• Anasayfa
  • Kategoriler
    • Araştırmalarım
    • Hakkımda
    • İletişim
    • Klasik Yazılarım
    • Konferanslarım
    • Yazılarım
  • Academy
  • Albüm
  • Bildirilerim
    • English Papers
    • Türkçe Bildiriler
  • Kitaplarım
  • Arşivler
    • Eylül 2010
    • Ağustos 2010
    • Temmuz 2010
    • Haziran 2010
    • Mayıs 2010
    • Nisan 2010
    • Mart 2010
    • Şubat 2010
    • Ocak 2010
    • Aralık 2009
    • Kasım 2009
    • Ekim 2009
    • Eylül 2009
    • Ağustos 2009
    • Temmuz 2009
    • Haziran 2009
    • Mayıs 2009
    • Nisan 2009
    • Mart 2009
    • Şubat 2009
    • Ocak 2009
    • Aralık 2008
    • Kasım 2008
    • Ekim 2008
    • Eylül 2008
    • Ağustos 2008
    • Temmuz 2008
    • Haziran 2008
    • Mayıs 2008
    • Nisan 2008
    • Mart 2008
    • Şubat 2008
    • Ocak 2008
    • Aralık 2007
    • Kasım 2007
    • Ekim 2007

2008 yılında yazılan yazılar...

FİLİSTİN, KKTC VE GARANTİLER

29 Aralık 2008
Yorum yapılmamış

Dünkü gazetelerde çıkan haber, bir felaketi haber veriyordu.

Habere göre;

“1974 Barış Harekatı ile adaya yıllardır huzur getirmiş olan “Kıbrıs Türk Barış Kuvvetlerinin” Kıbrıslı Türklerin “Hayır” oylarına rağmen politik baskılar sonucu Kıbrıs adasından geri çekilmesinin üzerinden daha bir yıl bile geçmeden sözde dağıtılmış olan Rum Milli Muhafız Ordusu, Lefkoşa’nın Türk kesimi ile civarındaki Kıbrıslı Türklerin evlerini havadan füzelerle vurdu. Rumlar, saldırılarına kentin merkezini ve kuzey kesimlerini vurarak devam ediyor. 200’den fazla kişinin yaşamını yitirdiği saldırılarda, 120’si ağır olmak üzere yüzlerce kişi de yaralandı.

Saldırılarda kentteki bütün güvenlik tesislerinin yerle bir olduğu belirtildi. Hedef alınan karakolların birinde yerlerde yatan onlarca üniformalı güvenlik görevlisi cesedinin görülebildiği ve onlarcasının da yıkılan binaların enkazı altında olduğu bildiriliyor.”

Yukarıdaki haberin ilk üç satırı hayali olup, geri kalan satırlar İsrail’in, Hamas ile ateşkesin sona ermesinden bir hafta sonra, 27 Aralık Cumartesi günü düzenlediği hava saldırısında, Gazze kenti ile civarındaki güvenlik noktalarını hedef almasını dünyaya duyuran haberden alınmış olup, “İsrail” kelimesi “Rum Milli Muhafız Ordusu”, “Gazze” kelimesi “Lefkoşa’nın Türk Kesimi” ve “Filistinlilerin” kelimesi de “Kıbrıslı Türkleri” kelimeleri ile değiştirilmiştir. Haberde başka her hangi bir değişiklik yapılmamıştır.

Bu üzücü olayın ve kabul edilemez saldırının nedeni, Filistinlilerin bir anavatanı ve bu anavatanın da “Etkin ve Fiili Garantisinin” bulunmaması.

İsrail hiç kimseyi ve uyarıları dinlemeden, BM kararları, AB istekleri ve İKÖ bildirilerini de dikkate almadan, kendi istediği zaman Filistinlilere saldırmakta ve açıkça masum insanları oturdukları evlerinde katletmektedir.

Ne soğuk, ne ayaz, ne yağmur, ne de fırtınayı dikkate alıp, korumasız Filistinlileri evsiz, barksız, elektriksiz, aç ve susuz, her tür asgari yaşam ortamından yoksun bırakarak isteklerini silah gücü ile dikte ettirmeye çalışmaktadır.

