• Anasayfa
  • Kategoriler
    • Araştırmalarım
    • Hakkımda
    • İletişim
    • Klasik Yazılarım
    • Konferanslarım
    • Yazılarım
  • Academy
  • Albüm
  • Bildirilerim
    • English Papers
    • Türkçe Bildiriler
  • Kitaplarım
  • Arşivler
    • Temmuz 2010
    • Haziran 2010
    • Mayıs 2010
    • Nisan 2010
    • Mart 2010
    • Şubat 2010
    • Ocak 2010
    • Aralık 2009
    • Kasım 2009
    • Ekim 2009
    • Eylül 2009
    • Ağustos 2009
    • Temmuz 2009
    • Haziran 2009
    • Mayıs 2009
    • Nisan 2009
    • Mart 2009
    • Şubat 2009
    • Ocak 2009
    • Aralık 2008
    • Kasım 2008
    • Ekim 2008
    • Eylül 2008
    • Ağustos 2008
    • Temmuz 2008
    • Haziran 2008
    • Mayıs 2008
    • Nisan 2008
    • Mart 2008
    • Şubat 2008
    • Ocak 2008
    • Aralık 2007
    • Kasım 2007
    • Ekim 2007
    • Eylül 2007
    • Ağustos 2007

Kasım 2008 ayında yazılan yazılar...

TÜRK RUS İLİŞKİLERİ VE RUMLAR

30 Kasım 2008
Yorum yapılmamış

5 Haziran 2008 Perşembe günü Londra’da Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti ve Birleşik Krallık arasında imzalanan Mutabakat Belgesinde (MOU – Memorandum of Understanding) yer almayan bir küçük ayrıntı 20 Kasım 20087 tarihli Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu arasında Moskova’da imzalanan Siyasi Manifesto’da, tüm politik ve siyasi teamüllere aykırı olarak yer aldı.

Bu ayrıntının art niyetli olduğu kesin.

İleriki günlerde Rusya’nın başını ağrıtacağı da çok açık.

Belli ki düzenbazlıkta Bizans’ın torunları olduklarını inkar etmeyen Rumlar, yılların deneyimli Rus diplomatlarını olduğu gibi Medvedev ile Putin’i de oyuna getirmişler.  Hayalden öteye gitmeyen ve halen de üzerinde mutabakata varılmamış bir sonucu, sanki BM’nin koşuluymuş gibi söz konusu “Mutabakat veya Manifesto” maddeleri arasına koydurmayı başarmışlar.

Beraberinde bir heyetle Rusya’ya giden Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’in 19 Kasımda Kremlin Sarayı’nda gerçekleştirdikleri zirve toplantısı sonrasında açıklanan Rum-Rus Siyasi Manifesto’sunda, “Doruk Anlaşmaları’nın, Üniter Kıbrıs Cumhuriyeti devletinin, BM Güvenlik Konseyi’nin ilgili kararlarında tarif edildiği şekliyle siyasi eşitliğe, tek egemenliğe, tek uluslararası temsiliyete ve tek vatandaşlığa sahip, iki bölgeli, iki toplumlu federasyon haline dönüşmesi” maddesine atıfta bulunuluyor.

Bu gerçekte çok saçma ve politik teamüllere hiç uymayan bir yaklaşım ve cümle.

Başlamış ve halen devam etmekte olan bir futbol maçının sonucunu, ortak bir kararla belirlemeye çalışmaya benziyor bu Rum-Rus mutabakatı.

Rumların, Kıbrıs’ta mevcut her iki halkın liderlerinin sürdürmekte oldukları müzakereleri manipüle etmek istedikleri ve kendi çizgilerine doğru çekmek çabası içinde oldukları kesin. Bunun için de her yolu ve her düzenbazlığı deniyorlar.

12 Şubat 1977 tarihinde Denktaş-Makarios arasında mutabakata varılan I.ci Doruk Anlaşması ile 19 Mayıs 1979 tarihinde Denktaş-Kyprianou arasında mutabakata varılan II.ci Doruk Anlaşmasında, hiçbir şekilde “Mevcut Kıbrıs (Rum) Cumhuriyetinin BM Güvenlik Konseyi’nin ilgili kararlarında tarif edildiği şekliyle siyasi eşitliğe, tek egemenliğe, tek uluslararası temsiliyete ve tek vatandaşlığa sahip, iki bölgeli, iki toplumlu federasyon haline dönüşeceği” şeklinde bir madde kesinlikle yok.

