• Anasayfa
  • Kategoriler
    • Araştırmalarım
    • Hakkımda
    • İletişim
    • Klasik Yazılarım
    • Konferanslarım
    • Yazılarım
  • Academy
  • Albüm
  • Bildirilerim
    • English Papers
    • Türkçe Bildiriler
  • Kitaplarım
  • Arşivler
    • Eylül 2010
    • Ağustos 2010
    • Temmuz 2010
    • Haziran 2010
    • Mayıs 2010
    • Nisan 2010
    • Mart 2010
    • Şubat 2010
    • Ocak 2010
    • Aralık 2009
    • Kasım 2009
    • Ekim 2009
    • Eylül 2009
    • Ağustos 2009
    • Temmuz 2009
    • Haziran 2009
    • Mayıs 2009
    • Nisan 2009
    • Mart 2009
    • Şubat 2009
    • Ocak 2009
    • Aralık 2008
    • Kasım 2008
    • Ekim 2008
    • Eylül 2008
    • Ağustos 2008
    • Temmuz 2008
    • Haziran 2008
    • Mayıs 2008
    • Nisan 2008
    • Mart 2008
    • Şubat 2008
    • Ocak 2008
    • Aralık 2007
    • Kasım 2007
    • Ekim 2007

Kıbrıs’ta Çözüm Ne Kadar Olası

Yorumlara atla
Türkçe Bildiriler

Kıbrıs sorununun çözüm zemini çok önceden üzerinde anlaşmaya varılmış ve açıklanmıştır.
Çerçeve bellidir.
Bu zemin 1977 ve 1979 Doruk Anlaşmaları ile oluşmaya başlamış, daha sonra da bir dizi BM Güvenlik Konseyi kararları ile konuşulanlara açıklık getirilmiş ve çerçeve belirginleştirilmiş. Şimdi uluslararası toplum, önünde duran bu zeminde ve çizilen çerçevede ısrar etmektedir.
1968’de başlayan ve 40 yıldır sürmekte olan görüşmeler sürecinde oluşan “BM Kıbrıs Müktesebatı”nın içeriği 1997-79 Doruk Antlaşmaları, çeşitli müzakere-ler, müzakereler sonrası Güvenlik Konseyine sunulmuş Genel Sekreterin Raporları ve Güvenlik Konseyi tarafından alınan kararların içinde açıklığa kavuşturulmuş tanımlar ile belirlenmiş ve bu sürecin sonunda bir çerçeve çıkmış ortaya.
Bu çerçevenin içindekileri bir araya getirebilmek için Genel Sekreterin 8 Mart 1990 tarihli S/21183 sayılı raporu , Güvenlik Konseyinin aldığı 649 (1990) sayılı 12 Mart 1990 tarihli kararı , BM Genel Sekreteri Boutros Boutros Ghali’nin Güvenlik Konseyine sunduğu 3 Nisan 1992 tarihli S/23780 numaralı raporu ile 18 Haziran 1992 tarihinde hazırladığı “Gali Haritası” ve “Gali Çözüm Planı”nı (fikirler dizisi) ve 10 Nisan 1992 tarihli 750 sayılı Güvenlik Konseyi kararını , derinlemesine etüt et-mek gerekiyor.
Çözüm çerçevesini, çeşitli zamanlarda bir bütünü oluşturacak parçalar halin-de mutabakata varılmış, aşağıdaki kavramlar oluşturuyor.
1. Kıbrıs adası, Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin ortak evidir.
2. Aralarındaki ilişki çoğunluk-azınlık ilişkisi değil, Kıbrıs devleti içindeki iki toplu-mun ilişkisidir.
3. Devlete katılım iki eşit zeminde olacaktır. (zemin, devlet veya eyalet olabilir)
4. Varılacak olan çözüm, iki toplum tarafından mutabakata varılan ve kabul edile-cek olan karar olmalıdır.
5. Bu karar, her bir toplumun kültürüne, dinine, sosyal ve dil yapısına saygılı olma-lıdır.
6. Çözüm, Kıbrıs’ın hükümranlığını, bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve bağım-sızlığını temin etmelidir.
7. Bir başka ülke ile bir bütün veya kısmen birleşmek veya adanın bölünmesi veya toplumlardan birisinin Federal yapıdan ayrılması olanaksızdır.
8. Anayasal açıdan iki toplumlu ve bölgesel açıdan iki kesimli bir Federasyon kuru-lacaktır.
9. Federasyonun iki kesimliliği çok net bir şekilde tanımlanmalıdır.
10. Devletin bütünlüğü garantilenmelidir.
