• Anasayfa
  • Kategoriler
    • Araştırmalarım
    • Hakkımda
    • İletişim
    • Klasik Yazılarım
    • Konferanslarım
    • Yazılarım
  • Academy
  • Albüm
  • Bildirilerim
    • English Papers
    • Türkçe Bildiriler
  • Kitaplarım
  • Arşivler
    • Temmuz 2010
    • Haziran 2010
    • Mayıs 2010
    • Nisan 2010
    • Mart 2010
    • Şubat 2010
    • Ocak 2010
    • Aralık 2009
    • Kasım 2009
    • Ekim 2009
    • Eylül 2009
    • Ağustos 2009
    • Temmuz 2009
    • Haziran 2009
    • Mayıs 2009
    • Nisan 2009
    • Mart 2009
    • Şubat 2009
    • Ocak 2009
    • Aralık 2008
    • Kasım 2008
    • Ekim 2008
    • Eylül 2008
    • Ağustos 2008
    • Temmuz 2008
    • Haziran 2008
    • Mayıs 2008
    • Nisan 2008
    • Mart 2008
    • Şubat 2008
    • Ocak 2008
    • Aralık 2007
    • Kasım 2007
    • Ekim 2007
    • Eylül 2007
    • Ağustos 2007

Haziran 2008 ayında yazılan yazılar...

TIKANAN KELİMELERİN DİLİ

30 Haziran 2008
Yorum yapılmamış

Bugünkü köşe yazımın başlığına “Tıkanan kelimelerin dili” dedim. Doğrusu, zihinsel programımın gündeminde böyle bir yazı yoktu.

Ancak, Volkan Gazetesinden Sabahattin İsmail dostum, geçtiğimiz hafta yayınlamış olduğum bir yazımdan yola çıkarak her biri yarım sayfaya yayılan iki günlük köşe yazısını benim ismim, akademik kimliğim ve konuya ilişkin ortaya koyduğum analiz nitelikli düşünce ve görüşüme ayırınca, bu yazım kendiliğinden doğmuş oldu.

Sabahattin dostumun iki günlük köşe yazısı birleştirildiği zaman ortaya çıkan boyut günlük bir gazetenin tam sayfası değerindedir ki, böylesine bir yazı geleneksel anlamdaki bir “Köşe Yazısı” esprisinin ötesine geçerek, deyim yerindeyse, bir araştırma-inceleme kimliğine bürünür.

Oysa Sabahattin dostumun iki gün üst üste kaleme aldığı yazısı bir araştırma-inceleme yazısı değil, benim, kendi köşe yazımda İngilizce iki kelimeden ibaret olarak bir arada kullandığım “Constituent State”e, kendi perspektifinden vermeye çalıştığı bir yanıttı sadece.

Kısacası benim iki kelimeden ibaret analizime, Volkan’ın tam sayfasına sığamayan bir karşı görüş.!

Coğrafyasıyla küçük, toplumsal tarihiyle büyük, güzelim ülkemiz Kıbrıs’ı ve onun “sorunu”nu bu tam sayfalık karşı görüş yazısında bir kez daha düşündüm.

Anladım ki bizim “Kıbrıs Sorunu”na çözüm arayışlarımızda en büyük sorunumuz çok hızlı bir şekilde çıkmaza giren ve tıkanan zihinsel karşıtlıklarımız değil, daha yolun başında anlaşmak umuduyla telaffuz etmeye başladığımız kelimelerin ilk cümlesini kurmadan tıkanması ve tıkanan kelimelerimizin de dilini kaybetmesidir.

Böyle olmasaydı eğer, Sabahattin dostum, iki kelimeden ibaret “Constituent State” (Kurucu Devlet) yorumuna günlük reklam değerini asgari ücrete eş tutabileceğimiz bir tam sayfayı ayırır mıydı?

Ve yine kelimelerimizin dili tıkanmasaydı eğer; edebiyatıyla da güçlü Sabahattin dostum, alışılagelmiş köşe yazısı sütunlarından birine mutlak sığardı diye düşünüyorum.

“Tıkanan Kelimeler” veya “Farklı Algılanan Kavramlar” diye de tanımlayabiliriz bu nedeni. Belki de Sabahattin dostumla birlikte ve bize katılacak diğer söz sahibi dostlarla, bu soruna bir çözüm getirebiliriz.

