• Anasayfa
  • Kategoriler
    • Araştırmalarım
    • Hakkımda
    • İletişim
    • Klasik Yazılarım
    • Konferanslarım
    • Yazılarım
  • Academy
  • Albüm
  • Bildirilerim
    • English Papers
    • Türkçe Bildiriler
  • Kitaplarım
  • Arşivler
    • Temmuz 2010
    • Haziran 2010
    • Mayıs 2010
    • Nisan 2010
    • Mart 2010
    • Şubat 2010
    • Ocak 2010
    • Aralık 2009
    • Kasım 2009
    • Ekim 2009
    • Eylül 2009
    • Ağustos 2009
    • Temmuz 2009
    • Haziran 2009
    • Mayıs 2009
    • Nisan 2009
    • Mart 2009
    • Şubat 2009
    • Ocak 2009
    • Aralık 2008
    • Kasım 2008
    • Ekim 2008
    • Eylül 2008
    • Ağustos 2008
    • Temmuz 2008
    • Haziran 2008
    • Mayıs 2008
    • Nisan 2008
    • Mart 2008
    • Şubat 2008
    • Ocak 2008
    • Aralık 2007
    • Kasım 2007
    • Ekim 2007
    • Eylül 2007
    • Ağustos 2007

Aralık 2009 ayında yazılan yazılar...

2010 NELER GETİRECEK

30 Aralık 2009
Yorum yapılmamış

2009 yılındaki bu son yazımda sevgili okuyucularıma sağlık ve mutluluklar dolu yeni bir yıl diliyorum.

2010 yılının Kıbrıslı Türkler için geçmiş yıllara kıyasla çok daha farklı ve radikal değişikliklerle dolu bir yıl olacağı inancındayım. Gerek iç, gerekse de dış politikada beklenmedik, yeni ve daha evvel hiç yaşanmamış olaylar yaşayacağımız, yeni gelişmelere şahit olacağımız kesin.

Yaşayacağımız değişikliklerin ve yeni gelişmelerin titreşimlerini algılamaya ve işaretlerini görmeye daha şimdiden başladım.

Türkiye için de 2010 çok parlak bir yıl olacak. Yeni kapıların açılımını, bölgesel gücünün artışını ve bölge liderliğini pekiştirmesini gün be gün hep birlikte yaşayacağız.

Güçlü Türkiye, batı ve doğu dünyası için çok önemli bir yerde olan jeopolitik konumunun da katalizör etkisi yaptığı ekonomik ve siyasi yükselişini sürdürürken, kendi topraklarında tam egemen olacak ve Rum boyunduruğu altına girmeyecek KKTC’yi de beraberinde yukarılara çekecek.

2010 yılı Kıbrıs için ve Kıbrıslı Türkler için, yıllardır süren Rum hegemonyasının son bulacağı ve ada üzerinde Rumların yıllardır tek taraflı olarak sürdürdükleri ve 1963 yılının 21 Aralık günü gaspettikleri adanın tanınmış tek devleti olmak olgusunun da dünya politik arenasında zayıflamaya başlayacağı yıl konumunda.

2009 yılında yaşananlar aslında 2010 yılında olacakların adeta bir habercisi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde yıllardır süregelen mülkiyet davaları, Yunanlı baş hakimlerin taraflı kararlarına rağmen 2010 yılında radikal değişikliklere uğrayacak ve sonuçları Rumları büyük düş kırıklığına uğratacak. Özellikle KKTC egemen bölgesi içinde bulunan Rum malları ile ilgili talepler için etkin bir iç hukuk yolu oluşturmak amacıyla kurulmuş olan Taşınmaz Mal Komisyonunun hukuki statüsü Rumları büyük bir düş kırıklığına uğratacak.

Hristofyas, Helen dünyası tarafından lanetlenmenin eşiğine adımını attı. Artık geri dönüşü yok. Rum Yönetimi 2013 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bir kez daha seçilebilmesi şansı daha şimdiden sıfırlandı. İkinci kez Cumhurbaşkanlığına seçilmesini bir mucize dahi sağlayamayacak. Hristofyas artık politikada kaybetme sürecine girdi. Başarısız politikası kendisini, etrafını bir nakış gibi ördüğü ve çıkış kapısı olmayan bir hücrenin içine hapsetti. Hristofyas’ı artık politik bir ölüm beklemekte, eğer daha önce davranıp siyasi bir harakiri yapmazsa.

