• Anasayfa
  • Kategoriler
    • Araştırmalarım
    • Hakkımda
    • İletişim
    • Klasik Yazılarım
    • Konferanslarım
    • Yazılarım
  • Academy
  • Albüm
  • Bildirilerim
    • English Papers
    • Türkçe Bildiriler
  • Kitaplarım
  • Arşivler
    • Temmuz 2010
    • Haziran 2010
    • Mayıs 2010
    • Nisan 2010
    • Mart 2010
    • Şubat 2010
    • Ocak 2010
    • Aralık 2009
    • Kasım 2009
    • Ekim 2009
    • Eylül 2009
    • Ağustos 2009
    • Temmuz 2009
    • Haziran 2009
    • Mayıs 2009
    • Nisan 2009
    • Mart 2009
    • Şubat 2009
    • Ocak 2009
    • Aralık 2008
    • Kasım 2008
    • Ekim 2008
    • Eylül 2008
    • Ağustos 2008
    • Temmuz 2008
    • Haziran 2008
    • Mayıs 2008
    • Nisan 2008
    • Mart 2008
    • Şubat 2008
    • Ocak 2008
    • Aralık 2007
    • Kasım 2007
    • Ekim 2007
    • Eylül 2007
    • Ağustos 2007

Şubat 2008 ayında yazılan yazılar...

KIBRIS’TA YENİ BİR SÜREÇ BAŞLAYABİLECEK Mİ?

26 Şubat 2008
Yorum yapılmamış

2007 yılının yaz aylarında başlayan ve gün geçtikçe hızlanan ve kızışan Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanlığı seçimleri nihayet bitti.

Bu günden itibaren hem Rum tarafında hem de Türk tarafında yeni planlar yapılmaya ve yeni stratejiler belirlenmeye başlandı.

Rum, Türk veya Kıbrıs sorunu ile ilgilenen birçok kişinin aklında Güney Kıbrıs’ta Pazar günü seçilen yeni Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas’ın Kıbrıs sorununun çözümü yolunda yeni kapılar açabileceği, yeni stratejiler belirleyebileceği hâkim.

Gerçekte Kıbrıs sorunu ile ilgili tüm ipler onun elinde mi?

“Geçmişini bilmeyen geleceğini belirleyemez” sözünden yola çıkarak, seçimi kazanan AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas’ın seçim meydanlarında neleri söylediğine ve hangi sözleri verdiğine bakarak, sonra da perdelerin arkasında kendisine siyasi destek verenlere neleri vaat ettiğini dikkate alarak bundan sonraki uygulamalarını ve Kıbrıs sorununa yaklaşımını analiz edip, karşı strateji belirlemek en doğru adım olacak.

Zaten halkın önünde söylediklerinin ve perde arkasında vaat ettiklerinin aksini yapması artık olası bile değil. Hem kendisinin hem de temsil ettiği dünyanın ender ayakta kalmayı başarmış komünist partisi olan AKEL’in sonu demek olur böylesi bir uygulama.

Ekranların önünde söylenenleri haftalarca yaşadık ve duyduk. Miting meydanlarında söylenenlere, TV’lerde yapılan söyleşilerde belirtilenlere ve broşürlerde yazılanlara Rum halkı iyice doydu. Tabii ki yabancı basın ve Kıbrıs sorunu ile ilgilenen politikacılar da.

Söylenenler ve yapılacağı sözü verilenler hep Annan Planı bir daha olmayacak, Gambari süreci devam edecek, Türk askeri gidecek, Türkiye’den gelen göçmenler geri dönecek, Yunanistan’la uyum sağlanacak, Rum göçmenlerin tümü kuzeydeki evlerine dönecek, Girne kalesine Yunan bayrağı dikilecek gibi vaatlerdi.

Bunlar ne kadar geleceğe ışık tutuyorsa ve de Hristofyas’ın aklındakileri ile geleceğe yönelik icraatlarını ne kadar ortaya koyuyorsa, perde arkasında verdiği sözleri de bir o kadar, Kıbrıs’a yönelik politikasının temel taşlarını ortaya koyuyor.

Bakın Hristofyas perde arkasında ne sözler vermiş.

