Kıbrıs’ın Geleceği
Türkiye Emekli Subaylar Derneği Stratejik Araştırmalar Merkezi (TESSAM
“Kıbrıs’ın Geleceği” Sempozyumu
Harbiye Kültür Sitesi Kocatepe Salonu
24 Mayıs 2008 Cumartesi
İSTANBUL
Prof. Dr. Ata ATUN
HRİSTOFYAS-TALAT DÖNEMİ KIBRIS
SORUNUNA ÇÖZÜM GETİREBİLECEK Mİ?
KIBRIS’TA ÇÖZÜM
BU KONUYU İRDELEMEK İÇİN ÖNCE İKİ TARAFI TANIMAK, ELDEKİ FIRSATLARI, OLANAKLARI VE ZAMAN SINIRLAMASINI DEĞERLENDİRMEK GEREKİR.
RUM TARAFI
2003-2008 yılları arasında Tassos Papadopoulos’un sürdürdüğü “uzun vadeli çözüm” politikası aslında Makarios’un 1968-1974 yılları arasında uyguladığı politikadır.
Makarios Akritas planının uygulanamayacağını ve silah zoru ile adanın tümü üzerinde egemenlik kuramayacağını anlayınca taktik değiştirmiş ve 1968 yılında “arzulanan değil mümkün olan çözüm”e yönelerek “uzun vadeli çözüm” siyasetini uygulamaya koymuştu.
Düşüncesi şu temele dayanıyordu : “Artık hükümet bizim tekelimizdedir. Türk bakanlar yok. Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs Cumhuriyetinin sadece %5′inde yaşıyorlar. Kıbrıs Cumhuriyeti biziz. Böyle devam edersek ve Kıbrıs sorununu bitirmezsek başkalarının bize dayatmaya çalıştığı “kötü çözümleri” engellemek şartıyla hayallerimizi gerçekleştirebiliriz.”
Ya Yunanistan’la Enosis yapacağız ya da Kıbrıslı Türklerin azınlık olacağı bir Kıbrıs Rum devletine sahip olacağız. Türkiye bir gün uçurumun kenarında bulunacak, biz de onu aşağı iteceğiz” diyordu.
Adada tanınmış tek devleti yaşatmak ve sürdürmek doktrini bu şekilde başladı.
Papadopoulos’un izlediği politikayla Makarios’un 1974 öncesi izlediği politika arasında benzerlikler var. İkisinde de “Kötü çözümlerden kaçınalım ve yeni fırsatların oluşmasını bekleyelim” mantığı söz konusu.
Papadopulos’un politik yaşamının kaderini belirleyen 24 Nisan 2004 Referandumu’nun üzerinden daha 4 yıl bile geçmeden, “Hayır” oylarının bedeli kendisine çok ağır ödetildi.
EOKA ve AKRITAS yapılanması içinde kod adı Defkalion olan yılların aşırı sağcı politikacısı Papadopulos, son seçimlerde 24 Nisan 2004 Annan Planı referandumunun bedelini ödeyerek seçimi kaybetti ama politikadan çekilmemek de için var gücü ile direniyor.
1. turun hemen sonrasında, gerek 2′nci tura kalan Dimitris Hristofyas’ı aday çıkaran AKEL, gerekse de 1′inci turu en önde tamamlayan Ioannis Kasulidis’i aday gösteren DISY, parti bazında destek alabilmek için Papadopulos’un DIKO’su ile sıkı bir pazarlığa girdiler.
AKEL Papadopulos’a, Gambari sürecine sadık kalmayı, Annan Planı benzeri planları reddetmeyi, adada AB garantisi ve BM parametreleri içinde iki toplumlu, iki bölgeli Federal bir yapılanma için mücadele vereceğini ve, Yunanistan ile uyum ve işbirliğini arttıracağına taahhüt eden yazılı bir metin verdi.
24 Nisan 2004 Annan referandumunda, sadece 2 gece evvel “Hayır”a dönüştürdüğü %38′lik oylarının da diyetini isteyerek DIKO’nun desteği ile seçimi kazandı.
Hristofyas’ın DIKO’ya verdiği taahhütler;
Kıbrıs sorununun özünün “işgal ve istila” olduğunun anlaşılması için uluslararası toplumun, Rum tarafı-nın tezleri konusunda bilgilendiril-mesi,
Kıbrıs sorununun çözüm ilkelerin-de, yani Annan benzeri bir plan gelirse mevcut koşullardan herhangi bir indirim yapmamak, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsız-lığını ve askersizleştirilmesini sağlamak,
Yabancı garantörlerin yani Türkiye’nin tek taraflı müdahalede bulunma hakkının ortadan kaldırıl-ması için çalışmak,
Rum göçmenlerin kuzeydeki malla-rına geri dönüş hakkının garanti altına alınmasını sağlamak, Kolonizasyona son vermek yani Türkiye’den gelen soydaş-larımızın geri gönderilmesini gerçekleştirmek,
Üniter Rum devletini faaliyete geçirebilmek için ekonominin ve kurumların yeniden birleştirilmesini sağlamak.
