• Anasayfa
  • Kategoriler
    • Araştırmalarım
    • Hakkımda
    • İletişim
    • Klasik Yazılarım
    • Konferanslarım
    • Yazılarım
  • Academy
  • Albüm
  • Bildirilerim
    • English Papers
    • Türkçe Bildiriler
  • Kitaplarım
  • Arşivler
    • Temmuz 2010
    • Haziran 2010
    • Mayıs 2010
    • Nisan 2010
    • Mart 2010
    • Şubat 2010
    • Ocak 2010
    • Aralık 2009
    • Kasım 2009
    • Ekim 2009
    • Eylül 2009
    • Ağustos 2009
    • Temmuz 2009
    • Haziran 2009
    • Mayıs 2009
    • Nisan 2009
    • Mart 2009
    • Şubat 2009
    • Ocak 2009
    • Aralık 2008
    • Kasım 2008
    • Ekim 2008
    • Eylül 2008
    • Ağustos 2008
    • Temmuz 2008
    • Haziran 2008
    • Mayıs 2008
    • Nisan 2008
    • Mart 2008
    • Şubat 2008
    • Ocak 2008
    • Aralık 2007
    • Kasım 2007
    • Ekim 2007
    • Eylül 2007
    • Ağustos 2007

Ağustos 2008 ayında yazılan yazılar...

BATININ KKTC YANLIŞI

28 Ağustos 2008
Yorum yapılmamış

Güney Osetya ve Abhazya’nın Rusya’ya yaptığı başvurunun Rus parlamentosunun alt kanadı Duma ve üst kanadı Federasyon Konseyi’nde kabul edilmesi ve Rusya Devlet Başkanı Medvedev’in, Gürcistan’ın topraklarını üçe bölen kritik kararı imzalayarak Moskova’nın Güney Osetya ile Abhazya’nın bağımsızlıklarını tanıdığını ilan etmesi ile Uluslararası Hukuk ve Uluslar arası diplomasi yeni bir döneme girdi.

Medvedev’in “Bu konuda artık bizim de bir karar almamız gerekiyor. İlgili bütün uluslararası hukuku göz önünde bulundurarak bu cumhuriyetlerin bağımsızlıklarını tanıyoruz. Rusya Devlet Başkanı olarak iki oluşumun Rusya tarafından bağımsız ve egemen devlet olarak tanınması kararnamesini imzalıyorum. Dünyayı Rusya kararını desteklemeye davet ediyorum.“ demesi ve sözlerini “İnsanların hayatını kurtarmanın tek yönteminin bu olduğunu düşünerek diğer devletlerin de bu konuda Rusya’yı örnek alarak hareket etmesini istiyoruz” cümlesi ile bitirmesi, KKTC’nin konumunu güçlü duruma, yıllardır acımasızca uygulanan izolasyonları da şaibe altına soktu.

Artık Kıbrıs konusu, toplumlararası görüşmelerin başladığı 1968 yılından düne kadar geldiği süreçten ve altında Rusya’nın da imzasının bulunduğu BM Güvenlik Konseyinin Kıbrıs ile ilgili tek taraflı aldığı 70 adet kararın içeriğinden dışarı çıkıverdi aniden.

Bütün tılsım bozuldu.

Dün Kıbrıs konusunun bulunduğu konum ile bu günkü konumu arasında dağlar kadar fark var artık. Zaten Kosova’nın bağımsızlığı ve ABD ile AB’nin bu konudaki tek yanlı tutumu, Kıbrıs sorununun çözümünde kafalarda soru işaretleri yaratmış, KKTC’ye ileride kullanabileceği bir koz vermişti. Şimdi Medvedev’in söylediği yukarıdaki cümleler, Kıbrıs sorununu sonlandırmak için aranılan çözüm şeklini kökünden değiştirebilecek güçte.

Abhazya ve Osetya’daki ayrılıktan sonra Batı, “Biz niye Kıbrıs’ta iki halkı zorla birleştirmeye çalışıyoruz” diye kendisini sorgulaması gerekmektedir.

