyasi kaosun temelinde Kıbrıs Rum devlet kurumlarının karşı      karşıya gelmesi ve çatışması yatar. Bundan, herkes gibi bizim de ders çıkarmamız      gerekir.</p>
<p>20 TEMMUZ 1974 MUTLU BARIŞ HAREKATI<br />
Kıbrıs’ın, stratejik önemini sadece geçmişin şartları içinde değil geleceğin      hızla değişen şartları içinde gören büyük asker, en büyük komutan ve devlet      adamı Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, Antalya bölgesinde yapılan bir askeri tatbikatta      subaylara; “Türkiye’nin yeniden işgal edildiğini ve Türk kuvvetlerinin sadece      bu bölgede mukavemet ettiğini farz edelim. İkmal yollarımız ve imkanlarımız      nelerdir?” sorusunu yöneltmiştir. Subayların görüş ve düşüncelerini dinleyen      ATATÜRK, haritada Kıbrıs adasını işaret ederek: “Efendiler, Kıbrıs düşman elinde      bulunduğu sürece, bölgenin ikmal yolları tıkanmıştır. Kıbrıs’a dikkat ediniz.      Bu ada bizim için mühimdir” demek suretiyle Kıbrıs’ın Türkiye için taşıdığı      stratejik önemini ortaya koymuştur.</p>
<p>Kıbrıs jeopolitik önemi nedeni ile, tarih boyunca çeşitli kavimlerin istilasına      uğramıştır. Kıbrıs, M.Ö. 1450 yılından itibaren; Mısırlılar, Hititler, Fenikeliler,      Asurlular, Persler, Büyük İskender (Ptoleme Egemenliği), Romalılar, Bizanslılar,      Araplar, Haçlılar (Aslan Yürekli Richard), Venedikliler ve Osmanlılar idaresinde      kalmıştır. 300 yıl Osmanlı hakimiyetinde kalan Kıbrıs; 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi’nde      Osmanlıları destekleme karşılığında 1878’de İngiltere’ye geçici olarak bırakılmıştır.      İngiltere, I. Dünya Savaşı’nın başında, Kıbrıs’ı bir oldu-bittiye getirerek      ilhak ettiğini açıklamıştır.<br />
Kıbrıs İngiltere’nin idaresi altında iken, Kıbrıs kilisesi, adayı Yunanistan’a      bağlamayı amaçlayan Enosis (birleşme) çabasını yoğunlaştırdı. . Enosis hayali      Kıbrıs sorununun temelini teşkil eder. Enosis’i gerçekleştirmek için 1955’te      EOKA adında bir terör örgütü kuruldu. Bu örgüt İngilizlere ve Türklere karşı      silahlı şiddet hareketlerine başladı. Buna karşılık Türk tarafında TMT(Türk      Mukavemet Teşkilatı) kurularak EOKA ile mücadeleye başlandı.</p>
<p>Kıbrıs, Londra ve Zürih Garanti ve İttifak Antlaşmalarıyla 1960 yılında bağımsız      bir devlet olarak ortaya çıktı. Bu antlaşmaya göre; hükümetin ve icra unsurların      %70’i Rum, %30’u Türklerden teşkil edilecek, Bakanlar Kurulu 7 Rum, 3 Türk’ten      oluşacaktı. Bir papaz olan Makarios (asıl adı: Mihail Hristodolu Muskos) Cumhurbaşkanı,      Dr. Fazıl Küçük de Cumhurbaşkanı Yardımcısı oldu. Garanti Antlaşmaları ile,      Türkiye, Yunanistan ve İngiltere garantör devlet oldular. İngiltere, iki askeri      üs (Ağrotur-Dikelya) elde etti.</p>
<p>Adada Türkiye 650, Yunanistan ise 950 kişilik kuvvet bulundurabilecekti. Garanti      antlaşmasına göre, Makarios Türklere verilen hakları çok görerek Türkleri tamamen      yok etmeye kalktı.<br />
Yunanistan adaya gizlice çok sayıda asker çıkardı. Kıbrıslı Türkleri ortadan      kaldırmak ve Enosis’i gerçekleştirmek için hazırlanan, “Akritas Planı”nını uygulamaya      koymak üzere EOKA çeteleri ve Yunan askerleri 25 Aralık 1963’de saldırıya geçerek      çocuk, kadın, yaşlılarda dahil olmak üzere binlerce Türk’ü vahşice katlettiler.      Rumların Erenköy’e de saldırmaları üzerine, Türk jetleri Kıbrıs üzerinde uyarı      uçuşu yaptılar. Panikleyen Rumlar saldırılarına son vermek zorunda kaldılar.      Türkleri katletmek için Kanlı Noel olarak tarihe geçen bu vahşet karşısında      Batılı devletler her zamanki gibi seyirci kaldılar. Rum-Yunan ikilisi bu saldırılarıyla;      Türklerin eşit siyasi haklarına ve ortaklığına dayalı olarak kurulan “Kıbrıs      Cumhuriyeti”ni yıkmışlar, Bu cumhuriyetin temelini teşkil eden Zürih ve Londra      antlaşmalarını tek taraflı olarak fesh etmişler ve Türkleri Kıbrıs’ın yönetiminden      dışlamışlardır.</p>
<p>Anadolu’yu işgal eden Yunan Ordusu’nda da görev alan Grivas adındaki eli kanlı      bir EOKA’cı ile Yunanlı subayların idaresindeki Rumlar 1967 yılında bu sefer      Geçitkale-Boğaziçi’ne saldırdılar. Türkiye müdahale için hazırlandı. Türkiye’nin      müdahalesinden çekinen Yunanistan askerlerini ve katil ruhlu Grivas’ı adadan      geri çekmek zorunda kaldı.</p>
<p>Mart 1963 tarihinden itibaren Ada’da göreve başlayan Birleşmiş Milletler Barış      Gücü, Türkleri Rumlara karşı koruyamamış ve katledilmelerine de seyirci kalmıştır.      Kıbrıs’ta görev ve sorumluluklarını yerine getiremeyen, barışın sağlanmasında      etkinlik gösteremeyen BM. Barış Gücü, Rumların etkisine girerek kendisine duyulan      güveni tamamen yitirmiştir.</p>
<p>1967 yılında, Yunanistan’da ihtilal olmuş, bir cunta hükümeti kurulmuştu. Makarios’un      cumhurbaşkanı seçildikten sonra, Sovyetler Birliği ile siyasi ve askeri işbirliğine      yönelmesinin, izlediği siyaset ile de Dünya Bağlantısızlar hareketinin bir önderi      durumuna gelmesinin, adanın bir an önce kendisine bağlanıp Enosis hayalinin      gerçekleşmesini isteyen cuntacı hükümetin hoşuna gitmiyordu. Makarios, aldığı      dış yardımlarla ekonomik olarak, Bağlantısızlar yanında yer almakla da siyasi      açıdan kendini yeterli görüp, şimdilik, Kıbrıs’ın sadece Rumlar tarafından temsil      edilen bağımsız bir Kıbrıs Cumhuriyeti olmasını istiyordu. Bağlantısız Devletlerin      de desteğini almıştı. Enosis, Makarios için uzun vadede düşünülecek bir konu      idi. Türkler ekonomik yönden tamamen çöküp, Kıbrıs’ı terk ederlerse, Türkiye’nin      müdahale nedeni kalmayacağından Enosis kendiliğinden gerçekleşecekti. Acele      edip Türkiye’nin tepkisini çekmeye gerek yoktu. Bu durum, Enosis’i bir an önce      hayata geçirmek isteyen Yunan hükümetinin hoşuna gitmiyordu. Yunan hükümetine      göre; Ada’daki Türk halkına karşı siyasi ve askeri üstünlük sağlandığı halde      Enosis’in bir türlü hayata geçirilememesinden Makarios sorumluydu. Bu nedenlerle      Makarios ile Yunan hükümetinin arası açılmıştı. Sonuçta, 15 Temmuz 1974’de,      Yunan hükümeti tarafından desteklenen, Yunanlı subayların yönetimindeki Rum      Milli Muhafız Ordusu(RMM) ile EOKA Kıbrıs’ta darbe yaptı. Makarios adadan kaçtı.      Eli kanlı başka bir katil olan Sampson’u cumhurbaşkanı yaptılar.<br />
Türkiye, Kıbrıs’ta 15 Temmuz 1974 tarihinde yapılan darbe ilgili olarak diğer      garantör devlet olan İngiltere’den Londra ve Zürih garanti antlaşmaları gereği,      birlikte müdahale edilmesini istemiş, fakat İngiltere Türkiye’nin bu isteğini      geri çevirmiştir. Türkiye bu olup bittiye son vermek için tek başına Kıbrıs’a      müdahale etmeye karar vermiştir.</p>
<p>KIBRIS’TA 20 TEMMUZ 1974 ÖNCESİ ASKERİ DURUM:</p>
<p>Rum kuvvetleri:<br />
Kıbrıs Rum Kuvvetleri; Rum Milli Muhafız(RMM) ordusu, Rum Polis teşkilatı ve      Yunan Alayından ibarettir. Ayrıca, seferde teşkil edilen Home Guard (HG) taburları      ile RMM ordusu takviye edilmektedir. Rum ordusu Yunanlı subaylar tarafından      eğitilmekte ve yönetilmektedir. Seferde Rum ordusunun mevcudu 40.000’ne çıkabilmektedir.      Bu birliklerin yanı sıra, Makarios’a bağlı 4000 kişilik “Epikourik” (Taktik      Yardım İhtiyat) kuvveti vardı.</p>
<p>Türk Silahlı Kuvvetleri:<br />
Kıbrıs Barış Harekatı’na 6 nci Kolordu Komutanlığı emrinde; 28 nci Motorlu Piyade      Tümeni, 39 ncu Piyade Tümeni, Hava İndirme ve Komando Tugayları, Gösteri Tatbikat      Alayı, Amfibi Deniz Piyade Alayı, Jandarma Komando Taburları, Bayraktarlık emrindeki      Mücahit Birlikleri, 650 kişilik Kıbrıs Türk Alayı ile idari ve lojistik destek      birlikleri katılmıştır.<br />
Harekat üç safha olarak planlanmıştı. Birinci safhada hava ve kıyı başının tesisi      ve elde bulundurulması, ikinci safhada çıkan ve indirilen birliklerin birleşmesi,      üçüncü safhada da harekat alanının genişletilmesi.</p>
<p>20 TEMMUZ 1974 &#8211; BİRİNCİ KIBRIS BARIŞ HAREKATI</p>
<p>20 Temmuz 1974 sabahı, Türk uçaklarının bombardımanından sonra, saat 06.15 den      itibaren, hava indirme ve uçarbirlik harekatı ile Hava İndirme ve Komando Tugayları      Gönyeli ve Kırnı bölgelerine indirilmeye başlanmış, Mersin’den Ertuğrul gemisi      ve 33 çıkarma gemisi ile donanmanın koruması altında hareket eden Çakmak Özel      Kuvveti de komanda birliklerimizle eş zamanlı olarak Girne’nin batısında dar      ve sığ bir plaj olan Pladini (Karaoğlanoğlu) plajına, uçaklarımızın ve deniz      topçusunun desteğinde çıkmaya başlamıştı.</p>
<p>SAT komandolarının çıkarma plajının çıkarmaya müsait olduğunu bildirmeleri üzerine,      birinci dalga olarak plaja ilk çıkan Amfibi Deniz Piyade Alayı süratle ilerleyerek      Girne &#8211; Karava &#8211; Geçitköy (Panağra Boğazı) ana asfalt yoluna ulaşmıştı. Çakmak      Özel Kuvveti’nin diğer unsurları saat 12.00’de plaja çıkarak kıyı başını genişletmeye      başlamışlardı.</p>
<p>Gönyeli ovasına paraşütle atlayan Hava İndirme Tugayı, bir taburu ile Kıbrıs      Türk Alayı’nın batı yanını korurken, geri kalanı ile Dikomo (Dikmen) bölgesini      ve Rum Bozdağı’nı ele geçirmek üzere taarruza başlamıştı. Kırnı bölgesine helikopterle      inen Komando Tugayı duvar gibi dik dağ yamacını tırmanarak St.Hilarion ve Beyaz      Ev bölgesine ulaşmış, bir taburu ile St. Hilarion &#8211; Doğru Yol istikametinde,      diğer taburu ile Beyaz Ev- Zeytinlik- Girne istikametinde taarruz ederek kıyı      başı ile birleşmeye hazırlanıyordu.</p>
<p>Donanma, sahil bombardımanı yaparak sahile çıkan birliklerimize topçu desteği      sağlarken, 2 nci Taktik Hava kuvvetlerine bağlı savaş uçakları düşmanın ada      genelinde askeri hedeflerine taarruz ederek tecrit ve yakın hava desteği görevlerini      yerine getiriyorlardı.</p>
<p>20 Temmuz’da Rumlar büyük bir baskına uğramışlardı. Rumlar, Türk Ordusu’nun      1964 ve 1967’de olduğu gibi adaya müdahaleye cesaret edemeyeceği düşüncesinde      idiler. Başlangıçta, paraşütle atlayan, helikopterle inen ve kıyıya çıkan birliklerimize      etkili bir şekilde müdahale edemediler. Zamanla toparlanan Rumlar akşam saatlerinden      itibaren birliklerimize karşı harekata başladılar.</p>
<p>20/21 Temmuz gecesi Türk ve Rum kuvvetleri arasında çok çetin çatışmalar yaşandı.      Rumların Ortaköy, Gönyeli ve Boğaz Bölgelerini ele geçirerek; Girne- Lefkoşa      irtibatını kesmek ve bu suretle; çıkarma yapan birliklerimizle, inen birliklerimizin      birleşmesini önlemek amacıyla gece boyunca St.Hilarion, Bozdağ, Dikmen Tepe,      Ortaköy ve Gönyeli ile Göçeri bölgelerinde yaptığı saldırılar kahraman Mehmetçikler      tarafından her defasında püskürtülmüştü. Kıbrıs’a çıkan ve inen Türk birlikleri      ele geçirdikleri yerleri, her ne pahasına olursa olsun elde tutmayı başarmışlardı.</p>
<p>Harekatın ilk günlerinde, birliklerimiz hava desteğinin haricinde topçu ve tank      desteğinden mahrum idi. Buna rağmen Türk askeri Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda,      Kore’de destan yaratan atalarını aratmadılar. Beşparmak Dağlarında, Rumların      gece saldırılarına karşı Komando birliklerimizin ölüm-kalım mücadelesi takdire      şayandır.</p>
<p>Türk birlikleri 21 Temmuz’dan itibaren, Rum kuvvetlerine karşı tamamen üstünlük      sağlayarak ileri harekatına devam ettiler. 22 Temmuz’da çıkarma yapan birliklerimiz      ile birleşme sağlandı. Harekat doğu ve batı yönünde gelişerek Rum hedefleri      tek tek ele geçirildi. Girne-Lefkoşa yolu tamamen Türk birliklerinin kontrolüne      girdi.</p>
<p>Türkiye, BM Güvenlik Konseyi’nin aldığı ateş kararını 22 Temmuz 1974 saat 17.00’de      kabul edip, uygulamaya koyduğunu ilan etmiştir. 23 Temmuz’da 29 araçlık bir      Rum konvoyu Hava İndirme Taburu tarafından pusuya düşürülerek imha edildi.</p>
<p>Bu gelişmeler üzerine Yunanistan’da cunta, Kıbrıs’ta da Sampson istifa ettiler.      BM Güvenlik Konseyi’nin 20 Temmuz 1974 günü aldığı 353 sayılı karara uyarak,      üç garantör devlet olan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere; Kıbrıs’ta barışı ve      anayasal düzeni yeniden kurmak amacıyla 25 Temmuz’da Cenevre’de görüşmelere      başladılar. 30 Temmuz’a kadar devam eden bu görüşmelerde; tarafların 8 Ağustos’ta,      Cenevre’de tekrar toplanmaları kararı alındı. Bu görüşmeler sonucu yayınlanan      “Cenevre Deklarasyon”u ile taraflar; Kıbrıs’ta ayrı iki otonom yönetiminin mevcut      olduğunu kabul etmişler, Otonom Türk ve Rum toplumlarının federal bir devlet      çatısı altında bir ortak yönetim kurmalarını beyan etmişlerdir.</p>
<p>İlan edilen ateş-kes’ten sonra, mevcudu 40.000’ni bulan Türk birlikleri oldukça      dar bir alana sıkışmış durumdaydılar. Birliklerin uzun süre bu dar bölgede bekletilmeleri      emniyetleri açısından uygun değildi. Ateş-kes ile birlikte Türk birliklerinin      ilerleyişlerini durdurmaları üzerine adanın her yanındaki binlerce Türk, Rumlar      tarafından kuşatılmış, Rumlar Türk köylerindeki savunmasız çoğu çocuk, kadın      ve yaşlı olmak üzere yüzlerce Türk’ü topluca ve vahşice öldürmüştü.</p>
<p>14 AĞUSTOS 1974- İKİNCİ BARIŞ HAREKATI</p>
<p>İkinci Cenevre Konferansı’nda Yunan ve Rum tarafı zaman kazanmak, dünya kamuoyunu      Türkiye aleyhine çevirmek için uzlaşmaz bir tutum sergilemeye başladılar. Birinci      Cenevre Konferansı’nda alınan kararları dahi dikkate almadılar. İkinci Cenevre      Konferansı’nın başarısızlığa uğraması üzerine, Türk Silahlı Kuvvetleri İkinci      Barış Harekatına başladı. 14 Ağustos günü Saat 06.30’dan itibaren 28 ve 39 ncü      Tümenler, Magosa ve Boğaz Deniz üssünü ele geçirmek üzere doğuya doğru taarruza      başladılar.<br />
Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı ile Lefkoşa Sancağı ve Komando Tugayı kolordu bölgesinin      batı kesimini savunmakla görevlendirilmişlerdi. 39 Tümen bölgesindeki İngiliz      Tepe ve Kara Tepe, Rum savunmasının bel kemiği durumunda idiler.<br />
39 Tümen’in birlikleri saat 11.30’da İngiliz Tepe ve Kara Tepe’yi ele geçirdiler.      28 Tümen saat 12.00’ye doğru Mia Milia’yı işgal etti. Saat 15.00 civarında 39.Tümen      Değirmenlik’i, 28. Tümen de Timbu hava alanını ele geçirdi. Türk askeri karşısında      çareyi kaçmakta bulan Rumlar mağlubiyetin acısını çıkarmak için; 14 Ağustos’ta      Taşkent, Terazi, Atlılar, Muratağa ve Sandallar köylerinde; savunmasız, çoğu      çocuk, kadın ve yaşlı olmak üzere yüzlerce Türk’ü topluca ve vahşice öldürmüştür.<br />
Adanın diğer kesimindeki Türklere de insanlık dışı, vahşice saldırılar yapılmıştır.      Birliklerimiz 14 Ağustos akşama doğru Paşaköy ve Serdarlı’ya girerek soydaşlarımızla      kucaklaştılar.<br />
15 ve 16 Ağustos’ta doğu ve batı istikametlerinde ileri harekatına devam eden      birliklerimiz Magosa, Lefkoşa ve Lefke hattının kuzeyindeki bölgeyi tamamen      kontrol altına almışlardır.</p>
<p>SONUÇ OLARAK;</p>
<p>Kıbrıs Barış Harekatı ile Kıbrıslı Türklerin can güvenlikleri sağlanmış, Rumların      Enosis hayali Akdeniz’in karanlık sularına gömülmüştür. Bu savaşta; 498 Türk      askeri, 70 Kıbrıslı Mücahit ve 270 Kıbrıs Türk’ü şehit olmuştur. Türkiye bu      harekatı ile kendi güvenliğini ve Kıbrıslı Türklerin güvenliğini tehlikeye atacak      girişimlere hiçbir zaman seyirci kalmayacağını dünyaya fiilen kanıtlamış oluyordu.<br />
13 Şubat 1975 de Kıbrıs Türk Federe Devlet’i, 15 Kasım 1983 de Kuzey Kıbrıs      Türk Cumhuriyeti (KKTC) ilan edildi. Kıbrıs’ta Türk ve Rumlar arasında yapılan      tüm görüşmelerde, Rumların uzlaşmaz tutumları nedeniyle günümüze kadar bir sonuç      alınamamıştır.</p>
<p>Türk silahlı Kuvvetleri’nin Kıbrıs’a yaptığı müdahale; sorunun sebebi değil,      Rum-Yunan ikilisinin bugüne kadar adada uyguladıkları yanlış ve tahkirkar politikaların      bir sonucudur.</p>
<p>Konu: 20 TEMMUZ 1974 MUTLU BARIŞ HAREKATI GERÇEĞİ<br />
Tarih : 5 Temmuz 2008<br />
Düzenleyen : Akdeniz Lions Klübü<br />
Yer: Dome Otel, Girne, KKTC</p>
<img src="http://www.ataatun.com/?ak_action=api_record_view&id=10187&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ataatun.com/20-temmuz-1974-mutlu-baris-harekati-gercegi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kıbrıs&#8217;ın Geleceği</title>
		<link>http://www.ataatun.com/kibrisin-gelecegi/</link>
		<comments>http://www.ataatun.com/kibrisin-gelecegi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Apr 2008 03:40:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Prof. Dr. Ata ATUN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konferanslarım]]></category>
		<category><![CDATA[Geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbrısın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ataatun.com/?p=10184</guid>
		<description><![CDATA[<br/>Türkiye Emekli Subaylar Derneği Stratejik Araştırmalar Merkezi (TESSAM
“Kıbrıs’ın Geleceği” Sempozyumu
Harbiye Kültür Sitesi Kocatepe Salonu
24 Mayıs 2008 Cumartesi
İSTANBUL
 Prof. Dr. Ata ATUN
HRİSTOFYAS-TALAT DÖNEMİ KIBRIS
SORUNUNA ÇÖZÜM GETİREBİLECEK Mİ?