Yeni Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas’ın Kıbrıs sorununun çözümü yolunda yeni kapılar açabileceği, yeni stratejiler belirleyebileceği düşüncesi var birçok kişinin aklında.
Gerçekte Kıbrıs sorunu ile ilgili tüm ipler onun elinde mi?
Yeni Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas’ın Kıbrıs sorununun çözümü yolunda yeni kapılar açabileceği, yeni stratejiler belirleyebileceği hâkim birçok kişinin aklında.
Gerçekte Kıbrıs sorunu ile ilgili tüm ipler onun elinde mi?
“Tarihini bilmeyen geleceğini belir-leyemez” sözünden yola çıkarak, seçimi kazananın seçim meydanla-rında neleri söylediğine, neleri vaat ettiğine ve hangi sözleri verdiğine bakarak, sonra da perdelerin arka-sında kendisine siyasi destek veren-lere neleri vaat ettiğine inceleyerek bundan sonraki uygulamalarını ve Kıbrıs sorununa yaklaşımını analiz etmek gerekiyor.
Zaten Hristofyas’ın söylediklerinin ve vaat ettiklerinin aksini yapması artık olası bile değil.
Hem kendisinin hem de temsil ettiği partinin sonu demek olur böylesi bir uygulama.
Hristofyas’ın uygulayacağı dış politikanın aslında Rum hükümetlerinin 1960 yılından beri uyguladığı ve Papadopulos’un da son 5 yıldır devam ettirdiği politikadan pek bir farkı olmayacak, olamaz da.
Aksi takdirde AKEL hem Kiliseyi karşısına alacak hem de vatan hainliği ile suçlanacak.
1985 yılında, dönemin AKEL Genel sekreteri Ezekias Papayuannu, arkasına politbüroyu alıp Red cephesine karşı çıkıp Glafkos Kliridis ile dayanışma içine girince AKEL’in oyları %30’lara düşmüş siyasetteki sırası da 3.cülüğe inmişti.
Hristofyas kesinlikle böylesi bir hataya bir daha düşmez. Rum-lar, Yunanistan ile yaptıkları ortak çalışmadan sonra Kıbrıs konusunda, “Ya adanın hepsi, ya da Türkiye’nin zayıf bir anını yakalayan kadar KKTC’yi izolasyonlara boğmak ve Rum tarafının uluslar arası tanınmış-lığına devam” kararını aldılar.
1976’da kurulan AKEL, DIKO, EDEK ve KİLİSE işbirliği, namı diğerle “Red Cephesi”, son 42 yıl içinde inişler ve çıkışlar yaşadı ama kısa bir dönem hariç, dayanışmayı elden hiç bırakmadı.
Hristofyas’, dört buçuk yıl birlikte hükümet ettiği Tasos Papadopulos ile özellikle Annan Planı döneminde birlikte verdikleri çetin mücadeleye sadık kalarak, çok yoğun ve derin bir işbirliği yapıyor.
Hristofyas, “Halktan, tak-simi engellemek için yetki aldık, işgale ve kolonizas-yona son vermek için Kıbrıs halkıyla birlikte yürüyeceğiz” demesi, 20 Temmuz 1974 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası, Garantiler Antlaşması madde 4 uyarınca, uluslararası hu-kuka ve antlaşmalara uygun olarak, Rumlar tarafından bozulan ve yok edilen 1960 statüsünü tekrar geri getirmek için adaya ayak bastığını kasten unutmuş olduğunu gösteriyor.
1966’da AKEL Genel kurulunda alınmış Enosis kararı ile 1967 yılında Rum Meclisinde kabul edilmiş Enosis kararlarını kaldırmaktan hiç bahsetme-yen, düzeni biz bozduk, 1960 anayasasını biz ihlale ettik, ve 1 Ocak 1964 yılında da 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın geçersiz olduğunu biz ilan ettik diyemeyen Hristofyas, son derece pişkin bir şekilde işgalden bahsetmektedir.