Önce DIKO ile, yani ilk turda seçimi kaybeden ve yıllarca Kıbrıs sorununu çıkmaza sokan Papadopulos’un başkanı olduğu parti ile, koalisyon hükümeti kurmak sözünü vermiş.

Bu hükümet içinde, eski Cumhurbaşkanı Papadopulos’u, bir dönem aynen Klerides’e karşı 1993 seçimlerini kaybeden Vasiliou’nun Klerides tarafından ekonomiden sorumlu kişi görevine atandığı gibi, Kıbrıs İşlerinden Sorumlu kişi görevine atamak taahhüdünde bulunmuş.

Meclis Başkanlığının DIKO’dan bir kişiye verilmesi üzerinde antlaşma yapmış. Büyük bir olasılıkla DIKO başkanı, Rum-Ermeni melezi Milletvekili Markos Karoyan, Meclis Başkanlığına seçilecek.

Dış İşleri bakanlığı ile Gençlik Bakanlığı da içinde olmak üzere DIKO’ya 4 Bakanlık ve “Red Cephesi”nin sarsılmaz direği KS EDEK’e de 2 Bakanlık vermek üzerine söz vermiş.

Yani Dış Politika’da kesinkes Papadopulos ve DIKO söz sahibi olacak, hükümetin yönetiminde de ağırlık DIKO-EDEK grubunda olacak.

Hristofyas’ın, dört buçuk yıl birlikte hükümet ettiği Tasos Papadopulos ile özellikle Annan Planı döneminde birlikte verdikleri çetin mücadeleye sadık kalarak çok yoğun ve derin bir işbirliği yapacağı kesin. Zaten AKEL, Kıbrıs Rum Meclisinde de koalisyon hükümeti kurabilmek için bu işbirliğine de muhtaç.

56 sandalyeli Rum Meclisinde AKEL’in 18, DIKO’nun 11 Milletvekili var. Toplamları 29, yani %50’den 1 fazla olmasına rağmen yanlarına 4 milletvekili olan KS EDEK’i de alarak rahat bir koalisyon kuracaklar.

Hristofyas’ın DIKO gibi KS EDEK’e diyet borcu var. Pazar günkü seçimlerden 3 gün evvel, yani 21 Şubat günü  KS EDEK Merkez Komitesi yaptığı toplantıda, Hristofyas’a 109 evet, 5 ret, 2 çekimser oyla destek kararı almıştı ve bu desteğini firesiz yerine getirdi.

1976’da kurulan AKEL, DIKO, EDEK ve KİLİSE işbirliği, namı diğerle “Red Cephesi”, son 42 yıl içinde inişler ve çıkışlar yaşadı ama kısa bir dönem hariç, dayanışmayı elden hiç bırakmadı.

Hristofyas’ın uygulayacağı dış politikanın aslında Papadopulos’un 1960 yılından beri uyguladığı ve özellikle de son 5 yıldır uyguladığı politikadan pek bir farkı yok ve olmayacakta. Daha doğrusu olamayacak.

Aksi takdirde DIKO ve destekçisi KS  EDEK koalisyon hükümetinden 11+4, toplam 15  Milletvekillik desteğini çekecek ve AKEL’in hükümet etmek olanağını elinden alacak. Bununla da kalmayacak, yılların 4’lü işbirliğinin dini ayağı kiliseyi de AKEL’in karşı cephesine oturtacak.

Bu durumda AKEL, yani Dimitris Hristofyas hem Kiliseyi ve eski mücadele arkadaşları DIKO ve KS EDEK’i karşısına alacak, hem de geleneksel cezalandırma yöntemi olan vatan hainliği ile de suçlanacak. Hele de bu suçlamayı özellikle de kilise yaptı mı, AKEL’in politik saygınlığı ve hükümet etmek gücü de inişe geçecek.

Hristofyas kesinlikle böylesi bir hataya düşmez. AKEL’in geçmişinde sonu acı biten böylesi bir stratejik hata var.

1985 yılında, dönemin AKEL Genel sekreteri Ezekias Papayuannu, arkasına politbüroyu alıp Red Cephesine karşı çıkıp Glafkos Kliridis ile dayanışma içine girince, AKEL’in oyları %30’ların altına düşmüş, siyasetteki saygınlığı azalmış ve partiler arası sıralamada da 3.cülüğe inmişti.