KIBRIS’TA ÇÖZÜM
BU KONUYU İRDELEMEK İÇİN ÖNCE İKİ TARAFI TANIMAK, ELDEKİ FIRSATLARI,      OLANAKLARI VE ZAMAN SINIRLAMASINI DEĞERLENDİRMEK GEREKİR.
RUM TARAFI
2003-2008 yılları arasında Tassos Papadopoulos&#8217;un sürdürdüğü &#8220;uzun vadeli  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br/><p><strong>Türkiye Emekli Subaylar Derneği Stratejik Araştırmalar Merkezi (TESSAM</strong></p>
<p><strong>“Kıbrıs’ın Geleceği” Sempozyumu<br />
Harbiye Kültür Sitesi Kocatepe Salonu<br />
24 Mayıs 2008 Cumartesi<br />
İSTANBUL<br />
</strong> Prof. Dr. Ata ATUN</p>
<p><strong>HRİSTOFYAS-TALAT DÖNEMİ KIBRIS<br />
SORUNUNA ÇÖZÜM GETİREBİLECEK Mİ?<br />
KIBRIS’TA ÇÖZÜM</strong></p>
<p>BU KONUYU İRDELEMEK İÇİN ÖNCE İKİ TARAFI TANIMAK, ELDEKİ FIRSATLARI,      OLANAKLARI VE ZAMAN SINIRLAMASINI DEĞERLENDİRMEK GEREKİR.</p>
<p><strong>RUM TARAFI</strong><br />
2003-2008 yılları arasında Tassos Papadopoulos&#8217;un sürdürdüğü &#8220;uzun vadeli      çözüm&#8221; politikası aslında Makarios&#8217;un 1968-1974 yılları arasında uyguladığı      politikadır.<br />
Makarios Akritas planının uygulanamayacağını ve silah zoru ile adanın tümü      üzerinde egemenlik kuramayacağını anlayınca taktik değiştirmiş ve 1968      yılında &#8220;arzulanan değil mümkün olan çözüm&#8221;e yönelerek &#8220;uzun vadeli çözüm&#8221;      siyasetini uygulamaya koymuştu.<br />
Düşüncesi şu temele dayanıyordu : “Artık hükümet bizim tekelimizdedir. Türk      bakanlar yok. Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs Cumhuriyetinin sadece %5&#8242;inde      yaşıyorlar. Kıbrıs Cumhuriyeti biziz. Böyle devam edersek ve Kıbrıs sorununu      bitirmezsek başkalarının bize dayatmaya çalıştığı “kötü çözümleri”      engellemek şartıyla hayallerimizi gerçekleştirebiliriz.”<br />
<span id="more-10184"></span>Ya Yunanistan&#8217;la Enosis yapacağız ya da Kıbrıslı Türklerin azınlık olacağı      bir Kıbrıs Rum devletine sahip olacağız. Türkiye bir gün uçurumun kenarında      bulunacak, biz de onu aşağı iteceğiz&#8221; diyordu.<br />
Adada tanınmış tek devleti yaşatmak ve sürdürmek doktrini bu şekilde      başladı.<br />
Papadopoulos&#8217;un izlediği politikayla Makarios&#8217;un 1974 öncesi izlediği      politika arasında benzerlikler var. İkisinde de “Kötü çözümlerden kaçınalım      ve yeni fırsatların oluşmasını bekleyelim&#8221; mantığı söz konusu.<br />
Papadopulos’un politik yaşamının kaderini belirleyen 24 Nisan 2004      Referandumu’nun üzerinden daha 4 yıl bile geçmeden, “Hayır” oylarının bedeli      kendisine çok ağır ödetildi.<br />
EOKA ve AKRITAS yapılanması içinde kod adı Defkalion olan yılların aşırı      sağcı politikacısı Papadopulos, son seçimlerde 24 Nisan 2004 Annan Planı      referandumunun bedelini ödeyerek seçimi kaybetti ama politikadan çekilmemek      de için var gücü ile direniyor.<br />
1. turun hemen sonrasında, gerek 2&#8242;nci tura kalan Dimitris Hristofyas&#8217;ı aday      çıkaran AKEL, gerekse de 1&#8242;inci turu en önde tamamlayan Ioannis Kasulidis&#8217;i      aday gösteren DISY, parti bazında destek alabilmek için Papadopulos&#8217;un      DIKO&#8217;su ile sıkı bir pazarlığa girdiler.<br />
AKEL Papadopulos’a, Gambari sürecine sadık kalmayı, Annan Planı benzeri      planları reddetmeyi, adada AB garantisi ve BM parametreleri içinde iki      toplumlu, iki bölgeli Federal bir yapılanma için mücadele vereceğini ve,      Yunanistan ile uyum ve işbirliğini arttıracağına taahhüt eden yazılı bir      metin verdi.<br />
24 Nisan 2004 Annan referandumunda, sadece 2 gece evvel “Hayır”a      dönüştürdüğü %38&#8242;lik oylarının da diyetini isteyerek DIKO’nun desteği ile      seçimi kazandı.<br />
Hristofyas’ın DIKO’ya verdiği taahhütler;<br />
Kıbrıs sorununun özünün “işgal ve istila” olduğunun anlaşılması için      uluslararası toplumun, Rum tarafı-nın tezleri konusunda bilgilendiril-mesi,<br />
Kıbrıs sorununun çözüm ilkelerin-de, yani Annan benzeri bir plan gelirse      mevcut koşullardan herhangi bir indirim yapmamak, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin      bağımsız-lığını ve askersizleştirilmesini sağlamak,<br />
Yabancı garantörlerin yani Türkiye’nin tek taraflı müdahalede bulunma      hakkının ortadan kaldırıl-ması için çalışmak,<br />
Rum göçmenlerin kuzeydeki malla-rına geri dönüş hakkının garanti altına      alınmasını sağlamak, Kolonizasyona son vermek yani Türkiye’den gelen soydaş-larımızın      geri gönderilmesini gerçekleştirmek,<br />
Üniter Rum devletini faaliyete geçirebilmek için ekonominin ve kurumların      yeniden birleştirilmesini sağlamak.<br />
Yeni Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas’ın Kıbrıs sorununun çözümü yolunda      yeni kapılar açabileceği, yeni stratejiler belirleyebileceği düşüncesi var      birçok kişinin aklında.<br />
Gerçekte Kıbrıs sorunu ile ilgili tüm ipler onun elinde mi?<br />
Yeni Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas’ın Kıbrıs sorununun çözümü yolunda      yeni kapılar açabileceği, yeni stratejiler belirleyebileceği hâkim birçok      kişinin aklında.<br />
Gerçekte Kıbrıs sorunu ile ilgili tüm ipler onun elinde mi?<br />
“Tarihini bilmeyen geleceğini belir-leyemez” sözünden yola çıkarak, seçimi      kazananın seçim meydanla-rında neleri söylediğine, neleri vaat ettiğine ve      hangi sözleri verdiğine bakarak, sonra da perdelerin arka-sında kendisine      siyasi destek veren-lere neleri vaat ettiğine inceleyerek bundan sonraki      uygulamalarını ve Kıbrıs sorununa yaklaşımını analiz etmek gerekiyor.<br />
Zaten Hristofyas’ın söylediklerinin ve vaat ettiklerinin aksini yapması      artık olası bile değil.<br />
Hem kendisinin hem de temsil ettiği partinin sonu demek olur böylesi bir      uygulama.<br />
Hristofyas’ın uygulayacağı dış politikanın aslında Rum hükümetlerinin 1960      yılından beri uyguladığı ve Papadopulos’un da son 5 yıldır devam ettirdiği      politikadan pek bir farkı olmayacak, olamaz da.<br />
Aksi takdirde AKEL hem Kiliseyi karşısına alacak hem de vatan hainliği ile      suçlanacak.<br />
1985 yılında, dönemin AKEL Genel sekreteri Ezekias Papayuannu, arkasına      politbüroyu alıp Red cephesine karşı çıkıp Glafkos Kliridis ile dayanışma      içine girince AKEL’in oyları %30’lara düşmüş siyasetteki sırası da 3.cülüğe      inmişti.<br />
Hristofyas kesinlikle böylesi bir hataya bir daha düşmez. Rum-lar,      Yunanistan ile yaptıkları ortak çalışmadan sonra Kıbrıs konusunda, “Ya      adanın hepsi, ya da Türkiye’nin zayıf bir anını yakalayan kadar KKTC’yi      izolasyonlara boğmak ve Rum tarafının uluslar arası tanınmış-lığına devam”      kararını aldılar.<br />
1976’da kurulan AKEL, DIKO, EDEK ve KİLİSE işbirliği, namı diğerle “Red      Cephesi”, son 42 yıl içinde inişler ve çıkışlar yaşadı ama kısa bir dönem      hariç, dayanışmayı elden hiç bırakmadı.<br />
Hristofyas’, dört buçuk yıl birlikte hükümet ettiği Tasos Papadopulos ile      özellikle Annan Planı döneminde birlikte verdikleri çetin mücadeleye sadık      kalarak, çok yoğun ve derin bir işbirliği yapıyor.<br />
Hristofyas, “Halktan, tak-simi engellemek için yetki aldık, işgale ve      kolonizas-yona son vermek için Kıbrıs halkıyla birlikte yürüyeceğiz” demesi,      20 Temmuz 1974 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti      Anayasası, Garantiler Antlaşması madde 4 uyarınca, uluslararası hu-kuka ve      antlaşmalara uygun olarak, Rumlar tarafından bozulan ve yok edilen 1960      statüsünü tekrar geri getirmek için adaya ayak bastığını kasten unutmuş      olduğunu gösteriyor.<br />
1966’da AKEL Genel kurulunda alınmış Enosis kararı ile 1967 yılında Rum      Meclisinde kabul edilmiş Enosis kararlarını kaldırmaktan hiç bahsetme-yen,      düzeni biz bozduk, 1960 anayasasını biz ihlale ettik, ve 1 Ocak 1964 yılında      da 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın geçersiz olduğunu biz ilan ettik      diyemeyen Hristofyas, son derece pişkin bir şekilde işgalden bahsetmektedir.<br />
Kendi yönetimleri altında olan Güney Kıbrıs’ta 1963 yılından beri      Kolonizasyon yaptıklarını göz ardı eden, şu anda yaklaşık 230,000 tane “Rum      Yerleşiği” bulunan Hristofyas, utanmadan Türkiye’den gelen kardeşlerimizin      geri gitmesi konusunda ısrarlı olurken, sayıları neredeyse 70 bini bulan      Gürcistan’dan gelmiş sözde Pontus’lu Rum yerle-şikerin ve sayıları 100 bini      geçmiş Yunanistan’dan gelen yerleşiklerin geri gitmesin-den hiç      bahsetmemektedir.<br />
Hristofyas, Türkiye’nin garantörlüğünü ve Kıbrıslı Türklerin güvenliğini      tartışmaya açmak için elden geleni yapıyor ve AB’yi de bu konuda devreye      sokmaya çalışıyor.<br />
Hedefi; hemen ve derhal AB’yi devreye sokmak ve birtakım ayak oyunları ile      Türkiye’nin 1923 Lozan antlaşması, 1959 Zürih ve Londra Antlaşmaları ve 1960      Kıbrıs Anayasası ile elde ettiği ada üzerindeki garantörlük hakkını ortadan      kaldırmak veya en azından sulandırmak.<br />
Kıbrıslı Türklerin güvenliğini de AB şemsiyesi altına sokmak,<br />
Türkiye’nin Garantörlüğünü ve adaya müdahale hakkını ortadan kaldırmak,<br />
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri&#8217;nin adadaki varlığına son ver- mek istiyor.<br />
Çözümü de kurulacak yeni bir devlette değil, çok daha evvelden belirlenmiş      şekli ile Kıbrıs’lı Türklerin mevcut Kıbrıs (Rum) Cumhuriyetine azınlık      statüsü ile katılması doğrultusunda sonuçlandır-maya çalışıyor.<br />
Özetle;<br />
Rum tarafının hedefi;<br />
Tek devlet, (Üniter Rum devleti)<br />
İki toplumlu Tek Halk (Kıbrıs Halkı),<br />
Muhtariyet haklarına sahip iki bölge, (Güçlü Merkezi (Rum) hükümeti)<br />
Adanın askersizleştiril-mesi, (Yabancı askerlerin geri gitmesi yani Türk      Silahlı Kuvvetlerinin Türkiye dönmesi)<br />
AB’nin Garantörlüğü, (Türkiye’nin Garantörlüğü-nün ortadan kaldırılması)<br />
Yabancı devletlerin tek taraflı müdahale hakkının lav edilmesi. (1960      Ana-yasası uyarınca Türkiye-nin ortak veya münferiden müdahale hakkının      iptali)<br />
Tüm Rum Göçmenlerinin mülklerine (ev ve arazi) geri dönmesi,<br />
Muhtar Bölgeler arası serbest dolaşım. (Bölgelerin egemenlik haklarının      iptal edilmesi)<br />
Birleşik yerel ve parlamen ter seçimlerin yapılması, (Türklerin ayrı olarak      ken-di yöneticilerini seçme-mesi) Çoğunluk idaresi<br />
Ortak ekonomi. (Türklerin ekonomik olarak Rumların ticari baskısı altına      girmesi)<br />
Tek Merkez Bankası. (Türklerin mali olarak Rumlar tarafından yönetil-mesi ve      kredi olanaklarının Rum idaresi altına girmesi)<br />
Politik Eşitlik. (Türklerin Rumlarla eşit şekilde seçme ve seçilme hakkına      sahip olması)<br />
Deniz ve Hava limanlarının Merkezi hükümet tarafın-dan yönetilmesi.      (Limanlar-da Rumların kontrolü)<br />
Sahil Muhafaza ve Arama Kurtarma hizmetlerinin Merkezi Hükümet tarafından      yapılması. (Denizin Rumlar tarafından kontrolü)<br />
Hava ve Deniz Limanları-nın mutlak yönetimi.<br />
Münhasır Ekonomik Bölge ilanı ile Türkiye’nin Akdeniz’e çıkışını engellemek.      (Denizin Rumlar tarafından kontrolü)<br />
Doğu Akdeniz FIR hattı uygulaması ile bölgenin Hava trafiğini yönetmek.</p>
<p><strong>RUM TAKTİKLERİ</strong><br />
AB’nin tüm platformlarında Kıbrıs konusunu İŞGAL sorunu olarak tanıtarak      AB’nin müdahalesini sağlamak.<br />
Çözüm ister gözükmek.<br />
Türklerden gelecek her çözüm önerisini reddetmek ve Türkleri suçlamak.<br />
İki kurucu devlet fikrinin uygulanamaz olduğunu her ortamda beyan etmek.<br />
İki bölgelilik tanımının muhtariyet ile kısıtlı bir kavram olduğunu kabul      ettirmek.<br />
BM Müktesabatını 1977’ye geri götürmek ve müzake-relerin oradan başlamasını      sağlamak.<br />
Garantörlük amaçları doğrultusunda AB’yi adaya ve bölgeye çekmek için alt      yapı hazırlamak.<br />
Rumların ve Yunanlıların Avrupa’daki üst düzey kan bağını ve ortak      evlilikleri Rum tezleri lehinde kullanmak.<br />
Kıbrıslı Türklere uygulanan ambargoları daha da arttırıp Türkleri dünyadan      izole ederek koşulsuz bir şekilde çözüme zorlamak.<br />
KKTC’yi ekonomik çıkmaza sokarak kaos yaratmak.<br />
KKTC’deki AB ve diğer uluslar arası yatırımlara mani olmak.<br />
KKTC’de “Building Public Perception” yani “Bir halka bir fikri kabul      ettirmek” teorisini uygulamaya koyarak Rum istekleri doğrultusunda çözüm      isteyenlerin sayısını arttırmak.<br />
TSK’yı adada işgalci olarak tanıtmak ve batı dünyasını adaya barışın ancak      askerin gitmesi ile gelebileceğine inandırmak.<br />
Adada doğmamış olan KKTC vatandaşlarını “Taşıma nüfus” olarak takdim etmek      ve bunu savaş suçu sınıfına sokarak geri gönderil-meleri için ortam      hazırlamak.<br />
BM Güvenlik Konseyi üyeleri olan Fransa, Çin ve Rusya’yı Kıbrıs konusunun      içine müdahil olarak çekmek.<br />
Makarios prensipleri uyarınca adanın tümünü ele geçirebil-mek amacı ile      Türkiyen’in zayıf bir anını beklemek ve bu süre içinde tanınmış devlet      statü-sünü asla kaybetmemek.<br />
Askeri açıdan Türklere göz dağı verebilmek için önde gelen AB ülkeleri ile      askeri antlaşma-lar imzalamak ve adada bazı tesisleri üs olarak kullanma-larına      olanak sağlamak.<br />
Tüm uluslararası politik toplantılarda Türkiye ve KKTC aleyhine kararlar      çıkarttırmak.</p>
<p><strong>TÜRK TARAFI</strong><br />
Cumhurbaşkanı M. A. Talat, BM genel Sekreterinin adada çözüm havası koklarsa      inisiyatif alabileceğini ve Kıbrıs Sorununun da kalıcı bir sonuca      ulaşabileceğini düşünüyor. Kısaca “ya çözüm olur, ya da bölünmenin      kalıcılaşması iyice sağlamlaşır” fikrine sahip.<br />
CB Talat kendisini barışcıl, çözüm isteyen ve birleşme-den yana bir kişi      olarak görüyor ve öyle tanımlıyor. BM kökenli 8 Temmuz Gambari sürecine      karşı değil ve bu sürecin Annan Planı&#8217;nın alternatifi olmadığını da      vurguluyor.<br />
CB Talat’ın ve dolayısı ile Kıbrıs Türk tarafının “Çözüm”den ne anladığı ve      hedefleri;<br />
Kıbrıs sorununa bir daha bozulamayacak bir Çözüm bulmak ve adaya      sürdürülebilir bir Barış getirmek.<br />
Kendi bölgelerinde kayıt-sız şartsız egemen eşit statüde iki devletin, eşit      siyasi haklara sahip iki halkının oluşturacağı Partenojenez (geçmişi      olmayan) yeni bir ortak devletin kurulması.<br />
Tartışmaya açık olmaya-cak bir şekilde Türkiye’ nin garantör ülke sıfatının,      1959 Zürih ve Londra Antlaşmaları ile 1960 Kıbrıs Anayasasında yazıldığı      şekli ile devam etmesi ve korunması.<br />
1960 Kıbrıs Anayasasında yazıldığı şekli ile Kıbrıs Türk Alayının adada      kalması ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin, 1960 Anayasasından aldığı yetki ile      adada kalarak bulunacak çözümünün sürdürülebilirliğini denetlemesi.<br />
Mülk konusunun çözüm sonrasında “Global Takas” yöntemi ile çözülmesi.<br />
Güneydeki özel ve Tüzel Türk taşınmazları ile Türk Vakıf arazilerine sahip      çıkmak.<br />
KKTC vatandaşlarının statüsünün, KKTC devleti tarafından belirlenmesi ve      tartışılmaması.<br />
Esaslı müzakerelerde anlaş-ma sağlanamazsa masadan hangi statü ile      kalkılacağının müzakereler başlama-dan evvel belirlenmesi.<br />
KKTC vatandaşlarının statüsünün, KKTC devleti tarafından belirlenmesi ve      tartışılmaması.</p>
<p><strong>YAPILACAKLAR</strong><br />
