• Anasayfa
  • Kategoriler
    • Araştırmalarım
    • Hakkımda
    • İletişim
    • Klasik Yazılarım
    • Konferanslarım
    • Yazılarım
  • Academy
  • Albüm
  • Bildirilerim
    • English Papers
    • Türkçe Bildiriler
  • Kitaplarım
  • Arşivler
    • Temmuz 2010
    • Haziran 2010
    • Mayıs 2010
    • Nisan 2010
    • Mart 2010
    • Şubat 2010
    • Ocak 2010
    • Aralık 2009
    • Kasım 2009
    • Ekim 2009
    • Eylül 2009
    • Ağustos 2009
    • Temmuz 2009
    • Haziran 2009
    • Mayıs 2009
    • Nisan 2009
    • Mart 2009
    • Şubat 2009
    • Ocak 2009
    • Aralık 2008
    • Kasım 2008
    • Ekim 2008
    • Eylül 2008
    • Ağustos 2008
    • Temmuz 2008
    • Haziran 2008
    • Mayıs 2008
    • Nisan 2008
    • Mart 2008
    • Şubat 2008
    • Ocak 2008
    • Aralık 2007
    • Kasım 2007
    • Ekim 2007
    • Eylül 2007
    • Ağustos 2007

Kasım 2007 ayında yazılan yazılar...

TÜRKİYE NEDEN GAMBARİ SÜRECİNE KARŞI

29 Kasım 2007
Yorum yapılmamış

Bir müddettir Papadopulos ve başta Markulli olmak üzere tüm avenesi, Türkiye’nin Gambari sürecine karşı olduğunu yaymaya çalışıyor.

Her demeçte, her beyanda bu savı tekrar tekrar irdeliyorlar ve kendi halkı ile birlikte Kıbrıs konusu ile ilgili diğer kişilerin de aklına sokmak istiyorlar.

Aslında bu iddianın içinde doğruluk payı da yok değil.

Son gelişmeler hiçte Papadopulos’un hoşuna gidecek türde değil.

Papadopulos’un “Üniter Rum devleti” kurmak hayali ve Türkiye’nin zayıf bir anını yakalayıp  “Üniter Rum devleti”ni kurana kadar “Kıbrıs’ın uluslararası tanınmış devleti” olarak kalmak planları suya düşmek üzere.

Doğrusu suya düştü bile.

43 sene bu zokayı dünyaya yutturdular ama artık bu oyunun da sonu geldi.

KKTC Cumhurbaşkanı Talat’ın 5 Eylülde Papadopulos ile yaptığı toplantıda önerdiği “Gerçekçi ve uygulanabilir bir çalışma programının hazırlanması ve Kıbrıs sorununun 2008 içinde çözülmesi” fikrini Papadopulos kabul etmese de BM, AB, ABD ve Türkiye’nin uygun gördüğü kesin.

Şimdi artık ortada sadece ve sadece iki seçenek var. Her ikisi de Papadopulos’un işine gelmiyor.

Birincisi; 17 Şubat 2008’de Rum tarafından yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra BM’nin görüşmelerin başlaması için yeni bir girişimde bulunacağı ve Papadopulos’un tüm itirazlarına rağmen başlatılacak olan görüşmelerde de “Hakem” ve “Zaman sınırlaması”nın olacağı seçenek.

Papadopulos  için kaçış yollarının tümü tıkalı bu süreçte. Zamanı uzatıp, istediği kadar ve istediği zamana kadar “Kıbrıs’ın uluslararası tanınmış devleti” rolünü oynamayacak bu seçenek altında.

İkincisi ise; Avrupa Birliği içinde Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum devletlerini birleştirmek planı.

Bu palan göre, BM’nin ortaya koyduğu çözüm planında birleşme olmuyorsa, her iki halkın önce ayrılması, kendi bağımsız devletlerini kurmaları ve sonra da AB bünyesinde birleşmeleri öngörülüyor. Örnek olarak da Çekler ve Slovaklar gösteriliyor.

Aslında Kosova ve Sırbistan’da aynı yolun yolcusu. Bu nedenle de Kosova şimdi korkulu bir rüya gibi Rumların önünde duruyor.

Kosova için 10 Aralık son gün.

