• Anasayfa
  • Kategoriler
    • Araştırmalarım
    • Hakkımda
    • İletişim
    • Klasik Yazılarım
    • Konferanslarım
    • Yazılarım
  • Academy
  • Albüm
  • Bildirilerim
    • English Papers
    • Türkçe Bildiriler
  • Kitaplarım
  • Arşivler
    • Temmuz 2010
    • Haziran 2010
    • Mayıs 2010
    • Nisan 2010
    • Mart 2010
    • Şubat 2010
    • Ocak 2010
    • Aralık 2009
    • Kasım 2009
    • Ekim 2009
    • Eylül 2009
    • Ağustos 2009
    • Temmuz 2009
    • Haziran 2009
    • Mayıs 2009
    • Nisan 2009
    • Mart 2009
    • Şubat 2009
    • Ocak 2009
    • Aralık 2008
    • Kasım 2008
    • Ekim 2008
    • Eylül 2008
    • Ağustos 2008
    • Temmuz 2008
    • Haziran 2008
    • Mayıs 2008
    • Nisan 2008
    • Mart 2008
    • Şubat 2008
    • Ocak 2008
    • Aralık 2007
    • Kasım 2007
    • Ekim 2007
    • Eylül 2007
    • Ağustos 2007

Mart 2008 ayında yazılan yazılar...

TÜRKİYENİN GARANTÖRLÜĞÜNÜ TARTIŞMAK

31 Mart 2008
Yorum yapılmamış

Kıbrıs Rum ve Türk Liderleri arasında yapılan görüşmede varılan anlaşma uyarınca kurulması üzerinde mutabakata varılan Çalışma Grupları ve Teknik Komitelerin hangileri olacağı 26 Mart tarihinde liderlerin temsilcileri tarafından tespit edilerek açıklandı.

Özellikle çalışma grupları tespit edilirken, Rum tarafının 3 Cumhurbaşkanı eskitmiş gademici Dış İşleri Bakanı Yorgos Yakovou tarafından kurulan tuzağa düşüldüğü apaçık ortada.

Tam bir laf ebesi ve deneyimli bir diplomat olan Yakovou, kelimelerin arkasına saklanarak bu kısacık zaman dilimi içinde iki tanede politik tuzak kurmuş komiteler oluşturulurken.

Şu anda tuzakların her ikisi de saat gibi çalışıyor.

Bunlardan birincisi, Rumların insancıl konuları kapsayan ve Kıbrıs Rum Yönetimi ile KKTC hükümetinin işbirliği yapmasına kapı açacak olan Teknik Komitelerin çalışması ile ilgili.

İşbirliği yapmak demek, her iki yönetimin birbirlerinin eşit düzeyde olduklarını kabul ettikleri manasındadır. Kıbrıs Rum Yönetiminin böylesi bir olguyu kabul etmesi olanaksız.

Rumlar 1878 yılından beridir, bırakın Kıbrıslı Türklerin Kıbrıslı Rumlarla eşit düzeyde olduklarını, adada varlıklarını sürdüren bir halk olduklarını bile kabul etmediler.

Rum hükümeti, gündelik konularda anlaşmaya varılacak konuların derhal uygulamaya konulmasının, KKTC’nin tanınmışlık düzeyinin kendi seviyelerine çıkmasına yol açabileceği korkusu ile Teknik Komitelerin çalışmalarını sabote edecek. Komiteler harıl harıl çalışıyor gözükecek ama üzerinde mutabakata varılacak hiç bir konu olmayacaktır. Türklerden gelecek olan her tür işbirliği önerisini de usulüne uygun olarak reddedilecektir.

Rumların asıl hedefi, Teknik Komiteleri çalışıyor gibi göstermek ve Çalışma Grupları içindeki Kıbrıs Sorununun esasını teşkil eden “Yönetim ve güç paylaşımı”,  “AB konuları”,  “Güvenlik ve Garantiler”,  “Toprak”,  “Mülkiyet” ve “Ekonomik koşullar” konularında taviz kopararak, sorunun çözümünü “Üniter Devlet” yapısı içinde çekmek olacaktır.