11. Federal hükümetin yetkileri ve görevleri, iki toplumun etkin katılımını sağlar-ken, hükümetin de etkin görev yapmasını sağlamalıdır.
12. Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler arasında sayısal eşitlik değil, politik eşitlik olacaktır.
13. Tarafların devlette etkin katılımları olacaktır. (7:3 veya 2:1 gibi belli oranlarda)
14. Halkın temel hakları olan üç özgürlük ile politik, ekonomik, sosyal ve kültürel haklar korunmalıdır.
15. Her iki toplumun güven içinde olmasını sağlayıcı hazırlıklar üzerinde mutaba-kata varılmalıdır.
16. Göçmenlerin sorunu her iki toplumun çıkarları gözetilerek çözülmelidir.
17. Her iki toplumun yarar göreceği dengeli bir ekonominin yaratılmasının yöntemi geliştirilmelidir.
18. Geçiş dönemi hazırlıkları halledilmelidir.
19. İki kısımlı Parlamento olacaktır. (Alt Meclis 70-30 oranında, üst meclis 50-50 oranında)
20. Bakanlar Kurulu 7:3 oranında olacaktır. Üç önemli bakanlıklardan biri Türkle-rin yönetiminde kalacaktır.
21. 1960 anayasasında belirtilmeyen askeri güçler ada dışına gidecektir. (TSK kas-tedilmektedir)
22. Tek bir bağımsız devlet olacaktır.
23. Bu devletin tek bir hükümranlığı olacaktır.
24. Tek vatandaşlık olacaktır.
25. Karasal bütünlük sağlanacaktır. (iki ayrı devlet olmayacaktır)
26. İki kesimlilik olacaktır. Her bir devlet (eyalet) bir toplum tarafından yönetilecek-tir.
27. Her devlette (eyalette) toplumlardan bir tanesi çoğunlukta olacaktır. Bu devlette (eyalette) toprağın yarıdan fazlası da bu topluma ait olacaktır.
28. 1960 Garanti ve İttifak antlaşması yürürlükte kalacaktır.
29. Türk ve Yunan alayları varlıklarını sürdürecekler ve eşit sayıda olacaklardır.
30. Çözüm Kıbrıslı Türkler tarafından kabul edilirse, KKTC, Federasyonu oluştura-cak kurucu devletlerden bir tanesine dönüşecektir. (Yazarın öngörüsü)
31. Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti Anayasasını yeni Federal yapıya göre değiştirecek ve Türk Kurucu Devleti buna katılacaktır. (Rumların BM Genel Sekreterine yaptığı yazılı teklif)
İşte yıllar boyu biriken ve 30 ve 31.ci maddeler hariç, BM Güvenlik Konseyin-den çıkan kararlarla belirlenmiş olan Müzakere Çerçevesini oluşturan maddeler bunlardır.
Bu çerçevede, müzakerelerin 2008 yılı içinde bitmesi uzak bir ihtimal olarak gözükmektedir.
KKTC’deki mevcut siyasi takvime göre Milletvekili seçimlerinin olağan tarihi 2010 yılının Şubat ayıdır. Erken seçim kararı alınmazsa büyük bir olasılıkla 28 Şu-bat 2010 tarihinde parlamento seçimleri yapılacaktır .
KKTC’de seçimleri düzenleyen 5/76 tarihli Seçim Ve Halk Oylaması Yasasına göre seçim döneminin resmen başlama tarihi Aralık 2009 dur. Siyasi partilerin ha-zırlık dönemi ise en geç Kasım 2009 tarihinde başlayacaktır.
Erken seçim kararı alınmadığı takdirde, müzakerelerin en geç Eylül 2009 tari-hinde bitmiş ve Referanduma tarihi de tespit edilmiş olması gerekmektedir. Kap-samlı müzakerelerin, Şubat- Temmuz 2008 dönemi içinde GKRY Lideri Hristofyas ile KKTC Cumhurbaşkanı Talat arasında belirginleşen kavram ve yaklaşım farkla-rından dolayı Eylül 2009 tarihine kadar bitmesi olası gözükmemektedir.