KKTC’nin haklılığını ve çözüm parametrelerini, başta AB ülkeleri ve BM      yönetimi olmak üzere ilgili tüm taraflara anlatmak.<br />
Strazburg’da LOBBY ofisi açmak, AP milletvekilleri ve AB komisyonu üyeleri      ile birebir temas kurmak.<br />
İKÖ’de devamlı temsilci bulundurmak ve İKÖ üyesi ülkeler ile daha sıkı      ilişkiler kurmak.<br />
Ticaretin sınır tanımadığı gerçeğinden yola çıkılarak KKTC’yi ekonomik      özgür-lüğe kavuşturmak için tedbirler almak.<br />
Özel sektörün önü açılarak KKTC’yi ekonomik çöküntüden kurtarmak ve Rum      tarafına kayan ticareti ters yöne çevirmek.<br />
Üniversitelerin önünü açmak, Turizme ilaveten üniversite sektörünü      geliştirmeye yönelik tedbirler almak.<br />
Toplumsal Birlikteliği sağlamak.<br />
Yurt dışında yaşayan KKTC vatandaşları ile sıkı temas kur-mak ve ilkelerimiz      doğrultusunda çalışmalar yaptırmak.<br />
Mağusa Maraş’taki Vakıf Mallarına sahip çıkarak mülk konusunda baskın konuma      geçmek.<br />
Çözümün eşit siyasi haklara ve eşit egemenliğe dayalı olması gerektiği      konusunda halkı bilinçlendirmek ve konsensus sağlamak.<br />
Ceyhan limanının avantajlarını KKTC lehine kullanacak fırsatları yaratacak      yasal düzenlemeleri yapmak.<br />
1963-1974 döneminde Kıbrıs Türklerine uygulanan Soykırımı Uluslararası Hukuk      platformlarına taşımak.<br />
Rumlardan 1963-74 döneminin tazminatını yasal yollardan talep etmek.<br />
İki bölgeli, eşit statüde iki devletten ve eşit haklara sahip iki halktan      oluşacak “Partenojenez” yani “geçmişi olamayan yeni devlet” kurulması      fikrinden asla vazgeçmemek.<br />
İzolasyonlar tamamen kalkmadan Türkiye’nin limanlarını Rum gemi ve      uçaklarına açma-sına engel olmak.</p>
<p><strong>DÖNEMİN UZUNLUĞU</strong><br />
Adaya kalıcı bir Barış ve sürdürülebilir bir Çözüm getirilebilmesi      doğrultusunda 21 Mart ile başlayan Talat-Hristofyas görüşmeleri süreci      gerçekten “SON ŞANS” mı?<br />
18 Nisan 2010 tarihinde yapılacak olan KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimlerine      sadece 23 ay kalmıştır. Seçim propagandasının 6 ay öncesinden başlayacağı ve      bu dönem içinde de bütün görüşmelerin ve önemli kararların buzdolabına      konacağı nedeni ile geriye sadece 17 ay kalmaktadır. Yani çözüm için sadece      bir buçuk sene gibi bir zaman dilimi vardır.<br />
KKTC Milletvekilliği seçimleri, 2006 Eylülünden beridir KKTC Meclisinde ve      siyasi hayatında yaşanan sıkıntılar nedeniyle olası bir erken seçim      kararıyla daha evvel yapılmaması durumunda, normal parlamenter takvime göre      21 Şubat 2010 tarihinde yapılacaktır.<br />
En geç 21 Şubat 2010 tarihinde yapılacak olan KKTC Milletvekilliği      seçimleri, Cumhurbaşkanlığı seçim takvimine kıyasla, çözüm sürecini 2 ay      daha öne çekmektedir.<br />
Bu hesaplamalar, KKTC siyasi takvimine göre 21 Ağustos 2009 tarihini, Kıbrıs      Sorununa Çözüm bulunması sürecinin son günü olarak belirlemektedir.<br />
Yazılı olmayan müzakere takvimi ise 21 Haziran 2008 tarihinde başlamakta, 21      Haziran 2009 tarihinde de bitmektedir. Bu yazılı olmayan resmi takvimin      esnemesi ise seçimler nedeni ile sadece 2 ay olabilir, yani 2009’un Ağustos      sonuna kadar.<br />
TBMM seçimleri ise yeni Anayasa’ya göre Temmuz 2011 tarihinde yapılacaktır.      18 Nisan 2010 tarihli KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra da konu 6      aylık bir boşluktan sonra 2011 Temmuzuna kadar gene dondurulmak zorunda      kalınacaktır.<br />
Bu takvimin sonrasında ise Rum kesimi Milletvekilliği seçimleri, Rum      Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve 2014 Lizbon Antlaşmasının yürürlüğe girmesi      vardır.<br />
Özetle 2009 Ağustos sonuna kadar çözüme ulaşılmazsa, sonrasındaki 5 yıllık      bir zaman dilimi içinde her hangi somut bir gelişme elde edilmesi olanaksız      gözükmektedir.<br />
<strong><br />
SON ŞANS MI?<br />
EVET<br />
SON ŞANS.</strong></p>
<p>Şimdi soru sorma zamanı</p>
<p><strong><em>Konu : Kıbrıs&#8217;ın Geleceği<br />
Tarih : 28 Nisan 2008<br />
Düzenleyen: Türkiye Emekli Subaylar Derneği, Stratejik Araştırmalar Merkezi,      (TESSAM)<br />
Yer: Harbiye Ordu evi, İstanbul, Türkiye</em></strong></p>
<img src="http://www.ataatun.com/?ak_action=api_record_view&id=10184&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ataatun.com/kibrisin-gelecegi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2023 Stratejisi</title>
		<link>http://www.ataatun.com/2023-stratejisi/</link>
		<comments>http://www.ataatun.com/2023-stratejisi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Oct 2006 04:01:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Prof. Dr. Ata ATUN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konferanslarım]]></category>
		<category><![CDATA[2023 Stratejisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ataatun.com/?p=10202</guid>
		<description><![CDATA[<br/>2023’de KIBRIS’ı Öngörebilmek için önce DÜNYA’nın ne halde      olacağını kestirebilmek gerekmektedir. Bölgeye, ABD’nin Çin’in, AB’nin ve      Türkiye’nin etkisi, KIBRIS’ın da kaderini etkilemekte ve yeni gelecekleri      oluşturmaktadır.
İRAN 2023
İran ABD ile büyük bir kumara hazırlanmaktadır.
Tam YA HAT YA BAT kumarıdır bu.
Nükleer bağımsızlığa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br/><p>2023’de KIBRIS’ı Öngörebilmek için önce DÜNYA’nın ne halde      olacağını kestirebilmek gerekmektedir. Bölgeye, ABD’nin Çin’in, AB’nin ve      Türkiye’nin etkisi, KIBRIS’ın da kaderini etkilemekte ve yeni gelecekleri      oluşturmaktadır.</p>
<p><strong>İRAN 2023</strong><br />
İran ABD ile büyük bir kumara hazırlanmaktadır.<br />
Tam YA HAT YA BAT kumarıdır bu.<br />
Nükleer bağımsızlığa kavuştuktan sonra EURO’ya dayalı bir PETROL borsası      kurmak düşüncesi vardır İran’ın.<br />
Bunun sonunda ya kendisi batacaktır ya da ABD iflas edecektir.</p>
<p><strong>İSRAİL 2023</strong><br />
İsrail’in Amerika ile bağları çok karmaşıktır. Ama en önemlisi ve değişmez      olanı da DİN’i bağıdır. Hıristiyan’lığı ne kadar biliyorsunuz? İncil’deki      Eski Ahit ve Yeni Ahit bölümlerini hiç duydunuz mu?. Eski Ahit = Tevrat Yani      Hıristiyanlığın temelini İBRANİ dini oluşturmaktadır.<br />
Amerikan Başkanları yeminlerinde İncil’den pasajlar okumaktadırlar. Bunların      çoğu Kral Süleyman’la ilgili olan bölümlerdir. Süleyman İbrani kavminin      kralıdır. Amerikan Başkanların beyinleri daha göreve başlamadan İsrail’i      korumakla yıkanmakta, ve bu kaçınılması olanaksız dini bir vecibe haline      gelmektedir.<br />
2023 döeminin yükselen yıldızlarından bir tanesi de İSRAİL olacaktır.      Teknolojisi, Amerika’nın eksilmez desteği ve Nükleer gücü ile bölgede      sınırlarını genişletmiş bir İSRAİL görülecektir 2023 yılında.<br />
<strong><span id="more-10202"></span>ÇİN 2023</strong><br />
Çin’de bu gün esas olarak 2 tür Çince konuşulmaktadır. Mandarin Çincesi ve      Kanton Çincesi. Aslında bu yanlış bir tanımdır. Doğrusu, Çin harflerinin      kullanıldığı iki ayrı dil konuşulmaktadır. Mandarin konuşan Kanton      Çincesini, Kanton konuşan da Mandarin Çincesini anlamamaktadır.      Birbirlerinden çok farklı iki dildir bu ikisi.<br />
Çindeki durdurulamaz ekonomik büyüme, bölgeler arasındaki uçurum, zaman      içinde Çin’i, Kuzey doğu, Güney Doğu ve Batı Çin olmak üzere 3 parçaya      bölünme yoluna sokacaktır. Ekonominin ve GSMH yoğunlaştığı Güney Doğu      bölgesi, sırtında taşıdığı diğer bölgeleri sırtından atmak çabasına      girecektir. Bu nedenle Çin, hiçbir zaman dünya lideri olamayacaktır.<br />
ABD’nin arkasından ÇİN, elindeki neredeyse sınırsız miktardaki DOLAR      rezervinden dolayı büyük bir sarsıntı geçirecek ve iflasın eşiğine      gelecektir. Zaten yavaş yavaş hissedilmeye başlanmış olan parçalanma      sancıları iyice güçlenecek ve Çin kaçınılmaz olarak parçalanma sürecine      girecektir. Parçalanma bir iç savaşla gerçekleşecektir.</p>
<p><strong>ABD 2023</strong><br />
ABD, laikliğini yaralayacak bir şekilde hızla bir dini devlet olmak yolunda      gitmektedir. Evangelist baskısı altına girecek olan Amerikan Hükümeti,      Amerika’lı Hıristiyanları Vatikan’dan ayıracak ve kendi DİNİ BAŞKANI ’nı      yaratacaktır. ABD Devlet Başkanları geçen süreç içinde çağdaş İmparator      havalarına gireceklerdir.<br />
İran ile oynadığı ölümüne kumardan ABD yaralı çıkacaktır ve büyük bir iflas      felaketi yaşayacaktır. Bir anda dünyada Dolardan kaçış başlayacaktır. ABD      tüm inanırlığını ve güvenini kaybedecektir ve Amerikan imparatorluğu düşüş      trendine girecektir. Bu trend artık bir daha yükselme yönüne dönemeyecektir.</p>
<p><strong>AB 2023</strong><br />
Genişleme sancılarını hala daha bitirememiş olan AB, anayasasını nihayet      oybirliği ile geçirmiş olacaktır. Bütün güvencesi güçlü parası ve yeni yeni      kurabildiği Avrupa Birleşik Devletleri’nin ışıldayan Anayasası olacaktır.      Elinde dişe dokunur başka bir değeri yoktur artık Avrupa’nın. Ekonomisi,      yaşlı nüfusu ve eskimiş teknolojisi nedeni ile yaşamaya başladığı      sıkıntılara alışmaya çalışmaktadır.<br />
Kıbrıs’taki AB varlığı, ABD ve İsrail ile çıkar çatışması yaşamaya      başlamıştır. Türkiye’ye söz geçiremediği için, Katılım Müzakereleri      sonuçlanmadan ama kopmadan hala devam ediyor olacaktır. Güçlenen ve kendini      AB kurallarına uyarlamış olan Türkiye AB’ye girmek için pek arzu      göstermemektedir artık.</p>
<p><strong>Türkiye 2023</strong><br />
Bu yıllarda Türkiye’nin tüm baskılar ve politik oyunlara rağmen sınırları      genişleyecek ve bir miktar toprak kazancı olacaktır. Orta Doğu’daki sınır      değişmeleri ve yeni oluşumlar Türkiye’yi de etkileyecektir. Türkiye’nin      elindeki su rezervleri, enerji temininde en büyük kozu olacaktır. Bu koz      kendisini bölgenin ekonomik devi haline getirmeye yetip artmıştır bile.<br />
Çevresindeki ülkelerden Yunanistan, Konfederal Kıbrıs Cumhuriyeti,      Bulgaristan, Ermenistan, Gürcistan, Karabağ, Nahcıvan, Azerbaycan, İran Şii      Devleti, Kürt-Türkmen Devleti, Suriye ve Ürdün, Türkiye’nin tamamen ekonomik      Hegemonyası altına girmiştir artık. İsrail ise Türkiye’deki ve Kürt-Türkmen      Devletindeki yatırımları ile ekonomisinin bir kısmını Türkiye’ye bağımlı      hale getirmiş, Türkiye ile yoğun bir işbirliği içine girmiştir.</p>
<p><strong>KIBRIS 2023</strong><br />
Kıbrıs sorununa çözüm getirmek amaçlı sürdürülen görüşmeler, 2007’de      Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı seçimi ve Milletvekilliği seçimleri olması      nedeni ile çok dalgalı ve inişli çıkışlı geçecek ama her hangi bir köklü      değişikliğe gidilebilecek bir sonuca varılamayacaktır.<br />
Kıbrıs (Rum) Cumhurbaşkanı Thasos Papadopulos, 12 Şubat 2008’de yapılacak      Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde tekrar aday olamayacak ve yerine Hristofyas      seçilecektir. Hristofyas girdiği Cumhurbaşkanlığı seçimlerini alternatifsiz      kazanacaktır.<br />
Türkiye’de 21 Ekim 2007 seçimlerinden sonra hükümetin yapısının değişmesi ve      sağ ağırlıklı bir koalisyon hükümetinin iş başına gelmiş olması nedeni ile      Kıbrıs’ta esen CTP rüzgarı durulanacak ve UBP ile DP gözle görülür bir      yükselişe geçmeye başlayacaktır. Türkiye’deki değişim rüzgarları KKTC’de de      hissedilmeye başlanacaktır.<br />
2009 yılının ilkbahar aylarında KKTC’de erken seçim yapılacaktır. Seçimlerde      sağ partilerin işbirliği yapması ve mevcut hükmetin dramatik dış politik      hatalarından dolayı, UBP ve DP mecliste 36 sandalya kazanarak yeni KKTC      hükümetini oluşturacaktır. Artık KKTC’de yeni bir dönem başlamıştır.<br />
2010 yılında yapılacakCumhurbaşkanlığı seçimlerini Mehmet A. Talat      kaybedecektir. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sağ kanat ittifak oluşturacak      ve sürpriz bir isim, UBP ve DP’den aldığı destek oyları ile KKTC’nin yeni      Cumhurbaşkanı olarak seçilecektir.<br />
2010 yılına girildiğinde KKTC’de sağ bir koalisyon hükümeti ve sağ görüşlü      bir Cumhurbaşkanı olacaktır. KKTC’deki bu yeni oluşum ve başlayan yeni      dönem, görüşmeleri daha keskin bir viraja sokacaktır. Tavizler duracak,      Konfederasyon kelimeleri ağızlara alınır olacaktır.<br />
Fransızların Rum Milli Muhafız Ordusuna gereğinden fazla silah vermesi, RMMO      subayların Fransa’da eğitilmesi ve arkalarında Fransa’yı hisseden Rumların      geleneksel Megalomanlıklarının azması nedeni ile 2010’lu yılların      ortalarında Kıbrıs’ta yeni bir sıcak çatışma veya ciddi bir sürtüşme      yaşanacaktır.<br />
2 gün sürecek olan bu kritik sıcak günde AB ordusu ile Türk ordusu karşı      karşıya gelmeden, AB komisyonu araya girecek ve ateş kes ilan edilecektir.      Ateşkes sonrası adada KKTC’nin varlığı resmen kabul edilecektir. Değişen bu      koşullarda KIBRIS’ta Konfederasyon kurulması fikri öne çıkacaktır.<br />
2020 yılına yaklaşırken adada tarafların eşit egemenlik ve siyasi hakları      temel alınarak KONFEDERAL KIBRIS CUMHURİYETİ kurulması görüşmeleri başlamış      ve AB’nin de baskıları ile görüşmeler aksamadan hızla ilerliyor olacaktır.      Rumların tüm kaçamaklarına ve oyun bozanlıklarına AB set çekmeye      başlamıştır.<br />
Adada gittikçe artan nüfus nedeni ile enerji ve su sıkıntısı hissedilmeye      başlanmış ve Savaştan hemen sonra başlayan KONFEDERAL KIBRIS CUMHURİYETİ      görüşmelerinde, Türkiye’nin taraf ve Garantör olması kaçınılmaz hale      gelmiştir. Türkiye elindeki su ve enerji kozunu iyi kullanmakta ve      isteklerini kolayca kabul ettirmektedir.<br />
2021 yılında KONFEDERAL KIBRIS CUMHURİYETİ artık sorunsuz bir şekilde      çalışır halde kurulmuştur. Ada ilk defa sakin bir döneme girmiş ve geleceğ      umutla bakmaya başlamıştır. Türkiye hem Konfederal Kıbrıs Cumhuriyeti hem de      Yunanistan ile saldırmazlık anlaşması imzalamış ve aradaki sınırları da      karşılıklı kaldırmıştır.<br />
2023 yılına gelindiğinde, TÜRKİYE bölgedeki en büyük siyasi ve ekonomik güç      olmuş, elindeki su rezervlerini, aynı ağırlıkta petrolle takas etmesi nedeni      ile de Bütçesi artı sonuçlar vermeye başlamıştır. Ekonomik gücü kadar Askeri      gücünün de yüksek olması ve ordusunun profesyonel ve sınır ötesi harekat      kabiliyeti bulunması nedeni ile de bölge üzerinde söz sahibi bir ülke      konumuna girmiştir.</p>
<p><strong><em>Konu: 2023 Stratejisi<br />
Tarih : 10 Kasım 2006<br />
Düzenleyen ASAM, Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi<br />
Yer: Ankara, Türkiye</em></strong></p>
<img src="http://www.ataatun.com/?ak_action=api_record_view&id=10202&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ataatun.com/2023-stratejisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kıbrıs Siyaseti</title>
		<link>http://www.ataatun.com/kibris-siyaseti/</link>
		<comments>http://www.ataatun.com/kibris-siyaseti/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 21 Sep 2006 03:59:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Prof. Dr. Ata ATUN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konferanslarım]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbrıs]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaseti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ataatun.com/?p=10200</guid>
		<description><![CDATA[<br/>Özgeçmiş
TED Ankara Koleji, N.K. Lisesi, Şişli Koleji.