Bu kavram Papadopulos tarafından Annan Planı Referandumu öncesi ortaya atılan bir kavramdır ve bu güne kadar Rum ve Türk liderler tarafından imzalanmış veya söz birliğine varılmış hiçbir anlaşma içinde yer almamaktadır.

Cumhurbaşkanı adayı olduğu dönemde Hristofyas, 17 Şubat gecesi Cumhurbaşkanlığı yarışından ikinci kazanan aday olarak çıktıktan hemen sonra, dosdoğru içinde artık hiç kimsenin kalmadığı ve kağıtların havada uçuştuğu DIKO merkezine gitmiş ve Papadopulos’tan kendisine destek vermesi karşılığında “Annan Planını asla görüşmeyeceği ve Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti’ni hiçbir şekilde ve koşulda statü değişikliğine uğratmayacağı” taahhüdünü vermişti.

Bu nedenle de gerek Hristofyas, gerekse de Yunanistan Dış İşleri Bakanı Bayan Theodora Bakoyanni “Annan Planı”nın var olmadığını ve görüşmelere zemin teşkil etmeyeceğini ısrarla ve hiç bıkıp usanmadan söylemeye başlamışlardı.

Haziran ayı içinde Hristofyas, Londra’ya yaptığı ziyaret sonrasında iki devlet tarafından açıklanacak olan “Ortak Anlayış Metni” içine de aynı manada bir cümleyi koymak istemiş fakat Başbakan Gordon Brown’un olumsuz tavrı ile karşılaşmıştı. Tüm çabalarına ve araya Dış Rumlar Dünya Federasyonu Başkanı Haris Sofoklidis ile Birleşik Krallık Ulusal Kıbrıs Federasyonu Başkanı Piter Drusiotis’ı koymasına rağmen Brown’a bu mealde bir cümlenin mutabakat içine konmasını kabul ettirememişti.

İngiliz kaçın kurası. Böyle tuzaklara asla düşmez.

Rumlar, Türkiye’nin 1 Ocak 2009 tarihinde başlayacak ve 1 Ocak 2011 tarihinde sona erecek BM Güvenlik Konseyi üyeliği süresince Kıbrıs konusunda atmak isteyeceği adımları şimdiden marke etmeye çalışıyorlar.

Limasol’un güneyindeki sözde Kıbrıs Rum Cumhuriyeti Münhasır Ekonomik Bölge suları içinde Panama ve Norveç bandıralı gemilere petrol arama izni vermelerinin altında da Türkiye’yi ABD, İngiltere ve AB üyesi ülkeler ile karşı karşıya bırakmak yatıyor.

Amaçları Türkiye üzerinde çeşitli yönlerden baskılar oluşturmak, bir çok devleti yanlarına alarak Türkiye’ye hasım haline getirmek ve adadan çekilmesini sağlamak.

Rusya’nın bu hatadan dönmesi ve bu tuzaktan kurtulmak çabaları içinde girmesi çok zaman almayacak. Putin’in ve Medvedev’in Türkiye danışmanı stratejiste göre 1492 yılından beridir neredeyse 500 yıldır diplomatik ilişki içerisinde olan iki devletin ilişkileri son bir yıldır yükselme trendine girmiş ve Rusya’nın Orta Doğu politikalarını gerçekleştirebilmesi için de Türkiye, Rusya için olmazsa olmaz bir konuma gelmiş.

Bu durumda, Hristofyas’ın imzalattığı Siyasi Manifesto’nun ve bir albüm şeklinde Medvedev’e sunduğu 12 adet Rus itimatnamesinin süs olmaktan öteye pek bir mana ifade etmeyeceği kesin.

Dünyada son 7 yılda ortaya çıkmış yeni politik oluşum ve uluslararası konjonktür, Rusya’nın Türkiyesiz Orta Doğu’da hiçbir başarı sağlayamayacağını göstermektedir.