Bir başka köşe yazarımız, 23 Haziran Pazartesi günü yayınladığı yazısında, kendi değerlendirmeleri çerçevesinde ve gelişmelere kendi bakış açısı ile bakarak, olayın önemini hissetmiş ve aynen aşağıdaki kelimeleri kullanmış;

“Ne yazık ki işin bu boyutu kamuoyunda hemen hemen hiç tartışılmamakta;…”

Gerçekte tartışılan iki kavram bulunmaktadır. İngilizceleri “Constituent State” ve Founding State” olan tanımlar. Her ikisinin de tam Türkçesi “Kurucu Devlet”dir. Ama farklı olsunlar diye birine “Oluşturucu Devlet”, diğerine de “Kurucu Devlet” demeye başladık. Tabii bu devletler neyin kurucusu veya oluşturucusu olduklarına bağlı olarak da, “Devlet” veya “Eyalet” olarak ikiye ayrılmaktadır.

İngilizcesi “Constituent State”, Türkçesi “Kurucu Devlet” olan yapı, daha büyük bir Politik varlığın bir parçası olan, yasa yapmak ve buna ilaveten de Anayasayı değiştirmek yetkisi bulunan devlet (yönetim birimi) olarak tanımlanmaktadır. Örneğin Kaliforniya, ABD’nin “Kurucu (Constituent) Devlet”idir. Aynı şekilde Nahçevan da Azerbaycan’ın “Kurucu (Constituent) Devlet”idir. Bu tanım bazen tek taraflı bağımsızlık ilan etmiş devletleri tanımanın bir alternatif yolu olarak da kullanılmaktadır. İKÖ’nün KKTC’yi, “Kıbrıs Türk Devleti” adı altında “Kıbrıs”ın “Kurucu (Constituent) Devlet”i olarak kabul etmesi gibi veya Somaliland’nin 1991’de bağımsızlığını ilan etmesine rağmen diğer devletler tarafından Somali’nin “Kurucu (Constituent) Devlet”i olarak kabul edilmesi gibi.

Türkiye Cumhuriyeti Dış İşleri bakanlığının aşağıda internet adresini verdiğim, BM’nin hazırladığı Annan Planı ile ilgili sitesinde, İngilizcesi ….. “Constitution of the Turkish Cypriot Constituent State” olan ve Türkçesi de ilgili sitede …. “Kıbrıs Türk Kurucu Devleti’nin Anayasası” olarak yazılmış bulunan “Kıbrıs Türk Kurucu Devleti”nin yani “Turkish Cypriot Constituent State”in anayasası, en ince detayına kadar yazılmıştır.

http://www.mfa.gov.tr/annan-plani-ile-kurulmasi-ongorulen-kibris-turk-kurucu-devleti_nin-anayasasi.tr.mfa

Bu sayfada belirtilen “Kıbrıs Türk Kurucu Devleti”nin yani “Turkish Cypriot Constituent State”in Anayasasının 1.ci maddesi, Kıbrıs Türk Devletinin Şekli ve Nitelikleri”ni tanımlar.  Cumhurbaşkanı vardır, Bakanlar Kurulu vardır, Meclisi vardır. Devlet Kurumları, Sayıştay’ı, Yüksek Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi, Mahkemesi, Yargıtay’ı, Polis’i ve benzeri kurumları da bulunmaktadır.

Aynı sayfada yer alan Kıbrıs Türk Devletinin Şekli ve Nitelikleri,  aşağıda yer alan Madde 1’de tanımlanmıştır.
“Birleşik Kıbrıs Cumhuriyetinin, siyasi eşitlik, iki kesimlilik ve eşit statü temeline dayalı iki Kurucu Devletinden biridir. Kıbrıslı Türklerin ayrı kimliğini ve iki bölgeli bir ortaklık içindeki eşit siyasi statüyü temsil eder. Kıbrıs Türk Devleti, insan hakları, demokrasi, temsili cumhuriyet yönetimi, sosyal adalet ve hukukun üstünlüğü ilkelerine dayanan laik bir Devlettir.”

Kimin ne yazdığından veya söylediğinden ziyade, Kıbrıs konusunda birincil rol oynayan ve aynı zamanda da Garantör Statüsünü taşıyan Türkiye Cumhuriyeti’nin Dış İşleri Bakanlığının  “Kıbrıs Türk Kurucu Devleti” yani “Turkish Cypriot Constituent State” ile ilgili tanımı, mevcut koşullarda en geçerli olan tanımdır. Geri kalanlar sadece varsayımdır.

