• Anasayfa
  • Kategoriler
    • Araştırmalarım
    • Hakkımda
    • İletişim
    • Klasik Yazılarım
    • Konferanslarım
    • Yazılarım
  • Academy
  • Albüm
  • Bildirilerim
    • English Papers
    • Türkçe Bildiriler
  • Kitaplarım
  • Arşivler
    • Temmuz 2010
    • Haziran 2010
    • Mayıs 2010
    • Nisan 2010
    • Mart 2010
    • Şubat 2010
    • Ocak 2010
    • Aralık 2009
    • Kasım 2009
    • Ekim 2009
    • Eylül 2009
    • Ağustos 2009
    • Temmuz 2009
    • Haziran 2009
    • Mayıs 2009
    • Nisan 2009
    • Mart 2009
    • Şubat 2009
    • Ocak 2009
    • Aralık 2008
    • Kasım 2008
    • Ekim 2008
    • Eylül 2008
    • Ağustos 2008
    • Temmuz 2008
    • Haziran 2008
    • Mayıs 2008
    • Nisan 2008
    • Mart 2008
    • Şubat 2008
    • Ocak 2008
    • Aralık 2007
    • Kasım 2007
    • Ekim 2007
    • Eylül 2007
    • Ağustos 2007

Nisan 2009 ayında yazılan yazılar...

ORAMS KOMPLOSU

27 Nisan 2009
Yorum yapılmamış

Orams davasını araştırdıkça ve gelişmeleri gördükçe, bu davaya KKTC’ye karşı hazırlanmış bir komplo gözü ile bakmaya başladım.

Yarın ATAD, yani Avrupa Topluluğu Adalet Divanı, Orams davası ile ilgili kararını açıklayacak.

Orams davası özet olarak, Kıbrıslı Rum Meletis Apostolidis’in, Girne yakınlarındaki Lapta’daki “1974 öncesinde kendisine ait arsa üzerine villa inşa ettikleri” gerekçesiyle İngiliz David-Linda Orams çifti hakkında açtığı dava.

Dava ilk başta basit bir mülk davası gibi gözükse de, aslında Rumların 15 değişik formatta ATAD’a ve AİHM’ye taşıdıkları mülk konularından bir tanesi.

Rumlar, KKTC egemenlik alanı içindeki taşınmazlar üzerinde hak iddia edebilmek için 15 ayrı bakış açısı ile 15 ayrı konuyu, 15 ayrı pilot dava şeklinde AİHM’ye götürdüler.

Bunların içinde Loizidou ve Arestis davası, ki Bayan Myra Arestis’in kocası Yorgos Arestis de bir ATAD yargıcıdır, bu 15 dava içinde iki ayrı değişik talep ile AİHM’ye aktarılmış ve Rumlar tarafından kazanılmış davalardır.

Türkiye Cumhuriyeti her iki davada da taraf yapılmış ve tazminata mahkûm edilmiştir.

Orams davası ise önce Lefkoşa Rum Mahkemesinde sonra da İngiltere’de açılmış bir dava. Orams ailesinin İngiliz olmaları nedeni ile Orams ailesinden arazisi üzerine konut yaptıkları için tazminat isteyen Rum M. Apostolidis önce Lefkoşa Rum Mahkemesinden bir tazminat kararı çıkartmış sonra da bu tazminatı tahsil edebilmek için Orams’ların İngilterte’deki mal varlıklarına el koyabilmek amacı ile davayı İngiltere Yüksek Mahkemesine taşımıştı.

İngiltere Yüksek Mahkemesi de önüne gelen Orams dosyasındaki Rumların İngiltere’de bir İngiliz vatandaşının mülküne el koymak taleplerini reddetmişti. Bundan sonraki süreçte Rumlar davayı istinaf ettiler ve İngiliz İstinaf Mahkemesine götürdüler.

İngiltere’deki usule göre İstinaf Mahkemesinin kararı da Lordlar Kamarası tarafından onaylandıktan sonra nihai şeklini alır ve hiçbir makam da bu kararı artık değiştiremez.