Rusya’nın Güney Kıbrıs’taki Büyükelçilik Maslahatgüzarı Aleksander Sierbakov, Ortodoks ortakları olan Rumları gücendirmemek ve huylandırmamak için 14 Ağustos günü yazdığım “Osetya-Rusya, KKTC-Türkiye benzeşmesi” adlı yazım üstüne hemen ertesi gün yaptığı açıklamada, “Rusya’nın Güney Osetya’ya müdahalesinin yasal olduğunu, bu müdahaleyi; uluslararası anlaşmalar ve yükümlülüklerine dayanarak yaptığını ancak 1974’te Kıbrıs’ta olanlar ile şu anda Güney Osetya’da yaşananlar arasında hiçbir paralellik bulunmadığını” ısrarla vurgulamasına rağmen, iki kamaralı Rusya Parlamentosunun aldığı tanıma kararı ile bu benzeşme iyice belirginleşti.

Rus’ların, Abhaz’ların ve Oset’lerin artık bu benzeşmeyi inkâr etmek veya hedef yanıltmak gibi bir seçenekleri de olamayacak çünkü artık her köşede, her dönemeçte önlerine KKTC çıkacak veya daha doğrusu önlerine KKTC konacak.

Veya KKTC kendisine yıllarca  haksızca yaşatılan izolasyonlardan kurtulmak için Abhazya’yı ve Güney Osetya’yı örnek gösterip, masaya koyacak.

1964’den beridir Kıbrıs’ta iki halkın varlığını görmemezlikten gelen ve Kıbrıslı Türklere asla self determinasyon hakkı veya kendini yönetme hakkını tanımak dahi istemeyen Batı, şimdi gerçeklerle yüzleşmiş oldu.

Güney Osetya’nın ve Abhazya’nın ne kadar kendini idare etmek hakkı varsa, Kosova’nın da ne kadar bağımsızlık hakkı varsa, KKTC’nin de o kadar kendini yönetmek hakkı var ve bir o kadar da bağımsızlık hakkı var.

Her ne kadar Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlık ilanının Rusya tarafından tanınması ile Türkiye’nin zora girdiği söyleniyorsa da bu iddianın geçerli hiçbir tarafı yok. Tam tersine, Türkiye’nin Kosova’yı tanımakla son derece doğru bir karar aldığını ve Rusya’nın da Kosova’nın bağımsızlığını ilan etmesinden sonra KKTC’yi örnek göstererek Batıya hesap sormasının, Türkiye’nin KKTC konusunda yürüttüğü siyasetin ne kadar doğru olduğunu ortaya koymaktadır.

İddiaların tam tersine, Kıbrıs konusunda, KKTC konusunda artık Türkiye’nin eli çok güçlü. Her an ve her zaman masaya, Rumların Türklere saldırdığı zaman Türkiye’nin garantörlük hakkını kullanıp 1974’de Kıbrıs’a müdahale etmesi ile Gürcistan’ın Güney Osetya’ya saldırması sonrası Rusya’nın garantörlük hakkını kullanıp askeri müdahalede bulunmasını koyabilir. Rusya’nın Duma’da ve Federasyon Konseyinde Abhazya’nın ve Güney Osetya’nın bağımsızlığını tanıdıktan sonra olası uluslararası tanınmışlık istemesini, aynı mantıkla KKTC’ye de uygulanmasını isteyebilir.

Güney Osetya’nın ve Abhazya’nın bağımsızlığı ile ilgili olarak BM Güvenlik Konseyi, KKTC’nin ilanından hemen sonra yemeden içmeden ve aradan daha 3 gün bile geçmeden aldığı 541 No.lu karar benzeri bir karar almazsa, Türkiye’nin hemen BM’ye ve Güvenlik Konseyine başvurarak bu kararın kaldırılmasını istemesi ve geçersiz olduğunun ısrarla üzerinde durması gerekmektedir.

Güvenlik Konseyi ve AB Komisyonu, KKTC’ye yıllardır uygulanan ambargolar misali Güney Osetya ve Abhazya’ya da her hangi bir şekilde izolasyon uygulanması kararı almazlarsa, Türkiye’nin ve KKTC’nin de BM’ye, BM Güvenlik Konseyine ve ABAD’a başvurup, izolasyonların haksızlığını ortaya koyup, bunların kaldırılmasını talep etmelidir.

Güney Osetya ve Abhazya’ya futbol takımlarının her hangi bir nedenle dahi olsa yabancı takımlarla maç yapmaları durumunda FIFA’nın tek yanlı uygulama yaptığı gerekçesi ile KKTC’nin hakkını araması, FIFA’yı da dava etmesi gerekmektedir.

Batı’nın 1963’de Kıbrıs’lı Türklerle ve 1983’de de KKTC ile ilgili büyük hatalar yaptığı ve yanlış kararlar aldığı, Abhazya ve Güney Osetya gerçeği ile ortaya çıktı.