Bu nedenle Hristofyas, bu hatayı bir daha yapmaz.

Kaçın kurrası o.

Bu seçimler, KKTC ve Türkiye açısından olabilecek en iyi şekilde sonuçlandı. Uzun vadede Türk dış politikası, Hristofyas’ın seçimi kazanmasından çok fayda görecek. Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki haklılığı bir kez daha ortaya çıkacak ve gerek Türkiye, gerekse de KKTC, daha yapıcı ve sonuçları kendi tezlerine daha yakın kazanımlar elde edecekler.

Ve çiçeği burnunda, Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’nin yeni başkanı Dimitris Hristofyas’da ilk resmi ziyaretini Atina’ya yapacak.

Bu ziyarette gerek Yunanistan Cumhurbaşkanı, gerekse de başta Dora Bakoyanni olmak üzere Kıbrıs kurmayları ile Kıbrıs konusundaki olası gelişmeleri ve Kosova konusunu tartışacak ve ortak siyasi faaliyetlerin nasıl koordine edileceğini belirleyecek.

Bu ortak çalışmadan sonra belirleyecekleri Kıbrıs konusundaki stratejileri ise, “Adanın hepsini alana kadar mücadeleye devam edilecek ve bu amaçla Türkiye’nin zayıf bir anını yakalayan kadar geçecek zaman içinde KKTC halkına nefes aldırmadan izolasyonlar uygulanacak ve Kıbrıs Rum Cumhuriyetinin de Uluslar Arası Tanınmışlığı devam ettirilecek” olacaktır.

HRİSTOFYAS NELER YAPABİLİR

25 Şubat 2008
Yorum yapılmamış

Aylardır süren Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanlığı seçimleri nihayet bitti.

Bu günden itibaren artık yeni planlar yapılacak, yeni stratejiler geliştirilecek.

Güney Kıbrıs’ta dün seçilen yeni Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas’ın Kıbrıs sorununun çözümü yolunda yeni kapılar açabileceği, yeni stratejiler belirleyebileceği hâkim birçok kişinin aklında.

Gerçekte Kıbrıs sorunu ile ilgili tüm ipler onun elinde mi?

“Tarihini bilmeyen geleceğini belirleyemez” sözünden yola çıkarak, seçimi kazananın seçim meydanlarında neleri söylediğine, neleri vaat ettiğine ve hangi sözleri verdiğine bakarak, sonra da perdelerin arkasında kendisine siyasi destek verenlere neleri vaat ettiğine bakarak bundan sonraki uygulamalarını ve Kıbrıs sorununa yaklaşımını analiz etmek gerekiyor.

Zaten söylediklerinin ve vaat ettiklerinin aksini yapması artık olası bile değil. Hem kendisinin hem de temsil ettiği partinin sonu demek olur böylesi bir uygulama.

Perdenin önünde söylenenleri haftalarca yaşadık ve duyduk. Miting meydanlarında söylenenlere, TV’lerde yapılan söyleşilerde belirtilenlere ve broşürlerde yazılanlara iyice doyduk.

Annan Planı bir daha olmayacak, Gambari süreci devam edecek, Türk askeri gidecek, Türkiye’den gelen göçmenler geri dönecek, Yunanistan’la uyum sağlanacak, Girne kalesine Yunan bayrağı dikilecek gibi vaatler.

Bunlar ne kadar önemli ise ve de Hristofyas’ın aklındakileri ile geleceğe yönelik icraatlarını ne kadar ortaya koyuyorsa, perde arkasında verdiği sözleri çok daha önemli.

Bakın Hristofyas perde arkasında ne sözler vermiş.

Önce DIKO ile bir koalisyon hükümeti kurulacak.

Bu hükümet içinde, eski Cumhurbaşkanı Papadopulos, Kıbrıs İşlerinden Sorumlu kişi olacak.

Meclis Başkanlığı DIKO’ya verilecek.

Dış İşleri bakanlığı ile Gençlik Bakanlığı da içinde olmak üzere DIKO’ya 4 Bakanlık verilecek.

Yani Dış Politika’da kesinkes Papadopulos ve DIKO söz sahibi olacak.