Zaten olayın önemi de burada ortaya çıkmaktadır.

Tartışılan ve 23 Mayıs mutabakatında  liderler tarafından kabul edilen “Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk Kurucu Devletleri”den Türk olanı hangi  “Turkish Cypriot Constituent State” yani “Kıbrıs Türk Kurucu Devleti”dir?.

Federal yapıdaki bir “Kıbrıs Türk Kurucu Devleti”mi, Konfederal yapıdaki bir “Kıbrıs Türk Kurucu Devleti”mi yoksa bir BM belgesi olan Annan Planı içindeki “Kıbrıs Türk Kurucu Devleti” mi?

23 Mayıs’taki Talat-Hristofyas görüşmesinin ardından, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs’taki Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun tarafından okunan ortak açıklamadaki altı adet cümle, aralarındaki nokta (.) dikkate alınıp mı okunacak, yoksa noktasız mı okunacak?

Noktalar dikkate alınıp okununca altı cümlelik paragrafın tümünden ortaya çıkan mana, noktalar yokmuş gibi okunandan çok farklı. Bu nedenle de farklı yorumlar ortaya çıkmakta, farklı iddialar ileri sürülmekte.

TRAFİK CEZA YÖNTEMİNDE HATA VAR

29 Haziran 2008
Yorum yapılmamış

Yollara hız kontrol kameralarının konması çok iyi oldu.

Hem, gece veya gündüz demeden, sıcak, soğuk, yağmurlu veya fırtınalı diyerek şikayette bulunmadan yollara çıkıp, sürücülerin sağ salim evlerine dönebilmeleri için görev yapan trafik polislerimizin “Pusu kuruyorlar” denilerek suçlanmaları son buldu, hem de sürücüler artık kurallara uymanın kendi menfaatleri için olduğunu öğrenmeye başladılar.

Genelde ülkemizde trafik kurallarına uyum, diğer ülkelere oranla daha yüksek. Karmaşa ve trafik kurallarına saygısızlık şimdilik diğer ülkelere kıyasla düşük.

Trafikte dolaşan araç sayısına oranla oluşan kaza sayısının grafiksel olarak gittikçe düşüyor olmasına, söz konusu hız kontrol kameralarının olumlu etkisinin çok olduğu inancı içindeyim.

En azından sürüşe bir disiplin getiriyor, sürücüleri de disipline sokuyor.

Hem parasal cezası ağır hem de puanlar gidiyor.

Sadece trafik polislerinin rastgele yolda durdurup yaptıkları denetimlerde kesilen cezaların ortalama sayısı haftalık 1118 adet. Denetim yapılıyor ve ceza kâğıdı sürücünün eline o anda tutuşturuluyor.

Ama trafik hız kontrol kameralarının tespit ettiği hız ihlallerinin cezaya dönüştürülmesi aşamasında alt yapı eksikliği nedeni ile ceza, aylar sonra sürücünün eline ulaşıyor ve sürücünün yaşamı da o andan itibaren darmadağın oluyor. Aslında gecikmeden dolayı oluşan bu haksızlık, aniden “Acımasız bir cezalandırma”ya dönüşüyor.

Amaç burada, sürücüyü acımasızca cezalandırmak mı, yoksa sürücüyü eğitmek mi?

Mevcut yöntemle oluşan ceza, sürücüyü disipline etmekten ve aynı kusuru bir daha işlememeyi öğretmekten öteye geçiyor ve maalesef sürücüyü hem acımasızca cezalandırıyor hem de ülkemizde toplu taşımacılığın yaygın olmaması nedeni ile sürücünün yaşamını alt üst ediyor.

Trafik hatası işlendikten sonraki makul sayılabilecek 10-15 gün içinde gelmeyen ceza ihbar kâğıdı, altışar veya sekizer aylık periyotlar içinde birikerek geliyor ve bir anda sürücünün eline dört tane, beş tane birden ceza kâğıdı tutuşturuluyor.

Sürücü hem çaresizlik içinde çırpınıyor, hem yüklü bir para cezası ödemek zorunda kalıyor, hem de ceza puanları bir anda üstü üste binip üst sınır olan yüz puanı geçince de sürüş ehliyetini kaybetmiş oluyor.

