KIBRIS’TA YENİ BİR SÜREÇ BAŞLAYABİLECEK Mİ?
2007 yılının yaz aylarında başlayan ve gün geçtikçe hızlanan ve kızışan Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanlığı seçimleri nihayet bitti.
Bu günden itibaren hem Rum tarafında hem de Türk tarafında yeni planlar yapılmaya ve yeni stratejiler belirlenmeye başlandı.
Rum, Türk veya Kıbrıs sorunu ile ilgilenen birçok kişinin aklında Güney Kıbrıs’ta Pazar günü seçilen yeni Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas’ın Kıbrıs sorununun çözümü yolunda yeni kapılar açabileceği, yeni stratejiler belirleyebileceği hâkim.
Gerçekte Kıbrıs sorunu ile ilgili tüm ipler onun elinde mi?
“Geçmişini bilmeyen geleceğini belirleyemez” sözünden yola çıkarak, seçimi kazanan AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas’ın seçim meydanlarında neleri söylediğine ve hangi sözleri verdiğine bakarak, sonra da perdelerin arkasında kendisine siyasi destek verenlere neleri vaat ettiğini dikkate alarak bundan sonraki uygulamalarını ve Kıbrıs sorununa yaklaşımını analiz edip, karşı strateji belirlemek en doğru adım olacak.
Zaten halkın önünde söylediklerinin ve perde arkasında vaat ettiklerinin aksini yapması artık olası bile değil. Hem kendisinin hem de temsil ettiği dünyanın ender ayakta kalmayı başarmış komünist partisi olan AKEL’in sonu demek olur böylesi bir uygulama.
Ekranların önünde söylenenleri haftalarca yaşadık ve duyduk. Miting meydanlarında söylenenlere, TV’lerde yapılan söyleşilerde belirtilenlere ve broşürlerde yazılanlara Rum halkı iyice doydu. Tabii ki yabancı basın ve Kıbrıs sorunu ile ilgilenen politikacılar da.
Söylenenler ve yapılacağı sözü verilenler hep Annan Planı bir daha olmayacak, Gambari süreci devam edecek, Türk askeri gidecek, Türkiye’den gelen göçmenler geri dönecek, Yunanistan’la uyum sağlanacak, Rum göçmenlerin tümü kuzeydeki evlerine dönecek, Girne kalesine Yunan bayrağı dikilecek gibi vaatlerdi.
Bunlar ne kadar geleceğe ışık tutuyorsa ve de Hristofyas’ın aklındakileri ile geleceğe yönelik icraatlarını ne kadar ortaya koyuyorsa, perde arkasında verdiği sözleri de bir o kadar, Kıbrıs’a yönelik politikasının temel taşlarını ortaya koyuyor.
Bakın Hristofyas perde arkasında ne sözler vermiş.
Önce DIKO ile, yani ilk turda seçimi kaybeden ve yıllarca Kıbrıs sorununu çıkmaza sokan Papadopulos’un başkanı olduğu parti ile, koalisyon hükümeti kurmak sözünü vermiş.
Bu hükümet içinde, eski Cumhurbaşkanı Papadopulos’u, bir dönem aynen Klerides’e karşı 1993 seçimlerini kaybeden Vasiliou’nun Klerides tarafından ekonomiden sorumlu kişi görevine atandığı gibi, Kıbrıs İşlerinden Sorumlu kişi görevine atamak taahhüdünde bulunmuş.
Meclis Başkanlığının DIKO’dan bir kişiye verilmesi üzerinde antlaşma yapmış. Büyük bir olasılıkla DIKO başkanı, Rum-Ermeni melezi Milletvekili Markos Karoyan, Meclis Başkanlığına seçilecek.
Dış İşleri bakanlığı ile Gençlik Bakanlığı da içinde olmak üzere DIKO’ya 4 Bakanlık ve “Red Cephesi”nin sarsılmaz direği KS EDEK’e de 2 Bakanlık vermek üzerine söz vermiş.
Yani Dış Politika’da kesinkes Papadopulos ve DIKO söz sahibi olacak, hükümetin yönetiminde de ağırlık DIKO-EDEK grubunda olacak.