Kendi yönetimleri altında olan Güney Kıbrıs’ta 1963 yılından beri Kolonizasyon yaptıklarını göz ardı eden, şu anda yaklaşık 230,000 tane “Rum Yerleşiği” bulunan Hristofyas, utanmadan Türkiye’den gelen kardeşlerimizin geri gitmesi konusunda ısrarlı olurken, sayıları neredeyse 70 bini bulan Gürcistan’dan gelmiş sözde Pontus’lu Rum yerle-şikerin ve sayıları 100 bini geçmiş Yunanistan’dan gelen yerleşiklerin geri gitmesin-den hiç bahsetmemektedir.
Hristofyas, Türkiye’nin garantörlüğünü ve Kıbrıslı Türklerin güvenliğini tartışmaya açmak için elden geleni yapıyor ve AB’yi de bu konuda devreye sokmaya çalışıyor.
Hedefi; hemen ve derhal AB’yi devreye sokmak ve birtakım ayak oyunları ile Türkiye’nin 1923 Lozan antlaşması, 1959 Zürih ve Londra Antlaşmaları ve 1960 Kıbrıs Anayasası ile elde ettiği ada üzerindeki garantörlük hakkını ortadan kaldırmak veya en azından sulandırmak.
Kıbrıslı Türklerin güvenliğini de AB şemsiyesi altına sokmak,
Türkiye’nin Garantörlüğünü ve adaya müdahale hakkını ortadan kaldırmak,
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri’nin adadaki varlığına son ver- mek istiyor.
Çözümü de kurulacak yeni bir devlette değil, çok daha evvelden belirlenmiş şekli ile Kıbrıs’lı Türklerin mevcut Kıbrıs (Rum) Cumhuriyetine azınlık statüsü ile katılması doğrultusunda sonuçlandır-maya çalışıyor.
Özetle;
Rum tarafının hedefi;
Tek devlet, (Üniter Rum devleti)
İki toplumlu Tek Halk (Kıbrıs Halkı),
Muhtariyet haklarına sahip iki bölge, (Güçlü Merkezi (Rum) hükümeti)
Adanın askersizleştiril-mesi, (Yabancı askerlerin geri gitmesi yani Türk Silahlı Kuvvetlerinin Türkiye dönmesi)
AB’nin Garantörlüğü, (Türkiye’nin Garantörlüğü-nün ortadan kaldırılması)
Yabancı devletlerin tek taraflı müdahale hakkının lav edilmesi. (1960 Ana-yasası uyarınca Türkiye-nin ortak veya münferiden müdahale hakkının iptali)
Tüm Rum Göçmenlerinin mülklerine (ev ve arazi) geri dönmesi,
Muhtar Bölgeler arası serbest dolaşım. (Bölgelerin egemenlik haklarının iptal edilmesi)
Birleşik yerel ve parlamen ter seçimlerin yapılması, (Türklerin ayrı olarak ken-di yöneticilerini seçme-mesi) Çoğunluk idaresi
Ortak ekonomi. (Türklerin ekonomik olarak Rumların ticari baskısı altına girmesi)
Tek Merkez Bankası. (Türklerin mali olarak Rumlar tarafından yönetil-mesi ve kredi olanaklarının Rum idaresi altına girmesi)
Politik Eşitlik. (Türklerin Rumlarla eşit şekilde seçme ve seçilme hakkına sahip olması)
Deniz ve Hava limanlarının Merkezi hükümet tarafın-dan yönetilmesi. (Limanlar-da Rumların kontrolü)
Sahil Muhafaza ve Arama Kurtarma hizmetlerinin Merkezi Hükümet tarafından yapılması. (Denizin Rumlar tarafından kontrolü)
Hava ve Deniz Limanları-nın mutlak yönetimi.
Münhasır Ekonomik Bölge ilanı ile Türkiye’nin Akdeniz’e çıkışını engellemek. (Denizin Rumlar tarafından kontrolü)
Doğu Akdeniz FIR hattı uygulaması ile bölgenin Hava trafiğini yönetmek.
RUM TAKTİKLERİ
AB’nin tüm platformlarında Kıbrıs konusunu İŞGAL sorunu olarak tanıtarak AB’nin müdahalesini sağlamak.
Çözüm ister gözükmek.
Türklerden gelecek her çözüm önerisini reddetmek ve Türkleri suçlamak.
İki kurucu devlet fikrinin uygulanamaz olduğunu her ortamda beyan etmek.
İki bölgelilik tanımının muhtariyet ile kısıtlı bir kavram olduğunu kabul ettirmek.
BM Müktesabatını 1977’ye geri götürmek ve müzake-relerin oradan başlamasını sağlamak.
Garantörlük amaçları doğrultusunda AB’yi adaya ve bölgeye çekmek için alt yapı hazırlamak.