Boston Üniversitesine bağlı Hikma Amerikan Üniv.(B.Sc)
Century Univ. (Texas). M.Sc., Ph.D.
Doktora üstü eğitim. Washington DC
Yd. Doç. Dr., Ara 1992
Doçent Dr., Ekm 1998
Profesör Dr., Tem 2005
19. Yüzyıl
1876 Osmanlı-Rus Harbi&#8217;nin, Rusya açısından hedefi “Bütün Asya&#8217;yı istilâ      etmek, İngilizleri Hindistan&#8217;dan söküp atmak ve İstanbul&#8217;u idaresi altına   [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br/><p><strong>Özgeçmiş</strong><br />
TED Ankara Koleji, N.K. Lisesi, Şişli Koleji.<br />
Boston Üniversitesine bağlı Hikma Amerikan Üniv.(B.Sc)<br />
Century Univ. (Texas). M.Sc., Ph.D.<br />
Doktora üstü eğitim. Washington DC<br />
Yd. Doç. Dr., Ara 1992<br />
Doçent Dr., Ekm 1998<br />
Profesör Dr., Tem 2005</p>
<p><strong>19. Yüzyıl</strong><br />
1876 Osmanlı-Rus Harbi&#8217;nin, Rusya açısından hedefi “Bütün Asya&#8217;yı istilâ      etmek, İngilizleri Hindistan&#8217;dan söküp atmak ve İstanbul&#8217;u idaresi altına      almak” idi.</p>
<p>1876 Osmanlı-Rus Harbi, Osmanlı ordusunun bu günkü İstanbul Atatürk      Havaalanına kadar çekilmesi ile son bulur ve Osmanlı devleti ağır barış      koşullarını içeren Ayia Stefanos (Ayastefanos) anlaşmasını imzalamak zorunda      kalır.<br />
<img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/48.jpg" border="0" alt="" width="186" height="200" /><br />
Abdulhamit II</p>
<p>İngiltere Krallığının, Ayastefanos anlaşması&#8217;nın ağır şartları altında      ezilen Osmanlı Devleti&#8217;nin yanında olması, dostane hisler-den değil      Rusya’nın hedeflerinden kaynaklanmaktadır.<br />
Bu düşünce ile İngiltere, Berlin Kongresi&#8217;ni toplayarak, Rusya&#8217;nın, Aya-      stefanos anlaşması ile Osmanlı Devleti üzerinde kazandığı hakların bir      çoğunu işlemez hale getirmiştir.<br />
<span id="more-10200"></span>Kıbrıs adasının stratejik önemini Osmanlılardan sonra ilk farkeden      İngilizler olmuştur.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/49.jpg" border="0" alt="" width="167" height="213" /><br />
B. Disraeli : Beaconsfield Kontu. Doğumu, 21.12.1804, ölümü, 19.04.1881. İki      kez Başbakanlığa gelen (1868, 1874-1880) İngiliz Devlet adamı ve romancı.<br />
1847 yılında Benjamin Disraeli [1] tarafından yazılan ‘Tancred’ isimli      eserde, Kitap IV, Bölüm I’de bulunan kehanet şöyledir.<br />
“Kıbrıs’ın tasarrufu, İngiltere’ye, Akdeniz içinde hakimiyet etkisi      sağlayacaktır ve Doğu Akdeniz’in gelecekteki kaderini onun ellerine teslim      edecektir.”</p>
<p><strong>İngilizlerin İngiltere-Asya ticareti</strong><br />
17.ci yüzyıl sanayi devriminden sonra elinde pamuk ve pamuklu ürün stokları      çoğalan İngiltere, işsizlik ile karşı karşıya kalınca gözünü doğuya dikti.<br />
Anadolu’daki Ermeni tüccarlara para ve konsinye mal vererek Anadolu      üzerinden Hindistan ve diğer ülkelere mal göndermeyi hedefledi.</p>
<p><strong>Kıbrıs’ın kiralanması</strong><br />
İngiltere Hükümeti, Osmanlı Devleti&#8217;nden, Hindistan&#8217;daki askerî      kuvvetlerini, gerektiğinde Avrupa ve Asya&#8217;ya aktarabilmek gayesiyle,      Akdeniz&#8217;deki doğal bir üs olan Kıbrıs&#8217;ın idarî ve tasarrufî haklarını      alabilmek için talepte bulunmuştur. Bu sebeple &#8220;&#8230;cihet-i mülkiyyeti yine      Devlet-i Aliyyece bâki..&#8221; olmak kaydı ile, idarî masrafların, genel vergiden      düşürmek suretiyle, artan miktarın Devlet-i Aliyye&#8217;ye verilmesi      kararlaştırılmıştır.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/50.jpg" border="0" alt="" width="162" height="128" /></p>
<table id="AutoNumber4" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="50%" align="center"><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/51.jpg" border="0" alt="" width="143" height="169" /></td>
<td width="50%" align="center"><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/52.jpg" border="0" alt="" width="172" height="188" /></td>
</tr>
<tr>
<td width="50%" align="center">Sadrazam Saffet Paşa</td>
<td width="50%" align="center">İngiliz BE Henry Layard</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Osmanlı Devleti ile İngiltere Krallığı arasında, Yıldız Sarayı&#8217;nda gizlice      imzalanan iki maddelik Kıbrıs Antlaşması çerçevesinde, Bâb-ı Âli, Ada      üzerindeki siyasi egemenliğini tamamen kaybetmiş, hukuki egemenliğini ise      oldukça sınırlandırmıştır.<br />
<img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/53.jpg" border="0" alt="" width="138" height="209" /><br />
1878’de başlayan İngiliz dönemi ile Kıbrıs’taki idari yapı şeklini      değiştirmeye başlar.<br />
1878 yılında, Ada&#8217;da İngiliz Yüksek Komiseri sıfatı ile bulunan Sir Garnet      Wolseley &#8220;oldukça yetenekli bir Hristiyan centilmen&#8221; olarak nitelendirdiği      birçok kişiyi, devlet kadrolarına doldurur.<br />
Pek tabii ki bu durum, maddi ve manevi bakımdan Türklere, büyük bir darbe      vurur ve Ada nüfusunun dengesinin, Rum Toplumu lehine bozulmasına sebep      olur.<br />
Ada&#8217;da yaşayan müslümanların, dinî haklarının ve mallarının Müslüman      makamları tarafından, idare ve muhafaza edilmesi şartı konmuştur (madde:1).      Bu sebeple dinî mevzularla meşgul olacak bir mahkemenin (mahkeme-i şer&#8217;iyye)      kurulması, faydalı olacağı kararlaştırılmıştır.<br />
Fakat, kısa bir süre sonra ingiltere, Evkafı denetim altına almakla      kalmamış, ayni zamanda Osmanlı yargı sistemini de yavaşça ortadan      kaldırmıştır.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/54.jpg" border="0" alt="" width="156" height="262" /><br />
İngiltere, adı geçen yargı sisteminin yerine, ingiliz yargı sistemini      koymuş, bunun yanı sıra İslâm mahkemelerinin yetkilerini de önemli ölçüde      kısıtlamıştır.<br />
Bilindiği gibi Osmanlı Devleti, 14 Ağustos 1878 tarihinde imzalanan ek bir      anlaşma ile, İngiltere&#8217;ye, Kıbrıs&#8217;ta yasa yapma hakkını vermiştir.<br />
İngiltere de bu hakka istinaden, 17 Ocak 1879 tarihinde, Ada&#8217;da, Kraliçe      adına bir ADALET MAHKEMESİ kurmuştur.<br />
Bununla birlikte İngiltere, 1922 yılında, Kraliyet Buyruğuyla (Order-in-Council),      şer&#8217;î ve örfî hukuka binaen kurulan Türk mahkemelerini, resmen ortadan      kaldırmıştır.<br />
<img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/56.jpg" border="0" alt="" width="150" height="123" /><br />
İngiliz Kraliyet Tacı</p>
<p>Ayrıca, yine bir İslâm kurumu olan Müftülük makamı, ingiliz Yönetimi      tarafından 1 Ocak 1929 tarihinden itibaren kaldırılmıştır. Böylece İslâm      dünyasında yüzyıllar boyunca var olan ve Kıbrıs&#8217;ta, 1571 yılından itibaren      etkinliğini sürdüren Müftülük kurumu, artık tarihe mal olmuş bir kurum      durumuna gelmiştir</p>
<p>Rumlar, Hristiyan olan İngiliz idaresi altına girince, Megalo İdea      hedeflerini daha kolay gerçekleştirebileceklerini düşünerek çalışmalar      başlatırlar.<br />
Avrupa’lı hükümdarlara mektuplar yazıp “ilhak konferansları” vermeye      başlarlar.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/58.jpg" border="0" alt="" width="149" height="198" /><br />
Kral Edward VII</p>
<p>Bir taraftan ilhak girişimleri yapılırken diğer taraftan da devlet daireleri      Rum işgali altına girmiştir bile.<br />
Tapu dairesinde oyunlar başlar ve Ada&#8217;daki İngiliz Yönetimi, zaman dilimi      içinde Evkafın değerli binalarını düşük kira ile resmi dairelere ve Rum      Toplumu içinde bulunan, itibarlı kişilere kiralamaya başlar.</p>
<p>Böylece Evkaf bütçesi, en güçlü rant gelirlerinden, büyük ölçüde mahrum      bırakılır.<br />
Bu yolla 100.000&#8242;lerce dönümlük Afendrika Çiftliği, Rumlara geçer.<br />
Böylece, Türk Toplumu, Evkafın yönetimi hususunda doğrudan veya dolaylı      biçimde görüşlerini yansıtma hakkından yoksun bırakılır.</p>
<p>1931 yılında Rumlar, Enosis isteği ile isyan çıkarırlar. Vali Konağı      yakılır.<br />
Adada Türklerle Rumların ilk ayrılık tamtamları bu isyanla çalmaya başlar.<br />
İngiliz İdaresi “Örfi İdare” ilan eder ve sıkı yönetim yıllarca sürer.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/59.jpg" border="0" alt="" width="288" height="221" /><br />
1931 isyanı</p>
<p>1931 Rum isyanı, Rumların İngilizlerden bir takım avantajlar daha elde      etmesi ile güya bastırılır.<br />
İstatistiklere göre 1930’larda 500 karma köy varken bu sayı 1960 yılında      130’a düşmüştür.<br />
1963 saldırılarından sonra 103 köy daha göç ederek bu sayı 27’e düşer.<br />
2 bölgelilik ve ayrılık artık kesinleşmiştir.</p>
<p><strong>2. Dünya savaşı yılları </strong><br />
Yokluk ve işsizlik içinde olan adada İngilizlerin sigara parasına      Kıbrıs’lıları çalıştırmasına engel olmak için 1941 yılında AKEL kurulur ve      Türk işciler de AKEL’e katılırlar.<br />
Savaş sonunda Churchill ve Stalin arasında yapılan paylaşımda Kıbrıs ve      Yunanistan İngiliz idaresi altına girer.</p>
<table id="AutoNumber4" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="50%" align="center"><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/60.jpg" border="0" alt="" width="131" height="145" /></td>
<td width="50%" align="center"><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/61.jpg" border="0" alt="" width="122" height="168" /></td>
</tr>
<tr>
<td width="50%" align="center">Winston Churchill</td>
<td width="50%" align="center">Iosif Stalin</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>1950-1960 arası yıllar</strong><br />
Asıl adı Mihail Hristodulou Muskos olan “Makarios”, 1950 yılında çevirdiği      bir entrika ile Başpiskopos olur ve ENOSIS çalışmalarını hemen başlatır.<br />
Yunanistan’ın desteği ve onayı ile 7 Mart 1953 yılında araların-da Grivas’ın      da bulunduğu 12 kişi ile EOKA teşkilatını kurar ve başına Grivas’ı getirir.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/62.jpg" border="0" alt="" width="185" height="250" /><br />
Makarios ve Grivas</p>
<p>Albay Grivas 10 Kasım 1954’de “Digenis” takma adı ile Kıbrıs’a gelir ve 1      Nisan 1955 günü, adanın bir çok yerinde, ilk terör olayları aynı anda      başlar.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/63.jpg" border="0" alt="" width="137" height="130" /><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/64.jpg" border="0" alt="" width="161" height="108" /><br />
ENOSIS Bayrağı ve arması<br />
EOKA : Kıbrıs Rum savaşcıları Ulusal Örgütü</p>
<p>EOKA’nın amacı önce İngilizleri adadan kovmak, sonra Türkleri imha etmek ve      son olarak da adayı Yunanistan’a bağlayarak ENOSİS’i gerçekleştirmekti.<br />
Türklere olan saldırıları 1958 yılında başlamış ve Türkiye’nin 1967      yılındaki siyasi ve askeri baskısı ile son bulmuştur.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/65.jpg" border="0" alt="" width="380" height="201" /><br />
Türklerin teşkilatlanması<br />
Türkler EOKA’ya karşın önce “Kara Çete” sonra da “Kıbrıs Türk Gençlik      Teşkilatı ”nın kurulması ile de “Volkan” teşkilatlarını kurmuşlar ve      halkımıza yalnız ve korumasız olmadıkları mesajını vermişlerdir.<br />
1958 yıllarında Türk ve Rum evlerinin beyaz badanalı duvarlarına VOLKAN      tarafından vurulan<br />
YA TAKSİM YA ÖLÜM mühürü. (Ölçüler: 30 x 50 cm)<br />
Kıbrıs Türklerinin yöneticileri durumunda olan Dr. Fazıl KÜÇÜK (14.3.1906)      ve<br />
Rauf R. DENKTAŞ (27.1.1924)<br />
Türkiye’deki hükümet ile temas kurup örgütlenmek ve silahlanmak      gereksinimlerini resmen iletirler.</p>
<table id="AutoNumber5" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="50%" align="center"><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/66.jpg" border="0" alt="" width="87" height="119" /></td>
<td width="50%" align="center"><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/67.jpg" border="0" alt="" width="160" height="189" /></td>
</tr>
<tr>
<td width="50%" align="center">Dr. FAZIL KÜÇÜK</td>
<td width="50%" align="center">
<input onclick="window.open('http://www.raufdenktas.info/','','')" onmouseover="this.style.color='#FFFF00'" onmouseout="this.style.color='#00FFFF'" type="button" value="R.R. DENKTAŞ" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table id="AutoNumber5" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="50%" align="center"><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/68.jpg" border="0" alt="" width="142" height="219" /></td>
<td width="50%" align="center"><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/69.jpg" border="0" alt="" width="138" height="205" /></td>
</tr>
<tr>
<td width="50%" align="center">Tümg. Daniş Karabelen</td>
<td width="50%" align="center">Albay Rıza Vuruşkan</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Dönemin Başbakanı A. Men-deres ve Dış İşleri Bakanı F. R. Zorlu konuyu      aylarca tartıştıktan sonra kararlarını verirler ve TMT, 1958 yılında Özel      Harp Dairesi Başkanı Tümgn. Danış Karabelen tarafından kurulur.<br />
Aynı yıl Albay Rıza Vuruşkan (Ali Çonan Takma adı ile) TMT’nin başı olarak      adaya gönderilir ve TMT’nin hücresel olarak fiili kuruluşu başlar.<br />
<img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/70.jpg" border="0" alt="" width="163" height="219" /><br />
TuğGn. Kemal Coygun<br />
TMT’nin ilk üyesi, No. 1 ile Rauf R. Denktaş olur ve yeminle üye kaydı      başlar.<br />
1960 yılında Kurmay Albay Kemal Coygun (Tuğ General) TMT’yi devir alır ve      1968’e kadar “Bozkurt” kod adı ile Bayraktarlığını yaparak TMT’yi Kıbrıs’ta      kemikleştirir ve aktif bir örgüt haline getirir.</p>
<p><strong>1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası </strong><br />
Ortaklık kavramı (%70 Rum, %30 Türk)<br />
Eşit egemenlik (Ayrı Cemaat Meclisi)<br />
Devlet yapısı (Ayrı Mahkemeler)<br />
Belediyeler (Ayrı Belediyeler)<br />
Temsilciler Meclisi ve Cemaat Meclisi<br />
Garantör ülkeler (Türkiye, Yunanistan ve İngiltere)</p>
<p><strong>Garanti Anlaşması Madde 4</strong><br />
Bu anlaşmanın hükümlerine bir riayetsizlik halinde, Yunanistan, Türkiye ve      Birleşik Krallık, bu hükümlere riayeti sağlamak için gereken teşebbüsler      veya tedbirler hakkında birbirleri ile istişare etmeyi taahhüt eder.<br />
Müşterek veya anlaşarak hareket mümkün olmadığı takdirde, garanti veren üç      devletten her biri, bu anlaşma ile ihdas edilen nizamı tekrar kurmak      münhasır maksadı ile harekete geçmek hakkını korur.<br />
1961 &#8211; Cumhuriyeti yıkma çalışmaları .<br />
AKRİTAS PLANI<br />
Baş Mimarlar :</p>
<table id="AutoNumber6" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="33%" align="center"><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/71.jpg" border="0" alt="" width="145" height="158" /></td>
<td width="33%" align="center"><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/72.jpg" border="0" alt="" width="127" height="158" /></td>
<td width="34%" align="center"><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/73.jpg" border="0" alt="" width="116" height="137" /></td>
</tr>
<tr>
<td width="33%" align="center">Makarios</td>
<td width="33%" align="center">Yorgacis</td>
<td width="34%" align="center">Papadopulos</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Hedef : Kıbrıs Yunan Cumhuriyeti’ni kurmak</p>
<p><strong>Uygulamaya geçiş &#8211; 21 Aralık 1963</strong><br />
Katliamlar<br />
103 köyün boşaltılması<br />
%3 toprak parçası üzerindeki “Getto”lar<br />
<img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/74.jpg" border="0" alt="" width="355" height="222" /><br />
Banyoda kahpece şehit edilen<br />
Dr. İlhan’ın eşi ve çocukları</p>
<p><strong>1963-1974 dönemi<br />
Rum tarafı</strong><br />
Grivas’ın görevlendirilmesi<br />
RMMO’nun milisten düzenli birliğe geçirilmesi<br />
Yunan alayı,<br />
Yunan Komando taburu ve piyade taburu<br />
15 Temmuz Darbesi<br />
Sampson Hükümeti<br />
(Kıbrıs Helen Cumhuriyeti’nin ilanı)</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/75.jpg" border="0" alt="" width="272" height="182" /><br />
<span style="color: #ffffff;"><strong>Masum Türklere kurşun sıkan bir din adamı: Papaz</strong></span></p>
<p>1963-1974 dönemi<br />
Türk tarafı<br />
Göçler ve İşsizlik<br />
Ekonomik ambargo<br />
Mülkiyet kısıtlaması<br />
Dolaşım kısıtlaması<br />
Türkiye’nin Kıbrıs’lı Türklere yıllardır verdiği desteğini arttırarak devam      ettirmesi.<br />
a) Maaşlar b) Gıda c) İstihdam d) Eğitim<br />
e) Subay f) Silah<br />
<img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/76.jpg" border="0" alt="" width="303" height="195" /></p>
<p><strong>1963-1974 dönemi</strong><br />
<img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/77.jpg" border="0" alt="" width="457" height="326" /><br />