Hristofyas’ın, dört buçuk yıl birlikte hükümet ettiği Tasos Papadopulos ile özellikle Annan Planı döneminde birlikte verdikleri çetin mücadeleye sadık kalarak çok yoğun ve derin bir işbirliği yapacağı kesin. Zaten AKEL, Kıbrıs Rum Meclisinde de koalisyon hükümeti kurabilmek için bu işbirliğine de muhtaç.
56 sandalyeli Rum Meclisinde AKEL’in 18, DIKO’nun 11 Milletvekili var. Toplamları 29, yani %50’den 1 fazla olmasına rağmen yanlarına 4 milletvekili olan KS EDEK’i de alarak rahat bir koalisyon kuracaklar.
Hristofyas’ın DIKO gibi KS EDEK’e diyet borcu var. Pazar günkü seçimlerden 3 gün evvel, yani 21 Şubat günü KS EDEK Merkez Komitesi yaptığı toplantıda, Hristofyas’a 109 evet, 5 ret, 2 çekimser oyla destek kararı almıştı ve bu desteğini firesiz yerine getirdi.
1976’da kurulan AKEL, DIKO, EDEK ve KİLİSE işbirliği, namı diğerle “Red Cephesi”, son 42 yıl içinde inişler ve çıkışlar yaşadı ama kısa bir dönem hariç, dayanışmayı elden hiç bırakmadı.
Hristofyas’ın uygulayacağı dış politikanın aslında Papadopulos’un 1960 yılından beri uyguladığı ve özellikle de son 5 yıldır uyguladığı politikadan pek bir farkı yok ve olmayacakta. Daha doğrusu olamayacak.
Aksi takdirde DIKO ve destekçisi KS EDEK koalisyon hükümetinden 11+4, toplam 15 Milletvekillik desteğini çekecek ve AKEL’in hükümet etmek olanağını elinden alacak. Bununla da kalmayacak, yılların 4’lü işbirliğinin dini ayağı kiliseyi de AKEL’in karşı cephesine oturtacak.
Bu durumda AKEL, yani Dimitris Hristofyas hem Kiliseyi ve eski mücadele arkadaşları DIKO ve KS EDEK’i karşısına alacak, hem de geleneksel cezalandırma yöntemi olan vatan hainliği ile de suçlanacak. Hele de bu suçlamayı özellikle de kilise yaptı mı, AKEL’in politik saygınlığı ve hükümet etmek gücü de inişe geçecek.
Hristofyas kesinlikle böylesi bir hataya düşmez. AKEL’in geçmişinde sonu acı biten böylesi bir stratejik hata var.
1985 yılında, dönemin AKEL Genel sekreteri Ezekias Papayuannu, arkasına politbüroyu alıp Red Cephesine karşı çıkıp Glafkos Kliridis ile dayanışma içine girince, AKEL’in oyları %30’ların altına düşmüş, siyasetteki saygınlığı azalmış ve partiler arası sıralamada da 3.cülüğe inmişti.
Bu nedenle Hristofyas, bu hatayı bir daha yapmaz.
Kaçın kurrası o.
Bu seçimler, KKTC ve Türkiye açısından olabilecek en iyi şekilde sonuçlandı. Uzun vadede Türk dış politikası, Hristofyas’ın seçimi kazanmasından çok fayda görecek. Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki haklılığı bir kez daha ortaya çıkacak ve gerek Türkiye, gerekse de KKTC, daha yapıcı ve sonuçları kendi tezlerine daha yakın kazanımlar elde edecekler.
Ve çiçeği burnunda, Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’nin yeni başkanı Dimitris Hristofyas’da ilk resmi ziyaretini Atina’ya yapacak.
Bu ziyarette gerek Yunanistan Cumhurbaşkanı, gerekse de başta Dora Bakoyanni olmak üzere Kıbrıs kurmayları ile Kıbrıs konusundaki olası gelişmeleri ve Kosova konusunu tartışacak ve ortak siyasi faaliyetlerin nasıl koordine edileceğini belirleyecek.
Bu ortak çalışmadan sonra belirleyecekleri Kıbrıs konusundaki stratejileri ise, “Adanın hepsini alana kadar mücadeleye devam edilecek ve bu amaçla Türkiye’nin zayıf bir anını yakalayan kadar geçecek zaman içinde KKTC halkına nefes aldırmadan izolasyonlar uygulanacak ve Kıbrıs Rum Cumhuriyetinin de Uluslar Arası Tanınmışlığı devam ettirilecek” olacaktır.

