• Anasayfa
  • Kategoriler
    • Araştırmalarım
    • Hakkımda
    • İletişim
    • Klasik Yazılarım
    • Konferanslarım
    • Yazılarım
  • Academy
  • Albüm
  • Bildirilerim
    • English Papers
    • Türkçe Bildiriler
  • Kitaplarım
  • Arşivler
    • Temmuz 2010
    • Haziran 2010
    • Mayıs 2010
    • Nisan 2010
    • Mart 2010
    • Şubat 2010
    • Ocak 2010
    • Aralık 2009
    • Kasım 2009
    • Ekim 2009
    • Eylül 2009
    • Ağustos 2009
    • Temmuz 2009
    • Haziran 2009
    • Mayıs 2009
    • Nisan 2009
    • Mart 2009
    • Şubat 2009
    • Ocak 2009
    • Aralık 2008
    • Kasım 2008
    • Ekim 2008
    • Eylül 2008
    • Ağustos 2008
    • Temmuz 2008
    • Haziran 2008
    • Mayıs 2008
    • Nisan 2008
    • Mart 2008
    • Şubat 2008
    • Ocak 2008
    • Aralık 2007
    • Kasım 2007
    • Ekim 2007
    • Eylül 2007
    • Ağustos 2007

Haziran 2009 ayında yazılan yazılar...

ANAYASA YAZILIYOR MU

28 Haziran 2009
Yorum yapılmamış

Eğer bir anlaşma olabilecekse, üzerinde mutabakata varılabilecek “Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyeti’nin “Anayasa”sının, kaleme alınmasının çalışmaları başlamak üzere.

“Anayasa Yazıcı” Ekiplerinde kimlerin yer alacakları yavaş yavaş belirlendi. Zaten bir grup bunu görüşmeye başladı bile.

“Anayasa Yazıcı”larının görevi, Cumhurbaşkanı Talat ve Hristofyas arasında sürmekte olan müzakerelerde, üzerinde mutabakata varılan anlaşmaları anayasa dilinde maddelere dönüştürüp kağıda dökmek.

Anayasanın temellerini bir yerde Cumhurbaşkanı Talat ile Hristofyas atacak demektir.

Tabii her şey düşünüldüğü ve arzu edildiği gibi giderse.

Eylül 2008’den beri süre gelmekte olan görüşmeler sonrasında şu anda üzerinde mutabakata varılmış 30 ortak metin var.

Bu 30 ortak metin “Siyah” ile yazılmış durumda.

“Siyah” ile yazılmış metin demek, o metinle ilgili herhangi bir şerh veya çekince yok demektir.

Eğer metin “Kırmızı” ile yazılmış ise, o metinle ilgili Türk tarafını önerileri var demektir.

Eğer metin “Mavi” ile yazılmış ise, o metinle ilgili Rum tarafını önerileri var demektir.

Gruplar şimdi bu “Kırmızı”yla yazılmış Türk çekinceleri ile “Mavi”yle yazılmış Rum çekincelerini üzerinde çalışıyorlar ve mutabakata varılanları da “Siyah”a çevirip yok ediyorlar.

Mutabakat olmazsa, metin nereye kadar üzerinde bir anlaşma sağlanmışsa o hali ile tekrar Cumhurbaşkanlarının önüne gidiyor.

Aynen dönme dolap gibi.

Cumhurbaşkanlarından çalışma ekibine, Çalışma ekibinden Cumhurbaşkanlarına gidip geliyor söz konusu metin.

Her seferinde küçük de olsa bir kelime, bir öneri veya ortak yeni bir mutabakat üzerinde anlaşılıp metin tekrar diğer ilgili gruba gidiyor ve söz konusu başlık Cumhurbaşkanları ile çalışma grubu arasında gide gele gide gele ve her seferinde de bir kısmı törpülenerek son halini alıyor.

Son halinde tarafların bir itirazı veya çekinceleri yoksa “Siyah” ile yazılıp “Üzerinde Mutabakata Varılanlar” dosyasına konup bir sonraki anlaşmaya geçiliyor.

Aslında Annan Planı’da son 38 yılın mutabakatları üzerine kurulmuştu ama Annan Planının özelliği “Muğlak” olmasıydı.

Annan Planı “Yapıcı Muğlaklık” olarak da tanımlanabilir ve bu hiçte yanlış olmaz.

Müzakereler sonunda gerçekleşecek olan “Adada mevcut iki devletin birleşmesi” olacaktır.