Hükümeti silah zoru ile gaspetmiş Rumlar tarafından<br />
33 Kalem malın Türklere satışının yasaklanması<br />
nedeni ile 10 yıl süren acımasız ambargoyu protesto eden Kıbrıs’lı Türkler      (1964)</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/78.jpg" border="0" alt="" width="329" height="267" /><br />
BU BEBEK İÇİN SÜT YOK, İLAÇ YOK</p>
<p><strong>1967 Kıbrıs krizi:</strong><br />
15 Kasım 1967 günü Rumlar. Geçitkale ve Boğaziçi köylerine tank ve topçu      desteğinde 6,000 kişilik bir kuvvetle taarruz etmişlerdir. 200 kadar mücahit      bütün gün kahramanca direnmiş, mermilerinin bitmesi üzerine Rumlar köylere      girerek katliama başlamışlardır. Bu olay Türk Hükümetinin büyük tepkisini      çekmiş, 17 Kasım&#8217;da TBMM, hükümete Kıbrıs&#8217;a müdahale izni vermiştir.</p>
<p>Bilahare Türk ordusu Adana-Mersin bölgesine yığınak yapmış, çıkarma gemileri      yüklenmiş, Kara-Deniz ve Hava Kuvvetleri gerekli bütün tedbirleri almıştır.<br />
Türkiye&#8217;nin bu kararlılığı karşısında BM ve ABD&#8217;nin çabaları ile Yunanistan,      Türkiye&#8217;nin bütün isteklerini kabul etmek zorunda kalmıştır.<br />
<img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/79.jpg" border="0" alt="" width="242" height="196" /><br />
Çıkarma birlikleri</p>
<p>1967 Kıbrıs krizi:<br />
Kıbrıs olayları başladığından beri ilk defa olarak Türkiye, 1967 yılındaki      bu kararlı davranışı ile önemli ödünler almış ve Kıbrıs konusundaki      ağırlığını ve ciddiyetini ortaya koymuştur.<br />
Elde edilen bu güvenin ve askeri üstünlüğün arkasından da 28 Aralık 1967      tarihinde “Geçici Kıbrıs Türk Yönetimi” kurulmuştur.<br />
<img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/80.jpg" border="0" alt="" width="280" height="202" /><br />
1964’de KIBRIS üzerinde uçan Türk filosu</p>
<p><strong>1974 Barış Harekatı</strong><br />
Yunan cuntası, Makarios&#8217;u, devirmeye karar verir ve bu kararı el altından      Makarios&#8217;a da duyurur. Makarios darbe yapılacağı gece karşı tedbirler alır.      Ancak darbe yapılacağını tahmin ettiği gecelerde hiçbir hareket olmayınca 15      Temmuz sabahı tedbirlerini kaldırır.<br />
Cunta da bu fırsatı değerlendirir ve darbenin gündüz saatlerinde yapılmasına      karar verir. 15 Temmuz 1974 sabahı saat 10’da darbe başlar ve Makarios      çareyi kaçmakta bulur.<br />
<img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/82.jpg" border="0" alt="" width="146" height="208" /><br />
Cunta Lideri Albay Papadopulos</p>
<p>15 Temmuz 1974 günü Makarios Kıbrıs’ta darbe ile devrilince yerine, EOKA’cı      katil, Nikos Sampson getirilir.<br />
Sampson aynı gün TV’de yaptığı konuşmada “Kıbrıs Rum Cumhuriyeti ”ni ilan      eder ve adanın Yunanistan ile birleştiği kararını aldığını söyleyerek      ENOSİS’i açıklar.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/83.jpg" border="0" alt="" width="123" height="200" /><br />
Nikos Sampson</p>
<p>Türkiye’nin Garanti Antlaşmasındaki 4.cü maddedeki haklarını kullanması.<br />
Amerikan Harp Akademisi West Point’de okutulacak kadar mükkemmel hazırlanmış      ve deniz aşırı operasyonlara örnek olmuş bir askeri harekat.<br />
Anavatanla kucaklaşmamız.<br />
Özgürlüğümüzü elde etmemiz.<br />
Kimliğimize sahip çıkmamız.<br />
Devletimizi kurmamız.</p>
<p><strong>1974 Barış Harekatı aleyhine Yunanistan’da açılan dava</strong></p>
<p>1976 yılı Aralık ayında bir Yunanlı, mahkemeye başvurarak, 22 Temmuz 1974&#8242;de      Lefkoşa üzerinde uçarken, Güney Kıbrıs’lıların açtıkları ateş sonucu düşüp      parçalanan Yunan Delta nakliye uçağının içinde bulunan ve ölen oğlu için      tazminat talebinde bulundu.</p>
<p><strong>Yunan Mahkemesi kararı</strong><br />
Bu belge, Yunan yargı organları tarafından alınmış, “Türk Ordusu&#8217;nun      Kıbrıs&#8217;a müdahalesi yasaldır, suç Yunan subaylarına aittir&#8221; şeklindeki bir      mahkeme kararıdır.<br />
Yunan Temyiz Mahkemesi&#8217;nin, 21 Mart 1979 tarih ve 2658/79 sayılı bu      kararının, o dönem Başbakan olan Konstantin Karamanlis, &#8220;Yunanistan aleyhine      kullanılabilir&#8221; gerekçesiyle kamuoyuna duyurulmasını yasaklamıştı. Bu      yasaklamadan sonra dava dosyaları &#8220;çok gizli&#8221; kaydıyla kasaya konuldu.<br />
<img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/84.jpg" border="0" alt="" width="150" height="149" /><br />
Konstantin Karamanlis</p>
<p><strong>KIBRIS GERÇEKLERİ </strong></p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/85.jpg" border="0" alt="" width="304" height="172" /><br />
Tüm Kıbrıs 9282 kilometrekaredir. Bu alanın;<br />
% 35.04’ünde (3355 km2) KKTC,<br />
% 59.56’sında (5509 km2) GKRY egemendir.<br />
% 2.64’ü BM denetimindeki Ara Bölge,<br />
% 2.76’sı ise İngiliz Üsleri’nden oluşmaktadır<br />
(Ağrotur ve Dikelya’da iki İngiliz üssü bulunmakta olup, İngiltere bu alanı      AB’ye girerken AB statüsü dışında tutmuştur ve ABD de bu üslerden      yararlanmaktadır.<br />
Fransızlar ise geçen aydan itibaren ikili askeri anlaşma ile Baf’daki A.      Papandreu Havaalanını kullanmaya başlamışlardır)</p>
<p><strong>KKTC GKRY </strong><br />
Nüfus 285.000 730,400<br />
Artış hızı % 1.1 % 0.59<br />
Din % 99 İslam % 95 Ortodoks<br />
GSMH 1.6 Myr $ 12.9 Myr $<br />
KBMG 8, 500 $ 19,202 $<br />
Enflasyon % 5 % 4<br />
Büyüme % 15.4 % 2<br />
İşsizlik % 1-1.5 % 4.5-5<br />
Turizm (kişi) 469,000 2,500,000<br />
(gelir) 178 Milyon $ 2 Milyar $<br />
Eğitim 6 Üniv- 41,760 öğrenci 1 Üniv<br />
Silahlanma GSMH %4-5<br />
Yerleşik iddiaları 100,000 230,000</p>
<p><strong>Rum tarafındaki Yerleşikler</strong><br />
Pontus Rumları : 60,000 -70,000 &#8211; Eski SSCB vatandaşları : 30,000 &#8211;      Lübnan’dan kaçan Hristiyanlar : 15 -20,000 &#8211; Yunanistan’dan göç edenler :      100,000 &#8211; İltica eden Kürtler : 2,500-3,000 &#8211; İltica eden 3.cü ülke      vatandaşları : 9,500<br />
TOPLAM 230,000</p>
<p>KIBRIS TÜRK YÖNETİMLERİ</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/86.jpg" border="0" alt="" width="99" height="74" /><br />
R. R. Denktaş<br />
Rum Yönetiminin AB üyeliğinin aslında ekonomik bir gerekçesi      bulunmamak-tadır. 730 bin nüfusu ile, 455 milyonluk AB’nin Malta ve      Lüksemburg’dan sonra 3. küçük üyesidir. Ancak, 1 Mayıs 2004’te AB’ye katılan      10 yeni üye içinde kişi başı geliri en yüksek olan ülkedir. Bununla      birlikte, % 70.9 ile en fazla kamu borcuna sahip üyedir.<br />
Geçici Türk Yönetimi : 28.12.1967<br />
Kıbrıs Türk Yönetimi : 21.4.1971<br />
Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi : 1.10.1974<br />
Kıbrıs Türk Federe Devleti : 18.2.1975<br />
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti : 15.11.1983</p>
<p><strong>KIBRIS PLANLARI</strong><br />
1. 1947 LORD WINSTER PLANI<br />
2. 1948 &#8211; EDWARD JACKSON ANAYASASI<br />
3. 1952 &#8211; Mac MILLAN PLANI<br />
4. 7 Eylül 1955 – Mac MILLAN PLANI<br />
5. 8 Ekim 1955 - JOHN HARDING ANAYASASI<br />
6. Kasım 1955 ve Ocak 1956 &#8211; HARDING PLANI<br />
7. 13 Temmuz 1956 &#8211; LORD RADCLIFFE PLANI<br />
8. 19 Haziran 1958 – Mac MILLAN PLANI<br />
9. 24 Eylül 1958 &#8211; PAUL HENRY SPAK PLANI<br />
10. 16 Ağustos 1960 &#8211; KIBRIS CUMHURİYETİ ANAYASASI<br />
11. 31.1.1964 : DEAN ACHESON PLANI<br />
12. 4.3.1964 : U THANT PLANI<br />
13. Tem. 1964 : DEAN ACHESON PLANI<br />
14. 1965 : GALO PLAZA ÖNERİLERİ<br />
15. 1979 : WALDHEİM ÖNERİLERİ<br />
16. 26.2.1990 : TÜRK ÖNERİLERİ<br />
17. 18.6.1992 : BUTROS GALİ FİKİRLER DİZİSİ<br />
18. 1993 : BM GÜVEN YARATICI ÖNLEMLER ÖNERİSİ<br />
19. 24 Nisan 2004 : ANNAN PLANI</p>
<p><strong>KIBRIS’ın STRATEJİK ÖNEMİ </strong><br />
Doğu Akdeniz; Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının merkezindeki oldukça geniş      ve önemli bir coğrafyayı; Kıbrıs Adası ise; Doğu Akdeniz’i siyasi, ekonomik      ve güvenlik açılarından kontrol edebilecek bir konuma sahiptir.<br />
<img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/87.jpg" border="0" alt="" width="284" height="185" /></p>
<p>Stratejik konumu, Kıbrıs’ı, uluslararası sistemde liderliğe oynayan her güç      merkezi için ihmal edilemez bir alan haline getirmiştir. Bu bağlamda, Doğu      Akdeniz ve Kıbrıs; Cebelitarık, Süveyş ve Karadeniz üzerinden işleyen deniz      ticaretini, ayrıca Ortadoğu ve Hazar Bölgesi enerji merkezlerini ve bu      merkezlere ilişkin boru hatlarını kontrol eden konumu ile bölgede hakimiyet      sağlamak için yapılan mücadelenin merkezinde yer almaktadır.</p>
<p>&#8212; Petrol tankerleri seyir rotası<br />
<img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/88.jpg" border="0" alt="" width="317" height="203" /><br />
İstanbul Boğazından geçen petrol ürünleri 143.5 milyon ton/yıl Maksimum      kapasitesi 150 milyon ton/yıl<br />
Bakü-Ceyhan, Samsun-Ceyhan ve Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattı kapasitesi      150 milyon ton/yıl<br />
Mersin limanı yük kapasitesi 12 milyon ton/yıl</p>
<p>Ayrıca, gelecek dönemlerde bölgede giderek büyüyen bir mesele halini alacak      olan su sorununun çözümüne yönelik olarak gündeme gelebilecek su merkezleri      ile taşıma yolları da, Ada’nın kontrol alanında olacaktır.</p>
<p>-Bölgeden gelecekte Akdeniz’e ulaşacak petrol ve doğalgaz boru hatlarının      denetimi de Ada’dan yapılabilecektir.<br />
-İsrail’in güvenliği için Kıbrıs’taki üsler büyük önem taşımaktadır.<br />
-Son yıllarda yapılan araştırmalarda, Kıbrıs çevresinde önemli petrol      yataklarının bulunduğu bildirilmektedir.<br />
-Doğu Akdeniz, ticari mal ve petrol ulaşımı bakımından, hem Orta Doğu’nun      hem de Asya’nın Batı’ya açılan kapısı durumundadır.<br />
ABD’nin, Ağrotur ve Dikelya’daki İngiliz üslerinden yararlanma imkanları ve      bu üslerin 1960 sistemi ile belirlenen statüsünün AB dışında tutulmuş      olması, Balkanlar ve Irak başta olmak üzere bir çok konuda ihtilaf yaşamış      olan ABD ve AB arasında Kıbrıs konusunda mutabakat bulunmasının başlıca      nedenlerinden birini oluşturmaktadır. ABD, İngiliz üslerini AB karışmaksızın      kullanabildiği için Kıbrıs üzerinde AB ile çatışma noktasında      bulunmamaktadır.<br />
Ortadoğu&#8217;da hızla artan krizler, Kıbrıs Adası&#8217;nın önemini daha da artırdı.      Bu süreçte Ortadoğu&#8217;da ABD ve İngiltere karşısında prestij kaybına uğrayan      Fransa ise yeniden yükselebilmek için Kıbrıs&#8217;ta bir üs arayışına girdi.<br />
Fransa, Anlaşma ile GKRY&#8217;ye her türlü siyasi ve askeri destek vermeyi      yükümleniyor. Bu durum AB içinde Türkiye&#8217;ye karşı bir Fransız-GKRY      ittifakının sağlanması ve BM Güvenlik Konseyi&#8217;nde Türkiye&#8217;ye karşı yeni bir      güç oluşmasına neden olacak.</p>
<p><strong>GKRY’nin Ulusal Politikası ve Hedefleri</strong><br />
GKRY’nin küresel ve bölgesel güç olma hedef ve potansiyeli yoktur. Ancak      Türkiye’ye yönelik ulusal siyaset ve stratejileri, bir çok alanda AB ile      örtüşmektedir. Yunan-Rum ulusal politikasının temelinde Kıbrıs’ın      Yunanistan’a ilhakı (Enosis) bulunmaktadır.<br />
Kıbrıs sorununu, AB’nin hukuk platformuna çekerek, Türkiye tarafından      “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin” meşru temsilcisi olarak tanınmak suretiyle çözmek,<br />
AB’yi ve BM Güvenlik Konseyi’nin üyelerini çözüm girişimlerinin içine aktör      olarak dahil etmek,<br />
Ada’daki Türklerin “Kıbrıs Cumhuriyeti” içinde koruma altına alınmış azınlık      statüsüne indirgenmesi,<br />
Kıbrıs konusundaki taleplerini, AB ile müzakere sürecinde Türkiye’yi baskı      altına alarak ve “VETO” tehditleri yoluyla karşılamak,<br />
KKTC’ye uygulanan uluslararası tecridin sürdürülmesi,<br />
2006 yılında Türkiye’nin liman ve havaalanlarını Rumlara açmasını, Ek      Protokol’ün onay ve uygulanmasını sağlamak,<br />
Çözüm arayışlarında ise, BM Genel Sekreteri’nin hakemliğine ve çözümün      takvime bağlanmasına karşı çıkılmakta;<br />
-Türk askerinin Ada’dan çekilmesi,<br />
-Türkiye’nin etkin garantisinin kaldırılması,<br />
-Türklere bırakılacak toprak oranının mümkün olduğunca azaltılması,<br />
<img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/89.jpg" border="0" alt="" width="150" height="150" /><br />
Kofi Annan</p>
<p>- Serbest dolaşım, mülk edinme ve yerleşme özgürlüğü sağlanması, “iki      kesimlilik” ilkesinin devre dışı bırakılması ve<br />
- Türkiye’den KKTC’ye gelerek yerleşen kardeşlerimizin geri dönmelerinin      sağlanması, gibi şartlarda ısrarlı olmaktadır.<br />
Adil ve kalıcı bir çözüm oluncaya dek KKTC’nin devlet varlığının korunması,<br />
Çözüm mümkün olmadığı takdirde KKTC’nin tanıtılmasına ağırlık vermek,<br />
KKTC’ye uygulanan tecridin kaldırılmasını ve dünyayla bütünleşmesini      sağlamak.<br />
Kıbrıs sorununa bulunacak bir çözümde; İki kesimlilik,<br />
KKTC Vatandaşlarının tümünün adada kalması<br />
Tarafların siyasi eşitliği<br />
K.K.Türk Cumhuriyetinin kendi egemenliği,<br />
Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin devamını sağlamak.<br />
Türk askerinin adada kalması<br />
-GKRY’nin Türkiye dışında uluslararası alanda “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin<br />
devamı olarak tanınması, BM Güvenlik Konseyi’nin AİHM içtihatlarına da      yansıyan kararları,<br />
-GKRY’nin uluslararası hukuka aykırı ve tek yanlı olarak AB’ye üye kabul<br />
edilmesi, böylece Türkiye’nin üyelik<br />
sürecinde belirleyici konuma gelmesi,<br />
Adada çözümü güçleştiren Unsurlar<br />
Türkiye’nin AB için aşırı istekli tutumundan yararlanarak, Kıbrıs konusunun      bir koz olarak kullanılması, bu durumun AB belgelerine yansıtılarak koşul      haline dönüştürülmesi,<br />
KKTC’ye izolasyonların devam etmesi, Bu bağlamda, GKRY’nin çözüm masasına      oturmaya ihtiyaç duymaması, Türkiye’nin müzakere sürecinde ve AB hukuku      çerçeve sinde daha fazla taviz sağlayabileceğine inanması,<br />
Rumların faşizme varan ırkçı, aşırı milliyetçi ve Türklerle ortak bir yaşamı      reddeden tutumları,<br />
Rum Ortodoks Kilisesinin rolü, Papadopulos faktörü ve Rum kamu oyunun 24      Nisan Referandumu’nda da sergilediği güçlü destek.<br />
<img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/90.jpg" border="0" alt="" width="243" height="171" /><br />
<strong>Eli Silahlı Papaz</strong> (1967 KIBRIS)</p>
<p>Rumların Türk tarafı aleyhinde uluslararası hukuk ve propagandadan azami      istifade etmesi.<br />
Çok sayıda uluslararası aktörün devrede olması, Rum tezleri doğrultusunda      çözüm için KKTC’de psikolojik harekat yürütülmesi.</p>
<p>Türk Kamuoyunu Milli Davadan uzaklaştırma girişimleri<br />
- Basın<br />
- Siyasi çevreler<br />
- Sivil Toplum örgütleri<br />
(Bu memleket bizim Platformu)<br />
- Psikolojik Savaş<br />
- Halka yeni bir fikri kabule ettirme taktikleri<br />
24 Nisan referandumu<br />
1977 – 1979 Doruk anlaşması<br />
1992 Gali Fikirler dizisi<br />
Mart 2003 Lahey görüşmesi<br />
<img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/91.jpg" border="0" alt="" width="91" height="132" /><br />
Butros Gali</p>
<p>Rumların AB içindeki durumu<br />
Çözüme isteksizlikleri<br />
AB hukuku ve mülkler<br />
AB ilkelerine dayalı çözüm<br />
BM’nin siyasi platformundan kaçış</p>
<p><strong>KKTC ve Ambargolar</strong><br />
Mali yardım Tüzüğü<br />
Direk Ticaret Tüzüğü<br />
Yeşil Hat Tüzüğü<br />
<img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/92.jpg" border="0" alt="" width="322" height="204" /></p>
<p><strong>Direk Ticaret Tüzüğü</strong><br />
Maraş’ın iadesi<br />
Mağusa Limanının<br />
BM denetiminde ortak<br />
kullanımı<br />
İhracat belgelerinin Rum tarafından isdarı<br />
Ercan havaalanının açılmaması</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/93.jpg" border="0" alt="" width="181" height="270" /><br />
Maraş</p>
<p><strong>AİHM Davaları</strong><br />
Luoizidu davası<br />
Ksenti davası<br />
Aresti davası</p>
<p><strong>Rum tarafındaki Türklere ait mülkler ve davalar</strong><br />
Rumlar hakları ve yetkileri olmadığı halde 1960 Anayasasını tadil ederek      Devlete ait HALİ arazileri dağıtmaya başladılar.<br />
Kıbrıs’lı Türklerin taşınmaz malları üzerine inşa edilmiş evlerde veya      Kıbrıs’lı Türklerin evlerinde oturanlara özellikle “Hali arazi” verilecek.<br />
Zorla el konulan Kıbrıs’lı Türklere ait toprakların dökümü şöyle:<br />
Arsa haline sokulmuş Türk toprakları 6,041 adet<br />
İstimlâk edilmemiş ama içinde insan yaşayan<br />
Türk toprakları 5,431 adet İstimlak adı altında, dümen çevrilerek el konulan      Türk toprakları 610 adet<br />
Üzerine Hükümet Evleri (Sosyal Konut) yapılmış Kıbrıs’lı Türklere ait      topraklar<br />