Eğer 10 Aralık’ta Kosova’nın bağımsızlığı kabul edilirse, Sırplara verilen sözlere göre Sırplar da AB’ye alınacak. Ve birleşme, yani korkusuz, kansız ve tavizsiz birleşme, AB çatısı altında olacak.

Son aylardaki gelişmelere bakılırsa, artık Türkiye’ye eskisi kadar ABD’den ve AB’den Kıbrıs konusunda baskı olmadığı görülmektedir. Bu da AB içinde birleşme fikrinin uluslararası topluluk tarafından kabul edilebilir bir olasılık olarak kabul edildiğini ortaya koymaktadır.

Bu nedenle de cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yaklaştığı bu son aylar içinde Papadopulos, büyük bir manevra yaparak ortaya koyduğu yeni Kıbrıs stratejisi ile Kıbrıs konusunu AB içinden çekip çıkarıp BM içine ve de özellikle de Gambari süreci içine çekmeye çalışmakta.

Yıllardır, Kıbrıs konusunu BM gündeminden düşürüp, AB içine çekmeye çalışan ve bunun için de, AB’ye yalan söylemek, yalan vaatlerde bulunmak, AB’ye girmek için Annan Planını kabul edecekleri yalanını gözünü kırpmadan söyleyip yaymak gibi her türlü Bizans entrikasını çevirmekten kaçınmayan Papadopulos, bir anda Kıbrıs konusunu AB içine taşımak fikrinden vazgeçip, dört elle BM’de ve özellikle de Gambari süreci içine çözülmesine sarıldı.

Niye Gambari sürecine sarıldı.

Zaten konunun püf noktası da bu süreç.

Papadopulos’un, BM’nin hakemli ve zaman kısıtlamalı görüşmeler yapılarak Kıbrıs sorununun çözülmesi planının işlerlik kazanamaması durumunda devreye girecek olan  AB’nin iki ayrı devlet kurulması planından yegane kaçış yolu, Gambari sürecinin içinde yatıyor.

8 Temmuz 2006 tarihli “Gambari Süreci” veya benim tabirimle “Gambari Oldu-Bittisi” içinde 5 maddelik İlkeler dizisi ve 2 tane de karar var.

İlkeler dizisi içindeki 5 madde ve ilave edilen 2 karar da yusyuvarlak cümlelerle yazılmış. Nereye çekersen oraya gidiyor ve ne kadar çekersen o kadar uzuyor.

Gambari Süreci içinde Kıbrıs’ta çözüm için ne zaman kısıtlaması var ve ne de hakem gözetimi. Kıbrıs sorununa çözüm elli sene de sürebilir yüzelli de.

Bu nedenle Papadopulos, 5 Eylül 2007 görüşmesinde CB Mehmet Ali Talat’ın “Çalışma programı hazırlansın ve Kıbrıs sorununu 2008 içinde çözülsün” önerisine karşı çıktı.

Papadopulos’un niyeti Kıbrıs sorununu çözmek değil, Türkiye’nin zayıf bir anını yakalayıp  “Üniter Rum devleti”ni kurmak ve bu süreç içinde de uluslar arası her platformda kendi fikirlerini öne sürebilmek için “Kıbrıs’ın uluslararası tanınmış devleti” olarak kalmaktır.

Bu nedenle Papadopulos Gambari sürecine sıkı sıkı sarılırken Türkiye de BM’nin  Hakemli ve Zaman kısıtlamalı görüşme organize etmesini istiyor.

TURKEY: UNDISPUTED LEADER OF THE MIDDLE EAST

26 Kasım 2007
Yorum yapılmamış

Although the Armenians and the Greeks played the Christian card quite well in the 20th century and tried to push Turkey into the position of the most underrepresented and discredited nation on earth, it didn’t work well in the last century and won’t work in the 21st century, either. The latest card player was Armenian camp-follower Nancy Pelosi, who in fact put her personal interests above American interests by pushing for passage of the so-called genocide resolution, just like Armenian-Americans who think of Armenians’ interests above those of Americans, unfortunately.

Since 2002, from the day the new driver, the Justice and Development Party (AKP), took over Turkey’s steering wheel, a departure from the country’s traditional foreign policy began and gradually quickened. The new driver led the country to a brand new track, one more temperate, social, constructive, modernistic and rather enterprising; as opposed to the defensive and passive track of old.