Avrupa Birliği içinde Rumlar, sadece bir apartmana sığan nüfusları ile Avru-pa’nın dev ülkeleri ile eşit haklara sahipken, KKTC halkını oluşturan Kıbrıslı Türk-lerin Avrupa Birliğinin bu eşitlik ilkesini, çözümden sonra tam olarak yaşayamaya-cakları anlaşılmaktadır. Gerek BM’nin çizdiği çözüm parametreleri, gerekse de Rum tarafının “Kapsamlı Çözüm”den çıkardığı anlam, KKTC halkının olası bir çözümde, yeni kurulacak devlete Hristofyas’ın adını koyduğu şekli ile “Federal Birleşik Kıb-rıs Devleti”nde, kuruculuk ve egemenlik açısından eşit haklara sahip olamayacağını göstermektedir .
Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin, 5 Haziran 2008 tarihinde Birleşik Krallık ile imzaladığı Mutabakat Belgesinden (MOU, Meorandum of Understanding) anlaşıla-cağı üzere, Hristofyas’ın Talat ile imzaladığı 23 Mayıs mutabakatında adı geçen şekli ile “Kıbrıs Türk Kurucu Devleti” ile “Kıbrıs Rum Kurucu Devleti ” adlı devletlerin, eşit statüde olmayacakları ve yeni kurulacak devlette de eşit haklara sahip iki hal-kın olmayacağı açık olarak görülmektedir.
Öncelikle başta Kıbrıslı Rumlar olmak üzere, BM Güvenlik Konseyi üyesi ülke-lerin yani ABD, İngiltere, Fransa, Çin ve Rusya’nın, adada içinde Türklerin sadece azınlık haklarına sahip olacağı bir devletin kurulmasını istedikleri, daha doğrusu da, mevcut Kıbrıs Rum Cumhuriyetinin, anayasasında yapılacak göstermelik deği-şikliklerle adanın tek hâkimi olacağı bir antlaşmanın çözüm diye KKTC devleti va-tandaşlarına zorla kabul ettirileceği görülmektedir. Açık ve net olan bir gerçekte gerek BM gerekse de AB tarafından yapılan veya önerilen planların tümünün bu kuram üzerine inşa edilmiş olmasıdır.
Rum bir siyasinin, İngiltere-Kıbrıs Rum memorandumunun imzalanmasından sonra “Kıbrıslı Türkler, 23 Mayıs açıklamasında beyan edildiği üzere, çözümle birlikte federasyon haline gelecek olan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kendilerinin de devleti olduğu-nu anlamalıdır” sözleri, çözüm senaryosunun hangi fikrin üstüne inşa edildiğini çıplak ve net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Çizilen senaryoya göre bu sefer, 1960 Anayasasında olduğu gibi Türkiye’nin garantörlüğü de olmayacağı için, istense de, istenmese de Kıbrıslı Türkler, bu yeni yönetimin idaresi altına zorla sokturulacaktır.
KKTC’de sürekli yapılan yapılan kamuoyu yoklamaları , KKTC vatandaşları-nın, KKTC’nin lav edilmesini ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) adayı terk etmesini kabul etmediklerini net olarak ortaya koymaktadır. Bu olmazsa olmaz ana konulara ilaveten yukarıda belirtilen maddelerin en az birkaç tanesini daha KKTC vatandaş-larının reddedeceği aşikârdır.
2008 yılının ikinci çeyreği içinde yaşanan koşullara göre Talat ve Hristofyas arasında başlatılacak olan kapsamlı müzakerelerin sonunda her iki tarafın kabul edeceği bir anlaşmanın çıkması çok uzak bir olasılık olarak gözükmektedir.
Liderlerin 1 Temmuz görüşmesinden sonra yapılan resmi BM açıklamasından, Kıbrıs sorununa çözüm getirmek amacı ile Kıbrıs konusu ile ilgilenen tüm taraflar-ca başlatılması istenen “Kapsamlı Müzakerelerin” , çizilen takvime göre 1 Eylül 2008 tarihinde programlandığı şekli ile başlayamayacağı anlaşılmaktadır.
4.5 saat süren uzun toplantıdan sonra BM Genel Sekreteri’nin Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun’un okuduğu ortak açıklama sadece ve sadece 3 cümle.
1.ci cümlenin ilk yarısı toplantının yapıldığını söylerken ikinci yarısı “Çalışma Grupları ile Teknik Komitelerin” yaptıkları çalışmaların ilk kez liderlerce tartışıldığı-nı açıklıyor.