Rumlar bunun bilincinde olarak, ısrarla “Tek Halk” konusunu üzerinde durmaktalar ve hayallerinde olan “Kıbrıs Rum Üniter Devleti”ni kurabilmek için de her tür baskı yolunu  denemektedirler.

“Adaya barışın gelebilmesi için Türk askerinin adadan gitmesi ve Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin” kaldırılması gerektiği iddiasını ortaya atmışlar ve bunu gerçekleştirebilmek için de her tür politik entrikayı bıkmadan usanmadan çevirmekteler.

Türkiye’nin ada üzerine garantör hakları olduğu müddetçe ve Türk askerinin de adada bulunduğu sürece, adanın tümüne sahip olamayacaklarını ve Kıbrıslı Türkleri aynen Girit’te bundan 100 sene önce yaptıkları gibi adadan atamayacaklarını çok iyi biliyorlar.

Geçmişte adanın tek hakimi olabilmek ve adayı Yunanistan’a bağlayabilmek için her yolu denediler. Yüzlerce, binlerce masum Kıbrıslı Türkü, aynen İsrail’in Filistinlileri acımasızca öldürdüğü gibi katlettiler ve işi 16 Temmuz 1974 günü “Kıbrıs Helen Cumhuriyeti”ni ilan edebilmeye kadar getirdiler ve ilan ettiler de.

Adanın garantörlerinden birisi olan Türkiye, 1960 Anayasası, Ek 4’ünde belirtilen uluslararası haklarını kullanıp müdahale etmeseydi şimdiye Kıbrıslı Rumlar adanın Yunanistan’a ilhakının (ENOSİS) 34.cü yılını kutlamış, 35.ci yılın da kutlama hazırlıklarının plan ve programını yapıyor olacaklardı. Biz Kıbrıslı Türkler de, büyük bir olasılıkla bu kutlamaları öbür dünyadan topluca seyrediyor olacaktık.

Türkiye gibi garantör bir Anavatanları ve kendilerini savunacak egemen bir devletleri olmayan Filistin halkının bu gün başına gelenlerin, Türk ordusunun geri gitmesi ve Türkiye’nin garantörlüğünün kaldırılması sonrası bizim de başımıza geleceği kesindir.

Üstelik katliamlardan sonra Rumların İsrail’i örnek gösterip, haklı konuma geçmesi de kaçınılmaz politik bir gelişme olacaktır. Elleri ve kolları bağlanmış Türkiye ise gözyaşlarını içine akıtıp, Kıbrıs’taki katliamı sadece seyredebilecektir.

Kıbrıslı Türklerin Cumartesi ve Pazar günü Gazze’de olanlardan gerekli dersi alması, Türk ordusunun kıymetini ve Türkiye’nin garantörlüğünün ne demek olduğunu iyice öğrenmesi ve Anavatanı ile tanınmasa da, kan ve göz yaşı ile 20 yıllık bir mücadele sonrasında kurmayı başardığımız küçücük ama hepsi de bizim olan devletimiz “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”ne ne pahasına olursa olsun sahip çıkması gerekmektedir.

Bunu yapmayıp da anavatanımıza, ordumuza ve devletimize sahip çıkmadığımız için pişmanlık duyduğumuz zaman geldiği vakit ise artık çok geç olacaktır.

ELAZIĞ’IN FAHRİ HEMŞEHRİSİ OLDUM

27 Aralık 2008
Yorum yapılmamış

24 Aralık’ta Elazığ’da görkemli bir tören yapıldı ve “Şehit İlhanlar” Anıtı açıldı.

Ben de oradaydım. Daha doğrusu biz de oradaydık.

Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş, Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Hasan Erçakıca, DAÜ Rektörü prof. Dr. Ufuk Taneri, Kıymetli hocamız Türkolog Harid Fedai, TMT Derneği Temsilcisi Metin Aybars ve Genç TV’den Artun Korudağ.

1963 Kumsal katliamında kahpece şehit edilen Elazığ’lı Binbaşı İlhan’ın (Emekli Tuğ General Doktor Nihat İlhan) eşi Mürüvet İlhan ve oğulları Murat İlhan, Kutsi İlhan ve Hakan İlhan anısına şehrin ana caddesi olan “Şehit İlhanlar” caddesine Elazığ’lılar çok anlamlı ve gurur duydukları bir anıt diktiler.