This new track gradually led Turkey’s political prowess upward, and Turkey is now becoming an important player in the Middle East, emerging as an important diplomatic actor. Turkey’s greater activism in the Middle East has also been reflected in its effort to strengthen ties to Iran and Syria, and now Turkey’s political and economic relations with neighboring countries are at the best levels ever achieved.

Ankara’s relations with Tehran and Damascus were strained in the 1980s and 1990s, in part because Iran and Syria supported the Kurdistan Workers’ Party (PKK) in their effort to destabilize Turkey. But relations have significantly improved in recent years, thanks to the three governments’ shared interest in containing Kurdish nationalism and preventing the emergence of an independent Kurdish state on their borders.

Turkey’s cooperation with Iran has intensified considerably, particularly in the security sphere. During Prime Minister Recep Tayyip Erdoğan’s visit to Tehran in July 2004, Turkey and Iran signed a security cooperation agreement that branded the PKK a terrorist organization. Since then, the two countries have stepped up cooperation to protect their borders. Energy has been another major engine behind the warming of Iranian-Turkish relations; Iran is the second-largest supplier of natural gas to Turkey (after Russia).

Ankara’s policy toward Israel and the Palestinians has also undergone a shift. Turkey had maintained a close relationship with Israel since 1996, especially in the defense and intelligence areas. Cooperation had benefits for both sides: It gave Israel a way of breaking out of its regional isolation and a means of putting pressure on Syria, and it gave Turkey new avenues for obtaining weapons and advanced technology at a time when it faced increasing restrictions on weapons procurement from the United States and Europe.

But more recently, under the AKP’s leadership, Turkey’s outlook toward Israel has begun to change and Ankara has begun to adopt a more active pro-Palestinian policy.

This change started when Erdoğan decided to send 1,000 troops to participate in the UN peacekeeping mission in Lebanon — one of the largest contributions of any European state.

Although not without risks, Erdoğan’s decision to contribute troops to the UN mission had a number of important benefits. It both underscored Turkey’s European credentials and showed that Ankara is an important regional player. And along with Erdoğan’s criticism of Israel’s military action, it allowed Turkey to demonstrate its solidarity with key Arab governments in the region that supported the peacekeeping mission.

The latest summit in Ankara held by President Abdullah Gül, between Israeli President Shimon Peres and Palestinian President Mahmoud Abbas, exemplifies the position and importance of Turkey in the Middle East.

Turkey’s relations with Saudi Arabia in particular have been strengthened recently, as was highlighted by King Abdullah’s trip to Turkey in August 2006 — the first visit of its kind in 40 years– and then again in the second week of November 2007.

Turkey’s greater engagement in the Middle East is part of the gradual diversification of Turkish foreign policy since the end of the Cold War. In effect, Turkey is rediscovering the region of which it has historically been an integral part. Especially under the Ottomans, Turkey was the dominant power in the Middle East.

Turkey’s recent focus on the Middle East does not, however, mean that Turkey is about to turn its back on the West. Nor is the shift evidence of the “creeping Islamization” of Turkish foreign policy, as some critics claim.

Turkey’s new activism is a response to structural changes in its security environment since the end of the Cold War. And if managed properly, it could be an opportunity for the Western world to use Turkey as a bridge to the Middle East.

Both Ankara and the Western world — the EU and US — need to accept that the war in Iraq has created new realities and unleashed new forces that must be accommodated and that no satisfactory results can be achieved in the region without Turkey’s assent.

UGANDA’DA KIBRIS KORKUSU

26 Kasım 2007
Yorum yapılmamış

Kısa adı CHOGM (Commonwealth Heads of Government Meeting) olan Ortak Refah Ülkeleri Devlet Başkanları Toplantısı 23, 24, 25 Kasım günlerinde Uganda’nın başkenti Kampala’da yapıldı. Toplantıya 53 ülkenin Devlet Başkanı katıldı ve İngiltere Kraliçesi Elizabeth toplantıyı Cuma sabahı törenle açarak başlattı. Öğleyin de devlet başkanları hep birlikte yemek yediler. Akşam ise İngiltere Kraliçesi Elizabeth devlet başkanları onuruna bir yemek verdi.

Bir zamanlar İngiliz sömürgesi olmuş ülkelerin oluşturduğu Ortak Refah Ülkeleri (Commonwealth Countries) Devlet Başkanlarının, Cuma-Cumartesi ve Pazar günü yapılan bu olağan toplantısından evvel de söz konusu üye ülkelerin Dış İşleri bakanlarının katıldığı 2 günlük toplantı 21, 22 Kasım Çarşamba ve Perşembe günleri yapıldı.