Hristofyas, dört buçuk yıl birlikte hükümet ettiği Tasos Papadopulos ile özellikle Annan Planı döneminde birlikte verdikleri çetin mücadeleye sadık kalarak çok yoğun ve derin bir işbirliği yapacak. Zaten Rum Meclisinde de koalisyon hükümeti kurabilmek için bu işbirliğine muhtaç.

56 sandalyeli Rum Meclisinde AKEL’in 18, DIKO’nun 11 Milletvekili var. Toplamları 29, yani %50’den 1 fazla olmasına rağmen yanlarına 4 milletvekili olan KS EDEK’i de alarak rahat bir koalisyon kuracaklar. Zaten KS EDEK Merkez Komitesi 2.ci tur seçiminden önce yaptığı toplantıda, Hristofyas’a 109 evet, 5 ret, 2 çekimser oyla destek kararı almıştı.

1976’da kurulan AKEL, DIKO, EDEK ve KİLİSE işbirliği, namı diğerle “Red Cephesi”, son 42 yıl içinde inişler ve çıkışlar yaşadı ama kısa bir dönem hariç, dayanışmayı elden hiç bırakmadı.

Hristofyas’ın uygulayacağı dış politikanın aslında Papadopulos’un son 5 yıldır ve 1960 yılından beri uyguladığı politikadan pek bir farkı yok ve olmayacakta. Daha doğrusu olamayacak. Aksi takdirde DIKO ve baryası EDEK koalisyondan 11+4 Milletvekillik desteğini çekecek ve AKEL’in hükümet etmek olanağını elinden alacak. Üstelik AKEL hem Kiliseyi karşısına alacak hem de vatan hainliği ile suçlanacak.

Hristofyas kesinlikle böylesi bir hataya bir daha düşmez.

1985 yılında, dönemin AKEL Genel sekreteri Ezekias Papayuannu, arkasına politbüroyu alıp Red cephesine karşı çıkıp Glafkos Kliridis ile dayanışma içine girince AKEL’in oyları %30’lara düşmüş siyasetteki sırası da 3.cülüğe inmişti.

Bu nedenle Hristofyas, bu hatayı bir daha yapmaz.

Kaçın kurrası o.

Bu seçimler, KKTC ve Türkiye açısından olabilecek en iyi şekilde sonuçlandı. Uzun vadede Türk dış politikası Hristofyas’ın seçimi kazanmasından çok fayda görecek.

Ve Hristofyas ilk resmi ziyaretini de Atina’ya yapacak.

Yunanistan ile Kıbrıs konusundaki olası gelişmeleri ve Kosova konusunu tartışacak ve ortak siyasi faaliyetlerin nasıl koordine edileceğini belirleyecek.

Kıbrıs konusundaki kararları ise, “Ya adanın hepsi, ya da Türkiye’nin zayıf bir anını yakalayan kadar KKTC’yi izolasyonlara boğmak ve Rum tarafının uluslar arası tanınmışlığa devam” olacak.

KIBRIS’TA AT PAZARLIĞI

21 Şubat 2008
Yorum yapılmamış

17 Şubat Pazar günü Kıbrıs Rum tarafında yapılan seçimlerde Papadopulos bir bedel ödedi.

Bu bedel, 24 Nisan 2094 Arman Planı referandumunda, Rum halkına % 76,7 oranında “hayır” dedirtmenin karşılığı oldu. O gece Papadopulos, Kıbrıs adasına gelmesi çok olası bir çözümü ve barışı yok edince, AB ve ABD, Papadopulos’un ipini çekmenin hesaplarını yaptı ve belirledikleri uygulama planını da zamanı gelince hayata geçirme karan aldı.

Aslında plan uzun soluklu idi ve 24 Şubat’ta yapılacak 2′nci tur oylamaya yönelikti; ama buna gerek kalmadı ve 17 Şubat’taki ilk turda istenen sonuç alındı.

Şimdi Papadopulos’u bekleyen; politikadan silinmek.

Seçim haftası yaklaştıkça, Papadopulos’u Rum halkının gözünden düşürmek, Rum halkı karşısında zor duruma sokmak ve rakiplerinin önünü açmak için AB ve ABD tarafından Rum tarafı aleyhine ve KKTC lehine örtülü girişimler yapıldı, onaylar verildi.