Yunanistan’ın çöküşü beraberinde Kıbrıs Rum tarafını ve Almanya’yı da uçurumun kenarına getirecek. Zayıf bir Almanya AB’yi de olumsuz etkileyecek ve AB, gerek Orta Doğu’da gerekse de Kafkaslarda güç kaybına uğrayacak. O vakit Türkiye’nin varlığının ve değerinin farkına varacak.

Rusya, AB’ye rakip olacak bir oluşuma adım atmak üzere. Eski SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) oluşumunu diriltmek çabası içine girecek ve daha evvel SSCB’yi oluşturan devletlerle yeni bir “Birlik” oluşturma girişimi başlatacak. Bu girişim, AB nazarında Türkiye’nin önemini bir o kadar daha arttıracak.

2010 ilginç gelişmelere gebe. Hep birlikte yaşayacağız.

MÜZAKERELERDE SON PERDE Mİ

28 Aralık 2009
Yorum yapılmamış

Cumhurbaşkanı Talat ve Hristofyas arasında sürdürülen müzakerelerdeki gelişmeler gerçekten çok ilginç.

Rumların Kıbrıs’ta BM parametreleri içinde bir çözümü ve bu çözüme yol açacak herhangi bir antlaşmayı istemedikleri gün geçtikçe daha da belirgin bir şekilde ortaya çıkıyor.

Hristofyas ve Talat müzakereleri hızlandırmak için 11, 12 13, 18, 19 ve 20 Ocak’ta yoğunlaştırılmış görüşmeler yapmayı ve kendi aralarında mutabakata vardıkları başlıklarda da bir sonuca varmayı kararlaştırmışlardı.

Yaptıkları ve üzerinde hem fikir oldukları çalışma planına göre görüşmelerin ilk üç gününde “Yönetim ve Güç Paylaşımı”, “Ekonomi” ve “Avrupa Birliği” konularına ilişkin karşılıklı görüş ve tezlerini ortaya koyacaklardı ve son üç günde de nihai kararlar alacaklardı.

İlk mızıkçılık Hristofyas’dan geldi.

İktidardaki Kıbrıs Rum Hükümetinin koalisyon ortakları EDEK ve DIKO her sesini yükselttiğinde ve Hristofyas’ı her sıkıştırdığında, illaki Hristofyas bir geri adım atıyor ve ya söylediklerini inkar ediyor ya da Talat’la vardığı mutabakatı değiştirmeye çalışıyor.

Şimdi de müzakerelerin gidişatını zora sokmak için daha evvel üzerinde antlaşmaya vardıkları görüşülecek konu başlıklarını değiştirmeye çalışıyor. Bahanesi de yoğunlaştırılmış görüşmelerde ele alınmasında mutabakata vardıkları “Yönetim”, “Ekonomi” ve “AB” başlıklarında Talat’ın, “Al-Ver” prosedürünün de uygulamaya konmasının başlatılmasını önermesi.

Hristofyas’a göre yoğunlaştırılmış görüşmelerde “Yönetim”, “Ekonomi” ve “AB” başlıkları yerine “’Toprak”, “Garantiler”, “Mülkiyet” ve Rumların “Yerleşikler” olarak tanımladığı Türkiye kökenli KKTC vatandaşları konularının da masaya konması ve “Al-Ver” sürecinin de bu başlıklarda başlatılması.

Hristofyas, “Kıbrıs Türk tarafı iyi niyet gösterir ve Kıbrıs sorununun çözümünün ana ilkelerini ihlal etmezse ilerlemekte kararlıyım. Bu net olmalıdır” diyor. Yani taviz verilecekse Türkler vermeli, ben de ona göre adımlarımı atayım demek istemekte.

Güzel hoş da, niye hep Kıbrıs Türk tarafı iyi niyet göstermek zorunda müzakerelerin devam edebilmesi için.