Uganda Hükümeti, çok önem verdiği bu iki toplantı için hiçbir şeyi esirgemedi ve her hangi bir aksilik çıkmaması için de Elli milyon dolarlık bir harcamayı göze aldı.

Doğal olarak Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti Dış İşleri Bakanı Markulli de Uganda’daydı ve o da Dış İşleri bakanları toplantısına katıldı. Markulli’nin katıldığı toplantıda gündem maddesi olarak Ortak Refah Ülkeleri Vakfı, Öğrenimin Ortak Refahı (COL), Ortak Refah İş Forumu, Teknoloji Yönetimi için Ortak Refah Ortaklığı ve Medeni Toplum ile ilgili raporlar sunuldu.

Toplantı sonrasında ise Dış İşleri Bakanları CHOGM, yani Ortak Refah Ülkeleri Devlet Başkanları Toplantısı Sonuç Bildirgesini (Communiqué) hazırladılar ve Devlet Başkanlarının dikkatine sundular.

İşte bu söz konusu Sonuç Bildirgesine Markulli’nin ve Papadopulos’un son gelişmelerden duydukları korkular imzasını attı.

Zaten Markulli, Sonuç Bildirgesi hazırlanırken bütün şirretliğini ortaya koydu ve kalemi kâğıdı eline alarak Kıbrıs ile ilgili bölümü bizzat kendisi yazdı.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün KKTC ziyaretinde ilk defa vurguladığı “Kıbrıs’ta İki Demokrasi, İki Devlet, İki Dil ve İki Din bulunmaktadır”ın yarattığı korku fırtınası ve Sırbistan ile Rusya’nın tüm karşı koyma girişimlerine ve engellemelerine rağmen “Kosova’nın Bağımsızlık çabalarının Kıbrıs’a örnek olabileceği” endişelerini yansıtan kelimeler, Sonuç Bildirgesi’nde aynen yerini aldı.

Sonuç Bildirgesinin Kıbrıs ile ilgili Bölümünde “Kıbrıs sorununa BM himayesi altında kapsamlı, adil ve kabul edilebilir bir çözüm”e atıfta bulunuluyor.

Yıllardır, Kıbrıs konusunu BM gündeminden düşürüp, AB içine çekmeye çalışan ve bunun için de, AB’ye yalan söylemek, yalan vaatlerde bulunmak, AB’ye girmek için Annan Planını kabul edecekleri yalanını gözünü kırpmadan söyleyip yaymak gibi her türlü Bizans entrikasını çevirmekten kaçınmayan Papadopulos, Cumhurbaşkanı Gül’ün sözlerindeki “İki ayrı Din” tanımlamasının nerelere kadar gidebileceğini ve başına ne gibi çoraplar örebileceğini fark ettiğinden, bir anda Kıbrıs konusunu AB içine taşımak fikrinden vazgeçip, dört elle BM’de çözülmesine sarıldı.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yaklaştığı bu son aylar içinde Papadopulos’un büyük bir manevra yaparak ortaya koyduğu yeni Kıbrıs stratejisi, Kıbrıs konusunu AB içinden çekip çıkarıp BM içine taşımak üzerine inşa edildiğini ortaya koyuyor. Daha evvel böylesi sözleri hep kerhen söylerdi ve stratejisi Kıbrıs konusunu AB içine çekip, geri kalan 26 ülke ile birlikte Türkiye üzerine baskı kurup, Türkiye-AB Ortaklık müzakerelerinde sorunlar çıkarıp taviz kopartmak şeklinde idi.

Anlaşılan AB’ye olan güveni sarsıldı ve AB içindeki “Aldatıldık” homurdanmaları kulağına kadar geldi.

Geçen hafta başında İran’ın başkenti Tahran’da gerçekleştirilen ve çalışmalarını 14 Kasım Çarşamba günü tamamlayan Asya Parlamenterler Meclisi’nin toplantısına katılan Rum Milletvekili Eleni Theoharus da Markulliden aldığı talimatla, yaptığı konuşma içine, Ortadoğu ve Kıbrıs sorunu gibi uzayıp giden uluslararası sorunlara Uluslararası Hukuk ve BM’nin ilgili kararları temelinde çözüm bulunması gerektiği görüşünü koydu.