Üzerine konut yapılmış 3,185 adet Kıbrıs’lı Türk toprağı<br />
İstimlâk edilmemiş 3,125 adet Kıbrıs’lı Türklere ait arsa nitelikli arazi<br />
İstimlâk adı altında, dümen çevrilerek el konulup ev yapılan Türk toprakları      60 adet<br />
Bu verilere ilaveten Kıbrıs’lı Türklerin şehirlerde bıraktıkları evlerde      oturan Rumların ilçelere göre dağılımı, Lefkoşa’da 349, Limasol’da 2,170,      Larnaka’da 1,460 ve Baf’ta 977. Bu rakama 1963 yılında silah zoru ile göçe      zorlanan 103 köyde oturan Türklerin evleri ve arazileri dahil değildir.<br />
Yalova’daki (Piskobu) malının iadesi talebiyle Rum mahkemesine başvurarak      ilk davayı kazanan Arif Mustafa aleyhine Rum Yönetimi tarafından Rum Yüksek      Mahkemesi’nde dava açıldı. Baş savcı tam manası ile ipe un sermek için “Arif      Mustafa bizden ev istemedi ki” dedi. Rum Hukuk Dairesi’nin iddiası, görülen      ilk davadaki yargıcın Kıbrıslı Türk Malları Yasası’nı yanlış yorumladığı      şeklinde oldu.<br />
Son duruşmada Arif Mustafa Mutluson Rum Başsavcılığı ve Mustafa’nın evinde      ikamet etmekte olan Rum ailelerin avukatının ortak kararı ile Piskopu’daki      evlerini geri aldı.<br />
<img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/94.jpg" border="0" alt="" width="240" height="160" /><br />
Arif Mustafa</p>
<p><strong>AB yüksek düzey temas grubu</strong><br />
Üyeler<br />
(Kıbrıs’lı Rum Ioannis Kasulidis, Yunanlı Georgios Karatzaferis, Alman      Mechtild Rothe, Avrupa Birleşik Solu Başkanı Francis Wurtz, İrlandalı Sean      O&#8217;Neachtain, Polonyalı Ryszard Czarnecki, Koordinatör Fransız Halk Partisi      Milletvekili Françoise Grossetete, Avusturya AP Milletvekili Karin      Resetarits ve Alman Milletvekili Cem Özdemir.<br />
Gayrı ciddi, Türkleri yanıltmaya yönelik, tam bir show grubu.<br />
<img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/95.jpg" border="0" alt="" width="105" height="149" /><br />
F. Grossetete</p>
<p>Üyelerden Yunanlı Georgios Karatzaferis, çok değil daha geçen haftalarda      AP’na başvurarak nasıl olur da adadaki nüfusları 85,000 olan Kıbrıs’lı      Türkleri nüfusu 750,000 olan Rumlarla aynı kefeye koyup eşit siyasi haklar      verirsiniz. Onlara azınlık hakları yeterlidir talebinde bulunmuştur.<br />
Gayrı ciddi, Türkleri yanıltmaya yönelik, tam bir show grubu.<br />
<img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/96.jpg" border="0" alt="" width="84" height="107" /><br />
G. Karatzaferis</p>
<p><strong>2007’de neler olabilir</strong><br />
Rum tarafı, “görüşmelerin başlatılması için BM Genel Sekreteri’nin      hakemliğine, müzakerelerin takvime bağlanmasına ve üzerinde anlaşmaya      varılmamış olan, yani müzakerecilerin ve hükümetlerinin onaylamadığı bir      planın referanduma sunulmasına” karşı çıkmaktadır.<br />
Rum tarafı, Türkiye’nin çözüme zemin oluşturmayı amaçlayan 24 Ocak 2006      tarihli Kıbrıs Eylem Planı’na da tamamen olumsuz tutum sergilemiştir.<br />
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY),<br />
- AB’nin de müzakerelere bir temsilcisi ile dahil edilmesi,<br />
- BM Güvenlik Konseyi’nin tüm üyelerinin müzakerelere katılması,<br />
- Bir iyi niyet jesti olarak ve görüşmeler için olumlu hava yaratılması      için, “Maraş’ın müzakereler başlamadan önce GKRY’ye iadesi, Ada’dan bir      miktar Türk askerinin çekilmesi, BM gözetiminde teknik komiteler      oluşturularak, askersizleştirme dahil, sorunun özüne ilişkin konularda ön      çalışmalara başlanması, bu çalışmalarda AB uzmanlarından da katkı alınması”      taleplerini gündeme getirmiştir.<br />
Bunların hiç biri kabul edilmemiş ve Otonom Kayıplar Komitesi’nin 3.cü      üyesinin atanması onuruna verilen davette, Talat ve Papadopulos yüz yüze      görüşerek teknik alt düzeyde komite görüşmelerinin başlamasına karar      vermişlerdir. Fakat<br />
Rumların halen daha çıkardıkları sorunlardan dolayı Komite çalışmaları      başlayamamıştır.</p>
<table id="AutoNumber7" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="50%"><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/97.jpg" border="0" alt="" width="117" height="129" /></td>
<td width="50%"><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/98.jpg" border="0" alt="" width="106" height="125" /></td>
</tr>
<tr>
<td width="50%">M. Ali Talat</td>
<td width="50%">T. Papadopulos</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>2006 yılı içinde sorunun çözümü değil, müzakere zemininin oluşması dahi      gerçekleşmemiştir. 2007 başında görevi Kofi Annan’dan devralacak olan yeni      BM Genel Sekreteri’nin inisiyatif üstlenmesi durumunda Kıbrıs konusunda daha      gerçekçi adımlar atılabilir.<br />
Rum tarafının, Türkiye’nin AB müzakere sürecindeki zorluklarını da dikkate      alarak, Türk tarafınca kabul edilemeyecek öneriler sunmak suretiyle      inisiyatif üstünlüğü sağlamak istemesi de olasılıklar arasındadır. Böylece,      Türk tarafını uzlaşmazlıkla suçlayarak, şartlarının kabulü için uluslararası      baskı kurulmasını sağlama ve aynı zamanda çözüm masasından kaçma imkanı elde      edebilecektir.</p>
<p>KKTC’ye uygulanan İzolasyonlar<br />
BM Genel Sekreteri’nin izolasyonların “tanınmayı özendirmemek” koşuluyla      kaldırılmasını öngören 28 Mayıs 2004 tarihli raporu hala ele alınmayı      beklerken,<br />
- AB’nin 26 Nisan 2004’te açıkladığı Doğrudan Ticaret ve Mali Yardım      Tüzükleri Rumların kabul edilemez koşullarına bağlanıp hayata      geçirilemezken, uluslararası toplumun izolasyonların kaldırılacağı sözlerini      tutması, 2007 yılı için Aşırı iyimser bir beklenti olacaktır. Açıkçası tam      bir HİKAYE’dir..</p>
<p>Türkiye’nin her yıl sağladığı yardımın yarısına dahi karşılık gelmeyen Mali      Yardım Tüzüğü konusunda AB’nin sergilediği son tavır, bundan sonraki süreç      için de emsal teşkil etmektedir.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/99.jpg" border="0" alt="" width="110" height="54" /><br />
AB Mali Yardımı bu koşullarda REDDEDİLMELİDİR.</p>
<p>ABD ve İngiltere örneklerinde olduğu gibi, ziyaretler sırasında Kıbrıs Türk      toplumunun Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakan, Başbakan Yardımcısı gibi      seçilmiş temsilcileri olarak muhatap alınmanın ötesinde ciddi bir gelişme      beklenmemektedir. Bunlarda bile Cumhurbaşkanı yerine Toplum Lideri gibi      sıfatlar kullanılmaktadır.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/100.jpg" border="0" alt="" width="121" height="146" /><br />
Serdar Denktaş</p>
<p><strong>Türkiye-AB Müzakereleri ve KIBRIS</strong><br />
Türkiye, müzakere sürecinde, “Kıbrıs Cumhuriyeti” ile ilişkilerin      normalleştiril-mesi, Ankara Anlaşması Ek Protokolü’nün onaylanması, Rum      Yönetimi’ne limanlar ve havaalanlarının açılması ve GKRY’nin uluslararası      örgütlenmelere katılımına engel olunmaması gibi konularda zamanlama baskısı      ile karşı karşıya kalmıştır.<br />
AB’nin 21 Eylül 2005 tarihli karşı deklarasyonunda, Konsey’in 2006 yılında      tüm bu konulara ilişkin gelişmeleri takip edeceği açık bir şekilde yer      almakta ve 9 Kasım 2005 Katılım Ortaklığı Belgesi’nde (KOB) de deklarasyonun      bu paragraflarına atıf yapılmaktadır.<br />
<img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/101.jpg" border="0" alt="" width="94" height="121" /><br />
Olli Rehn</p>
<p>Rum tarafı, 2005 yılı içinde limanların açılması için 30 Mart 2006’ya,      havaalanlarının açılması için de 30 Eylül 2006’ya kadar zaman tanıdığını      açıklamıştır.<br />
30 Mart’ta limanlar açılmadığı için konuyu Ekim ayında yayınlanacak Müzakere      İzleme Raporu’na sokmaya ve müzakere-leri askıya aldırmaya çalışmaktadır.<br />
AB belgelerinin, hatta tavsiye niteliğindeki Eylül 2005 Avrupa Parlamentosu      (AP) kararının da Türkiye için AB müktesebatı niteliği taşıdığı dikkate      alınırsa, Kıbrıs konusunun, 2006-2007 yılında Türkiye-AB müzakere sürecinin      “kırılma noktası” olacağı söylenebilir.<br />
<img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/102.jpg" border="0" alt="" width="236" height="91" /></p>
<p>Türk Hükümeti bu noktada bir ikilemle karşı karşıyadır:<br />
Ek Protokol, AP’nin istediği gibi deklarasyon olmaksızın TBMM’ye getirilmesi      halinde, büyük ihtimalle onaylanmayacaktır ve bu durum müzakerelerin      kesilmesinin başlangıç noktasını oluşturacaktır.<br />
Ek Protokol’ün uygulanması, liman ve havaalanlarının açılması ise, GKRY’nin      uluslararası toplumun kabul ettiği şekilde “Kıbrıs Cumhuriyeti” olarak      tanınmasına giden yolu açacaktır.<br />
Böyle bir süreç ise, Türkiye ile Gümrük Birliği ilişkisi dahi bulunmayan      KKTC’ye Türkiye tarafından da ambargo uygulanması anlamına gelecek, ekonomik      ve siyasi açıdan bağımsızlığını sürdürmesi giderek zorlaşacaktır.<br />
Ekim ayında yayınlanacak Müzakere İzleme Raporu sonrasında büyük bir      olasılıkla Türkiye, AB ortaklığı konusunda “İmtiyazlı Ortaklık” yolunu      seçecek fakat bu tercih perdelerin arkasında saklı kalacaktır. AB-TR      Ortaklık Müzakereleri sanki hiçbir şey olmamış gibi, Limanlar açılmadan      devam edecektir.</p>
<p>AİHM- Mülkiyet &#8211; Vakıf Malları ve Maraş<br />
2007 yılında Kıbrıs ile ilgili en çok yankı bulacak gelişmelerin mülkiyet      sorunu ve Vakıf malları konusunda yaşanacağını söylemek olasıdır.<br />
<img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/103.jpg" border="0" alt="" width="120" height="117" /><br />
İngiliz Dönemi Vakıf Mühürü</p>
<p>AİHM- Mülkiyet &#8211; Vakıf Malları ve Maraş<br />
Gazi Mağusa Kaza Mahkemesi’nin 28.1.2002 ve 27.12.2005 tarihlerinde açık-ladığı      ve Maraş’taki taşınmazların yüzde 90’ından fazlasının Abdullah Paşa ve Lala      Mustafa Paşa Vakıfları’na ait olduğuna ilişkin tespit kararları ışığında, bu      taşınmazların Vakıflar İdaresi’ne devredil-mesine yönelik süreç      başlatılması, Kıbrıs sorunu ile ilgili gelişmelerin seyrini de      değiştirecektir.<br />
En önemli sonuçlarından birisi, Maraş artık bir pazarlık unsuru olarak      gündeme getirilemeyecektir. Belki de bu yüzdendir ki, Rumlar, son bir yıldır      Maraş konusunu AB’de tüzüklere karşılık olarak, BM Genel Sekreteri’ne ise      iyi niyet ortamı oluşturul-ması bahanesiyle gündeme getirmekte, Maraş’ın      iadesi için Acil Eylem Planı hazırlayabilmektedir.<br />
Aralık 2003’te Louzidu’ya tazminat ödenmesi, Türkiye’nin Kıbrıs ve mülkiyet      sorunundaki politikalarında kırılma noktası oluşturmuştur.<br />
Şimdi ise daha ağır bir durum, Aresti isimli Rum kadının Maraş’taki ve Vakıf      arazisi üzerindeki mülkü için AİHM’de açtığı dava ile karşımıza çıkmaktadır.<br />
ARESTİS Davası, iki yönden pilot dava olma özelliği taşımaktadır:<br />
Birincisi, KKTC’de yeni mülkiyet yasası ile kurulan Tazmin Komisyonu’nun “iç      hukuk yolu” olarak kabul edilmesi halinde, Rumlar tarafından AİHM’de açılmış      ve açılacak olan davalar bu komisyona yönlendirilecektir.<br />
İkincisi ise, varılacak karar, Vakıf mallarını Ahkâmul Evkaf’a aykırı bir      şekilde üzerine geçiren Rumlar için bir emsal teşkil edecektir.<br />
Vakıf mallarına sahip çıkılması ile elde edilecek kazanım, Mülkiyet Yasası      ile kurulmuş ve iç hukuk yolu oluşturan “Tazmin Komisyonu” nun sağlayacağı      kazanımlarla kıyas kabul etmeyecek ve belki de Kıbrıs’ta bir çözümün      anahtarı olacak gelişmelere yol açabilecektir.<br />
Talat hükümeti şimdilik GASPEDİLMİŞ TÜRK VAKIF MALLARI konusunun ele      alınmasını sakıncalı görmektedir.</p>
<p>İşler çıkmaza girdiği vakit Maraş’ta gasp edilmiş TÜRK MALLARI dosyası elbet      bulunduğu yerden birileri tarafından çıkartılıp masanın üstüne konacaktır.<br />
Kıbrıs Türk ve Rum halklarının psikolojileri ve Yönetimlerinin izleyecekleri      politikalara destekleri de, 2006 ve sonra-sındaki gelişmelerin şekillen-mesinde      etkili olacaktır.<br />
Kıbrıs Türk kamuoyu açısından, Nisan 2003’te geçişlerin serbest      bırakılmasıyla başlayan umut ve heyecanın yerini 24 Nisan 2004 sonrasında      hayal kırıklığı almıştır.<br />
<img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/104.jpg" border="0" alt="" width="227" height="170" /><br />
Akyar kapısı açılışı     26.04.2003</p>
<p>Toplumların beklentileri<br />
Bu Memleket Bizim Platfor-mu ve benzeri kuruluşların bün-yesindeki “Çözüm ve      AB üye-liği” hayali, GKRY’de bu konuda en fazla destek bulabilecekleri      beklentisinde oldukları AKEL’in Referandumdaki tutumu ile sona ermiştir.<br />
Bu gün ekonomik refah seviyesi giderek yükselen Kıbrıs Türklerinin en büyük      sıkıntısı, yarınlarının ne olacağına ilişkin siyasi belirsizlikten      kaynaklanan endişedir.<br />
<img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/105.jpg" border="0" alt="" width="87" height="81" /><br />
AKEL Amblemi</p>
<p><strong>Gelecek</strong><br />
Rum halkı ise AB’ye üye olmanın ve Türkiye’nin üyelik müzakerelerinde      belirleyici konuma geçmenin verdiği güvenle, BM çerçevesinde bir çözümden      hızla uzaklaşmaktadır.<br />
Böyle bir ortamda, Rum Kilisesi’nin etkinliğinin ve “Hrisi Avgi” gibi aşırı      milliyetçi-ırkçı ve günümüzün EOKA’sı niteliğindeki örgütlerin      faaliyetlerinin artması da beklenebilir.<br />
Kıbrıs hızla bölünmeye doğru gitmektedir.<br />
Önümüzdeki yıllarda iki bölgeli, iki toplumlu, güçlü bir merkezi hükümeti      olan FEDERAL KIBRIS CUMHURİYETİ düşüncesinden, iki bölgeli, iki toplumlu,      zayıf bir merkezi hükümeti olan KONFEDERAL KIBRIS CUMHURİYETİ’ ne geçiş      yaşanacaktır. Süreç başlamıştır.<br />
<img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/106.jpg" border="2" alt="" width="102" height="68" /><br />
Annan Planındaki Bayrak</p>
<p>Rumların geçiş kapılarında Türklere uyguladıkları aşağı-layıcı davranışlar;<br />
Rum tarafındaki Restoran, Kafe, Pastane gibi halka açık yerlerde Türklere      yapılan kötü muameleler ve Güneye geçen Türk araçlarına yapılan saldırılar,      2003 yılında %65’lere varan ortak yaşam düşüncesini iyice törpülemiş ve      neredeyse %0’a indirmiştir. Artık KKTC’de hiçbir Türk Rumlarla ORTAK YAŞAM      istememektedir.<br />
<img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/107.jpg" border="0" alt="" width="137" height="87" /><br />
Ayrılık Kaçınılmazdır</p>
<p>Konfederasyon’un arkasından iki ayrı devlet kavramı gelecek ve sonuçta      adada, yan yana yaşayan ve birbirinden bağımsız iki ayrı devlet      kurulacaktır.<br />
En geç 2012 yılına kadar ekonomik olarak Yunanistan ve Kıbrıs (Rum)      Cumhuriyeti, Türkiye’nin EKONOMİK hegemonyası altına girecektir.<br />
Rumlara hiçbir koşulda güven duyulmadığından ve Türk askerinin adadaki      varlığı ve Türkiye’nin etkin ve fiili garantisi KKTC yani Kıbrıs’lı Türkler      için vazgeçilmez koşullar olduğundan, hiçbir zaman bu iki “olmazsa olmaz”      faktörün yer almadığı bir anlaşma, Türkler tarafından kabul<br />
edilmeyecektir.</p>
<p><strong>Genel sonuç</strong><br />
Rumlar hiçbir koşulda adada Türk askerinin kalacağı ve Türkiye’nin etkin ve      fiili garantisinin olacağı bir anlaşmayı onaylamayacaklardır.<br />
Türkler ise adada Türk askerinin olmayacağı ve Türkiye’nin etkin ve fiili      garantisinin olmadığı bir anlaşmayı asla onaylamayacaklardır.<br />
Bu bağlamda; hiçbir zaman iki toplum arasında bir çözüm anlaşması      olamayacaktır.</p>
<p><em><strong>Konu: KIBRIS SİYASETİ<br />
Tarih: 21 Eylül 2006<br />
Düzenleyen : ANAP<br />
Yer: ADANA</strong></em></p>
<img src="http://www.ataatun.com/?ak_action=api_record_view&id=10200&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ataatun.com/kibris-siyaseti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lefkoşa&#8217;nın Fethi, 9 Eylül 1570</title>
		<link>http://www.ataatun.com/lefkosanin-fethi-9-eylul-1570/</link>
		<comments>http://www.ataatun.com/lefkosanin-fethi-9-eylul-1570/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Sep 2006 03:53:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Prof. Dr. Ata ATUN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konferanslarım]]></category>
		<category><![CDATA[9 Eylül 1570]]></category>
		<category><![CDATA[Fethi]]></category>
		<category><![CDATA[Lefkoşa'nın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ataatun.com/?p=10195</guid>
		<description><![CDATA[<br/>



GİRNE ÖZGÜRADA LİONS KULÜBÜ
EYLÜL TOPLANTISI KONFERANSI
SAMTAY VAKFI

Suna ve Ata Atun
Mağusa Tarihini Araştırma ve Yazın VAKFI



Lefkoşa’nın Fethi

Lefkoşa’nın Fethi – 9 Eylül 1570
1570 yılının Ocak ayı başında Osmanlı Sultanı Sarı Selim, adanın fethine      karar verince, üç yüz kırk sekiz adet değişik boyda gemiden oluşan bir      donanma oluşturur.