Mevcut Rum Devletinin, yani 1963 yılında silah zoru ile gasp edilmiş ve zoraki mutasyona uğratılmış “1960 Kıbrıs Cumhuriyeti”nin uluslararası statüsü devam ederken yani, BM üyeliği, AB üyeliği ve uluslararası birçok Kurum, Kuruluş, Komisyon üyelikleri ile Büyük elçilikleri devam ederken, KKTC devleti de mevcut halinin süreğenliği içinde “Uyum Süresi” geçirerek yeni devlete temel oluşturacak.

Her iki devletin Uluslararası Anlaşma niteliği taşıyan anlaşmaları listelenecek ve yeni devlete uyarlanacak.

İçerdeki mevzuat “Yeni” ve “Siyah” ile yazılmış anayasa açısından incelenecek ve uyumu sağlanacak.

Yeniden düzenlenen hususlar kalacak, buna karşın iç düzenlemeler baştan sona elden geçirilerek “Yeni Anayasa”ya uyarlanacak ve yumuşak bir şeklide geçişleri sağlanacak.

Ne demek tüm bunlar.

Örnek olarak “Güneyde mal bırakmış olan Türkçe ana dilli kişilerin KKTC’de aldıkları ve adına “eşdeğer mal” denilen mülklerinin tapuları, bu mülkün 1974 öncesi sahiplerinin ana dili Rumca iseydi, bu mülk, yeni anayasa uyarınca belli kıstaslarla, KKTC yasalarının uyumu sonrasında Güneyde mal bırakmış olan Türkçe ana dilli kişilerin adlarına tescil edilecek.

Biraz karmaşık gibi ama değil.

Özetle “eşdeğerci” kuzeyde tuttuğu malın büyük bir kısmına sahip olacak…

Anayasa çalışmaları aynen bu mecrada…

SİYASİ EŞİTLİK DİRETMESİ

25 Haziran 2009
Yorum yapılmamış

Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barosso bu gün adamızda.

AB bağımsız bir ülke olsaydı, Barosso’nun makamı “Başbakanlık” olurdu.

Yani bu ziyaret bir yerde Başbakan düzeyinde de diyebiliriz.

Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı, Sanayi ve Ekonomik Kalkınmadan Sorumlu Komiser Günter Verheugen’de gelmişti birkaç gün evvel.

AB bağımsız bir ülke olsaydı, onun da makamının unvanı “Bakan” olurdu.

Barosso’nun be seferki gelişinde benim dikkatimi çeken ince bir detay var.

Gerçekte bu incecik detay, Verheugen’in ziyaretinin içinde de vardı ama çok da önem vermemiştim Verheugen’in karakterini biraz da bildiğim için.

Aklına eseni yapan ve gerektiği zaman da politik etik sınırlarını zorlayabilecek bir yapısı var Verheugen’in.

Gerçekte Verheugen’in adaya gelmesi tam bir sürpriz ziyaret.

Kural dışı ve program dışı bir ziyaret.

Rumlar kendisine “Kesinlikle gelme” demelerine rağmen çıktı ve geldi.

Pazartesi akşamı Rumların tüm itirazlarına rağmen Cumhurbaşkanı Talat ile bir akşam yemeği yedi ve AB açısından Kıbrıs konusuyla ilgili mevcut durumu görüştü.

Üstelik Verheugen bir de Cumhurbaşkanı Talat’a , “Cumhurbaşkanı” diye hitap etti. Tam kara listelik bir iş yaptı Verheugen.

Rum Hükümeti, bu güne kadar Avrupa Komisyonu Başkan ve Yardımcılarının Cumhurbaşkanı Talat ile görüşmelerine AB içindeki tüm olanakları ile itiraz edip karşı çıkıyorlardı.

Önce Verheugen bu itirazları pek dikkate almadı ve adaya gelerek, Cumhurbaşkanı Talat ile görüştü.

Sonra da Barosso geldi adaya.

Barosso’nun gelişi ile şimdi daha da belirginleşti ve su yüzüne çıktı bu ince ve gözden kaçması kolay ama önemli detay.

Bu çoğumuzun gözünden kaçmış olan detay, bu ziyaretin içinde yer alan “Politik Denge”.

Buna bir yerde AB yetkililerinin gözettiği “Siyasi Eşitlik” de denilebilir.

Çok dikkatimi çekti aslında.

Bu, AB Yetkililerinin “Politik Denge”yi gözetmesi miydi,  yoksa Cumhurbaşkanı Talat’ın yapıcı ve barışçı kimliği ile yere sert basması ve diretmesi miydi?

Sanırım ikinci olasılık daha da ağır basmakta.

Geçmişi hatırlayın.

Gelenlerin hiç biri, Cumhurbaşkanını makamında ziyaret etmezdi.

Resmi ziyaretlerde de “Siyasi Eşitlik” gözetilmezdi.