Elazığı’lı “İlhan” ailesinin 24 Aralık 1963 tarihinde hunharca katledilmesinden sonra Elazığ’lılar “İlhan” ailesini bağırlarına basmışlar ve onları ilelebet yaşatmak için Binbaşı İlhan’ın ve ailesinin evinin üzerine bulunduğu şehrin en önemli caddesine “Şehit İlhanlar” adını vermişler.

Anıt’in gövdesi Elazığ mermerinden, figürler ise Elazığ’ın kendine has dünyaca ünlü Kiraz rengi mermerinden yapılmış.

Sağ üst kısımdaki yan yana, birbirine yaslanmış üç tane su damlası, Murat’ı, Kutsi’yi ve Hakan’ı temsil ediyor. Solda ve daha yukarıdaki dairesel figür ise anne Mürüvet İlhan’ı simgeliyor.

Anıt, daha ilk karşılaşmamızda bana konuşmuştu.

Bana hiç kimsenin anıttaki figürlerin ne manaya geldiğini açıklamasına gerek kalmamıştı.

Damlalardan en küçüğü ben Hakan’ım demişti. Ortadaki ben Kutsi’yim diye seslenmişti. En sağdaki de, ben de abi Murat’ım diyerek bana gülümsemişti.

Yavrularını korumak isteyen bir kartal gibi yukarıda duran, onları kanatları altın alıp, bağrına basmış olan sol üstteki dairesel figür ise “Ben anne Mürüvet’im. Kıbrıs’tan hoş geldiniz kahraman Mücahitler. Biz hep burada, sevgili Elazığ’lılarla olacağız ama kalbimiz de sizinle olacak” demişti bana.

Bizim de kalbimiz hep onlarla oldu. Onları hiç, ama hiç unutmadık.

Şehitlerin babası, şehide Mürüvet İlhan hanımın eşi, sevgili komutanımız Emekli Tuğ General Doktor Nihat İlhan’la (Binbaşı İlhan) ve ona kol kanat germiş kızı Dr. Şebnem hanımla da tanıştık, görüştük ve hasret giderdik. Hem geçmişi konuştuk, hem de geleceği. Kalpleri hep bizimle birlikte atıyor. Kıbrıs onlar için bir vatan olmuş sanki. Bizimle ağlayıp, bizimle seviniyorlar. Kıbrıs’la ilgili her olay onları çok yakından ilgilendiriyor. Dr. Şebnem ise bizden daha da Kıbrıs’lı. Binbaşı İlhan bana hep Kıbrıs ile ilgili hatırlarını anlattı. Bazen güldük, bazen de gözlerimiz yaşardı.

Elazığ’ın Kıbrıs’la, Kıbrıslı Türklerle çok yakın bağları var.

Kıbrıs Türkçemizde kullandığımız birçok kelime halen Elazığ’ın kendine has yerel Türkçesinde de kullanımda. Hiç yabancılık çekmedik.

Elazığ’ın bir başka gururu da 20 Temmuz 1974 Mutlu Barış Harekatında verdikleri 6 şehitleri ve iki yüzün üzerindeki Gazileri. Önümüzdeki yıllarda “Barış Harekatı Şehitleri”ni temsil eden bir anıt dikmenin hazırlığına da başlamışlar.

Elazığ’lılar çok sıcak, güler yüzlü, sevecen ve çalışkan insanlar.

Benim için de büyük bir sürpriz hazırlamışlar. Törenin ertesi günü, Babam Prof. Dr. Hakkı Atun’un, 1953 yılında kurduğu ve “Kurucu Müdürlüğünü” yaptığı “Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitüsü”ne götürdüler bizi. Kapıda bizleri Müdür Eyüp bey ve Enstitünün tüm ekibi karşıladı. Büyük bir gururla babamın elleriyle kurduğu, Doğu Anadolu’nun en gelişmiş ve bir numaralı araştırma merkezi olan Enstitüyü gezdim,  babamın masasına oturdum ve minicik bir çocukken diktiğim çam ağacını ziyaret ettim. Boyu benim boyumu çoktan geçmişti. Enstitü şimdi araştırmalarıyla ve çalışmalarıyla Türkiye’de nam yapmış bir yer. Çalışanları, genç ve pırıl pırıl bilim adamları.