Donanma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br/><p><img class="alignleft" src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/2.jpg" border="0" alt="" width="94" height="94" /><img class="alignright" src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/4.jpg" border="0" alt="" width="83" height="89" /><img class="aligncenter" src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/3.jpg" border="0" alt="" width="59" height="51" /></p>
<table id="AutoNumber3" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center">GİRNE ÖZGÜRADA LİONS KULÜBÜ</p>
<p>EYLÜL TOPLANTISI KONFERANSI</p>
<p>SAMTAY VAKFI<br />
<img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/4.jpg" border="0" alt="" width="83" height="95" /><br />
Suna ve Ata Atun<br />
Mağusa Tarihini Araştırma ve Yazın VAKFI</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span id="more-10195"></span>Lefkoşa’nın Fethi<br />
<img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/5.jpg" border="0" alt="" width="170" height="261" /><br />
Lefkoşa’nın Fethi – 9 Eylül 1570<br />
1570 yılının Ocak ayı başında Osmanlı Sultanı Sarı Selim, adanın fethine      karar verince, üç yüz kırk sekiz adet değişik boyda gemiden oluşan bir      donanma oluşturur.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/6.jpg" border="0" alt="" width="197" height="169" /><br />
Donanma 160 kalyon, alçak su kesimli 60 tekne (fuste), 8 hafif tekne, 6      gemi, 1 kalyon, 40 at gemisi, 30 adet karamürsel tipi tekne, 3 topçu gemisi      (palandre) ve 40 firkateynden oluştu. Filonun, dört yüz yelkenli olduğu      söylenmişse de, bunların iki yüz yirmisi kürekli ve forsalıydı.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/7.jpg" border="0" alt="" width="168" height="128" /><br />
13 Ocakta Türkler, isimleri “Bonalda” ve “Balba” olan iki tane Venedik      gemisi, yakaladılar. Sultan’ın kendisi, Tophane’deki dökümhaneye ve silâh      deposuna gitti. Boğazların kapatılmasını ve tüm Venedik gemilerinin      tutuklanmasını emretti.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/8.jpg" border="0" alt="" width="170" height="101" /><br />
Venedik, haksız bir şekilde üstüne sıçramış bu savaşa istekli olarak girdi      ve en çabuk bir şekilde, Senyör Hieronimo Martinengo ile üç bin askeri yola      çıkardı. Fakat General Korfu’da öldü ve askerlerin sayıca daha az bir      miktarı Kıbrıs’a ulaştı.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/9.jpg" border="0" alt="" width="491" height="313" /><br />
Mağusa garnizonuna varmayı hedefliyorlardı ve Martinengo’nun cenazesini de      beraber getirdiler. Bütün başkent onları karşılamaya gitti ve acı      feryatlarla St. Sophia Kilisesi’ne yani şimdiki Selimiye Camiine gömüldü.      Piya-deler biraz dinlendirildikten sonra, beraberle-rindeki tabutun içinde      generalden arta kalan-larla birlikte Mağusa’ya doğru yola çıktılar.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/10.jpg" border="0" alt="" width="114" height="238" /><br />
Bundan çok az bir zaman evvel, adanın hükümeti İstanbul’-daki Balyos’dan ve      Venedik Senyörlüğü’-nden birer mektup aldı. Saygın Efendileri savaşın ilân      edilmiş olduğunu bildirdi, herkesi rahat, sadık ve cesur olmaya teşvik etti.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/11.jpg" border="0" alt="" width="143" height="180" /><br />
Doge Alvise Mocenigo<br />
1570-1576</p>
<p>Senyörlüğün, Kıbrıs’ı kaybetmektense Venedik’in kendisini kaybetmeyi tercih      ettikleri nedeniyle, savunmaları için her şeyin yapılacağının teminatını      verdi.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/12.jpg" border="0" alt="" width="199" height="163" /><br />
Şehrin 11 tane burcu olması nedeni ile ve de özellikle Kıbrıs’ın alt ve      köylü tabakasının kaba ve savaşta yeteneksiz olduklarınıda bildiklerinden,      Venedik’in, on bin tane olmasa bile, her bir burç için beş yüz asker      göndermesi gerektiğini kaçınılmaz olarak kabul ediyorlardı.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/13.jpg" border="0" alt="" width="285" height="182" /><br />
Latinlerin, Rumların, piskoposların, keşişlerin, memurların, asillerin ve      her milletten ve sınıftan kişilerin katıldığı bir geçit töreni yaptılar.      Baştan sona, Lent Signor Estor Baglione, tüm subayları ve askerleri ile      beraber, tören yapıldıktan ve ilâhiler söylendikten sonra iş yapmak için hep      beraber dışarı çıktılar.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/14.jpg" border="0" alt="" width="229" height="331" /><br />
Bu hassas anda Signor Astorre Baglione, Konseyi toplantıya çağırdı ve      yöneticilere, önce sözlü, sonra da yazılı olarak, gerekliliği kadar da      avantajlı olacak olan, deniz kıyısına yürü-yerek gidip orada düş-mana karşı      koymak, hem kendi güçlerini ölçmek, hem de onları elden geldiğince yıldırmak      teklifini yaptı.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/15.jpg" border="0" alt="" width="199" height="221" /><br />
Bu teklifi birçok kez yaptı ve düşmanın çıkarma yapmasının kolay ve rahat      bir iş olmaması için sıradan süvarileri ayıra-rak, arkadaşları için de bir      kaç at tedarik ederek, [askeri alanda daha çok yeni olan] “feraroli”      (tüfekli süvari) uygula-masından sonra her birine birer “arquebus tipi      tüfek” vermeyi arzu etti.</p>
<p>Asiller ve gerçekten tüm halk bu planın mükemmel olduğunu düşündüler.      Vekillerinin Senyör’e takdim ettiği son derece azimli bir mektup yazdılar.      Mektupta önce Venedik Cumhuriyetine olan bağlılıklarını belirtiler.<br />
<img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/16.jpg" border="0" alt="" width="215" height="335" /><br />
Arquebus tipi tüfek</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/17.jpg" border="0" alt="" width="170" height="216" /><br />
Buna ilaveten deniz kıyısına yürümelerinin ve orada her yolu deneye-rek      düşmanın karaya ayak basmasına mani olmaya, en azından Osmanlı birliklerini      karışıklık içine sokmayı gerçekleştirmeye olan heveslerini ve silah      güçlerini çok kuvvetli nedenlerle ortaya koydular.</p>
<p>Adanın Frenk sakinlerden 24-25,000 piyade düzenlenebilirdi ve düşmanın      gelmesine müteakip, tümü de Tuzla etrafındaki tepelerde kitlesel halde      görünerek, geçmiş yıllarda Barbaros’un adayı zapt etmeye teşebbüs ettiğinde      olduğu gibi gene Türkleri korkutup, çıkarma yapmaktan caydırabilirlerdi.<br />
<img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/18.jpg" border="0" alt="" width="141" height="325" /><br />
Barbaros Hayrettin Paşa</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/19.jpg" border="0" alt="" width="169" height="215" /><br />
Komutan ile piskopos yardımcısı ve kardeşleri karşı görüşü savundular.      Düşmanın çıkarma yapmak için güç kullanacağını, çok az miktardaki askerle      süvariyi tehlikeye atmanın gereksizliğini, sekiz buçuk fersah yürüyüşle geri      çekilmek zorunluluğunda kalınacağından dolayı kalelerin savunmasını      zayıflatmanın da uygunsuz olacağını iddia ettiler.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/20.jpg" border="0" alt="" width="212" height="281" /><br />
Venedik tarafında bu olaylar gelişirken Osmanlı tarafında ise hareketlilik      hızlanmıştı. 16 Mart 1570’te Ali Paşa, otuz altı kadırga, on iki düz altlı,      dört Türk yapımı ve iki Venedik gemisi, Mehmet Paşa’nın kalyonu, seksen      hafif gemi, kırk at gemisi, birçok Karamürsel , asker, kumanya, silâh,      cephane ve diğer gerekli erzak ile dolu olarak, Kıbrıs’ın fethi için yola      çıktı.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/21.jpg" border="0" alt="" width="199" height="130" /><br />
Rodos’tan, ordunun karadan gönderildiği Feni-ke’ye gittiler. Burası Kıbrıs’a      yakın bir Anado-lu limanıydı ve Kıbrıs yönünde denizi geçmek için, çok      uygundu. 20 Haziran tarihinde Kıb-rıs’a, haber toplamak için altı çektirme      gön-derdiler. Alexandretta yani Baf yakınlarındaki şimdi harabe haldeki Lara      adlı bir köye ulaştı-lar ve bilgi toplamak için karaya çıktılar.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/22.jpg" border="0" alt="" width="198" height="257" /><br />
27 Haziranda keşif ekibi Finike’den yola çıktı ve 1 Temmuzda Baf’a vardı.      Haber, ertesi gün Lefkoşa’ya ulaştı. Limasol ve Ağrotur yağmalandı ve      yakıldı. Düşmanın tahribatı iç kısımlara, Polimidia’ya yani Binatlı’ya doğru      ilerlemeye başladı.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/23.jpg" border="0" alt="" width="373" height="243" /><br />
Osmanlı Ordusu, ertesi gün Tuzla’ya vardı ve 3 Temmuz 1570 günü’de çok rahat      bir şekilde ve en küçük bir karşılık görmeden karaya süvarilerini,      piyadelerini, silâhlarını, cephanesini ve erzakını çıkarıp yaydı ve kampını      tahkim etti.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/24.jpg" border="0" alt="" width="280" height="350" /><br />
Lala Mustafa Paşa tüm kuvvetlerini toplamadan Tuzla’dan ayrılmak      istemediğinden, Ali Paşa’yı, Antalya Körfezi’nin aynı ucuna filonun geri      kalan kısmı ile gönderdiği vakit, Piyale Paşa’yı da 100 kadırga, 20 at      gemisi ve birkaç hafif gemi ile geri kalan atları, yeniçerileri ve      sipahileri getirmek üzere Lazkiye Körfezi’ne gönderdi.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/25.jpg" border="0" alt="" width="313" height="330" /><br />
Osmanlılar, bu arada çeşitli akınlar yaptı ve köyün Rum papazının      rehberliğinde Lefkara’ya ulaştı. Surları, hendekleri, hücum silahları veya      savunma silâhları olmayan köy sakinleri zorunlu bağlılık sözü verdiler. 24      Temmuzda Türkler, Lefkoşa’ya doğru yola çıktılar.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/26.jpg" border="0" alt="" width="251" height="378" /><br />
Bu şehre herhangi bir yardımın ulaşmasına mani olmak için önce Mağusa’ya beş      yüz atlı gönderdiler. Ayın 25’inde ordunun bir parçası, süvari keşif birliği      eşliğinde şehre vardı.<br />
Ertesi gün, düşman ordusunun geri kalanları da geldi. Bazı atlılar, surlara      kadar atlarını cesurca sürdüler.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/27.jpg" border="0" alt="" width="562" height="316" /><br />
Kamplarını Ay Marina tepesi yani günümüzde Lefkoşa’nın Rum kesiminde, Hilton      oteli ile Kıbrıs Üniversitesi arasında yer alan tepe üstünde kurdular.      Bunların arasında ve aynı yerde, Lala Mustafa Paşa otağını kurdu.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/28.jpg" border="0" alt="" width="225" height="114" /><br />
Venediklilerin “inşallah su bulamazlar” dualarına rağmen bol miktarda su      buldular. Ordunun bir diğer kısmı, su kaynağına yakın Aydemet yani Metehan      bölgesinde kamp kurdu. Diğer çadırlar, kullanmaya hazır su bulunması nedeni      ile beş İtalyan mili uzakta bulunan, Eğlence ve Atalasa köylerine kuruldu.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/29.jpg" border="0" alt="" width="314" height="157" /><br />
Osmanlılar 30 Temmuz Pazar günü, büyük bir hız ile Ay. Marina tepesinde,      kaleden yüz kırk adım uzakta bir tabya kurdular ve üzerine toplarını      yerleştirerek ateş etmeye başladılar.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/30.jpg" border="0" alt="" width="438" height="299" /><br />
Venedikliler, Podochatoro, Süslü ve Caraffa, Altun burcları arasındaki      surlardan ve Caraffa, yani Altun burcun ön yüzünden, elli librelik toplarla      Osmanlıları yerinden oynatmak için ateş etmeye başladılar.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/31.jpg" border="0" alt="" width="142" height="225" /><br />
Osmanlılar St. George tepesinde, yani Lefkoşa’nın Rum kesiminde, Constanzo      (Bayraktar) ve D’Avila (Kara İsmail) Burçlarından 600 m. güneyinde yer alan,      bu günkü ismi ile Digeni Akrita ve Archiepiskopou Makariou II Caddelerinin      kesiştiği yöredeki tepe üzerinde bir tane daha tabya kurdular. Niyetleri      buradan da şehir içindeki evlerin üstüne ateş etmekti.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/32.jpg" border="0" alt="" width="208" height="312" /><br />
Üçüncü tabyayı, Costanzo (Bayraktar) ve Podocharato (Süslü) burçlarına      yönelik şekilde o günkü ismi Margarita olan, Constanzo (Bayraktar) ve      Potocataro (Süslü) Burçlarından 750 m. güneyde olan, bu günkü ismi ile      Digeni Akrita Caddesi üzerinde bulunan Bandabulyanın karşı sol tarafındaki      tepe üzerinde kurdular.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/33.jpg" border="0" alt="" width="184" height="278" /><br />
Dördüncü tabyayı da o günkü adı Mandia olan D’Avila (Kara İsmail) ve Tripoli      (Değirmen) Burçlarının yaklaşık 650 m. karşısında, günümüzde adı ile      Evagorou I ve Michail Karaoli caddeleri arasında olan tepe üzerinde      kurdular.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/34.jpg" border="0" alt="" width="196" height="275" /></p>
<p>Osmanlı topçuları, Toplam dört gün boyunca, sabahtan akşama kadar, sadece      gündüzün çok sıcak saatlerinde üç veya dört saat dinlenerek, altmış librelik      toplarla olabilecek en etkili bir şekilde hiç durmadan top atışı yaptılar.<br />
<img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/35.jpg" border="0" alt="" width="367" height="473" /></p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/36.jpg" border="0" alt="" width="250" height="377" /><br />
Venedikliler tüm bu hazırlıklardan sonra, Ağustos’un başında, Estor Baglione      komutasında bir takviye kuvveti için Mağusa’dan yardım istemeye karar      verdiler. Ulaklara şifreli mektuplar verilerek gönderildi fakat ulaklar      yakalandı.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/37.jpg" border="0" alt="" width="235" height="345" /><br />
Ayın 15’inde, gürültü çıkarmadan ve telaş etmeden, Venedikli stradiot      süvarileri şehir içinde sıraya girdiler ve gün ortasındaki her zamanki      dinlenme saatinde, Mağusa’ya giden kapıyı açtılar ve piyade birliğini dışarı      gönderdiler. Tümü cesaretle ileriye yürüdüler ve Türkleri gün ortasında      yapmaya alıştıkları gibi uyur buldular. İlk iki tabyayı kolayca ele      geçirdiler.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/38.jpg" border="0" alt="" width="215" height="320" /><br />
Fakat Venedikli süvarilerin şehir dışına çıkamadıkları çok açıktı ve işin      kötü tarafı, tüm Venedik askerleri neşeli bir şekilde “İleri, İleri:      süvariler gelsin, gün bizimdir” şeklindeki tezahüratlarına karşılık,      dışarıdaki zavallı askerler, kale içindeki Venedikli süvarilerin      yardımlarına geleceği ümitlerini yitirmeğe başladılar. Osmanlılar bunun fark      ettiler ve Venedik birlikleri, elde ettikleri avantajı kaybederek geri      çekildiler. Bu son huruç hareketi oldu.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/39.jpg" border="0" alt="" width="444" height="358" /><br />