Sakın Hristofyas’ın bu durmak bilmeyen dış temaslarının altında, Türkiye korkusu yatıyor olmasın.

KIBRIS SEMPOZYUMU

25 Kasım 2008
Yorum yapılmamış

Kıbrıs Türk Kültür Derneğinin Ankara’daki Genel Merkezi tarafından organize edilen 1.ci Uluslararası Kıbrıs sempozyumuna katıldığım için sizlerle birkaç gündür beraber olamadım.

Müthiş bir sempozyumdu.

Hatta daha da ileri giderek bu güne kadar katıldığım yüzden ve fazla sempozyum içinde en iyi olanlardan bir tanesiydi de diyebilirim.

İçinde araştırmaya dayalı akademik bilgi, sevgi, dostluk, heyecan, göz yaşı ve hala daha alev alev yanan vatan sevgisi vardı.

Sizlere hem sempozyumdan hem de bizleri çok ilgilendiren “Kıbrıs Türk Kültür Derneği”nden bahsetmem, yapmam gereken en doğru hareket olacak sanırım.

Sempozyumda, hem Kıbrıs konusuna merak salmış genç akademisyenleri görmek hem de Türkiye’ye yerleşmiş Kıbrıslı kardeşlerimizle hasret gidermek beni gerçekten çok mutlu etti. Anavatan Türkiye’yi ikinci vatan etmiş soydaşlarımızı görmek, dinlemek, sarılmak ve hasret gidermek ayrı bir coşku, ayrı bir sevinç oldu.

Sunulan 29 bildiriyi, KKTC ve Türkiye de dahil olmak üzere 5 ülkedeki toplam 14 değişik fakülteden gelen akademisyenler ile Kıbrıs olaylarını birebir yaşayan ve isimleri efsaneleşmiş kahramanlar sundular.

Genç ve yetişmekte olan akademisyenlerin sundukları bildirilerin her biri, tarihimizdeki belli bir zaman dilimini didik didik ederek hazırlanmış, pek çok bilinmeyeni ortaya koyan ve doğruları gözler önüne seren, güvenilir akademik bildirilerdi. Hepsini kalben kutlarım.

1957’lerden itibaren, Enosis’i ülkü edinmiş Rumların bizleri karşı uyguladıkları kıyımlar, katliamlar ve soykırıma karşı kurulmuş olan ve bizleri 1974 Mutlu Barış Harekatına kadar müthiş bir mücadele ruhu ile taşıyan “Türk Mukavemet Teşkilatı”nın temellerini atarak çekirdeğini oluşturan “Em. Albay İsmail Tansu”nun, minnacık “Elmas” adlı tahta tekne ile şanlı mücadelemizde kullandığımız silahlarımızı anavatandan bizlere taşıyan “Ahmet Oğuz Kotoğlu”nun ve Atlılar-Muratağa-Sandallar’da Rumlar tarafından çoluk, çocuk, kız, kadın ve ihtiyar demeden katledilen kardeşlerimizin mezar yerini tespit ederek kazıyı başlatan “Em. Tabip Yarbay Ayhan Çekiç”in anılarını dinlemek bilgilerimize bilgi, heyecanımıza heyecan kattı. Tanıyabilmek fırsatını bulduğum bu üç kahramana ve tanımak fırsatımın olmadığı yakın tarihimizin tüm kahramanlarına da şükranlarımı sunarım.

Onların birinci ağızdan anlattıkları ile eksik olan bilgilerimi tamamladım, yanlış olanları da düzelttim.

Kıbrıs Türk Kültür Derneğinin Ankara’daki Genel Merkezi tarafından organize edilen 1.ci Uluslararası Kıbrıs sempozyum gerçekten kusursuz ve aksamasızdı. Kıbrıs Türk Kültür Derneği üyelerine dernek faaliyetlerini, çalışmalarını ve etkinliklerini sorduğumda, hepsi de söze öncelikle, şimdi Dernek Başkan olan “Ahmet Göksan dönemi öncesi” ve “Sonrası” diyerek başladılar.