Bu nedenle de Gambari süreci içinde yer alan Teknik Komitelerin yanına sonradan Çalışma Gruplarını da sokuşturarak Kıbrıs konusunun esasını teşkil eden konuları, son sözü söylemek yetkisi olmayan teknik elemanların tartışmasına açtılar.  Bizde bu tuzağın içine “Herşeyi görüşürüz” iddiası ile balıklama düştük.

İkinci tuzağın içine ise, Çalışma Grupları içindeki “Güvenlik ve Garantiler” başlıklı komitenin kurulmasını kabul etmekle düşüldü. Bu gerçekten büyük bir tuzak ve maalesef gözü kapalı bu tuzağın da içine düştük.

Daha başından bu komitenin kurulmasını, “Türkiye’nin Garantörlüğü kırmızı çizgimizdir, bu konuyu görüşmeyiz” diyerek reddetmek gerekiyordu aynen 1977’de BM genel Sekreteri Kurt Waldheim’in gözetiminde yapılan Denktaş-Makarios Doruk Antlaşmasında daha masaya oturulmadan peşinen Makarios’a kabul ettirildiği gibi.

Rumların hedefini ve Türkiye’nin garantörlüğü ortadan kaldırmak için masaya hangi belgeyi koyacaklarını ben şimdiden söyleyebilirim. Türklerin bunu kabul etmemesi durumunda da suçu hemen ve derhal Türklerin üzerine atacaklar ve “Türkler Uyuşmazdır Çalışma Gruplarını çalıştırmıyorlar” diye de yaygarayı koparacaklardır.

Rumlar yıllardır bu anı, yani Türkiye’nin Garantörlüğü konusunu tartışabilmeyi beklediler ve altın bir tepside biz bu olanağı Rumlara sunduk.

Rumlar yıllardır, Türkiye’nin 20 Temmuz 1974 Barış Harekâtını 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası, Ek 1, Garanti Antlaşması, Madde 4’ün Türkiye’ye verdiği “Garantörlük” yetkisinden çıkarıp, BM Bildirgesi temelinde, özellikle Madde 2(4)’e göre, kişisel veya kolektif olarak nefis müdafaası durumu dışında (Madde 51), bir devletin öteki devlete karşı zor kullanmasını yasaklaması içine sokmak gayreti içindeler.

Rumlara göre BM Güvenlik Konseyi böyle bir yetkiyi Türkiye’ye vermemiştir ve Türkiye’nin garantörlüğü de 1960 Kıbrıs Anayasasının ilgili maddesi uyarınca askeri bir müdahaleyi kapsamamaktadır.

İşte Rumlar bu iddiayı daha ilk günden masanın üzerine koyacaklar ve Türkiye’nin 1960 Kıbrıs Anayasasının ilgili maddesi uyarınca elinde tuttuğu garantörlüğünün askeri bir müdahaleyi kapsamadığını bu nedenle de garantörün AB olması gerektiğini kabul ettirmeye çalışacaklardır. Hayır dediğimiz anda da “uyuşmaz taraf” damgasını yiyeceğiz.

Bu savın babası ABAD’dan ekonomik ambargo kararının çıkmasının mimarı, AİHM’deki mülk davalarının mucidi ve şimdiki Hristofyas hükümetinde Adalet ve Kamu Düzeni Bakanı olan Kipros Hrisostomidis’dir. (bakınız “KIBRIS-ÖNÜMÜZDEKİ YOL, [Cyprus-The way forward] sayfa 63, K. Chrysostomides)

Kıbrıs Türk tarafı Teknik Komitelerin çalışmasını bir an evvel sonlandırarak, Kıbrıs Rum Yönetimi ile eşit düzeyde işbirliği yapmayı hedeflerken Rumlar da Çalışma Grupları içindeki konuları bir an önce sonlandırarak adanın tümüne el koymayı hedeflemekte.