Elazığ’ın kültür adamlarının, yazarlarının ve şairlerinin toplandığı Manat Yayınevi veya benim tabirimle “Elazığ’ın kültür fabrikası” ise bir başka gururu duyulan yer. Anıtın yapılması ve dikilmesini onlar gerçekleştirmişler. Elazığ Valisi ve Belediye Başkanı bu güzel düşünceye ve girişime gerekli olan tüm desteği vermişler. Elazığ halkı ve yöneticileri “Şehit İlhanlar”ına sahip çıkmışlar ve onları bağırlarına basmışlar.

En güzel sürpriz de, Fahri Elazığ Hemşehriliğim oldu.

Her ne kadar şakadan da olsa artık ben de bir Elazığ’lıyım.

KIBRIS’TA BİR BAŞKA AB TEZGAHI

25 Aralık 2008
Yorum yapılmamış

AB kafasına koymuş bir kere. İllaki KKTC’yi lav edecek ve Kıbrıs’ın tümünü Rum egemenliği altına sokacak. Bunun için tüm kurumlarını çoktan seferber etmiş bile.

Hangi taşı kaldırsam altından KKTC’yi yok etmeye yönelik bir AB oyunu çıkıyor.

Türkiye – Yunanistan arasındaki sorunlar 1923 Lozan Barış Anlaşması’yla bir
ortalama uzlaşıya oturtulmuş gibiyse de bu ortalamanın Yunanistan lehine sürekli değiştiği de artık bilinen bir gerçektir. Özellikle de İtalyanlar ile Lozan sonrası yapılan bazı tutanakların zaten ortak hava sahasını o zamanlarda Türkiye’ nin kabul ettiği anlamını
çıkartanlar da mevcuttur. Bu çıkarımın sebebi ise, İtalyanlar ile yapılan, Lozan’ dan hemen sonra 1932′ de ki tutanaklar,Meis Adası ve diğer adacıkların durumu, öteki de 12 Adalar ve durumu hakkındaki tutanaklardır.

Bu tutanakların İtalyanlara verdiği haklar ise 1947′ de Paris anlaşmasıyla Yunanlılar’ a geçmiştir.

Başka bir ifade ile bu hava sahası sorunu Avrupa Ortak Hava sahası başlığı ile Türkiye’ye sorun açmıştır demek yanlış olacaktır. Çünkü, hava sahası sorunu Yunanistan’ın 1931 Eylül’ ünde hava sahasını tek taraflı olarak gizli bir şekilde 6 milden 10 mile çıkartması ve 1936′ da Lozan’ daki 3 millik kara sularını 6 mile çıkarması ile gündemdeki yerini zaten sürekli korumuştur.

Türkiye bu konuda bir girişimde bulunarak *SMART* projesi adı ile
bilinen( Türkiye Hava Sahasının tek merkezden, Ankara’dan kotrol edilmesi
projesi )2011 yılında uygulanması amaçlanan bir proje çalışması var.

Türkiye Hava Trafik Kontrolörleri Derneği (TATCA) Başkanı Ayhan Kartal’ın konuyla ilgili 2008 Mayıs ayında bir açıklamasında” Projenin amacı, Avrupa Birliği ülkelerinin sahip olduğu gibi; daha çağdaş, daha emniyetli ve daha
nitelikli bir hava sahasına kavuşmak…” şeklinde bir değerlendirmesi olmuş idi. Belki havacılık anlamında doğru bir tesbit olabilir. Ancak konuyu siyasi açıdan ele alacak olur isek bunun sebep / sonuç ilişkilerini de açmak durumundayız.

Çünkü, Projenin AB içinde birliğin karar mekanizmaları yoluyla,* üye olmayan ülkeler bazında ise AB ile yaptıkları veya yapacakları * havacılık alanındaki entegrasyon anlaşmalarından yararlanılarak hayata geçecek olması Kıbrıs konusundaki sıkıntıları gündeme taşıyacaktır.* Buradaki gizli amacı da milletin bilmesi gerektiğine inanmaktayım.* Gizli amacın ne olduğunu da alttaki satırlarda ki açıklamaların içinde bulacaksınız.