Resmi açıklamalara göre 1 Ocak-31 Aralık 2007′ye kadar olan 1 yıllık sürede, 2280 kişinin ehliyeti, alkollü araç kullanmaktan ve 100 ceza puanına ulaşmaktan dolayı iptal edilmiş.

Söz konusu bu 2280 kişi, toplu ulaşımın olmadığı ülkemizde, sürüş ehliyetinin iptal edildiği söz konusu üç ay içinde ne yaptı acaba. Ulaşım sorunlarını nasıl çözdü. Hiç düşünenimiz var mı?

Gerçekte yapılması gereken, trafik hız kontrol kameralarının tespit ettiği ihlalleri çok kısa bir zaman dilimi içinde sürücülere ulaştırmanın etkin bir yolunun bulunmasıdır.

Şimdilik bu sorun çözülemiyorsa, yapılacak yasal bir düzenleme ile trafik ihlalinin yapıldığı günden başlamak üzere onbeş gün içinde sürücüye ulaştırılamayan ihlaller için, para cezası aynen kalmak kaydı ile en fazla 5 puanlık bir cezanın kesilmesi olmalıdır.

Ayda bir kez trafik suçu işlemiş bir sürücünün ehliyetinin, 4 ay içinde aniden kendisine gönderilen 4 adet ceza ihbarı nedeni ile iptal edilmesi, hiçte olağan dışı bir gelişme değildir.

Günü gününe bu cezalar sürücüye iletilmiş olsaydı, sürücü daha birinci ihbardan sonra daha da dikkatli olmaya başlayacaktı ve belki de ikinci, üçüncü ve dördüncü trafik ihlalleri oluşmayacaktı, ehliyetini de kaybetmeyecekti.

Bence,  söz konusu ceza ihbar kâğıtlarının günü gününe sürücüye iletilebilmesi amacı ile toplu bir hareket başlatılmalıdır.

Mesela, hergün başbakana “Bir vatandaş olarak trafik ceza ihbar kağıtlarının günü gününe gönderilmesini talep ediyorum” içerikli bir e-mail göndermek bile toplu bir harekettir ve en azından vatandaşın duyduğu bir sıkıntıyı başbakan düzeyinde dile getirmektedir.

Başbakanımızın resmi e-mail adresi : info@kktcbasbakanlik.org

NİKO’YA KULAK VERİN

26 Haziran 2008
Yorum yapılmamış

KKTC’de her siyasi partinin bir Başkanı, bir Genel Sekreteri ve toplumu ilgilendiren belli başlı konularda da sözcüleri vardır. Resmi görevle yapılan konuşmalar veya halka aktarılması amacı ile basın yolu ile resmi kişilerce verilen beyanatlar, ilgili siyasi partiyi bağlarken, parti sempatizanı olarak bilinen kişilerin sözlerini veya yazılarını söz konusu partiye mal etmek, benim yargılarıma göre yanlış bir davranıştır.

Yazarların siyasi gelişmeler ve olaylar karşısındaki yorumunu, herhangi bir siyasi partinin resmi politik görüşü olarak algılamak da doğru bir yaklaşım değildir.

Olaylara tarafsız gözle bakabilmenin, duygulara kapılmadan doğru bilgilerle yorumlayıp harmanlamanın ve sonra da okuyucuya karmaşık olmayan sade bir dille aktarmanın “Doğru ve basın etiğine uygun bir davranış” olduğu inancındayım.

Bu inancımı da birkaç yıldır, yaz döneminde yurt dışında katıldığım üniversite üstü düzeydeki “Gazetecilik” eğitimlerinde, bu kavramın ısrarla ve derinlemesine işlenerek katılımcılara aktarılması nedeniyle geliştirdim ve pekiştirdim.

Görüşlerim benim görüşlerimdir ve sözlerim de sadece beni bağlar.  Hele “En iyi ben bilirim” yaklaşımında olmadığımı da beni yakından tanıyan okuyucularım, dostlarım ve arkadaşlarım çok iyi bilirler. Hiçbir konuda böylesi bir iddiada bulunmadım.

Son 32 yıldır hergün, fiilen içinde yaşadığım Kıbrıs siyasetinde de bu böyledir.