Siftahı Magusa-Lazkiye seferleri yaptı. Ne ABD ne de AB, seferleri durdurması için Suriye’ye herhangi olumsuz bir telkinde bulunmadı. Tam tersine AB Komiseri Olli Rehn, ele geçirdiği ilk fırsatta, KKTC limanlarının Kıbns Rum Yönetimi tarafından kapalı ilan edilmesinin, bu limanlara yabancı bandıralı gemilerin girip çıkmasına ve yapılacak ticarete engel olmadığını söyleyerek, gerek Papadopulos’u gerekse de “Kara Cira” Markulli’yi çok zor duruma soktu.

Bunun arkasından, Başbakan Ferdi Sabit Soyer’in Almanya’ya yaptığı ziyaret esnasında, eski SDP Başkanı Gerhard Schröder’i KKTCye davet edebileceğinin kendisine ima edilmesi geldi ve Başbakan da bu tarihî fırsatı kaçırmadı.

Papadopulos hükümeti, Gerhard Schröder’in bu ziyaretinin iptal edilmesi için çok yoğun bir çaba harcadı ve her türlü girişimi denedi; ama Alman hükümeti Papadopulos’un ipinin çekilmesi planından hiç taviz vermedi. Papadopulos’un bu ziyareti, “o da iş mi yani” şeklinde tanımlaması, içine düştüğü zor durumu ve acizliğini iyice ortaya koymuştu; ama önlemek için de elinden hiçbir şey gelmedi.

İtalyan milletvekillerinin KKTC pasaportu almalarının arkasından KKTC Dışişleri Bakanı Turgay Avcı’nın İngiliz Lordlar Kamarası’nda konuşması ise Papadopulos’a seçimi kaybettirme senaryosu içinde İngiltere’nin de rol aldığını açıkça ortaya koydu. Bugüne kadar hep Rum propaganda makinesinin sözlerini dinlemeye zorlanmış politikacılar, artık madalyonun öbür yüzünü de görmeye başladılar.

Kırk yıllık Rum tezleri aniden yara almaya başladı.

Başbakan Ferdi S. Soyer’in eylül ayındaki Almanya ziyaretinde, başkent Berlin’de Almanya Birlik 90/Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth ile de görüşmesi, aynı daveti ona da yapması ve Roth’un da bunu kabul etmesi, Papadopulos’u iyice Rumların gözünden düşürdü.

Ok artık yaydan çıktı ve Papadopulos’un, vatandaşlan tarafından beceriksizlikle suçlanması ve Kıbrıs konusunda fırsatların kaçırılmasına neden olmakla itham edilerek seçimi kaybetmesi için elden gelen yapıldı.

Dışta bunlar olurken, içte de başpiskoposluk yarışında seçimi kazanan Hrisostomos II’nin dişli rakibi Limasol Piskoposu Athanasios’a da, Ortodoks kilisesinin Papadopulos’a sunduğu kayıtsız şartsız desteği kırmak görevi verildi.

Athanasios, başpiskoposluk seçimlerinde kendisine destek veren AKEL Genel Sekreteri Hristofyas’a, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, başpiskoposluğun oylarını parçalayarak tüm desteğini verdi ve seçimin kaderi ile oynadı.

l’inci turun hemen sonrasında, gerek 2′nci tura kalan Dimitris Hristofyas’ı aday çıkaran AKEL, gerekse de l’inci turu en önde tamamlayan loannis Kasulides’i aday gösteren DİSY, parti bazında destek alabilmek için Papadopulos’un DİKO’su ile sıkı bir pazarlığa girdiler. % 31,5 düzeyinde olan DİKO oylarını yani Papadopulos’un oylarını alabilmek için teklifler havada uçuşmaya başladı.

Ya siyasî görüş ve partilerin siyasetin yelpazesindeki konumlanna göre bir işbirliği olacak ya da politik çıkarlar söz konusu olacak.

AKEL, Papadopulos’un partisine hükümette 3 bakanlık, mecliste meclis başkanlığı ve koalisyon hükümeti kurmak teklifini yaptı.