İngiltere’deki yüzyıllardır uygulanmakta olan geleneğe göre çok ender konuların dışında İngiliz İstinaf Mahkemesi, bir alt mahkeme olan İngiltere Yüksek Mahkemesinin kararına saygı duyar ve değiştirmez.  Sonuç olarak da söz konusu Orams davası İngiltere Yüksek Mahkemesinin aldığı red kararı doğrultusunda önce İngiliz İstinaf Mahkemesi sonra da Lordlar Kamarası tarafından bir daha görüşülmemek üzere reddedilmiş olacaktı.

Bunu hisseden Rumlar bu aşamada konuyu ATAD’a taşımak amacı ile ATAD’dan görüş alınmasını talep ettiler.  Rumların bu talebine, davaya taraf olan KKTC devleti “Hayır”  deseydi, ATAD bu davaya gene müdahil olamayacaktı ama nedense, iddialara göre, Cumhurbaşkanı Talat’ın onayı ile “Evet” dendi ve İngiliz İstinaf Mahkemesi, Avrupa Birliği hukukunun kendisine verdiği yetkiye dayanarak, 44/2001 sayılı AB Tüzüğü’nün ve 10. Protokol’ün yorumlanmasını bu konuda yetkili olan ATAD’dan istemeye karar verdi.

Konu böylece Rum yargıçların at oynattığı ATAD’ın kucağına itildi.

ATAD’ın başkanı Yunanlı Vasilios Skouris, üyelerden birisi de Bayan Myra Arestis’in kocası Yorgos Arestis’dir.

Maalesef, İngiltere’de davayı yürüten ekibimiz yasal itiraz süreci içinde ne ATAD’ı oluşturan yargı heyetinin başkanının Yunanlı olmasına, ne de heyet üyelerinden birisinin, Bayan Myra Arestis’in kocası Yorgos Arestis olmasına itiraz etmediler. Oysa itiraz hakkımız vardı.

ATAD’a giden C-420/07 no.lu dava için Başsavcı-Raportör Juliena Kokott bir rapor hazırladı ve 18 Aralık’ta da bu raporunu açıkladı.

Tamamen egemenliğimizi Rumların insafı altına sokacak olan bu raporda Başsavcı Kokott, özetle Kıbrıs Rum mahkemelerinin ve Kıbrıs (Rum) Cumhuriyetinin KKTC sınırları içinde her tür sivil ve ticari konularda hüküm verme yetkisi olduğu ve Kıbrıs Rum mahkemelerinde alınan kararların, AB hukuku gereği, tüm Avrupa Birliği ülkeleri tarafından tanınarak uygulanması gerektiği yönünde görüş belirtti.

Yarın çıkacak olan ATAD kararının da bu yönde veya benzer içerikte olacağından hiç şüphe yoktur. Üstelik bu karar “Birincil Hukuk” sınıfında olacak  yani üye devletlerin kendi hukuk yasalarının üzerinde bir geçerliliğe sahip olacak.

Sonuca ve davanın gelişimine baktığımda aklıma maalesef, bu sürecin KKTC aleyhine dahice tezgahlanmış bir “Komplo” olduğu gelmektedir.

İngiltere’de, Mağusa’da ve Yeni İskele’de yaşayan Larnaka ve Baf asıllı Kıbrıslı Türklerden edindiğim bilgiye ve iddialara göre, davayı yürüten kişilerden Hasan Vahip’in, 1958 -1974 yılları arasındaki Milli mücadele yıllarında Larnaka’da babası Türkler tarafından vatan hainliği ile suçlanan ve bu nedenle de İngiltere’ye kaçan kişinin oğlu olduğu ve İlker Kılıç’ın da aynı dönemde gene Türk İdaresi tarafından vatan haini ilan edilen ve ölene dek Makarios’un danışmanlığını yapmış olan Dr. İhsan Ali’nin kardeşi oğlu olduğudur. Ben, söz konusu her iki avukatı da tanımıyorum. Bu iddialar aslen Larnaka’lı ve Baf’lı olan kişilerin söylemleri ve sözlü verdikleri bilgilerdir.