İki tarafta da ortak nokta şimdilik yok.

Komitelerde görev yapanların ve adada ortak bir devlet kurulmasını bekleyenlerin işi zor.

LOKMACININ PERDE ARKASI GERÇEKLERİ

27 Mart 2008
Yorum yapılmamış

Türk Silahlı Kuvvetlerinin adadaki varlığı uluslararası antlaşmalara tam olarak uygun. TSK, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası, Ek 1, Garanti Antlaşması, Madde 4’ün kendisine verdiği yetki ile adada bulunuyor.

Adaya ne için geldiği, ne kadar kalacağı ve geri dönmek için de neyi beklediği apaçık belli. Madde 4, bu soruların yanıtını açık ve net olarak veriyor.

Bu süreyi belirlemek ne Hristofyas’a, ne Bakoyanni’ye ne Markulli’ye, ne de AB’nin herhangi bir yetkilisine kalmış.

Ağzı olan konuşur örneği, ne vakit adada görüşmeler başlayacak gibi olsa veya liderler görüşmeye başlasalar, hemen bahar havasının estiğinden bahsederler ve bu havanın devam etmesi için de Türkiye biraz asker çeksin de bahar devam etsin derler.

Bu tür lafların elle tutulabilir hiçbir doğru yanı yok. Ne hukuka uygun ne de bilimselliğe.

Kişilerin isteklerine göre gerçekleştirilmesine olanak olmayan kafadan atma bir öneri sadece.

Böylesi lafları duyduğumda sadece gülerim ve bunu söyleyen kişi hakkında görüşlerim değişir. Artık bu kişinin sözlerini pek dikkate almam, Kıbrıs konusunu gerektiği kadar bilmediği için.

Türkiye Cumhuriyeti Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın adayı ziyareti ise asla Rumların yaymak istedikleri gibi “Yasa dışı” değil.

Hristofyas, bu ziyaretin yasadışı olmadığını ve uluslararası antlaşmalara göre yasal bir ziyaret olduğunu çok iyi biliyor ama Rum halkına söylemekte işine gelmiyor.

22 Mart’ta, Yunan Deniz Kuvvetleri Komutanı Georgios Karamalikis’in maiyeti ile birlikte Rum tarafında gelmesi ve 2 gün kalarak 24’ünde ayrılması acaba ne kadar yasaldır. KKTC Cumhurbaşkanı Talat bu konuda “Üzüntülerini” dile mi getirdi de Hristofyas, Genel Kurmay Başkanımızın adayı ziyaret etmesinden üzüntü duydu.

Ben bu güne kadar Rum Cumhurbaşkanlarından, Yunanistan Genel Kurmay Başkanlarının adaya gelmeleri nedeni ile üzüntü duyduklarını hiç duymadım.

Bir kez hariç.

Makarios, 15 Temmuz darbesinde canını kurtarıp adadan kaçtıktan sonra 17 Temmuz günü BM genel Kurulunda yaptığı konuşmada, Yunanistan’ın adayı işgal ettiğini dile getirmiş ve sözlerine “Yanıtımda, olaylar geliştikçe, Türkiye’den gelecek  olan tehlikenin Yunanistan’dan gelecek olandan daha az olacağı  düşüncesinde olduğumu söyledim.” cümlesi ile devam etmişti.

Adada bir işgal sorunu varsa bunun Yunanistan tarafından gerçekleştirildiğini bizzat Etnarh, yani “Milli ve Dini Şef” Makarios, BM Genel Kurulunda kendisi söylemişti.

Ama Rumlarda düzenbazlığın ve yalanın bini bir para. Hala daha adanın 1974’de bölündüğünü söylüyorlar. Maden ada 1974’de bölünmüştü, Ledra’daki 1963 sınırları nereden çıktı da Türkler 1963 sınırlarına geri çekilsin diyorlar.