Alman-Kıbrıs Rum Forumu, 20 Haziran günü Berlin’de, Güney Doğu Avrupa Şirketi (özellikle Balkanlar’la ilgili düşünce kuruluşu) ve Alman SDP (Sosyal Demokrat Parti) bünyesinde bulunan Fredrich Ebert Stiftung isimli siyasi kurum tarafından ortak bir etkinlikle gerçekleştirildi. Kıbrıs sorunu ve mevcut gelişmelerin ele alındığı panelde DİSY Başkanı Nikos Anastasiadis de bir konuşma yaptı.

Anastasiadis konuşmasında özetle, “Egemen devletler arasında yapılacak müzakereleri asla kabul etmeyeceğiz” diyerek Kıbrıs konusunun çözümüne DISY olarak nasıl baktıklarını net olarak ortaya koydu.

DISY’e göre, yani Kıbrıslı Rum siyasi partiler arasında Türklerle kurulacak ortak bir devlete en ılımlı gözle bakan partiye göre, müzakere masasına “KKTC” olarak oturmamızı kabul etmeleri mümkün değilmiş.  Onlara göre masaya “1960’da Kıbrıs Rum Yönetimine baş kaldırmış asiler olarak oturacağız ve ancak bir takım hakların sahibi olabilecek, affa uğramış Türk azınlık olarak kalkabileceğiz”. Başka da yolu veya alternatifi de yokmuş.

Hristofyas Dikomo’ya kadar, Niko’da Leymosun’a kadar koştursun. (Yabancı okurlar için not: Bu özgün bir Kıbrıs deyimidir)

BM Genel Sekreterinin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı Lynn Pascoe’nin son ziyaretinden sonra “Kıbrıs’ta yorumlar ve kavramlar oyunu oynanmaktadır” demesi boşuna değil. Ortada büyük bir sıkıntının olduğu kesin. Hristofyas ve Talat arasındaki ilişkilerin ve Eylül de başlaması planlanan müzakerelerin ön hazırlıklarının iyi gitmediği gün gibi de aşikâr.

Düşük bir olasılık olsa da, Ege’de Türk ve Yunan uçakları arasında geçen çekişmeye “İt dalaşı” denmesi benzeri, Hristofyas ve Talat arasındaki “Politik dalaş”ın da, Eylül müzakerelerini sekteye uğratması mümkün.

23 Mayıs’ta, Talat’ın “Kurucu Devletler” terimini mutabakatın içine koydurmasını Hristofyas hala daha hazmedemedi. Bunun rövanşını 1 Haziran’da alacağını ve 1 Haziran mutabakatına “Tek Egemenlik ve tek vatandaşlık” kavramını koydurmak için elinden geleni yapacağını, birkaç gündür dile getiriyor. Fitil şimdiden ateşlendi.

Yakında çıngarın çıkacağını ve iplerin gerileceğini, “Talat ve Hristofyas, eski dostturlar ve barış istemektedirler. Bunlar Kıbrıs sorununu çözemezlerse başka hiç kimse çözemez” propagandasına rağmen ilişkilerin kısa bir zaman dilimi içinde kopma noktasına çok yaklaşacağını, açık ve net olarak algılayabiliyorum.

Üç tane cumhurbaşkanı eskitmiş, duayen Dış İşleri Bakanı Yakovou, açıkça son İngiliz tezgahının mimarı. Hristofyas’ın bütün acemiliğine rağmen İngilizlerden istedikleri “Ortak Bildiri”yi çıkarttırmayı başardı.

Fransız-Rum ilişkisinin arkasında da o var.

Yakovou’nun tezgâha koyduğu plan, müzakereleri, bütün yan yollarını tıkayıp, kaçış olasılıklarını da ortadan kaldırdıktan sonra kendi istedikleri ve hedefledikleri mecraya sokabilmek. Şimdilik etrafımızı kuşatıyorlar. Esasa sonra geçecekler.

Yakovou’nun fikir babalığı yaptığı birbaşka bir kavramı da, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi, bir müddettir planlı bir şekilde işlemeye ve akıllara sokmaya başladı.

Bir kaç ay evvelsinden Bayan Theodora Bakoyanni ve Hristofyas, söz birliği etmişçesine, “AB’nin garantisinin Kıbrıs için yeterli olduğunu, Türkiye’nin garantisine gerek bulunmadığını” resmen dile getirmeye başladılar. Bu oyun devam ederken ve de bu fikir beyinlere işlenirken, şimdi de Yunanistan, oyunun ikinci ayağı olarak, “Kıbrıs’ın Garantörlüğünden vazgeçmek istediğini” gayrı resmi olarak açıkladı.