Bu güne kadar Rumlar hiç iyi niyetli bir adım attılar mı ki müzakerelerin devam etmesi için. Ne vakit bir antlaşmaya çok yakınlaşılsa, Rumların “Hayır”ı ile müzakereler hep çıkmaza girdi. Kiprianu da aynı tavrı sergiledi, Vasiliou da, Klerides de ve Papadopulos da.

Hele Kiprianu, Denktaş ile bir anlaşma imzalamak zorunda kalınca, Denktaş benim muhatabım değildir bahanesi ile masadan kalkmış ve anlaşmayı imzalamamıştı. Madem Denktaş muhatabı değildi, kiminle görüşmeler yapmıştı onca yıl, Sarıçizmeli Mehmet Ağa’yla mı?

Hristofyas tüm bu kıvırmalarından sonra da şimdi “Hedef Kıbrıs sorununun Nisan ayından önce çözülmesi değildir” söylemine başladı.

Yani yoğunlaştırılmış görüşmelerden herhangi bir sonuç beklemeyin, ben bu görüşmeleri elverdiğince uzatmak niyetimdeyim demekte Hristofyas.

Bu nedenle Ocak ayında yapılacak yoğunlaştırılmış görüşmeler ve Şubat ayında Türk tarafınca başlatılması arzulanan “Al-Ver” sürecine karşın Rumların ortaya koyacakları tavırları, müzakerelerin kaderini belli edecek. Müzakereler Şubat ayı sonlarına doğru ya ciddiyet kazanıp hızlanacak, ya da kopacak.

Bu açık ve net bir görüntü olduğundan BM, yoğunlaştırılmış müzakerelerden olumlu bir sonuç çıkması ve taraflarca kabul edilebilecek bir çözüme ulaşılabilmesi için de 2010 yılı içinde bütün ağırlığını koyacak.

Artık tüm taraflar ve Kıbrıs sorunu ile ilgili kesimler biliyor ki, bu görüşmeler 1968 yılından beridir süren müzakerelerin en sonuncusu ve bir antlaşmaya varılmazsa, adada ortak bir devlet kurulması fikri bir daha ele almamak üzere toprağa gömülecek ve başak bir çözüm tarzı uygulamaya konacak.

Ne Türklerin ne de BM’nin yıllarca Rumların olurunu beklemek gibi bir niyetleri yok artık. Zaten 2014’den sonra AB içinde Rumların sesi soluğu da çıkamayacak.

How Greek Cypriots deceived European Union

26 Aralık 2009
Yorum yapılmamış

The genius trickery planned to eliminate the Turkish Language from being one of the “Main Languages” of the European Union, was successfully staged during the annexation talks of Cyprus with EU.

The European Union, which claims “Liberty, Democracy, Respect for human rights and fundamental freedoms and The rule of law” as the fundamental principles of their establishment, was unbelievably misled by Greek Cypriots during the negotiations and eventually deceived at the end.

Item 2 of Zürich Agreement, agreed upon and initialed by the Greek and Turkish Prime Ministers in Zürich on February 11, 1959  titled as “BASIC STRUCTURE OF THE REPUBLIC OF CYPRUS” written as “The official languages of the Republic of Cyprus shall be Greek and Turkish. Legislative and administrative instruments and documents shall be drawn up and promulgated in the two official languages.”

This item clearly defines that there are two languages spoken on the island and that the official languages of Cyprus Government are Greek and Turkish. All legislative and administrative documents, mails, communications, correspondence and similar paper work will be done in Greek and Turkish, according to the choice of the applicant.

The Greek population of Cyprus lives in the south, which  covers 66% of the island and naturally all the schools from kindergarten to colleges have their education and teachings in Greek language and follow the books printed and sent by Greece, the main land of Greek Cypriots, which declared Greek as its main language upon entering the EU in 1981.

The prayers and religious ceremonies in Orthodox churches are held in Greek and the Greek Cypriots talk, shop, communicate, read news papers printed in Greek, watch TV’s broadcasting in Greek and use Greek language largely in every second of their daily life.

Same applies for the Turkish population of Cyprus, living in the northern parts of Cyprus, and covering 34% of the island. They use Turkish language in all stages of their daily, economic, religious and educational life.

Turkish Cypriots are the equal partners of the Republic of Cyprus, as per the 1959 Zürich Agreement and 1960 Treaty of Establishment of the Republic of Cyprus.