DİSY de benzeri bir teklif yaptı. DİSY’nin teklifinde bakanlık sayısı 5′e çıkarken meclis başkanlığı teklifi yer almadı.

Her iki parti birbirinden habersiz olarak Papadopulos’a, Gambari sürecine sadık kalmayı, Annan Planı benzeri planları reddetmeyi, adada AB garantisi ve BM parametreleri içinde iki toplumlu, iki bölgeli federal bir yapılanma için mücadele vereceğini taahhüt eden yazılı bir metin verdi.

AKEL, Papadopulos’a verdiği niyet ve ortaklık mektubuna DİSY’ninkinden farklı olarak Yunanistan ile uyum ve işbirliğini artıracağına dair bir de madde ilave etti.

Bundan sonra ne olacak?

Papadopulos’un DİKO’su ve Kasulides’in DİSY’si aynı sağ oylardan ve görüşlerden destek alıyor. Her ikisi de EOKA kökenli. 1993 yılından beri aralarında devam eden çekişmeyi bir kenara bırakıp, EOKA ilkelerini ve Ortodoks kilisesini benimseyip ortak hareket etmeleri söz konusu olabilirse, DİKO desteği ile seçimi DİSY adayı Kasulides kazanabilir.

Buna karşın DİSY, kurulacak yeni hükümette DİKO’ya vereceği sandalyeler nedeni ile seçim döneminde açıkladığı çözüm parametrelerinden çok uzaklaşmak zorunda kalmayı da göze almak mecburiyetinde olacak. Kasulides’in çok değil daha 4 gün evvel, “Ulusal Konsey kararlarının dışına çıkmayacagım” demesi de, yeni dönemde Avrupai bir çözümün çok uzakta olduğunun, Papadopulos dönemi fikirlerin de geçerliliğini koruyacağının işaretini veriyor.

AKEL ise DİKO’dan 24 Nisan 2004 Annan referandumunda, sadece 2 gece evvel “hayır”a dönüştürdüğü % 38′lik oylarının diyetini istemeye hazırlanıyor. 2003 yılında Papadopulos başkanlığında kurulan hükümette, aynen DİKO-AKEL koalisyonunda olduğu gibi, bu sefer de Hristofyas hükümetinde AKEL-DİKO koalisyonunu kurmak ve DİKO’ya da 4 bakanlık koltuğu vermek kaydı ile AKEL, DİKO’dan destek istemek arayışları içine girdi.

Bu anlayışın devreye girdiği andan itibaren de, ne sol görüşün ne sağ görüşün ne komünist görüsün ne EOKA’cı olmanın ne de Ortodoks kilisesinin etkisi rol oynayabiliyor. Birkaç “bakanlık” karşılığında Papadopulos’un DİKO’sunun oylarını parçalamak hiç de zor olmayabilir.

Papadopulos’un partisi olan DİKO’nun 180 kişilik yürütme sekreterliği, yaptığı yürütme bürosu ve merkez komite toplantıları sonrasında 112 olumlu oyla yani çoğunluk oylan ile AKEL adayı Dimitris Hristofyas’ı destekleme kararı aldı.

Buna karşın da Rum Ortodoks kilisesi yaptığı toplantıda DİKO adayı Ioannis Kasulides’i destekleme kararını aldı.

Seçimi hangi aday kazanırsa kazansın, Papadopulos döneminin ve o dönemdeki anlayışın bir müddet daha Rum tarafında ve Rum dış siyasetinde devam edeceği kesin.

Papadopulos’un seçimleri kaybetmesi aslında Türkiye’nin elini kuvvetlendirecek ve Kıbrıs tezlerini güçlendirecek. Bugüne kadar Rumların uyuşmaz taraf olduğunu ispatlamakta zorluk çeken Türkiye, Papadopulos’un gölgesinde icraata başlayacak olan yeni Rum cumhurbaşkanının da olumsuz tavırları nedeni ile, Kıbrıs konusunda hem puan toplayacak hem de kendi tezlerini çok daha kolay bir şekilde hem AB’ye hem de ABD ve dolayısı ile BM’ye kabul ettirebilecek.

Kosova’nın bağımsızlığını ilan etmesinin ise dünya devlerini iyice gereceği kesin. Hasır altında, daha geçen seneden yavaş yavaş oluşmaya başlamış olan iki kutupluluk, Kosova olayından sonra iyice su yüzüne çıkacak gibi.