Aynı görüşüm Türkiye’nin Garantörlüğü konusunda laf üretenler için de geçerlidir.

Türkiye’nin Kıbrıs adası üzerindeki hakları Lozan Antlaşması Madde 16’da açık olarak tanımlanmıştır. Garantörlüğü ise 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası, Ek 1, Garanti Antlaşması, Madde 2’den kaynaklanmaktadır.  Her ikisi de uluslararası antlaşmalardır.

Türkiye’nin garantörlüğünün kaldırılması hakkında konuşmak sadece eski deyim ile “Abes ile iştigaldir”, yani boşuna zaman harcamadır.

Yunanistan Dışişleri Bakanı Bayan Dora Bakoyanni’nin Türkiye’nin Garantörlüğüne gerek olmadığını ve Kıbrıs’ın, içinde Yunanistan’ın ve Kıbrıs Rum Yönetiminin de yer aldığı Avrupa Birliğinin Garantisi altına girmesinin daha doğru olacağını söylemesi ise tam bir art niyetli davranış.

Bu talebin ciğerin garantisinin kediye verilmesinden pek bir farkı yok.

Zaten Türkiye’nin garantörlüğünü tartışmak ne Bakoyanni’nin ne de AB’nin yetkisinde. Her ikisinin de bu konuda karar vermek yetkisi yok.

Güvenlik Kuvvetlerimizin, Lokmacı barikatının açılması konusunda haklarından vazgeçmeyerek ve taviz vermeden, dimdik ve ısrarlı bir duruş sergilemesi, Rum Yönetiminin aniden 45 yıldır kapalı olan gözlerinin açılmasına ve gerçekleri görmesine yol açmış anlaşılan.

Rum Yönetimi ve adamızın gademici turistleri UNFICYP, yani BM’nin Kıbrıs’a özel askeri gücü, Ledra yolundaki Türk egemenlik bölgesinin, Lokmacı barikatından değil Kykkos sokağından başladığını, RMMO’nun muhatabının TSK değil Güvenlik Kuvvetlerimiz olduğunu, ara bölgedeki tamiratın kimler tarafından yapılacağına Kıbrıs Türk makamlarının veya Lefkoşa Türk Belediyesinin karar vereceğini, geçişlerde GKK askerlerinin nerede ve ne kadar uzakta duracağının GKK’lığının yetkisinde olduğunu ve bölgedeki mayınların ancak GKK izni ile temizlenebileceğini iyice anlamış gözüküyorlar.

Tabii, Hristofyas’ın bu davranışı bir hinoğlu hinlik değilse ve de Ledra yolu barikatı açıldıktan sonra “Ben adada barış istiyorum. Ledra bölgesinde tavizler verdim ve kapı açıldı. Şimdi Türkiye de buna karşılık vermeli ve limanlarını Kıbrıs Rum uçak ve gemilerini açmalı, biraz da asker çekmeli” türküsünü söylemeye ve AB’deki dostlarına da söyletmeye başlamazsa, belki adada barış görüşmeleri kopmadan devam edebilir.

Yıllardır aksamadan devam eden Rum politikasının ve davranışının değişeceğini pek düşünmüyorum ve bu türküyü de daha şimdiden duyar gibiyim.

İLK ANLAŞMAZLIK LEDRA’DA

24 Mart 2008
Yorum yapılmamış

Ledra Sokağı diğer ismi ile de Uzun Yol sonundaki Lokmacı barikatının açılması ile ilgili estirilen barış rüzgârları ve antlaşma havası biraz sahte kokuyor.

Sahteden de öteye, kapının açılışı Türklerin aleyhine olacak şekilde bir oldu bittiye getirilmek isteniyor.

Lokmacı Barikatının açılması olayı, perde arkasında Türkiye’ye baskı şekline ve taviz koparmanın başlangıcına dönüştürülmek isteniyor.