RUM SİYASİLERİN İTİRAFLARI

25 Ağustos 2008
Yorum yapılmamış

Doğrudan müzakereler yaklaştıkça, Rum tarafında ve de özellikle Hristofyas’ın kurduğu Koalisyon Hükümetinin içindeki ortakların düşünceleri de yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı.

Aslında, 2004 yılında niye Annan Planına “Hayır” dedikleri de, bu sözlerin ve görüşlerin içinde yer alıyor. Mantık aynı mantık, kafa aynı kafa.

Rum tarafında, çözüm şekli, müzakere masasında görüşülen konular ve Rum tarafının görüşleri konusunda, Hristofyas’ı destekleyenler ve desteklemeyenler olmak üzere iki grubun var olduğu, yavaş yavaş elle tutulur ve gözle görülür bir şekilde su üstüne çıkmaya başladı.

Doğrudan müzakerelerin başlama günü yaklaştıkça da Rum tarafındaki tartışmalar giderek sertleşmeye başladı.

Tartışmaları masaya koyan tarafın ve sesini yükselten tarafın Hristofyas’ın muhalifleri olduklarını zannedeceksiniz ama gerçek hiçte öyle değil. Bağırıp çağıranlar, 24 Şubat sonrasında Hristofyas’ın kurduğu AKEL, DIKO ve EDEK Koalisyonunun içinden.  Zaten daha 17 Şubat gecesi, yani 1.ci turun yapıldığı Pazar gününün gecesi, Hristofyas Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanabilmek için DIKO ve yandaşı EDEK’e verdiği niyet mektubu ile bunlara gebe kalmış, boynuna da ilmeği geçirmişti. İlmek Hristofyas’ın boynunda, ipin ucu da DIKO’da. DIKO’nun ilmeği çekiştiren eli de EDEK’in avuçları içinde.

Hristofyas’ın Koalisyon ortağı DIKO’nun Meclis Grup Sözcüsü Andreas Angelidis’in sözleri, müzakerelerin geleceğinin ne olabileceğinin işaretlerini şimdiden vermekte. Zaten sadece Angelidisi’in sözleri de değil, tüm siyasilerin görüşleri ve sözleri müzakerelerin nasıl geçeceğinin ve sonucunun ne olacağının kehanetini şimdiden yapıyor.

Angelidis, “bizim muhatabımız Türkiye’dir, Kıbrıs’lı Türkler muhatabımız değil, ortağımız da değil sadece bizim tabamızdır” diyerek hem kendinin hem de partisi DIKO’nun müzakerelere bakış açısını ortaya koyuverdi. Yutulacak ve pek de hazmedilecek bir tanımlama değil bu.

Angelidis sözlerine devamla, “Ortaklık tanımı yanlıştır. Çünkü 1960’’ta kurulan ortaklık değildi, bize dayatılan ve hiçbir zaman ortağımız olmayan azınlığa aşırı haklar tanıyan bir anlaşmaydı. Kıbrıs Türk tarafı ortaklık terimini, 1960′ta kurulanın 1964′te geçerliliğini kaybettiğini ve Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs Cumhuriyeti devleti tarafından temsil edilmediği tezlerini haklı göstermek için kullandı.” sözleri ile de 1960 Kıbrıs Cumhuriyetine nasıl baktıklarını ve 1960’da kurulan ortaklığı nasıl değerlendirdiklerini özetleyiverdi.

Angelidis’ göre, dönüşümlü Başkanlık da kabul edilemez ve Başkan hep Rum olmalı.

Hadi koyduk diyelim DIKO’yu bir kenara, aşırı sağcı bir partidir diye, Papadopulos’un partisidir diye. Ya AKEL Milletvekili Yannos Lamaris’ ne demeli. Hristofyas halen AKEL’in Genel Sekreteri ve Lamaris de, bizdeki Siyasi Partiler Yasasına göre Hristofyas’ın Parti Başkanlığı görevini yaptığı AKEL’in milletvekili.