2.cü cümle Kıbrıs sorununun çözümünde omurgayı oluşturacak olan “Tek Egemenlik ve Tek Vatandaşlık” konusunun liderlerce ilk kez tartışıldığını ve “Kap-samlı Müzakerelerde” ele alınacağını söylüyor.
3.cü cümle de, bir sonraki toplantının 25 Temmuz’da yapılacağını ve “Çalışma Grupları ile Teknik Komitelerin” yaptıkları çalışmaların bu toplantıda son kez göz-den geçirileceğini söylüyor.
Liderlerin, BM gözetiminde yaptıkları 21 Mart 2008 görüşmesinden sonra dö-nemin BM BG Misyon Şefi Michael Möller tarafından yapılan resmi açıklamanın 2.ci paragrafı, “Çalışma Grupları ile Teknik Komitelerin varacağı sonuçları kullana-rak, BM Genel Sekreteri gözetiminde tam teşekküllü müzakereleri başlatmak konu-sunda liderlerin anlaştıklarını” söylemektedir.
Hristofyas’ın iş başına gelmesinden sonra gerçekleştirilen 21 Mart, 23 Mayıs ve 1 Temmuz görüşmelerinden sonra açıklanan mutabakatlara özellikle Rum tarafı sadık kalacaksa, 25 Temmuz toplantısının liderlerin son “Peşrev”, yani birbirlerini yoklama toplantısı olacağını ve bundan sonraki toplantının da artık “Kapsamlı Mü-zakerelerin” ilk toplantısı olması gerekmektedir.
Bunun nedeni de 25 Temmuz toplantısında Çalışma Grupları ile Teknik Komi-telerin varacağı sonuçlar son kez değerlendirilecek ve 21 Mart mutabakatına göre iş artık konunun özünü tartışmaya yani Kıbrıs sorununu masaya yatırarak kapsamlı bir şekilde müzakere edilmesine geçilecek. Yeni ekipler kurulacak, yeni stratejiler belirlenecek ve son konjonktüre göre yeni yan yollar ve hedef belirlenecek.
Ama görünen o ki, Hritofyas ve Yakovou , bu süreci başlatmamak veya su-landırılmış bir şekilde başlatmak için münferiden veya birlikte, elden geleni her şeyi yapacaklardır.
Süreci başlatmamak için ilk sorun veya buna ipe un sermek de diyebilirsiniz, bence Rum tarafının, Çalışma Grupları ile Teknik Komitelerin her hangi yapıcı bir sonuca varmadıkları, bu nedenle de “Kapsamlı Müzakerelerin” hemen başlatılma-ması ve Çalışma Grupları ile Teknik Komitelere daha somut sonuçlara varabilmeleri için biraz daha zaman verilmesi gerektiği iddiasını ortaya atmaları ile başlayacak.
Türkiye’nin önde gelen bir TV kanalının görüşmeler biter bitmez açıkladığı “li-derlerin, tek egemenlik ve tek vatandaşlık konusunda prensipte anlaştığı” haberi ace-le ile kaleme alınmış olup esnek bilgiler içermektedir.
Bu habere dayalı olarak da ertesi gün birçok gazetenin kullandığı “Liderler 3. turda tek egemenlikte anlaştı” başlığı ise gerçekleri yansıtmamaktadır.
Liderler bu konuyu görüşmeyi ve tartışmayı anlaşmış olabilirler ama özellikle “Tek Egemenlik ve Tek Vatandaşlık” konusunda şimdilik kesin bir mutabakat yok. Zaten bu aşamada olamaz da. Olması mümkün bile değildir.
Hiçbir hazırlık yapılmadan, hedef seçilmeden ve stratejiler belirlenmeden Han-gi “Tek Egemenlik ve Vatandaşlık” konuşulmuştur ve üzerinde mutabakata varıl-mıştır.
Referans olarak, 23 Mayıs Anlaşmasında kayıtlara geçen “Kıbrıs Türk Kurucu Devleti”nin yani “Turkish Cypriot Constitent State”in, T.C. Dış İşleri Bakanlığı resmi sayfasında yayınlanan Anayasa’sındaki “Egemenlik” ve “Vatandaşlık”mıydı tartışı-lan?
Yoksa, 1977 ve 1979 üst düzey anlaşmalarına dayanan, BM Güvenlik Konse-yi’nin özellikle 367 (1975), 649 (1990), 716 (1991) 750 (1992) sayılı kararları ile uyumlu olan 18 Haziran 1992 Gali Fikirler Dizisinin Bölüm II- YÖNLENDİRİCİ İL-KELER, Madde 12’sinde tanımlanan vatandaşlık mı?