Bir taraftan Hristofyas, Talat’a Türkiye’den kopmasını telkin ediyor. Ayrıca da cesaret göstermesi ve cesur adımlar atması gerektiğini, kendisinin de bu onurlu savaşta yanında taş gibi duracağını ve destek vermek için de Kıbrıs içinde ve dışında elinden gelen her şeyi yapacağını söylüyor.

Diğer taraftan da Lefkoşa Rum Belediyesi, Lokmacı geçidinin açılacağı güne, “Kıbrıs’ın yeniden birleşmesini sembolize eden kutlama boyutu katacağını” açıklayarak olayı Kıbrıs dışına taşırmaya çalışıyor.

Arkasından da Rum Basını, AB’nin genişlemeden sorumlu komiseri Olli Rehn’in, geçidin açılması kararını kutladığını, yeni geçit üzerinden Lokmacı’dan yaya olarak geçeceği anın beklentisi içerisinde olduğunu ve BM Genel Sekreter Yardımcısı Lynn Pascoe’nin ada’da olacağı zamana denk gelmesi için de Lokmacı’nın 31 Mart pazartesi günü açılacağını duyuruyor.

Üstelik bir de Talat-Hristofyas görüşmesi sırasında Ledra bölgesindeki ara bölgenin sınırlarının nereye kadar olduğu konusunda anlaşmaya varılamadığı için de iki liderin Lokmacı’daki ara bölgenin denetiminin UNFICYP tarafından yapılmasını kararlaştırdıklarını ortalığa yayıyorlar.

Rumlarda yalanın bini bir para. Tam bir organize tezgâh ve baskı yaratma taktiği.

Ortada ne fol var nede yumurta.

Amaç Türk tarafını oyun bozan durumuna sokmak ve uluslararası baskı yaratarak bölgenin denetimini elimizden alarak UNFICYP’e devretmek.

Buna politik üçkâğıt deniyor.

Ama gerçek hiçte böyle değil.

21 Mart zirvesinde varılan mutabakatın içindeki “Teknik Hazırlıklar”, geçit alt yapısının kullanılabilir hale getirilmesini, Siyasi hazırlıkları ve Güvenliğin sağlanmasını kapsıyor.

Ama bu mutabakatın içinde “Egemenliğin Devri” yok. Hem de hiç yok. Hiç yer almadı bile.

Kim bölgedeki egemenlik UNFICYP’e devredilecek diyorsa bilin ki, Türkiye, Türk Silahlı Kuvvetleri ve KKTC Hükümeti üzerinde uluslararası baskı yaratmak çabası ile yalan söylemektedir.

Bundan hiç şüpheniz olmasın.

Öncelikle ortada bir mütekabiliyet (eşit düzeylilik) konusu var. Yani Rum ne derse ve ne isterse o olacak diye bir kural da yok.

Türk nöbetçi kulübelerinin çekilip çekilmeyeceğini ve çekilecekse de nereye çekileceğine, Türkler karar verecek, Rumlar veya UNFICYP değil.

Aynı şekilde Rumların “Asker gözükmesin” istekleri de sadece kendilerini bağlar. Onlar isterse askerlerini gözle görülmeyecek bir yere çekebilirler. Ama Türk askerinin çekilip çekilmeyeceğine, çekilecekse nereye çekileceğine ve orasının da gözle görülebilen bir yer olup olmayacağına Türkler karar verir.

Zaten bir kapının açılması için böylesi mantıksız bir koşul da olamaz. Diğer kapılar nasıl ve hangi koşullarda açıldıysa, Ledra kapısı da öyle açılacak.

Ara bölge, Türklerin kontrolünde olduğu için mayın araması ve imhası da Türklerin yetkisindedir ve bunu hiçbir zaman ve koşulda da UNFICYP yapamaz. Yaparsa bunun adı “Egemenlik devri”dir ki, Rumlar bunu sadece rüyalarında görebilirler.