THY Genel Müdürü Temel Kotil, Conrad Otel’de gerçekleştirilen IATA 64.Yıllık Genel Kurulu ve Dünya Hava Taşımacılığı Zirvesi sonunda yaptığı bir
açıklamada şöyle diyordu. *”Bizi sağılacak bir inek gibi görmeyin”* Tek Avrupa Hava Sahası konusuna da değinen Kotil, Avrupa’ da *çoksayıda küçük devletin olduğunu*,Avrupa üzerinden uçarken pilotların işlerinin arttığını ve yolun da uzadığını “*Tek bir Avrupa hava sahası olduğu zaman *” Türkiye’ nin buna katılması, AB üyesi olmadığımız için *hükümetin bileceği bir
süreçtir *ama Avrupa’ da bunun olması yalnız THY’ ye değil, tüm dünyaya artı getirir ” açıklamalarının ekonomik açıdan doğruluğunu düşünebiliriz.

Lâkin Sayın Kotil’ inde örtülü olarak değindiği ” * siyasetçilerin ( hükümetin bileceği ) bir süreçtir*” sözü ile de bazı çekinceleri olduğunu ancak bunu
dile getiremediğini mi anlatmaya çalıştı dersiniz?

*İşte burada siyasetin ne dediğine de bakalım.*
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, AB’ nin”* Tek hava sahasına dahil olun*” önerisine * KKTC’ ye yönelik izolasyonların kaldırılması * ve Avrupa Uçuş
Emniyeti Otoritesi’ ne ( EASA ) üyelik şartıyla olumlu bakabileceklerini  söylemiş idi.

Yıldırım,AB Ulaştırma Komiseri Loyola’ nın kendilerine getirdiği teklifi de şöyle açıklamış idi. “Bize dediler ki,hemen tek hava sahasına dahil olun. Aynı zamanda teker teker ülkelerle anlaşma imzalayın.’ Biz de ‘ İnceleyelim’dedik. Peşin reddetmekten yana değilim, * ama ne alıp vereceğimize bağlı*.O nedenle durumu biraz ağırdan  aldık.”

Yıldırım, *tek hava sahası denildiğinde Güney Kıbrıs’ın tanınması sonucunun *doğacağının hatırlatılması üzerine,” Tabii ki böyle bir durum doğuyor.*Ama
biz dolaylı anlaşmalarla zaten tanıyoruz*.Ortada fiili bir durum var. Aslında bunun sürdürülebilirliği yok. Bu KKTC’ yle beraber çözüme kavuşturulmalı ” dedi.

*İşin ekonomik boyutlarını değerlendirmeyi de ekonomistlere bırakalım.* Elbet ki ekonomik açıdan da değerlendirlmelidir.Ancak siyasi desteği olmayan
ekonomi de, güçlü bir ekonomik desteği olmayan siyasette ileri gidemeyecektir.

*Biz işin siyasi, tarihi boyutu ile ilgileneceğiz.* Aslen tarihe geri dönecek olursak Ege sorun bölgesi olmasının altında 10
Ağustos 1976 tarihi temel taş olarak görülmektedir.

Bu tarihte Yunanistan’ın tek taraflı olarak Lahey Adalet Divanı’na baş vurarak uluslar arası olan Ege sularını Yunan karasuları ilan etmesi kararı aldırması hamlesi ile başlıyordu.

Bu başvuru kabul edilmiyor olsa dahi sorun böylece ayyuka çıkmış oluyordu. Bu olayın ardından ise 1987 Mart krizi yaşandı.

Daha sonra 1982′ de  yapılan Uluslararası* Üçüncü Cenevre Konferansına* Türkiye ve ABD başta olmak üzere taraf olmayınca da Yunanistan’ ın eli güçlenmiş oldu.