Nitekim İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband daha dün, Kıbrıs’a yapmayı planladığı ziyaretten, Rum tarafının KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile makamında görüşmesine karşı çıkması üzerine vazgeçtiğini açıkladı.

Bu günkü program aslında bana konuşuyor.

Barosso bu gün saat 09:00’da Hristofyası ziyaret ettikten sonra 10:40’da da Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ı ziyaret edip görüşecek.

Sonra da saat 13:00 ise Ledra Palas karşısındaki lokantada, Cumhurbaşkanı  Talat ve Cumhurbaşkanı Hristofyas ile birlikte öğle yemeği yiyecek.

Hristofyas, Brüksel’deki AB Zirvesi çerçevesinde Barosso ile yaptığı görüşmede bu işi oldubittiye getirmek istemiş ve yapmış olduğu resmi açıklamada da

Kıbrıs’a gerçekleştireceği ziyareti sırasında Barroso’yla baş başa görüşme fırsatı olacağını ve Cumhurbaşkanı Talat’ın da kabul etmesi durumunda, Barroso ve kendisinin de katılacağı üçlü bir çalışma yemeğinin de gerçekleştirilmesini planlandığını belirtmişti.

Aklınca Barosso’nun Cumhurbaşkanı Talat ile görüşmesini önleyecek ve ikisinin sadece yemekte görüşebilmesini sağlayacaktı.

Anlaşılan Cumhurbaşkanı Talat bu zokayı yutmamış.

Üçlü yemeğin üzerine de gözü kapalı atlamamış.

Kendisine yapılan “Üçlü Yemek Davetini” politik nezaket çerçevesi içinde “Ya Barosso beni de ziyaret eder ve siyasi dengeyi kurar, ya da ben yemeğe gelmem” yanıtı ile “Siyasi Eşitlik Dengesi”nin artık gözetilmesi gerektiğini kafalara sokmuş. .

Tam da müzakerelerin daha da önem kazandığı bu aşamada, çok önemli bir gelişme. Umarım önemini kavrarlar ve devam ettirirler.

RUMLARIN ÇÖZÜM ANLAYIŞI

22 Haziran 2009
Yorum yapılmamış

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın yakın çalışma arkadaşlarından, Kıbrıs sorunuyla ilgili müzakere grubu üyelerinden ve uluslararası ilişkiler uzmanı Tumazos Çelepis’in Cumartesi günü yayınlanan açıklaması, Rumların ve de özellikle Hristofyas Başkanlığındaki Rum Yönetiminin “Çözüm” derken ne anladıklarını net bir biçimde ortaya koyuyor.

Eğer Rumların “Çözüm yönündeki” politikaları ve nihai hedefleri bu ise, ki bunları söyleyen Hristofyas’ın çalışma arkadaşı, danışmanı ve müzakere grubu üyesidir, hiç kimse yıl sonuna, ne 2009’un yıl sonuna ne de 2019’un yıl sonuna bir çözüm beklemesin.

İşleri Hikaye.

Bu mantıkla adada kalıcı ve sürdürülebilir bir anlaşma istemiyorlar ve laf ola müzakereleri sürdürüyorlar demektir.

“Şeytan kelimelerin arasında gizlidir”  lafı boşuna söylenmemiş.

Çelepis’in Cumartesi günkü sözleri arasında bırakın bir tane şeytanı, birkaç düzine birden şeytan gizli.

Çelepis, yani Rum Yönetimi “Çözüm için acele etmiyoruz” diyor ve bunu da Kıbrıslı Türklerle yaşanan sorunlardan bir tanesi olarak görüyor. Rumlara göre çözüme yönelik müzakereler Türkler tavla teslim olana dek devam edecekmiş. Cumhurbaşkanı Talat’ın 2009 sonu veya 2010 başında “Referandum”a gidilmesi için çaba göstermesi büyük bir sorunmuş ve sorunların esasını teşkil eden girişimlerden bir tanesiymiş.

Rum Yönetimi ve tüm Rum politikacılar “Bakir doğum”a yani yeni bir devlet kurulmasına da şiddetle karşılar.

Rumlara göre Cumhurbaşkanı Talat’ın “Partenojenez” istemi, önceden var olan devletlerin yani Kıbrıs Rum Cumhuriyeti ve KKTC’nin eşzamanlı dağılması ve tamamen yeni bir devletin meydana gelmesiyle birlikte federasyonun ortaya çıkması şeklinde yorumlanabileceği için asla kabul edilemezmiş.