Ahmet Göksan kardeşimiz, yıllarca çalıştığı “KKTC Ankara Büyükelçiliği”nden emekli  olduktan sonra, önce K.T.Kültür Derneğinin Yönetim kuruluna girmiş, sonra da derneğin Başkanı olmuş. Dernek yeni başkanı ile yıllar önce yeni bir ruh, yeni bir yapılanma ve yepyeni bir ivme kazanmış. Yönetim Kurulunu oluşturan Kıbrıslı kardeşlerimiz, hala daha hem gönülden hem de büyük bir özveri ile çalışıyorlar.

Yeniden yapılanma ve oluşum ile Dernek gelirleri neredeyse altı misli artmış. Anne veya babası Kıbrıslı Türk olan ve Türkiye’de ikamet etmeleri nedeni ile de KKTC Eğitim Bakanlığından burs alamayan evlatlarımızdan 140 tanesine burs vermeye başlamış derneğimiz. Sempozyumda görevli olarak çalışan bu pırıl pırıl çocuklarımızdan bazılarını görmek ve onlarla konuşmak beni gerçekten çok mutlu etti.

Binalar yenilenmiş, kullanım alanları ve maksatları çağdaşlaşmış ve Türkiye’nin belli başlı 4 büyük şehrinde kurulan şubeler de etkin faaliyetlere başlamış.

Adalı olmanın verdiği haslet ile de, bazı kişiler bu başarıyı hazmedemedikleri için takoz koymaya çabalamışlar ama tabii ki nafileye uğraşmışlar. Umarım kişisel haslet ve kıskançlıkları ile Genel merkezin çalışmalarına engel olmayı devam ettirmezler. Birliğe ve beraberliğe çok gereksinim duyduğumuz bu günlerde, bu tür davranışların kabul görmesi ve tasvip edilmesi olanaksız.

Kıbrıs Türk Kültür Derneği Genel Başkanı Ahmet Göksan’ı ve ona her konuda yardımcı olarak özverili çalışan tüm Yönetim Kurulu üyelerini kutlarım. Antalya Şubesinin gelecek ay açacağı “21 Aralık Soykırım Sergisi” ile İzmir Şubesinin faaliyetlerinden önümüzdeki günlerde yer alacak yazılarımdan bir tanesinde detaylı olarak bahsedeceğim.

Mücadelemiz hala daha bitmiş değildir. Elbirliği ile KKTC’nin egemen bir devlet olarak yaşamına ara vermeden devam etmesi için çalışmalarımıza hep birlikte devam edeceğiz.

YUNAN ENTRİKASI GENE BAŞLADI

19 Kasım 2008
Yorum yapılmamış

Zaten Yunanistan’ın Kıbrıs üzerinde çevirdiği dolaplar hiç bitmemişti ki, başlasın.

Bu sefer de Yunanistan hükümeti “Kıbrıs Müzakereleri”nde Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın yanına, müzakerelerde yardımcı olmak ve gerekli her tür desteği vermek için Yunanlı anayasa uzmanları, hukukçular, uluslar arası ilişkiler profesörleri ve Kamu Hukuku uzmanlarından oluşan bir grubu Güney Kıbrıs’a göndermeye hazırlanıyor. Yunanistan’ın bu kararı şimdilik tek taraflı. Daha Rumların onayını almamışlar ama nasıl olsa Rumlara kabul ettirecekler.

Hristofyas, geçen aylarda Atina’ya yaptığı resmi ziyarette böyle bir konuya değinmemiş olmasına rağmen, belli ki Yunanistan ipleri elden bırakmaya niyetli değil ve perdenin arkasından Kıbrıslı Rumları idare etmek kararında. Ne olur ne olmaz korkuları var içlerinde. Adanın garantörlerinden bir tanesi olan Yunanistan, ada üzerindeki haklarından hiç vazgeçmek düşüncesinde değil. İşin ucunda Megalo İdea var. Kimin haddine onu unutmak veya yok saymak.