Rumların ve Yunanlıların Avrupa’daki üst düzey kan bağını ve ortak evlilikleri Rum tezleri lehinde kullanmak.
Kıbrıslı Türklere uygulanan ambargoları daha da arttırıp Türkleri dünyadan izole ederek koşulsuz bir şekilde çözüme zorlamak.
KKTC’yi ekonomik çıkmaza sokarak kaos yaratmak.
KKTC’deki AB ve diğer uluslar arası yatırımlara mani olmak.
KKTC’de “Building Public Perception” yani “Bir halka bir fikri kabul ettirmek” teorisini uygulamaya koyarak Rum istekleri doğrultusunda çözüm isteyenlerin sayısını arttırmak.
TSK’yı adada işgalci olarak tanıtmak ve batı dünyasını adaya barışın ancak askerin gitmesi ile gelebileceğine inandırmak.
Adada doğmamış olan KKTC vatandaşlarını “Taşıma nüfus” olarak takdim etmek ve bunu savaş suçu sınıfına sokarak geri gönderil-meleri için ortam hazırlamak.
BM Güvenlik Konseyi üyeleri olan Fransa, Çin ve Rusya’yı Kıbrıs konusunun içine müdahil olarak çekmek.
Makarios prensipleri uyarınca adanın tümünü ele geçirebil-mek amacı ile Türkiyen’in zayıf bir anını beklemek ve bu süre içinde tanınmış devlet statü-sünü asla kaybetmemek.
Askeri açıdan Türklere göz dağı verebilmek için önde gelen AB ülkeleri ile askeri antlaşma-lar imzalamak ve adada bazı tesisleri üs olarak kullanma-larına olanak sağlamak.
Tüm uluslararası politik toplantılarda Türkiye ve KKTC aleyhine kararlar çıkarttırmak.
TÜRK TARAFI
Cumhurbaşkanı M. A. Talat, BM genel Sekreterinin adada çözüm havası koklarsa inisiyatif alabileceğini ve Kıbrıs Sorununun da kalıcı bir sonuca ulaşabileceğini düşünüyor. Kısaca “ya çözüm olur, ya da bölünmenin kalıcılaşması iyice sağlamlaşır” fikrine sahip.
CB Talat kendisini barışcıl, çözüm isteyen ve birleşme-den yana bir kişi olarak görüyor ve öyle tanımlıyor. BM kökenli 8 Temmuz Gambari sürecine karşı değil ve bu sürecin Annan Planı’nın alternatifi olmadığını da vurguluyor.
CB Talat’ın ve dolayısı ile Kıbrıs Türk tarafının “Çözüm”den ne anladığı ve hedefleri;
Kıbrıs sorununa bir daha bozulamayacak bir Çözüm bulmak ve adaya sürdürülebilir bir Barış getirmek.
Kendi bölgelerinde kayıt-sız şartsız egemen eşit statüde iki devletin, eşit siyasi haklara sahip iki halkının oluşturacağı Partenojenez (geçmişi olmayan) yeni bir ortak devletin kurulması.
Tartışmaya açık olmaya-cak bir şekilde Türkiye’ nin garantör ülke sıfatının, 1959 Zürih ve Londra Antlaşmaları ile 1960 Kıbrıs Anayasasında yazıldığı şekli ile devam etmesi ve korunması.
1960 Kıbrıs Anayasasında yazıldığı şekli ile Kıbrıs Türk Alayının adada kalması ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin, 1960 Anayasasından aldığı yetki ile adada kalarak bulunacak çözümünün sürdürülebilirliğini denetlemesi.
Mülk konusunun çözüm sonrasında “Global Takas” yöntemi ile çözülmesi.
Güneydeki özel ve Tüzel Türk taşınmazları ile Türk Vakıf arazilerine sahip çıkmak.
KKTC vatandaşlarının statüsünün, KKTC devleti tarafından belirlenmesi ve tartışılmaması.
Esaslı müzakerelerde anlaş-ma sağlanamazsa masadan hangi statü ile kalkılacağının müzakereler başlama-dan evvel belirlenmesi.
KKTC vatandaşlarının statüsünün, KKTC devleti tarafından belirlenmesi ve tartışılmaması.
YAPILACAKLAR
KKTC’nin haklılığını ve çözüm parametrelerini, başta AB ülkeleri ve BM yönetimi olmak üzere ilgili tüm taraflara anlatmak.
Strazburg’da LOBBY ofisi açmak, AP milletvekilleri ve AB komisyonu üyeleri ile birebir temas kurmak.
İKÖ’de devamlı temsilci bulundurmak ve İKÖ üyesi ülkeler ile daha sıkı ilişkiler kurmak.