İnsanın aklına ister istemez sanki bu dava kaybedilsin ve Kıbrıslı Türklerin yıllardır verdikleri ölümüne mücadelenin ve kendi devletlerine sahip çıkma isteklerinin aksine, Rumlara KKTC üzerinde egemenlik hakları verilsin ve 1974 Mutlu Barış Harekatı ile hepimizin hayatını kurtaran Türk Barış Kuvvetleri de Rum Mahkemeleri kararı ile hukuken adayı terk etmek zorunda bırakılsın diye her ortamın hazırlandığı ve her yolun denendiği geliyor.

Umarım doğru çıkmaz.

Who created the Cyprus problem?

23 Nisan 2009
Yorum yapılmamış

In the Greek Cypriot version of history, Greece’s national issue, the “Megali Idea” (Mega Idea), the wish of “Enosis,” — meaning the annexation of Cyprus to Greece — stands firm.

The Enosis concept, based on the map of the Megali Idea drawn in 1791 and encapsulating the island of Cyprus in the territories of Greece, which at the time was under Ottoman rule, has stayed on the agenda ever since. This problem, led by Cypriot and Greece Orthodox Churches within their own historical evolution, has various stages.

1st stage: The problem called “Cyprus” actively appeared for the first time after the mapping of the Megali Idea in 1791, release of Enosis manifesto on 1821 and the uprising of Greeks under the leadership of Greek Orthodox Church.

2nd stage: The period between 1878-1914, when the active sovereignty of Cyprus was handled by the British. During this period, Turkish Cypriots were compelled to migrate in huge numbers, prompted by bloody attacks organized by swarms of Greeks and the properties owned by the Evkaf (Turkish Foundation) were confiscated. The origin of the property issue, still on the agenda today, goes back to this era.

3rd stage: The period covering the days after the unilateral annexation of the island by the British. In 1921 and 1950, Enosis plebiscites organized under the patronage of the Orthodox Church and Enosis helped with an uprising that took place in 1931, and 1955 the EOKA started an armed campaign steered by Greece.

4th stage: The period covered after the establishment of the Republic of Cyprus in 1960 till 1974. Greek Cypriots attempted to knock down the republic by changing the constitution and enforced the AKRITAS Plan on Dec. 21, 1963, where Mr. Papadopoulos was one of the masterminds under the code name “Defkalion”.

The international community, blaming Turkey for an occupation, seems to be forgetting the fact that Greece had sent secretly a division of 20,000 troops to the island in 1964. As a result, Turkish Cypriots had to evacuate 103 villages and were squeezed in “ghettos” covering barely 3 percent of the total land. They were forced to survive under unemployment, economic sanctions, restricted right of movement, no property rights and even massacred.

During the 4th stage, two fronts, actually both aiming for Enosis as the final target but differing in timing and procedure, came on scene. The EOKA-B, supported by the junta in Greece, was willing to achieve Enosis via short cut by overthrowing President Makarios, took over the administration by a military coup on July 15, 1974.

During the internal clashes within the Greek community in this period, 2,000 Greek Cypriots were killed and Nikos Sampson installed as the new president. Makarios, in his speech on July 19, 1974 at the UN Security Council stated that “the July 15 coup was organized by the Greek government and is an occupation threatening the independency and sovereignty of the island.”

All of these, based on written material, bring up the existence of a cluster of problems on the island, founded and governed by Greece before two centuries and finally aimed to overtake the administration. The 1974 military intervention by Turkey based on the Treaty of Guarantee is not the factor that created the Cyprus problem, but actually, on the contrary, aimed to end it and became a turning point by opening a passage for finding a political solution.

Alongside the statement of Makarios, the existence of the ruling of Supreme Court of Greece dated March 21, 1979 and ref 2658/79, stating, “The intervention of Turkish Army to Cyprus is fully legal, the responsibility totally belongs to Greek officers” are by no means the best testimonials to clarify the picture.

EROĞLU-TALAT İŞBİRLİĞİ

23 Nisan 2009
Yorum yapılmamış

Kıbrıs Rum cumhurbaşkanı Hristofyas uzun müddettir müzakereleri çıkmaza sokmaya ve bunun da sorumluluğunu Cumhurbaşkanı Talat’ın sırtına yüklemenin temel hazırlıklarını yapıyordu.