The Greek Cyprus Administration when entering to EU on May 1, 2004 deceived European Union with a false declaration and declared English as the main language, instead of Greek and Turkish, as per clearly stated in item 2 of the Zürich Agreement.

As mentioned, in the southern part of Cyprus, school teachings, religious ceremonies, daily, and even discussions in the parliament and the language spoken and written in official buildings is not English but Greek.

What was the trick?

Why than, was  the official language of Cyprus Government declared as English but not Greek and Turkish?

The answer is very simple.

To keep the Turkish Cypriots and the Turkish people living in European countries out of the EU and to block all the entrances to EU offices for them.

To be employed in any EU office, the applicant sits for an examination in his/her main language and chooses another EU main language as the second best.

When a Greek Cypriot applies, he/she chooses Greek as his/her main language, which is declared by Greece and not by his/her country, and chooses English as the second best.

But when a Turkish Cypriot or a Turkish origin European makes an application as an European Citizen to any EU post, he/she has to sit for an examination and interview, in any two other languages than his/her main language, because Turkish is not accepted as one of the Main Languages of the European Union.

This crystal-clear and unacceptable discrimination does not match with the fundamental principals of the European Union, namely “Liberty, Democracy, Respect for human rights and fundamental freedoms and The rule of law”.


Form Yükleniyor

Yükleniyor...

Kullanıcı girişi

 Beni hatırla
Kayıt olun!
Şifremi unuttum

Yeni kayıt

Giriş yapın
Şifremi unuttum

Şifre talebi

Giriş yapın
Kayıt olun!

Popüler yazılar

  • The Varying Geographical Names in the İsland of Cyprus, Recorded by the Travellers Since 23 B.C.
  • Academy
  • Hakkımda
  • Albüm
  • Kıbrıs Antlaşmaları, Planları ve Önemli BM, AB Kararları Cilt-2
  • PROPERTY EXCHANGE NIGHTMARE IN SOUTHERN CYPRUS
  • Almanya'da Türk İzleri
  • Kıbrıs'ın 2005 Yıllık Geçmişinde Tarihin Derinliklerinde Kaybolmuş Yer İsimleri
  • Year 2007 Academic Comments on Cyprus' Politics
  • İletİşİm
 

RSS okuyucu ile takip edin...

Yazılar RSS
Yorumlar RSS

Rastgele 10 yazı

  • SOMEBODY IS PUSHING TURKEY TO DISORDER
  • YANILTICI REKLAMLAR YASAKLANMALI
  • CYPRUS’ HISTORY FROM 1960 TO 2008 (4)
  • HANİ KIBRIS SORUNU 1974 DE BAŞLAMIŞTI
  • Kıbrıs sorunu Lahey’e gidiyor
  • RUMLARI DAVA ETMEK ZORMU
  • 1960 KC Anayasası ve Milletvekilliği
  • CYPRUS’ HISTORY FROM 1960 TO 2008 (8)
  • Bundan sonra ne olacak
  • Şaka bir kenara KKTC için “Tayvan Modeli” işi ciddiye bindi

Ankete katılın...

Sorry, there are no polls available at the moment.

Etiketler

Abd Ama Ankara Avrupa Belli Bile Bir Bm Bu Buna Bunu Bunun Daha Daki Deki Devlet Diye Eden Gelen Genel Gibi Hemen Ilk Iyi Kabul Karar Kendi Ki KKTC Nin Ortak Oy Papadopulos Pek Rum Tam Veto Veya Ya Yani Yeni Yeni Bir Yok Yunanistan Zaman
Designed by Bilisim Sistemleri

© 2008 - 2010 Prof. Dr. Ata ATUN Kişisel Web Sitesi |

XHTML
CSS
English
  • Sosyal imleme
  • E-posta ile yolla
  • Linkibol
  • Bagcik
  • Yumiyum
  • Oyyla
  • Tusul
  • 100Puan
  • del.icio.us
  • Digg
  • Furl
  • Netscape
  • Yahoo! My Web
  • StumbleUpon
  • Google Bookmarks
  • Technorati
  • BlinkList
  • Newsvine
  • ma.gnolia
  • reddit
  • Windows Live
  • Tailrank
  • Blogmarks
  • Favoriting
E-mail