Mütekabiliyet esasına göre, Türk egemenliğindeki ara bölgede, geçidin alt yapısının tamirini sadece Türkler yapabilir. AB para veriyor diye ihalelerin Rum tarafında açılması ve ihaleyi kazanan Rum müteahhidin Türk egemen bölgesinde tamirat yapması ise, adı “Barış” ile başlayan bir başka tuzaktır. Buna, Türkleri adam yerine koymamak da diyebilirsiniz.

Ne kadar politik tuzak kurulursa kurulsun Rumların, söz konusu hattın kuzeyinde hiçbir sözü ve isteği geçmemektedir ve geçmeyecektir de. Herkes haddini bilmelidir. Bilmediği vakit kafasını Lokmacıdaki duvara çarpar.

Lokmacı ayın 31’inde açılacak ama hangi ayın otuz birinde açılacağını söylemek şimdilik zor. Zaten 21’indeki toplantıda mutabakat çıktı ve Ledra kapısının açılması konusu da önemini iyice kaybetti.


Form Yükleniyor

Yükleniyor...

Kullanıcı girişi

 Beni hatırla
Kayıt olun!
Şifremi unuttum

Yeni kayıt

Giriş yapın
Şifremi unuttum

Şifre talebi

Giriş yapın
Kayıt olun!

Popüler yazılar

  • The Varying Geographical Names in the İsland of Cyprus, Recorded by the Travellers Since 23 B.C.
  • Academy
  • Hakkımda
  • Albüm
  • Kıbrıs Antlaşmaları, Planları ve Önemli BM, AB Kararları Cilt-2
  • PROPERTY EXCHANGE NIGHTMARE IN SOUTHERN CYPRUS
  • Almanya'da Türk İzleri
  • Kıbrıs'ın 2005 Yıllık Geçmişinde Tarihin Derinliklerinde Kaybolmuş Yer İsimleri
  • Year 2007 Academic Comments on Cyprus' Politics
  • İletİşİm
 

RSS okuyucu ile takip edin...

Yazılar RSS
Yorumlar RSS

Rastgele 10 yazı

  • Alman Parlamentosunun KKTC kararı
  • Tayvan gerçeğini biliyormuyuz Bence Tayvan Modelini hedeflemeli ve Tayvan gibi olmaya çalışmalıyız
  • DP’nin hedefleri
  • Avrupa Komisyonu tavsiye kararı Rumların aleyhine
  • HISTORIC MISSION AND WORD OF PAPADOPOULOS
  • HANİ KIBRIS SORUNU 1974 DE BAŞLAMIŞTI
  • KKTC authorities should prosecute Arestis
  • RUMLAR DİPLOMATİK ATAK HAZIRLIĞINDA
  • Kıbrısta Fransız üssü yeni değil
  • BM’NİN HATALI STRATEJİSİ

Ankete katılın...

Sorry, there are no polls available at the moment.

Etiketler

Abd Ama Ankara Avrupa Belli Bile Bir Bm Bu Buna Bunu Bunun Daha Daki Deki Devlet Diye Eden Gelen Genel Gibi Hemen Ilk Iyi Kabul Karar Kendi Ki KKTC Nin Ortak Oy Papadopulos Pek Rum Tam Veto Veya Ya Yani Yeni Yeni Bir Yok Yunanistan Zaman
Designed by Bilisim Sistemleri

© 2008 - 2010 Prof. Dr. Ata ATUN Kişisel Web Sitesi |

XHTML
CSS
English
  • Sosyal imleme
  • E-posta ile yolla
  • Linkibol
  • Bagcik
  • Yumiyum
  • Oyyla
  • Tusul
  • 100Puan
  • del.icio.us
  • Digg
  • Furl
  • Netscape
  • Yahoo! My Web
  • StumbleUpon
  • Google Bookmarks
  • Technorati
  • BlinkList
  • Newsvine
  • ma.gnolia
  • reddit
  • Windows Live
  • Tailrank
  • Blogmarks
  • Favoriting
E-mail