Çelepis’in yani Hristofyas’ın çalışma arkadaşının ve Rum müzakere ekibindeki görüşmecinin en önemli açıklaması da, ki bu Hristofyas Yönetiminin ve müzakere ekibinin temel görüşüdür, müstakbel devletin, yani gelecekte kurulması için müzakerelerin sürdürüldüğü “Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyeti”nin, mevcut 19 Şubat 1959 tarihli Zürih ve Londra Anlaşmaları ile 16 Ağustos 1960 tarihinde kurulmuş ve 21 Aralık 1963 tarihinde Türklerin silah zoru ile dışlanarak Rumların gasp ettiği “Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti”nin devamı olacağı ve sadece  “bir iç yönetim biçimi düzenlemesinden ibaret olduğunu” söylemesidir.

Rum Yönetimine göre, “Ortaklık Koşulu” ne uluslararası hukukta, ne de anayasal hukukta yer almıyormuş ve olası bir ortaklığın da “Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti”ni lağvedeceği anlamına gelmiyormuş.

Yani çözümden sonra KKTC lav olacak ve bizler de mevcut Rum devletine katılacakmışız. Adına çözüm denilecek anlaşma da sadece mevcut Rum devletinin “bir iç yönetim biçimi düzenlemesinden ibaret olacak”mış. Rumların ve mevcut Hristofyas Yönetiminin hedefi bu. Çözüm çabaları ve girişimleri de herhangi bir sapma olmaksızın bu yönde.

Müzakerelerin sonunda, biz Kıbrıslı Türklere 1964-1974 yılları arasındaki “Karanlık Yıllarda” soykırım uygulamış, çocuk sütü de dahil olmak üzere 38 kalem malın Türklere satışını yasaklamış ve her fırsatta silahlı saldırılar düzenleyerek binden fazla insanımızı şehit etmiş, geleceğimizi, umutlarımızı ve yaşamımızı karartmış “Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti”nin bir parçası olmamızı istemekteler.

Hangi Kıbrıslı Türk buna “EVET” diyecek, bilemiyorum. Düşünmek bile istemiyorum.

Ailemizin fertlerini acımasızca yok etmiş bir katille günün sonunda evlenmeye benziyor bu düşünce.


Form Yükleniyor

Yükleniyor...

Kullanıcı girişi

 Beni hatırla
Kayıt olun!
Şifremi unuttum

Yeni kayıt

Giriş yapın
Şifremi unuttum

Şifre talebi

Giriş yapın
Kayıt olun!

Popüler yazılar

  • The Varying Geographical Names in the İsland of Cyprus, Recorded by the Travellers Since 23 B.C.
  • Academy
  • Hakkımda
  • Albüm
  • Kıbrıs Antlaşmaları, Planları ve Önemli BM, AB Kararları Cilt-2
  • PROPERTY EXCHANGE NIGHTMARE IN SOUTHERN CYPRUS
  • Almanya'da Türk İzleri
  • Kıbrıs'ın 2005 Yıllık Geçmişinde Tarihin Derinliklerinde Kaybolmuş Yer İsimleri
  • Year 2007 Academic Comments on Cyprus' Politics
  • İletİşİm
 

RSS okuyucu ile takip edin...

Yazılar RSS
Yorumlar RSS

Rastgele 10 yazı

  • Annan-Papadopulos görüşmesi hikaye
  • Şimdi de Siyasi Kriter koşulu
  • Rumların Tüzük kazığı
  • MÜZAKERELERDE SORUN VAR
  • Tasos Papadopulos elindeki kozu açtı
  • Who destroyed the independence of Cyprus?
  • Serdar Denktaş’ın diplomatik atakları
  • VETO, Rum-Yunan çıkarlarına aykırı
  • Ottoman monuments grounded by Greeks in Cyprus
  • YAKOVU’NUN DENEMESİ

Ankete katılın...

Sorry, there are no polls available at the moment.

Etiketler

Abd Ama Ankara Avrupa Belli Bile Bir Bm Bu Buna Bunu Bunun Daha Daki Deki Devlet Diye Eden Gelen Genel Gibi Hemen Ilk Iyi Kabul Karar Kendi Ki KKTC Nin Ortak Oy Papadopulos Pek Rum Tam Veto Veya Ya Yani Yeni Yeni Bir Yok Yunanistan Zaman
Designed by Bilisim Sistemleri

© 2008 - 2010 Prof. Dr. Ata ATUN Kişisel Web Sitesi |

XHTML
CSS
English
  • Sosyal imleme
  • E-posta ile yolla
  • Linkibol
  • Bagcik
  • Yumiyum
  • Oyyla
  • Tusul
  • 100Puan
  • del.icio.us
  • Digg
  • Furl
  • Netscape
  • Yahoo! My Web
  • StumbleUpon
  • Google Bookmarks
  • Technorati
  • BlinkList
  • Newsvine
  • ma.gnolia
  • reddit
  • Windows Live
  • Tailrank
  • Blogmarks
  • Favoriting
E-mail