Ticaretin sınır tanımadığı gerçeğinden yola çıkılarak KKTC’yi ekonomik özgür-lüğe kavuşturmak için tedbirler almak.
Özel sektörün önü açılarak KKTC’yi ekonomik çöküntüden kurtarmak ve Rum tarafına kayan ticareti ters yöne çevirmek.
Üniversitelerin önünü açmak, Turizme ilaveten üniversite sektörünü geliştirmeye yönelik tedbirler almak.
Toplumsal Birlikteliği sağlamak.
Yurt dışında yaşayan KKTC vatandaşları ile sıkı temas kur-mak ve ilkelerimiz doğrultusunda çalışmalar yaptırmak.
Mağusa Maraş’taki Vakıf Mallarına sahip çıkarak mülk konusunda baskın konuma geçmek.
Çözümün eşit siyasi haklara ve eşit egemenliğe dayalı olması gerektiği konusunda halkı bilinçlendirmek ve konsensus sağlamak.
Ceyhan limanının avantajlarını KKTC lehine kullanacak fırsatları yaratacak yasal düzenlemeleri yapmak.
1963-1974 döneminde Kıbrıs Türklerine uygulanan Soykırımı Uluslararası Hukuk platformlarına taşımak.
Rumlardan 1963-74 döneminin tazminatını yasal yollardan talep etmek.
İki bölgeli, eşit statüde iki devletten ve eşit haklara sahip iki halktan oluşacak “Partenojenez” yani “geçmişi olamayan yeni devlet” kurulması fikrinden asla vazgeçmemek.
İzolasyonlar tamamen kalkmadan Türkiye’nin limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açma-sına engel olmak.
DÖNEMİN UZUNLUĞU
Adaya kalıcı bir Barış ve sürdürülebilir bir Çözüm getirilebilmesi doğrultusunda 21 Mart ile başlayan Talat-Hristofyas görüşmeleri süreci gerçekten “SON ŞANS” mı?
18 Nisan 2010 tarihinde yapılacak olan KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimlerine sadece 23 ay kalmıştır. Seçim propagandasının 6 ay öncesinden başlayacağı ve bu dönem içinde de bütün görüşmelerin ve önemli kararların buzdolabına konacağı nedeni ile geriye sadece 17 ay kalmaktadır. Yani çözüm için sadece bir buçuk sene gibi bir zaman dilimi vardır.
KKTC Milletvekilliği seçimleri, 2006 Eylülünden beridir KKTC Meclisinde ve siyasi hayatında yaşanan sıkıntılar nedeniyle olası bir erken seçim kararıyla daha evvel yapılmaması durumunda, normal parlamenter takvime göre 21 Şubat 2010 tarihinde yapılacaktır.
En geç 21 Şubat 2010 tarihinde yapılacak olan KKTC Milletvekilliği seçimleri, Cumhurbaşkanlığı seçim takvimine kıyasla, çözüm sürecini 2 ay daha öne çekmektedir.
Bu hesaplamalar, KKTC siyasi takvimine göre 21 Ağustos 2009 tarihini, Kıbrıs Sorununa Çözüm bulunması sürecinin son günü olarak belirlemektedir.
Yazılı olmayan müzakere takvimi ise 21 Haziran 2008 tarihinde başlamakta, 21 Haziran 2009 tarihinde de bitmektedir. Bu yazılı olmayan resmi takvimin esnemesi ise seçimler nedeni ile sadece 2 ay olabilir, yani 2009’un Ağustos sonuna kadar.
TBMM seçimleri ise yeni Anayasa’ya göre Temmuz 2011 tarihinde yapılacaktır. 18 Nisan 2010 tarihli KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra da konu 6 aylık bir boşluktan sonra 2011 Temmuzuna kadar gene dondurulmak zorunda kalınacaktır.
Bu takvimin sonrasında ise Rum kesimi Milletvekilliği seçimleri, Rum Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve 2014 Lizbon Antlaşmasının yürürlüğe girmesi vardır.
Özetle 2009 Ağustos sonuna kadar çözüme ulaşılmazsa, sonrasındaki 5 yıllık bir zaman dilimi içinde her hangi somut bir gelişme elde edilmesi olanaksız gözükmektedir.
SON ŞANS MI?
EVET
SON ŞANS.
Şimdi soru sorma zamanı
Konu : Kıbrıs’ın Geleceği
Tarih : 28 Nisan 2008
Düzenleyen: Türkiye Emekli Subaylar Derneği, Stratejik Araştırmalar Merkezi, (TESSAM)
Yer: Harbiye Ordu evi, İstanbul, Türkiye



Henüz yorum yapılmamış