Bir taraftan Rusya ve Şanghay beşlisi içlerine İran’ı da alarak kutuplardan birini oluştururken, diğerini de AB ve ABD, yani Batı dünyası oluşturuyor.

Türkiye’nin, bu oluşum sürecinde önemi çok artmış durumda. Şimdi tartışmasız bir enerji koridoru olması ve gelecekte de enerji istasyonu olmaya soyunması, önemini geçmişe nazaran on kat artırmış durumda. Her iki blokun da Türkiye’yi kendi tarafına çekmek için çaba göstereceğini söylemek yanlış bir tahmin olmaz.

Türkiye’nin bu aşamada kozlarını ve çıkarlarını en iyi şekilde kullanacağı ise su götürmez bir gerçek. 2003 öncesi savunmaya ve pasif kalmaya yönelik bir dış politika ve diplomasi uygulamak yerine, mevcut hükümet atak bir dış politika ve diplomasi uyguluyor.

Bunun meyvelerini de birçok alanda toplamaya başladı.


Form Yükleniyor

Yükleniyor...

Kullanıcı girişi

 Beni hatırla
Kayıt olun!
Şifremi unuttum

Yeni kayıt

Giriş yapın
Şifremi unuttum

Şifre talebi

Giriş yapın
Kayıt olun!

Popüler yazılar

  • The Varying Geographical Names in the İsland of Cyprus, Recorded by the Travellers Since 23 B.C.
  • Academy
  • Hakkımda
  • Albüm
  • Kıbrıs Antlaşmaları, Planları ve Önemli BM, AB Kararları Cilt-2
  • PROPERTY EXCHANGE NIGHTMARE IN SOUTHERN CYPRUS
  • Almanya'da Türk İzleri
  • Kıbrıs'ın 2005 Yıllık Geçmişinde Tarihin Derinliklerinde Kaybolmuş Yer İsimleri
  • Year 2007 Academic Comments on Cyprus' Politics
  • İletİşİm
 

RSS okuyucu ile takip edin...

Yazılar RSS
Yorumlar RSS

Rastgele 10 yazı

  • Milat Öncesinden Günümüze Kıbrıs Tarihi Üzerine Belgeler Cilt-3
  • Rumların Azerbaycan oyunu tutmadı
  • WHOSE EXISTENCE IS ILLEGAL IN CYPRUS?
  • KKTC’deki suç patlamasında, Kıbrıs’lı Türkleri Türkiye’den koparmak gibi ince bir plan var sanki
  • CYPRUS’ HISTORY FROM 1960 TO 2008 (8)
  • Limanlar savaşının ilk raundu havada başladı
  • RUSYA’NIN KIBRIS POLİTİKASI
  • CONFEDERATE REPUBLIC OF CYPRUS
  • Rumlar Straw’ı davet etmemiş
  • Sıkışan Papadopulos gündem değiştirmeye çalışıyor

Ankete katılın...

Sorry, there are no polls available at the moment.

Etiketler

Abd Ama Ankara Avrupa Belli Bile Bir Bm Bu Buna Bunu Bunun Daha Daki Deki Devlet Diye Eden Gelen Genel Gibi Hemen Ilk Iyi Kabul Karar Kendi Ki KKTC Nin Ortak Oy Papadopulos Pek Rum Tam Veto Veya Ya Yani Yeni Yeni Bir Yok Yunanistan Zaman
Designed by Bilisim Sistemleri

© 2008 - 2010 Prof. Dr. Ata ATUN Kişisel Web Sitesi |

XHTML
CSS
English
  • Sosyal imleme
  • E-posta ile yolla
  • Linkibol
  • Bagcik
  • Yumiyum
  • Oyyla
  • Tusul
  • 100Puan
  • del.icio.us
  • Digg
  • Furl
  • Netscape
  • Yahoo! My Web
  • StumbleUpon
  • Google Bookmarks
  • Technorati
  • BlinkList
  • Newsvine
  • ma.gnolia
  • reddit
  • Windows Live
  • Tailrank
  • Blogmarks
  • Favoriting
E-mail