T.C. Dış İşleri Bakanlığı resmi sayfasında “Egemenlik” “BİRİNCİ BÖLÜM, GE-NEL İLKELER, Madde 1”de, “Vatandaşlık” ise “DÖRDÜNCÜ KISIM, Madde 74” ta-nımlanmaktadır. Şimdilik bunlardan başka resmi tanımlama yok, ama kişisel iddia-lar var tabii.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’la doğrudan müzakerelerin takvimi konusunda “nerdeyse” anlaşmaya vardıklarını bildiren Cumhurbaşkanı Talat, Rum liderle iki kurucu eyalete sahip olacak, iki toplumlu, iki kesimli federasyonda da anlaştıklarını yinelerken, “benim için bu federasyonun, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Ku-zey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden oluşacağı gayet açık bir unsurdur” diyerek kafa-sındaki modeli ve “Kurucu Devlet” kavramını ortaya koymuştur.
Gerçekte tartışılan iki kavram bulunmaktadır. İngilizceleri “Constituent State” ve Founding State” olan tanımlar. Her ikisinin de tam Türkçesi “Kurucu Devlet”dir. Ama farklı olsunlar diye Türkçede birine “Oluşturucu Devlet”, diğerine de “Kurucu Devlet” deniyor. Tabii bu devletler neyin kurucusu veya oluşturucusu olduklarına bağlı olarak da, “Devlet” veya “Eyalet” olarak ikiye ayrılmaktadır.
İngilizcesi “Constituent State”, Türkçesi “Kurucu Devlet” olan yapı, daha bü-yük bir Politik varlığın bir parçası olan, yasa yapmak ve buna ilaveten de Anayasayı değiştirmek yetkisi bulunan devlet (yönetim birimi) olarak tanımlanmaktadır. Örne-ğin Kaliforniya, ABD’nin “Kurucu (Constituent) Devlet”idir. Aynı şekilde Nahçevan da Azerbaycan’ın “Kurucu (Constituent) Devlet”idir. Bu tanım bazen tek taraflı ba-ğımsızlık ilan etmiş devletleri tanımanın bir alternatif yolu olarak da kullanılmakta-dır. İKÖ’nün KKTC’yi, “Kıbrıs Türk Devleti” adı altında “Kıbrıs”ın “Kurucu (Constituent) Devlet”i olarak kabul etmesi gibi veya Somaliland’nin 1991’de bağım-sızlığını ilan etmesine rağmen diğer devletler tarafından Somali’nin “Kurucu (Constituent) Devlet”i olarak kabul edilmesi gibi.
Türkiye Cumhuriyeti Dış İşleri bakanlığının aşağıda internet adresini verdiğim, BM’nin hazırladığı Annan Planı ile ilgili sitesinde, İngilizcesi ….. “Constitution of the Turkish Cypriot Constituent State” olan ve Türkçesi de ilgili sitede …. “Kıbrıs Türk Kurucu Devleti’nin Anayasası” olarak yazılmış bulunan “Kıbrıs Türk Kurucu Devle-ti”nin yani “Turkish Cypriot Constituent State”in anayasası, en ince detayına kadar yazılmıştır.
Bu sayfada belirtilen “Kıbrıs Türk Kurucu Devleti”nin yani “Turkish Cypriot Constituent State”in Anayasasının 1.ci maddesi, Kıbrıs Türk Devletinin Şekli ve Ni-telikleri”ni tanımlar. Cumhurbaşkanı vardır, Bakanlar Kurulu vardır, Meclisi var-dır. Devlet Kurumları, Sayıştay’ı, Yüksek Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi, Mah-kemesi, Yargıtay’ı, Polis’i ve benzeri kurumları da bulunmaktadır.
Aynı sayfada yer alan Kıbrıs Türk Devletinin Şekli ve Nitelikleri, aşağıda yer alan Madde 1’de tanımlanmıştır.
“Birleşik Kıbrıs Cumhuriyetinin, siyasi eşitlik, iki kesimlilik ve eşit statü temeline dayalı iki Kurucu Devletinden biridir. Kıbrıslı Türklerin ayrı kimliğini ve iki bölgeli bir ortaklık içindeki eşit siyasi statüyü temsil eder. Kıbrıs Türk Devleti, insan hakları, demokrasi, temsili cumhuriyet yönetimi, sosyal adalet ve hukukun üstünlüğü ilkeleri-ne dayanan laik bir Devlettir.”