Lamaris olası Federasyonda “Genel oylamanın” da temel bir unsur teşkil ettiğini ve başkanlık sisteminin mevcut olduğu tüm devletlerde devlet başkanların bu şekilde seçildiklerini söyleyerek, çoğunluk oylara sahip Rumların verecekleri oylarla Türk Devlet başkanının seçileceğinin ipucunu verdi. Adamlar kapalı kapılar ardında ne hinlikler tezgahlıyorlar, inanılır gibi değil. Rumlar, verecekleri oylarlara öyle bir Kıbrıslı Türk’ü seçecekler ki, Rum çoğunluk oyları ile seçilecek Türk Devlet başkanı, dönüşüm sırası kendisine geldiği vakit Rumlar için çalışsın. Zaten Rumlar da böylesi karakterde birinden başkasına da oy vermezler.

KS EDEK Başkan Yardımcısı Sofoklis Sofokleus’da hiç geri kalır mı? O da partisinin görüşlerini ortaya koydu ve dönüşümlü başkanlık konusunda “nüfus oranının ciddi bir şekilde göz önüne alınması gerektiğini” ortaya attı. Sofokleus’a göre 4 yıl Rumlar, 1 yıl da Türkler Başkan olabilirmiş ancak. Bu nasıl bir ortaklık olacaksa?

Türklerin haklarını dikkate aldıklarını iddia eden DİSY partisinin Başkan Yardımcısı İonas Nikolau ise tam kestirmeden gitti. Nikolau, bir anlaşma sonucunda oluşacak federal devletin “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devamı şeklinde olması ve devletin egemenliğinin, bağımsızlığının ve toprak bütünlüğünün her türlü taksim veya bölünmeye karşı garanti altına alınmış olması gerektiğini” söyleyerek, partisinin görüşünü ortaya koydu.

Nikolau sözlerini, biri Kıbrıs Türk diğeri ise Kıbrıs Rum olmak üzere iki saf bölge şeklinde, etnik ve dini kriterler temelinde ayrım yapılmasının, insan haklarını, geri dönüş hakkını ve üç temel özgürlüğü ortadan kaldıracağı için kabul edilemez olduğunu söyleyerek sonlandırdı.

Adı var oyları yok Rum Ekologlar ve Çevreciler Hareketi Genel Sekreteri Yorgos Perdikis ise “başkanlık konseyi veya dönüşümlü başkanlık önerileri ile halkın ve devletin bütünlüğünün altının oyulduğunu, ırkçı ayrımcılığın güçlendiğini, etnik toplular arasındaki uçurumun büyüdüğünü” iddia ederek, “seçimle gelecek ve parlamentoya (meclis ya da parlamento) hesap vermekle sorumlu olacak bir hükümetin yer alacağı parlamenter demokrasi” kurulmalı diyerek, kimin oyu fazla ise, kurulacak yeni devleti o idare etsin düşüncesini ortaya attı. Yani Rum çoğunluk devleti idare etsin iddiasında.

Geri kalanların neler dediğini bunda öteye yazmama gerek yok.

Kısa ve öz olarak Rumlar, adanın tek ve tartışmasız hâkimi oldukları 1974 öncesine dönmek istiyorlar ve biz Kıbrıslı Türklere de azınlık gözü ile bakıyorlar. Başkaca hiçbir hedefleri de yok. Gerisi sadece oyalama taktiği.

NOT: Geçiş döneminde yazılarımı kaçıran veya bulamayan meraklı okuyucularım, http://www.ataatun.com veya http://www.ataatun.org sitelerinden geriye dönük olarak tüm yazılarımı ve günlük KÖŞE yazılarımı okuyabilirler.