Osmanlılar, surların üstüne ulaşacak şekilde uygun yapıda rampa benzeri yol      yapana kadar büyük bir gayretle çalıştılar ve sonrada ataklar yaparak sık      sık üzerlerine çıktılar ve bayraklarını diktiler. 45 gün süren kuşatma      süresince Osmanlılar şehri yerle bir etmek için canlı bir bombardıman      sürdürdüler. Sabah akşam her tür top atışı yaptılar ve sık sık havan topu      ile etrafı talan ettiler.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/40.jpg" border="0" alt="" width="405" height="308" /><br />
Pazar günleri özellikle kiliseleri hedef aldılar. Hatta burçların      platformlarını top gülleleri ile tahrip etmek için büyük çaba harcadılar.<br />
Toplar atılırken Podochatoro [Süslü], Constanzo [Bayraktar], Davila [Kara      İsmail] ve Tripoli [Değirmen] burçlarına da saldırılar yaptılar. Aynı anda      bazen iki tanesine bazen de dört tanesine dahi saldırı gerçekleştirdiler.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/41.jpg" border="0" alt="" width="259" height="353" /><br />
Muzaffer Paşa ve emrindeki birlikler, Constanzo (Bayraktar) burcuna, Ordu      komutanı Lala Mustafa Paşa ve Piyale yani Ali Paşa da, D&#8217;Avila (Kara      İsmail)] ve Tripoli Kontuna atfen isimlendirilen Tripoli (Değirmen) burcuna      saldırmayı üstlendiler.<br />
Osmanlılar artık tabyaların üst köşelerini ve parapet duvarlarını yıkmış,      uygun bir yaklaşım için hazırlıklarını tamamlamıştı.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/42.jpg" border="0" alt="" width="255" height="359" /><br />
30 Ağustos günü, Piyale Paşa, Hristiyan donanmasının pozisyonu ile ilgili      haberlerle Rodos’tan döndü. Lala Mustafa Paşa’ya Hristiyan donanmasının kısa      bir zaman içinde gelemeyeceğine dair kesin kanaatini içeren raporunu sundu.      Bu bilgiden sonra Lala Mustafa Paşa, şehrin ele geçirilmesi için gerekli      olan her şeyin derhal tedarik edilmesi emrini verdi. Ertesi gün, şiddetli      bir top ateşi ve misket tüfeklerinin her zamankinden daha çok süren aynı      andaki cephe ateşi takip etti.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/43.jpg" border="0" alt="" width="261" height="359" /><br />
Lala Mustafa Paşa, artık şimdi Hıristiyan filosunun gecikeceğinden ve      Lefkoşa şehrini alabileceğinden emin olduğunu öğütleyen mektuplarını Osmanlı      donanması amiralleri Piyale Paşa’ya ve Ali Paşa’ya verilmek üzere iki      çavuşla acil olarak gönderdi. Eylül’ün 7’sinde ve 8‘inde, adı geçen deniz      komutanları, Lefkoşa kalesine yapılacak büyük saldırıya katılmaları amacı      ile leventlerini Lefkoşa’ya doğru yola çıkardılar.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/44.jpg" border="0" alt="" width="189" height="262" /><br />
9 Eylül Cumartesi günü şafak sökerken, Osmanlı ordusu, Podochatoro (Süslü),      Constanzo (Bayraktar), D’Avila (Kara İsmail) ve Tripoli (Değirmen)      burçlarına genel bir saldırı düzenledi.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/45.jpg" border="0" alt="" width="261" height="277" /><br />
Podochatoro (Süslü) burcunun ele geçirilmesi, Karaman Paşası komutasındaki      Rumelilere ve Karamanlılara emanet edilmişti. O gün olağandışı canlılıkta      bir saldırı yaptılar. Tek tek ve baraj atışı olarak yapılan top atışlarından      sonra ilk defa göğüs göğüse çarpışmalar gerçekleşti.</p>
<p>Osmanlı komutanları, arkalarında askerleri olduğu halde müthiş bir azimle      birliklerinin önünde aynı anda ileriye atıldılar. Birliklerin en büyüğü, çok      tahrip edilmiş ve girişi kolay olabilecek olan Podochatoro (Süslü) burcuna      yönlendirildi.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/46.jpg" border="0" alt="" width="198" height="285" /><br />
Öylesi bir şiddetle, öylesi bir haykırış ve gürültü ile geldiler ki, burcun      en önünde ve siperlerin dışında bulunan birçok taşralı, silahlarına bile      sarılamadılar ve kaçtılar.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/47.jpg" border="0" alt="" width="47" height="50" /><br />
Geri kalanlar, bir süre usta bir biçimde savaştılar fakat Osmanlı      askerlerinin sayısının gittikçe artması nedeni ile sonunda tümü de kılıçtan      geçirildiler ve esir alındılar.</p>
<p>Şimdi soru sorma zamanı<br />
SAMTAY VAKFI<br />
Suna ve Ata Atun<br />
Mağusa Tarihini Araştırma ve Yazın VAKFI</p>
<p>Prof. Dr. Ata ATUN<br />
Konu : Lefkoşa&#8217;nın Fethi, 9 Eylül 1570<br />
Tarih : 9 Eylül 2006<br />
Düzenleyen : Girne Lions Klubü<br />
Yer: Dome Otel, Girne, KKTC</p>
<img src="http://www.ataatun.com/?ak_action=api_record_view&id=10195&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ataatun.com/lefkosanin-fethi-9-eylul-1570/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rumların Avrupa ile Olan Kanbağı</title>
		<link>http://www.ataatun.com/rumlarin-avrupa-ile-olan-kanbagi/</link>
		<comments>http://www.ataatun.com/rumlarin-avrupa-ile-olan-kanbagi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Dec 2005 04:02:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Prof. Dr. Ata ATUN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konferanslarım]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Kanbağı]]></category>
		<category><![CDATA[Olan]]></category>
		<category><![CDATA[Rumların]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ataatun.com/?p=10204</guid>
		<description><![CDATA[<br/>


Prof. Dr. Ata ATUN
ASAM KKTC Temsilcisi
Yakın Doğu Üniversitesi
KKTC ASAM Temsilcisi : Prof. Dr. Ata ATUN



Tarihin derinliklerinden başlayan bu kan bağları günümüzde AB gibi BM gibi      kuruluşlarda hakça kararların alınması yerine Helen çıkarlarına uygun      kararların alınmasına yol açmaktadır.
Tarih : M.S. 1435
1435 yılının Temmuz ayında, Avrupa’nın bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br/><table id="AutoNumber3" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><strong>Prof. Dr. Ata ATUN<br />
ASAM KKTC Temsilcisi<br />
Yakın Doğu Üniversitesi<br />
KKTC ASAM Temsilcisi : Prof. Dr. Ata ATUN</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Tarihin derinliklerinden başlayan bu kan bağları günümüzde AB gibi BM gibi      kuruluşlarda hakça kararların alınması yerine Helen çıkarlarına uygun      kararların alınmasına yol açmaktadır.</p>
<p><strong>Tarih : M.S. 1435</strong><br />
1435 yılının Temmuz ayında, Avrupa’nın bir çok yöresinden Fransa’nın      Burgundy bölgesindeki Arras’a gelen din adamları ve Lordlar, geniş kapsamlı      bir barış imzalamak üzere toplandılar.</p>
<p>2 tane önde gelen temsilci, Papa’yı temsil eden kilise üyesi ve Kıbrıs      Kardinali idi. Amaç Avrupa’da Barışı sağlayıp Avrupa Birliği’ni Kurmaktı<br />
Kıbrıs Kardinali olan Kıbrıs Kralı Janus’un erkek kardeşi ve Kral Naibi      Hughes de Lüzinyan, Kıbrıs’ı ve ünlü Basle Konseyini temsil etmekteydi.<span id="more-10204"></span><br />
<img src="http://www.ataatun.com/bildiri/fotolar/93.jpg" border="0" alt="" width="143" height="158" /><br />
Kıbrıs Kralı Arması</p>
<p>Barış anlaşması tartışmaları, Temmuz ayından Aralık ayına kadar sürdü.      İngiliz delegasyonu, Santa Croce ve Kıbrıs kardinallerinin uyarıları ve      karıştırmaları nedeni ile görüşmelerden çekildi.</p>
<p>1453 tarihinde Fatih Sultan Mehmet, Rumlardan İstanbul’u alınca, Anadolu’da      bağımsız Rum devleti olarak yalnızca Karadeniz kıyısındaki Trebizond      [Trabzon] İmparatorluğu kaldı.</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/108.jpg" border="0" alt="" width="192" height="284" /></p>
<p>Tarih : M.S.1455<br />
Fatih Sultan Mehmet, sonraki yirmi yıl içinde tüm ülkeleri korkutan kişi      oldu. Özellikle de komşuları, doğuda ve batıda ve de Trabzon İmparatoru, yok      olmaktan korkarak Uzun Hasan ile güç birliği yapmanın yollarını araştırmaya      başladı<br />
<img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/109.jpg" border="0" alt="" width="142" height="209" /><br />
İmparator David, bu güç birliğini pekiştirmek için kızlarından biri olan      Despina’yı, Hıristiyan kalması koşulu ile Uzun Hasan’a eş olarak verdi.</p>
<p>1471 yılında adı geçen İran Şahı, Türklere karşı birlikte çalışmak teklifi      yapmak için Venedik’e özel görevliler gönderdi. Bunun üzerine Venedik, İran      sarayına [akredite] elçi olarak karısı, İran’ın Rum asıllı kraliçesinin      akrabası olan Catereno Zeno’yu gönderdi.<br />
<img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/110.jpg" border="0" alt="" width="160" height="216" /><br />
Uzun Hasan</p>
<p>Kimdir bu Catherina Cornaro. Kıbrıs Kralı II’nci Jak’ın (Jacques) karısı ve      soyadından dolayı Trabzon imparatoru David’in akrabası.<br />
<img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/111.jpg" border="0" alt="" width="135" height="181" /><br />
Kıbrıs Kraliçesi Katerina Cornaro</p>
<p><strong>Avrupalı Hanedanlardaki Rumlar</strong></p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/82.jpg" border="0" alt="" width="135" height="201" /><br />
Prens Philip Mountbatten İngiliz Kraliçesinin Eşi</p>
<p>Prens Philip Mountbatten<br />
İngiliz Kraliçesinin Eşi</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/112.jpg" border="0" alt="" width="150" height="174" /><br />
Philip’in Aile Arması</p>
<p><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/113.jpg" border="0" alt="" width="148" height="154" /><br />
İngiliz Kraliyet Ailesi Arması</p>
<p>Prens Philip Mountbatten İngiliz Kraliçesinin Eşi</p>
<p>Doğumu : 10 Haziran 1921, Kerkira adası, Mon Repos, Korfu, Yunanistan<br />
Adı : Philippos Schleswig-Holstein-Sonderbert-Glucksburn<br />
Ünvanı : Yunanistan ve Danimarka Prensi.<br />
Hanedan da Yunanistan krallığı için 5.ci sırada<br />
İngiliz vatandaşlığına geçiş 1947<br />
Eşi : Kraliçe Elizabeth<br />
20 Kasım 1947, Westminster Abbey, Londra<br />
Çocukları : Prens Charles, Prenses Anne,<br />
Prens Albert ve Edward<br />
<img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/114.jpg" border="0" alt="" width="126" height="167" /><br />
Prens Charles</p>
<p>Babası : Yunanistan Prensi Andrew<br />
Anne : Prenses Olga Constantinova (Rus)<br />
Baba : Grand Dük Konstantin Nikolaviç (Rus)<br />
Baba : Yunanistan Kralı George I. (Yunan)<br />
Annesi : Battenberg Prensesi Alice (Alman)<br />
Anne : Prenses Viktoria (Alman)<br />
Baba : Prens Louis (Alman)</p>
<p>Yunanistan Kralı Konstantin</p>
<p>Karısı : Kraliçe Anne Marie<br />
<img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/115.jpg" border="0" alt="" width="77" height="88" /><br />
<img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/116.jpg" border="0" alt="" width="128" height="98" /><br />
Kral Konstantin<br />
Danimarka Kralı Frederik<br />
ve Kraliçe İngrid’in<br />
Kızı.</p>
<p>İspanyol Kraliçesi Sofia<br />
Babası : Yunanistan Kralı Paul<br />
Annesi : Yunanistan Kraliçesi Frederika.</p>
<p>Ailenin akrabaları : Rus Çarları<br />
Alman İmparatorları<br />
Kraliçe Viktorya<br />
(İngiltere)</p>
<table id="AutoNumber4" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="50%" align="center"><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/117.jpg" border="0" alt="" width="106" height="170" /></td>
<td width="50%" align="center"><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/118.jpg" border="0" alt="" width="143" height="160" /></td>
</tr>
<tr>
<td width="50%" align="center">İspanyol Kraliçesi Sofia</td>
<td width="50%" align="center">Eşi : İspanya Kralı Juan Carlos</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Yunanistan Kralı Konstantin ve eşi Kraliçe Anne Marie</p>
<p>Tarihsel evlilik bağları<br />
Yunanistan Kralı I.ci Yorgo (1845-1913).<br />
Karısı : Grand Düşes Olga. (Rus hanedanından)</p>
<p>Yunanistan Kralı I.ci Konstantin. (1868-1923)<br />
Karısı : Prusya Hanedanından Prenses Sofya</p>
<p>Yunanistan Kralı II.ci Yorgo. (1890-1947)<br />
Karısı : Romanya Prensesi Elizabeth</p>
<p>Yunanistan ve Danimarka Prensesi Alexandra (1921-1993)<br />
Kocası : Yugoslavya Kralı II.ci Peter</p>
<p>Yunanistan ve Danimarka Prensesi Helen (1896-1982)<br />
Kocası : Romanya Kralı II.ci Karol</p>
<p>Yunanistan Kralı I.ci Paul (1901-1964)<br />
Karısı : Hanover’li, Brunswick-Luneburg Düşesi Friederika<br />
(Alman)<br />
Yunanistan Kralı II.ci Konstantin (1940- ?)<br />
Karısı : Danimarka Prensesi Anne-Marie (1946- ?)</p>
<p>Yunanistan ve Danimarka Prensi Yorgo. (1869-1957)<br />
Karısı : Prenses Marie Bonapart (Fransız)</p>
<p>Yunanistan ve Danimarka Prensesi Olga (1903-1997)<br />
Kocası : Yugoslavya Prensi Paul</p>
<p>Yunan Kraliyeti tahtının hak sahibi :<br />
Prens Pavlos</p>
<p>Karısı : Milyarder Amerikalı iş adamı Robert Warren Miller’in kızı Marie-Chantal      Claire Miller.</p>
<p>Hanedanın son kuşağı</p>
<table id="AutoNumber4" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="50%" align="center"><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/119.jpg" border="0" alt="" width="105" height="106" /></td>
<td width="50%" align="center"><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/120.jpg" border="0" alt="" width="126" height="169" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Büyük ablası Pia’nın kocası bir dönem dünyanın en zengin      adamı olan Paul Getty’nin torunu Christopher Getty.</p>
<p>Küçük kız kardeşi Alexandra’nın kocası ise Furstenberg Prensi Alexander.</p>
<p><strong>Amerika’nın, Yunan Ortodoks Kilisesi Başpiskoposluk Bölgesi</strong><br />
ABD hükümeti içindeki “Evangelism ve Genişleme” Dairesi, Amerika’da Ortodoks      Hıristiyan düşüncesini yeniden yeşertmek, faal olmayan Ortodoks      Hıristiyanlara ulaşmak ve yeni kiliseler kurmak amacı ile oluşturuldu.</p>
<p><strong>Amaçları :</strong><br />
1- Aktif Ortodoksların inançlarını tazelemek.<br />
2- Aktif olmayan Ortodokslara ulaşmak.<br />
3- Ortodoks inancı hakkında bilgi isteyenlerin<br />
isteklerini karşılamak.<br />
4- Kilise bölgelerinin kurulması için yardım etmek<br />
5- Yeni bölgelerin kurulması için yol göstermek<br />
<strong>Evangelistlerin önde gelenleri kim?</strong></p>
<table id="AutoNumber5" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="50%" align="center"><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/121.jpg" border="0" alt="" width="107" height="75" /></td>
<td width="50%" align="center"><img src="http://www.ataatun.com/konferans/foto/122.jpg" border="0" alt="" width="107" height="152" /></td>
</tr>
<tr>
<td width="50%" align="center">ABD Başkanı : George W. Bush</td>
<td width="50%" align="center">ABD Dış İşleri bakanı :Condoleeza Rice</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Konuşan Gerçek </strong></p>
<p>Tüm bu gerçeklerden sonra Rumların, Birleşmiş Milletlerde, Avrupa Birliğinde      ve daha bir çok kuruluşta, boylarına bakmadan ve haksız oldukları bir çok      konuda, neden kendi düşünceleri doğrultusunda kararlar çıkartabildikleri      daha iyi ve net olarak anlaşılmaktadır.</p>
<p><strong><em>Konu: RUMLARIN AVRUPA İLE OLAN KAN BAĞI<br />
Tarih: 12 Aralık 2005<br />
Düzenleyen: Yakın Doğu Üniversitesi<br />
Yer: Lefkoşa, KKTC</em></strong></p>
<img src="http://www.ataatun.com/?ak_action=api_record_view&id=10204&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ataatun.com/rumlarin-avrupa-ile-olan-kanbagi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