Kimin ne yazdığından veya söylediğinden ziyade, Kıbrıs konusunda birincil rol oynayan ve aynı zamanda da Garantör Statüsünü taşıyan Türkiye Cumhuriyeti’nin Dış İşleri Bakanlığının “Kıbrıs Türk Kurucu Devleti” yani “Turkish Cypriot Constituent State” ile ilgili tanımı, mevcut koşullarda en geçerli olan tanımdır. Geri kalanlar sadece yorum ve varsayımdır.
Zaten olayın önemi de burada ortaya çıkmaktadır.
Tartışılan ve 23 Mayıs mutabakatında liderler tarafından kabul edilen “Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk Kurucu Devletleri”den Türk olanı hangi “Turkish Cypriot Constituent State” yani “Kıbrıs Türk Kurucu Devleti”dir?.
Federal yapıdaki bir “Kıbrıs Türk Kurucu Devleti”mi, Konfederal yapıdaki bir “Kıbrıs Türk Kurucu Devleti”mi yoksa bir BM belgesi olan Annan Planı içindeki “Kıb-rıs Türk Kurucu Devleti” mi?
23 Mayıs’taki Talat-Hristofyas görüşmesinin ardından, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs’taki Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun tarafından okunan ortak açıklama-daki altı adet cümle, noktalar dikkate alınıp okununca altı cümlelik paragrafın tü-münden ortaya çıkan mana, noktalar yokmuş gibi okunandan çok farklı olmakta-dır. Bu nedenle de farklı yorumlar ortaya çıkmakta, farklı iddialar ileri sürülmekte-dir.
Talat KKTC’deki mevcut yapı içinde bir devlet için gerekli olan kurumların mevcut olduğunu ve bunların AB üyesi Kıbrıs (Rum) Cumhuriyetinde olanlarla aynı statüde olduklarını belirterek yeni devletin KKTC’den ve Kıbrıs (Rum) Cumhuriye-ti’nden bazı makamları alarak yaratılacağını ve bu yeni devletin her iki taraftan olu-şarak, taraflardan herhangi birine ait olmayacağını açıklamıştır.
Aslında sıkıntı bunların tanımlanmasından ziyade, “Tek Egemenlik ve Tek Va-tandaşlık” konusunun, sanki bir bütünün parçası değillermiş gibi tek başına, “Kap-samlı Müzakere” olarak tanımlanmayan 1 Temmuz görüşmesinde, Hristofyas’ın ıs-rarı ile ele alınmasından kaynaklanmaktadır.
Hristofyas’ın 23 Mayıs mutabakatının rövanşını almak için özenle seçtiği ve günlerce anonsunu yaptığı bu konuyu, iç tribünlere oynamaktan ziyade, Türk tara-fını köşeye sıkıştırmak ve Müzakereleri koparmak amacı ile “Bir bütünün içinden cımbızla çekip, masaya koyduğu” düşüncesi, gerçeğe daha yakın bir varsayımdır.
Her ne kadar Rumların ve BM’nin açıklamaları, “Kapsamlı Müzakerelerin” Ey-lül ayının sonlarında başlayacağını iddia ediyorsa da, 1 Temmuz görüşmesinin içe-riğine ve havasına 25 Temmuz görüşmesinin konu listesi de eklenince, “Kapsamlı Müzakerelerin” 1 Eylül tarihinde sağlıklı bir şekilde başlayacağı uzak bir ihtimal olarak ortaya çıkmaktadır.
Zaten ortada başka bir alternatif de yok. Ama yaratılamaz diye bir kural da yoktur.
Çözüm çerçevesi değişemez mi?
Değişemeyecek hiçbir şey yoktur.
Elbette Çözüm çerçevesi de değişebilir, bu güne kadar tabu addettiklerimiz de.
Ekonomik olarak kendi başına ayakta durabilen bir KKTC’ye hiç kimsenin si-yasi baskı yapamayacağı kesindir.
Yüzümüzü Türkiye’ye, Türk Soylu devletlere ve İslam Konferansı Örgütü üyesi devletlere dönmemizin zamanı gelmiştir.
Ne Rum’dan bizlere bir hayır vardır, ne de Avrupa Birliğinden.
Azınlık hakları ile AB’de yaşayacağımıza, fakir ama özgür bir şekilde kendi ül-kemizde yaşamak kararımızın en doğrusu olacağı, Kıbrıslı Türklerin büyük bir ço-ğunluğunun tartışmasız kabul ettiği bir olgudur.
Zaten geçmişin onuru da Kıbrıslı Türklere bunu söylemektedir.
2023 Dergisi, Sayı 87