Arestis, Orams ve Maraş

25 Ağustos 2008
Yorum yapılmamış

Her üçü de kasten ve bilerek bize kaybettirilen davalar. Arestis davasını kaybettiren mantalite şimdi de Orams davasının kaybedilmesi için devrede. Sırada da Maraş var. Göz göre göre onu da bize kaybettirecek bu hastalıklı düşünce sahibi kişiler.
Myra Ksenidi Arestis davasını aynen Orams davasında olduğu gibi göz göre göre kaybettik. Bir olasılıkla da kasten kaybettirildik.
Bayan Myra’nın sahibi olduğunu iddia ettiği malın gerçekte Abdullah Paşa Vakfına ait olduğu ve sahtecilikle elde edildiğini kanıtlayacak tapu kayıtları güya geç bulunmuş ve itiraz süresi içinde AİHM’ye sunulamamış. Buna, bu davayı kaybetmek için göz göre göre geç başvurduk dense daha doğru olacaktı.
Bu kadar fütursuzca yazmamın nedeni de, bu davadan sonra olan gelişmeler.
Son üç yıldaki bütün uyarılarıma ve sunduğum belgelere rağmen Vakıflar İdaremiz Maraş’taki mallarımızı geri almak için o günden beridir bir tek olumlu adım bile atmadı.
Bu gün AİHM’nin önünde, Kıbrıs’taki Rum mülkleri ile ilgili 36 adet dava dosyası daha canlı olarak durmakta ve sırasını beklemekte.
Söz konusu bu 36 dava dosyasının 11 tanesi halen görüşme süreci içinde ve talep edilen tazminat miktarı yüz milyon avro’nun epeyi üzerinde. AİHM tarafından kabul aşamasını geçen geri kalan 25 davayla ilgili revize edilmiş tazminat talepleri de sunulmuş durumda. Söz konusu bu 11 davanın arasında Maraş’ta, Rumların belgelerde sahtecilik yaparak gasp ettikleri ata topraklarımız da var.
İddialara göre Maraş’ta bulunan mülklerle ilgili davaların Ksenidi-Aresti davası kararı doğrultusunda yürütülecek ve Aresti davası emsal alınacak
Aresti’nin dedesi Mavrodi Haji Hambi Mavreli, 15.09.1913 tarihinde Mülhak Vakıf olarak kayıtlara geçmiş Abdullah Paşa Vakfının söz konusu malını evraklarda sahteleme yaparak hile ile tapuda adına kaydetmiş. Bu malı da 35 yıl sonra 5.10.1949 tarihinde kızı Anna Mavroudi Haji Hambi’ye bağışlamış. Bayan Anna da söz konusu malı kızı Mira Xenidu’ya yani Mira Xsenti-Arestis’e 28.02.1974 tarihinde hibe etmiş. Devamını oku »


Form Yükleniyor

Yükleniyor...

Kullanıcı girişi

 Beni hatırla
Kayıt olun!
Şifremi unuttum

Yeni kayıt

Giriş yapın
Şifremi unuttum

Şifre talebi

Giriş yapın
Kayıt olun!

Popüler yazılar

  • The Varying Geographical Names in the İsland of Cyprus, Recorded by the Travellers Since 23 B.C.
  • Academy
  • Hakkımda
  • Albüm
  • Kıbrıs Antlaşmaları, Planları ve Önemli BM, AB Kararları Cilt-2
  • PROPERTY EXCHANGE NIGHTMARE IN SOUTHERN CYPRUS
  • Almanya'da Türk İzleri
  • Kıbrıs'ın 2005 Yıllık Geçmişinde Tarihin Derinliklerinde Kaybolmuş Yer İsimleri
  • Year 2007 Academic Comments on Cyprus' Politics
  • İletİşİm
 

RSS okuyucu ile takip edin...

Yazılar RSS
Yorumlar RSS

Rastgele 10 yazı

  • TR-AB Hava Sahası Anlaşması
  • CYPRUS’ HISTORY FROM 1960 TO 2008 (1)
  • PAZARIN SOSYAL AHKÂMI
  • Aralik Ozur Yazisi
  • TALAT’IN MEKTUBU
  • Ankara’dan siyasi atak
  • Türkiye AB Rekabeti
  • GREEK CYPRIOTS ARE NOT KEEN ON A SOLUTION
  • Kıbrıs Sorunu Yön mü Değiştiriyor
  • Rumların Türkiye Stratejisi

Ankete katılın...

Sorry, there are no polls available at the moment.

Etiketler

Abd Ama Ankara Avrupa Belli Bile Bir Bm Bu Buna Bunu Bunun Daha Daki Deki Devlet Diye Eden Gelen Genel Gibi Hemen Ilk Iyi Kabul Karar Kendi Ki KKTC Nin Ortak Oy Papadopulos Pek Rum Tam Veto Veya Ya Yani Yeni Yeni Bir Yok Yunanistan Zaman
Designed by Bilisim Sistemleri

© 2008 - 2010 Prof. Dr. Ata ATUN Kişisel Web Sitesi |

XHTML
CSS
English
  • Sosyal imleme
  • E-posta ile yolla
  • Linkibol
  • Bagcik
  • Yumiyum
  • Oyyla
  • Tusul
  • 100Puan
  • del.icio.us
  • Digg
  • Furl
  • Netscape
  • Yahoo! My Web
  • StumbleUpon
  • Google Bookmarks
  • Technorati
  • BlinkList
  • Newsvine
  • ma.gnolia
  • reddit
  • Windows Live
  • Tailrank
  • Blogmarks
  • Favoriting
E-mail