*Burada ne hikmet ise Türk dış işlerinin vurdum duymaz tavırlar ıçok dikkat çekicidir.* Bir örnek vermek gerekirse kardak kayalıklarına bakalım. Lozan’ da bazı yerlerin isimleri ile birlikte hangi ülkeye ait olduğu yazılmış olmakla beraber örneğin Kardak kimin sorusu iyice karışık gibidir. Kardak,1950 yıllarındaki haritalarda üstelik te ABD haritalarında Türk tarafında görüldüğü halde Türk dış işleri bunu dahi dünyaya anlatmakta
zorlanmış ve hala dünyanın bir çok ülkesi tarafından Yunanistan’ da diye tanınıyor.

Özetle Kıta hava sahasını kaldırıp yerine tek Avrupa sahası getirdiğinizde otomatikman KKTC’ de yok olmaya mahkum kalacaktır. İşte * ÖZÜR DİLEME * kampanyalarının arkasındaki güçler bunların örtülmesi için var güçleri ile yeni gündemler yaratarak Türkiye’nin * KIRMIZI ÇİZGİLERİ * ni ortadan kaldırmanın plânlarını başarı ile sergilemeye devam etmektedirler. Biz bu abuk kampanyalarla uğraşırken bir sabah kalktığımızda * KKTC diye bir yerin olmadığı gerçeği * ile yüzleşmek zorunda kalacağız. Aziz milletimiz bunları görüyor da bizi yönetenler kör mü?


Form Yükleniyor

Yükleniyor...

Kullanıcı girişi

 Beni hatırla
Kayıt olun!
Şifremi unuttum

Yeni kayıt

Giriş yapın
Şifremi unuttum

Şifre talebi

Giriş yapın
Kayıt olun!

Popüler yazılar

  • The Varying Geographical Names in the İsland of Cyprus, Recorded by the Travellers Since 23 B.C.
  • Academy
  • PROPERTY EXCHANGE NIGHTMARE IN SOUTHERN CYPRUS
  • Hakkımda
  • Albüm
  • Kıbrıs Antlaşmaları, Planları ve Önemli BM, AB Kararları Cilt-2
  • Our enemy is Ankara, not the Turkish Cypriots
  • Almanya'da Türk İzleri
  • Kıbrıs'ın 2005 Yıllık Geçmişinde Tarihin Derinliklerinde Kaybolmuş Yer İsimleri
  • Year 2007 Academic Comments on Cyprus' Politics
 

RSS okuyucu ile takip edin...

Yazılar RSS
Yorumlar RSS

Rastgele 10 yazı

  • Stefanopulos’un Belçika’daki sözleri, bilinç altında yıllardır saklamak zorunda kaldığı düşüncelerini su yüzüne çıkardı
  • Vakıf Malı Kimseye Verilemez
  • Rumların petrol fiyaskosu
  • Rum Tarafında Neler Oluyor
  • PAPADOPULOS’UN TAKTİĞİ ORTAYA ÇIKTI
  • Türkiye, AB ve Kıbrıs
  • HOT DAYS IN GREEK CYPRIOT ELECTIONS
  • PROPERTY EXCHANGE NIGHTMARE IN SOUTHERN CYPRUS
  • Talat’a Londra daveti
  • Rumlar 17 Aralık’ta VETO haklarını kullanabileceklermi?

Ankete katılın...

Sorry, there are no polls available at the moment.

Etiketler

Abd Ama Ankara Avrupa Belli Bile Bir Bm Bu Buna Bunu Bunun Daha Daki Deki Devlet Diye Eden Gelen Genel Gibi Hemen Ilk Iyi Kabul Karar Kendi Ki KKTC Nin Ortak Oy Papadopulos Pek Rum Tam Veto Veya Ya Yani Yeni Yeni Bir Yok Yunanistan Zaman
Designed by Bilisim Sistemleri

© 2008 - 2010 Prof. Dr. Ata ATUN Kişisel Web Sitesi |

XHTML
CSS
English
  • Sosyal imleme
  • E-posta ile yolla
  • Linkibol
  • Bagcik
  • Yumiyum
  • Oyyla
  • Tusul
  • 100Puan
  • del.icio.us
  • Digg
  • Furl
  • Netscape
  • Yahoo! My Web
  • StumbleUpon
  • Google Bookmarks
  • Technorati
  • BlinkList
  • Newsvine
  • ma.gnolia
  • reddit
  • Windows Live
  • Tailrank
  • Blogmarks
  • Favoriting
E-mail