Önceleri müzakereleri sulandırmak için “Talat haftada iki kez görüşme istiyor, benim vaktim yok” deyip sabote etmek yolunu seçti ama tutturamadı.

Sonra Talat’ın ısrarlı tutumunu ve ard arda gelen önerilerini görünce “Talat BM parametrelerinin dışına çıkıyor ve Konfederasyon istiyor” demeye başladı.

Arkasından, baktı gördü bunda da pek inandırıcı olamıyor, bu defa da “Çözüm Türkiye’nin elinde. Türkiye isterse adada çözüm hemen gerçekleşir” iddiasını ortaya attı ve Türkiye’yi hedef göstermeye başladı.

Hristofyas’ın bu son uygulamasına, sözcüsü Stefanu, Dışişleri Bakanı Kiprianu, Meclis Başkanı Karoyan ve Nasyonal Sosyalist (NAZİ) çizgisinde olan hükümetin küçük ortağı EDEK’in başkanı Omiru’dan oluşan koro da katıldı.  Ayrı ayrı yer ve toplantılarda aynı ithamları dile getirmeye başladılar.

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Erdoğan ile Cumhurbaşkanı Gül’ün açıklamaları ve adada sürdürülen müzakerelere destek verdiklerini resmen belirtmeleri, Hristofyas ve avenesinin (ortaklarının) bu son girişimini de iyice gölgede bıraktı.

Rum Yönetimi başkanının müzakereler sürecinde, Türk tarafını suçlama girişimlerinin inandırıcı olmaması ve Türk tarafında suçlanacak birilerinin bulanamamasından dolayı “Türkleri suçlama senaryosu” tam da kötüye gidiyorken, KKTC’de yapılan 19 Nisan Milletvekili seçimleri imdadına yetişti.

Pazar günü yapılan seçimler, müzakereler kendileri tarafından çıkmaza sokulduktan sonra Türk tarafında suçlayabilecekleri yeni bir aktörü daha çıkardı piyasaya, Ulusal Birlik Partisini.

Yapılan seçimlerde 26 Milletvekili çıkararak kurulacak hükümetin alternatifsiz adayı durumuna yükselen UBP, suçlanabilecek en ideal hedef oldu.

Vur abalıya misali, Hristofyas daha 20 Nisan Pazartesi sabahını bile beklemeden seçim gününün gecesinde ağabeylerinin senaryosunu uygulamaya koydu ve televizyon kanallarına verdiği demeçlerle, hemen ve derhal çoğunluğu elde eden UBP hükümetinin müzakereleri çıkmaza sokacağından bahsetmeye başladı.

Niyeti de, Talat ile Eroğlu’nu daha işin başında kapıştırmak ve tereyağından kıl çeker gibi aradan çıkarak müzakerelerin devamının tehlikeye girmesini zevkle seyretmek, sonra da ağız dolusu suçlama ile UBP’yi müzakereleri kopartmakla suçlamak.

Hedefi de aynen Glafkos Klerides’in “İfadem” adlı 4 ciltlik kitabında yazdığı gibi “Yıllarca masaya oturduk ama anlaşma niyetimiz yoktu. Hiçbir anlaşmaya da imza atmadan laf ola görüşmeleri sürdürdük ve sonunda da Türkleri anlaşmazlıkla suçladık” şeklinde davranmak ve müzakereleri kabul edilemez öneriler sunarak çıkmaza sokmaktı.

Korku miskinmiş derler ya, aynen öyle de oldu.

Hristrofyas, tüm suçlamaları sırtına yıkacağı bu yeni hedefi bulmanın sevinci ile ellerini ovuştururken aniden seçimlerin ertesi günü UBP Genel Başkanı Dr. Eroğlu’ndan tüm hayallerini yıkan bir açıklama geldi.

“Talat ile müzakerelere aynen devam edeceğiz” diyen Eroğlu, Hristofyas’ı ve haftalardır “uluslar arası camianın ve özellikle AB’nin ve ABD’nin; müzakerelerin başarısızlığa uğramasını istemiyorlarsa, uzlaşmazlığının aşılması amacıyla Türkiye’ye baskı yapmalarının şimdi tam zamanıdır” diyen Rum siyasileri düş kırıklığına uğrattı.