Hristofyas, bu çok özel konu olan “Müzakerelere Yunanlı heyet desteği” konusunu 26 Kasım’da gerçekleştireceği Atina ziyareti sırasında Yunan hükümeti ile görüşecek. Hristofyas ve baryaları Yunanistan’ı hem yanlarında istiyorlar hem de 15 Temmuz 1974’de Yunanistan yönetimli darbe deneyimlerinden dolayı da Yunanistan’ın başlarına yeni bir çorap daha örmesinden korkuyorlar. Nede olsa ortada 15 Temmuz 1974’de yenmiş bir kazık var ve bu nedenle de yoğurdu artık üfleyerek yemeye niyetliler.

Yunanistan’ın iddiası ise, benzer adımların geçmişte, prosedürlerin müzakere edilmesi sırasında da yapılmış olması ve yeni bir gelişme olmadığı.

Yunanistan Cumhurbaşkanı Karolos Papulyas’ın “Kıbrıs toprağının üçte birinin Türkiye’nin işgali altında olduğunu” öne sürerek “Bağımsız, BM ve AB üyesi bir devlette böyle bir işgalin devamına izin verilemez. Bir Avrupa başkenti olan Lefkoşa’nın duvarla ikiye bölünmüş olması da kabul edilemezdir” sözleri beni ve benim gibi düşünenleri sadece güldürüyor.

Gerçekten de bu Rumlar ve Yunanlılar son derece pişkin insanlar. İnanılır gibi değil. İnsanın yüzüne baka baka yalan söyleyebilmek ve söylediklerine de inanmak yetenekleri var.

Bir taraftan 1964-1974 yılları arasında Yunanistan adaya bir tümen asker, üç komando birliği ve bir de zırhlı birlik göndererek resmen adayı işgal etmiş, diğer taraftan da masum Türkleri öldürmesi için katil Yorgos Grivas’ı hem RMMO’nun başına getirtmiş hem de adadaki Yunan Tümeninin komutanı yapmış. Yani fiilen adanın askeri gücünü yönetmiş. Devlet daireleri içine yerleştirilmiş Yunanlı bürokratlar ise adanın Yunanistan tarafından işgal edilmesinin bir başka yüzü ve tartışılması gereken bir başka gerçek.

Şimdi de utanmadan ve sıkılmadan Cumhurbaşkanı olacak Papulyas, Kıbrıs toprağının üçte birinin Türkiye’nin işgali altında olduğundan bahsediyor. Bu lafa Karpaz’ın yaban keçileri bile güler.

İşin bir başka ilginç tarafı da, Türk Ordusuna “İşgalci” diyen Rumların, kendi anavatanları olan Yunanistan’dan gelen ve adayı 10 yıl müddetle işgal eden üstelik bir de “Darbe” yapan “Yunan Ordusu”ndan “İşgalci” diye hiç bahsetmemeleri. Ağızlarına bile almıyorlar.

1970 yılında Makarios, adadaki Yunan işgaline son vermek ve adayı Yunanistan idaresinden kurtarmak için adaya Çek silahlarını getirtip kendi özel birliklerini kurmaya kalkınca, Atina çok tedirgin olup, silahların adaya gelişini protesto eden Ankara ile aynı paralelde harekete geçerek Makarios’u “yola ge­tirmek” için, Lefkoşa’ya bir ültimatom göndererek 3 şart koştu.

1)   Silahların BM komutanlığına teslim edilmesi

2)   Çeşitli eğilimdeki Bakanlardan yeni bir Hükümetin kurulması.

3)   Kıbrıs Hükümetinin bundan böyle izleyeceği politika konusunda Atina’ya ayak uydurması.

Uluslararası hukuka göre gerçekte Yunanistan’ın bağımsız bir ülkeye ültimatom vermesi olanaksız. Türkiye böylesi bir ültimatomu verince yaygarayı kopararak dünyayı ayağa kaldıran Rumlar, Yunanistan’dan gelen bu ültimatom karşısında sus pus olmuşlardı.

Bir de ağız birliği etmişçesine, bir gün birisi, diğer bir gün de öbürü, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası içindeki Ek I. Madde 4’de yer alan Garantörlük müessesesinin kalkması gerektiği konusunda ahkam kesmekteler.

Onlara göre, diğer garantörlerle birlikte Türkiye’nin garantörlüğüne gereksinim yokmuş ve AB’nin garantörlüğü Kıbrıslı Türkler için yeterli imiş.