Hemen paylaş
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (No Ratings Yet)
Loading ... Loading ...
  • RMMO Belgeleri Açıklanmalı
  • Hellimimiz Artık Tescilli
  • Karpaz'da Egemenlik Kimde
  • Rumlar İsrail’in Arkasına Saklanıyor
  • Konutzede Sorunu Can Yakıyor
  • Nazarbayev Niye Ödüllendirilmedi
  • Mülkiyet ve Sonrası
  • Hristofyas Oyun Oynuyor
  • Türkiye’nin Bölgesel Liderliği
  • İKÖ’nün Son Kararı
  • Sıcaklar Nereye Kadar
  • Kıbrıs Bölünemeyecek Kadar Küçükmüş
  • KKTC ve Helgoland
  • Cumhurbaşkanlarının Yemeği
  • Mülkiyet ve Toprak
  • UAD Pandora’nın Kutusunu Açtı
  • Sendikalar ve Halkımız
  • Şafak Nöbeti Coşkusu
  • Su ve 2014
  • Hristofyas’ın Hayalleri
  • Hristofyas’ın Hayalleri
  • Yorum yaz
  • RSS Yorumlar
  • 0 Yorum
  1. Henüz yorum yapılmamış

Yorum yapın
Bırak allahından bulsun
Güvenlik Kodu:


Form Yükleniyor

Yükleniyor...

Kullanıcı girişi

 Beni hatırla
Kayıt olun!
Şifremi unuttum

Yeni kayıt

Giriş yapın
Şifremi unuttum

Şifre talebi

Giriş yapın
Kayıt olun!

Popüler yazılar

  • The Varying Geographical Names in the İsland of Cyprus, Recorded by the Travellers Since 23 B.C.
  • Academy
  • PROPERTY EXCHANGE NIGHTMARE IN SOUTHERN CYPRUS
  • Hakkımda
  • Albüm
  • Our enemy is Ankara, not the Turkish Cypriots
  • Kıbrıs Antlaşmaları, Planları ve Önemli BM, AB Kararları Cilt-2
  • Almanya'da Türk İzleri
  • Kıbrıs'ın 2005 Yıllık Geçmişinde Tarihin Derinliklerinde Kaybolmuş Yer İsimleri
  • Year 2007 Academic Comments on Cyprus' Politics
 

RSS okuyucu ile takip edin...

Yazılar RSS
Yorumlar RSS

Rastgele 10 yazı

  • Rumların Yeni Mülkiyet Sahtekarlığı
  • Rumlar AB’nin desteği ile KKTC ile Türkiye arasındaki denizi de kontrol edecek
  • AB, Türkiye ve Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti sarmalı
  • CYPRUS’ HISTORY FROM 1960 TO 2008 (3)
  • MİLLİ MUTABAKAT HÜKÜMETİ
  • İNGİLTERE VE ALMANYA’NIN YENİ KIBRIS STRATEJİSİ
  • HRİSTOFYAS DA MUTASYONA UĞRADI
  • Rumlar Topraklarımızdaki Köylerin muhtarlarını da atamaya başladı
  • HRISTOFYAS’IN 2010 HEDEFİ
  • Beşparmaklardaki Bayrağımıza dokunmayın

Ankete katılın...

Sorry, there are no polls available at the moment.

Etiketler

Abd Ama Ankara Avrupa Belli Bile Bir Bm Bu Buna Bunu Bunun Daha Daki Deki Devlet Diye Eden Gelen Genel Gibi Hemen Ilk Iyi Kabul Karar Kendi Ki KKTC Nin Ortak Oy Papadopulos Pek Rum Tam Veto Veya Ya Yani Yeni Yeni Bir Yok Yunanistan Zaman
Designed by Bilisim Sistemleri

© 2008 - 2010 Prof. Dr. Ata ATUN Kişisel Web Sitesi |

XHTML
CSS
English
  • Sosyal imleme
  • E-posta ile yolla
  • Linkibol
  • Bagcik
  • Yumiyum
  • Oyyla
  • Tusul
  • 100Puan
  • del.icio.us
  • Digg
  • Furl
  • Netscape
  • Yahoo! My Web
  • StumbleUpon
  • Google Bookmarks
  • Technorati
  • BlinkList
  • Newsvine
  • ma.gnolia
  • reddit
  • Windows Live
  • Tailrank
  • Blogmarks
  • Favoriting
E-mail