Hedef, önce Türkiye’nin garantörlük haklarını şaibe altına sokup, “AB varken, gerekli mi, değil mi?” kavramı ile şüpheli hale getirmek, sonra da Yunanistan’ın “Garantörlükten” vazgeçmek talebi ile “1960 Garanti ve İttifak Antlaşması”nı havada bırakıp, geçersiz ve çalışmaz kılmak. Tezgâh hazırlanmış, düğmeye de basılmış. Amaç belli. Türkiye’nin Kıbrıs üzerindeki haklarını budamak ve Kıbrıs ile olan bağını koparmak.

Zaman, çok dikkatli olmak ve KKTC’den asla vazgeçmeden, yılmadan yürümek zamanı. Yanımızda, bize arka çıkabilecek veya destek olabilecek Türkiye’den başka hiçbir Allah’ın kulu veya devlet yok. Güvenliğimizi sağlayacak, adanın kuzeyindeki ata yadigârı küçücük topraklarımızda egemenliğimizi sürdürebilmemiz ve huzur içinde yaşayabilmemiz için yardımcı olacak TSK’dan başka güvenebileceğimiz hiçbir güç, sığınabileceğimiz hiçbir bağır da yok.


Form Yükleniyor

Yükleniyor...

Kullanıcı girişi

 Beni hatırla
Kayıt olun!
Şifremi unuttum

Yeni kayıt

Giriş yapın
Şifremi unuttum

Şifre talebi

Giriş yapın
Kayıt olun!

Popüler yazılar

  • The Varying Geographical Names in the İsland of Cyprus, Recorded by the Travellers Since 23 B.C.
  • Academy
  • Hakkımda
  • Albüm
  • Kıbrıs Antlaşmaları, Planları ve Önemli BM, AB Kararları Cilt-2
  • PROPERTY EXCHANGE NIGHTMARE IN SOUTHERN CYPRUS
  • Almanya'da Türk İzleri
  • Kıbrıs'ın 2005 Yıllık Geçmişinde Tarihin Derinliklerinde Kaybolmuş Yer İsimleri
  • Year 2007 Academic Comments on Cyprus' Politics
  • İletİşİm
 

RSS okuyucu ile takip edin...

Yazılar RSS
Yorumlar RSS

Rastgele 10 yazı

  • Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti adına temsiliyet
  • RUMLAR GARANTİ ANLAŞMALARINA TAKTI
  • TÜRKİYE, KIBRIS VE NİSAN SONRASI
  • Seçim Neleri Yaşatacak
  • Direk Ticaret Tüzüğü Fiyaskosu
  • Limanlar savaşının ilk raundu havada başladı
  • Maraş’ı artık kimse veremez
  • LOKMACI OYUNUNUN İKİNCİ PERDESİ
  • RUMLARIN MECLİS KARARLARI
  • CYPRUS’ HISTORY FROM 1960 TO 2008 (9)

Ankete katılın...

Sorry, there are no polls available at the moment.

Etiketler

Abd Ama Ankara Avrupa Belli Bile Bir Bm Bu Buna Bunu Bunun Daha Daki Deki Devlet Diye Eden Gelen Genel Gibi Hemen Ilk Iyi Kabul Karar Kendi Ki KKTC Nin Ortak Oy Papadopulos Pek Rum Tam Veto Veya Ya Yani Yeni Yeni Bir Yok Yunanistan Zaman
Designed by Bilisim Sistemleri

© 2008 - 2010 Prof. Dr. Ata ATUN Kişisel Web Sitesi |

XHTML
CSS
English
  • Sosyal imleme
  • E-posta ile yolla
  • Linkibol
  • Bagcik
  • Yumiyum
  • Oyyla
  • Tusul
  • 100Puan
  • del.icio.us
  • Digg
  • Furl
  • Netscape
  • Yahoo! My Web
  • StumbleUpon
  • Google Bookmarks
  • Technorati
  • BlinkList
  • Newsvine
  • ma.gnolia
  • reddit
  • Windows Live
  • Tailrank
  • Blogmarks
  • Favoriting
E-mail