Dün gerçekleştirilen Eroğlu-Talat görüşmesinden sonra yapılan, “Her ikimiz de parti başkanlığından gelen yöneticileriz, netice itibarıyla ikimiz de ülke sorunlarını çözmek için bu görevlerdeyiz. Cumhurbaşkanı ve Başbakan olarak uyumlu bir dönem geçireceğiz” açıklaması ise Rumları iyice yıktı ve UBP’yi müzakereleri çıkmaza sokmakla suçlamak senaryolarına da darbe vurdu.

Aslında bu aşamada sorgulanması gereken UBP değil, Hristofyas’ın müzakereler sürecindeki tutumu olmalı.

Müzakerelere fiilen müdahil olan BM ve her zaman hariçten Rumların lehine gazel okuyan AB, UBP’nin çözüme destek olup olmayacağını sorgulamak ve üzerinde fikirler yürütmek yerine bu güne kadar Hristofyas’ın, Kıbrıs sorununun çözümüne ne tür engeller çıkardığını araştırması gerekmektedir.


Form Yükleniyor

Yükleniyor...

Kullanıcı girişi

 Beni hatırla
Kayıt olun!
Şifremi unuttum

Yeni kayıt

Giriş yapın
Şifremi unuttum

Şifre talebi

Giriş yapın
Kayıt olun!

Popüler yazılar

  • The Varying Geographical Names in the İsland of Cyprus, Recorded by the Travellers Since 23 B.C.
  • Academy
  • Hakkımda
  • Albüm
  • Kıbrıs Antlaşmaları, Planları ve Önemli BM, AB Kararları Cilt-2
  • PROPERTY EXCHANGE NIGHTMARE IN SOUTHERN CYPRUS
  • Almanya'da Türk İzleri
  • Kıbrıs'ın 2005 Yıllık Geçmişinde Tarihin Derinliklerinde Kaybolmuş Yer İsimleri
  • Year 2007 Academic Comments on Cyprus' Politics
  • İletİşİm
 

RSS okuyucu ile takip edin...

Yazılar RSS
Yorumlar RSS

Rastgele 10 yazı

  • Rumların Türkiye Stratejisi
  • Arestis davası Evkaf duvarına çarpacak
  • ÇÖZÜM BİR BAŞKA BAHARA
  • CYPRUS’ HISTORY FROM 1960 TO 2008 (7)
  • AB’nin ve BM’nin Talat’a hitap tarzı beni rahatsız ediyor
  • MÜZAKERELER VE MÜLKİYET
  • Yeni Referanduma Türkler EVET diyecek mi?
  • Mustafa Fadıl'ı Tanıyor musunuz?
  • CYPRUS’ HISTORY FROM 1960 TO 2008 (11)
  • ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi ve Türkiye-1

Ankete katılın...

Sorry, there are no polls available at the moment.

Etiketler

Abd Ama Ankara Avrupa Belli Bile Bir Bm Bu Buna Bunu Bunun Daha Daki Deki Devlet Diye Eden Gelen Genel Gibi Hemen Ilk Iyi Kabul Karar Kendi Ki KKTC Nin Ortak Oy Papadopulos Pek Rum Tam Veto Veya Ya Yani Yeni Yeni Bir Yok Yunanistan Zaman
Designed by Bilisim Sistemleri

© 2008 - 2010 Prof. Dr. Ata ATUN Kişisel Web Sitesi |

XHTML
CSS
English
  • Sosyal imleme
  • E-posta ile yolla
  • Linkibol
  • Bagcik
  • Yumiyum
  • Oyyla
  • Tusul
  • 100Puan
  • del.icio.us
  • Digg
  • Furl
  • Netscape
  • Yahoo! My Web
  • StumbleUpon
  • Google Bookmarks
  • Technorati
  • BlinkList
  • Newsvine
  • ma.gnolia
  • reddit
  • Windows Live
  • Tailrank
  • Blogmarks
  • Favoriting
E-mail