Herhalde bizi aptal yerine koyuyorlar ve çok değil daha sadece bir insan ömrünün yarısı kadar bir süre olan olan 40 yıl evvel bize uyguladıkları soykırımı unuttuğumuzu zannediyorlar. Son nüfus sayımına göre KKTC halkının neredeyse %50’si 35 yaş üzerinde ve 1974 öncesini de unutmamak üzere kafasına kazımış ve çok iyi bir şekilde hatırlıyor.

Yunanistan’ın Talat-Hristofyas müzakereleri sürecinde Rumlara destek olarak geniş bir ekip göndermek niyeti, garantörlük konusunda AB’ye güvenilirse başımıza nelerin geleceğinin çok güzel bir örneği ve göstergesi.  Yunanistan uluslar arası platformlarda  “Ben artık Kıbrıs konusuna karışmıyorum” söyleminde bulunuyor ama iş fiiliyata gelince bunun tam aksini yapıyor ve bire bir müzakerelerin içinde yer almak ve müzakerelerde belirleyici olmak niyetini ortaya koyuyor.

Söylemleri sadece hedef şaşırtmak, 1955’lerden beridir yaptığı gibi, ama hedefleri fiilen adada olmak.


Form Yükleniyor

Yükleniyor...

Kullanıcı girişi

 Beni hatırla
Kayıt olun!
Şifremi unuttum

Yeni kayıt

Giriş yapın
Şifremi unuttum

Şifre talebi

Giriş yapın
Kayıt olun!

Popüler yazılar

  • The Varying Geographical Names in the İsland of Cyprus, Recorded by the Travellers Since 23 B.C.
  • Academy
  • Hakkımda
  • Albüm
  • Kıbrıs Antlaşmaları, Planları ve Önemli BM, AB Kararları Cilt-2
  • PROPERTY EXCHANGE NIGHTMARE IN SOUTHERN CYPRUS
  • Almanya'da Türk İzleri
  • Kıbrıs'ın 2005 Yıllık Geçmişinde Tarihin Derinliklerinde Kaybolmuş Yer İsimleri
  • Year 2007 Academic Comments on Cyprus' Politics
  • İletİşİm
 

RSS okuyucu ile takip edin...

Yazılar RSS
Yorumlar RSS

Rastgele 10 yazı

  • Rum yerleşikler 230,000 kişi
  • KKTC GÖKTEN ZEMBİLLEMİ İNDİ
  • Orgeneral Y. Büyükanıt ve elimizdeki çözüm kozları
  • 2ci BUSH DÖNEMİ, ORTA DOĞU VE BİZ
  • PAPADOPULOS’UN KARA HAYALLERİ
  • Erdoğan’a hayran kalmamak elden değil
  • Rumlara göre Federasyon öldü
  • Türkiye Finlandiya Önerilerine Yumuşak
  • KIBRIS’TA VAKIF MALLARI KURTARILIYOR
  • Müzakerelere devam

Ankete katılın...

Sorry, there are no polls available at the moment.

Etiketler

Abd Ama Ankara Avrupa Belli Bile Bir Bm Bu Buna Bunu Bunun Daha Daki Deki Devlet Diye Eden Gelen Genel Gibi Hemen Ilk Iyi Kabul Karar Kendi Ki KKTC Nin Ortak Oy Papadopulos Pek Rum Tam Veto Veya Ya Yani Yeni Yeni Bir Yok Yunanistan Zaman
Designed by Bilisim Sistemleri

© 2008 - 2010 Prof. Dr. Ata ATUN Kişisel Web Sitesi |

XHTML
CSS
English
  • Sosyal imleme
  • E-posta ile yolla
  • Linkibol
  • Bagcik
  • Yumiyum
  • Oyyla
  • Tusul
  • 100Puan
  • del.icio.us
  • Digg
  • Furl
  • Netscape
  • Yahoo! My Web
  • StumbleUpon
  • Google Bookmarks
  • Technorati
  • BlinkList
  • Newsvine
  • ma.gnolia
  • reddit
  • Windows Live
  • Tailrank
  • Blogmarks
  • Favoriting
E-mail