Toplantı sonrası yayınlanan Sonuç Bildirgesinin hazırlık safhasında da, gene Markulli’nin talimatı ile “Kıbrıs sorununa BM himayesi altında kapsamlı, adil ve kabul edilebilir bir çözüm”e atıfta bulunulan bir ek yapılmasını büyük bir ısrarla talep etti ve bu talebi kabul edilerek, istenildiği şekilde bildirgeye ek yapıldı.

BM, AB ve ABD, 2008 içinde Kıbrıs konusunda son bir girişim daha yapmak niyetinde. Girişimin sonu ya “Birleşik Kıbrıs” ya da “İki ayrı Devlet”.

Papadopulos için bir tarafta seçimi kaybetmek var, diğer tarafta da seçimden hemen sonra BM’nin başlatacağı görüşmeler var. Kazansa vay, kaybetse vay.

KKTC Cumhurbaşkanı Talat’ın 5 Eylülde Papadopulos ile yaptığı toplantıda önerdiği “Gerçekçi ve uygulanabilir bir çalışma programının hazırlanması ve Kıbrıs sorununun 2008 içinde çözülmesi” fikrini Papadopulos kabul etmese de BM, AB ve ABD’nin uygun gördüğü kesin.

Ama bu defa BM yoğurdu üfleyerek yemek niyetinde. Papadopulos’un AB’ye girmek için verdiği yalan sözler benzeri tuzaklara düşmemek için, bu seferki görüşmelerde, Annan Planı görüşmelerinde olduğu gibi, Papadopulos’un tüm itirazlarına rağmen hem zaman limiti hem de hakem koymak niyetinde.

Anlaşılan Türkiye’nin yeni diplomasisi, Kıbrıs Rum liderliğini bütün kıvraklığına ve Hıristiyanlığı sonuna kadar kullanmak açık gözlülüğüne rağmen, Rumları köşeye sıkıştırmaya başlamış.

Korku dağları bekler sözü boşuna değil. Taa Uganda’lara kadar uzanmış.


Form Yükleniyor

Yükleniyor...

Kullanıcı girişi

 Beni hatırla
Kayıt olun!
Şifremi unuttum

Yeni kayıt

Giriş yapın
Şifremi unuttum

Şifre talebi

Giriş yapın
Kayıt olun!

Popüler yazılar

  • The Varying Geographical Names in the İsland of Cyprus, Recorded by the Travellers Since 23 B.C.
  • Academy
  • Hakkımda
  • Albüm
  • Kıbrıs Antlaşmaları, Planları ve Önemli BM, AB Kararları Cilt-2
  • PROPERTY EXCHANGE NIGHTMARE IN SOUTHERN CYPRUS
  • Almanya'da Türk İzleri
  • Kıbrıs'ın 2005 Yıllık Geçmişinde Tarihin Derinliklerinde Kaybolmuş Yer İsimleri
  • Year 2007 Academic Comments on Cyprus' Politics
  • İletİşİm
 

RSS okuyucu ile takip edin...

Yazılar RSS
Yorumlar RSS

Rastgele 10 yazı

  • BARZANI, PKK AND THE SEVRES
  • AB’NİN MALİ YARDIM ALDATMACASI
  • RMMO SİLAHLARI NE OLACAK
  • Rumları da biz protesto etmeliyiz
  • Katılım Ortaklığı Belgesine yeni müdahaleler
  • AB Yüksek Seviyede Temas Grubuna kınama
  • TÜRKİYE’NİN YÜKSELEN YILDIZI
  • BM’nin 541 No.lu kararı hala geçerli mi
  • İNGİLİZ BELGELERİ
  • HRISTOFYAS’IN FEDERASYON İSTEĞİ NE KADAR İNANDIRICI?

Ankete katılın...

Sorry, there are no polls available at the moment.

Etiketler

Abd Ama Ankara Avrupa Belli Bile Bir Bm Bu Buna Bunu Bunun Daha Daki Deki Devlet Diye Eden Gelen Genel Gibi Hemen Ilk Iyi Kabul Karar Kendi Ki KKTC Nin Ortak Oy Papadopulos Pek Rum Tam Veto Veya Ya Yani Yeni Yeni Bir Yok Yunanistan Zaman
Designed by Bilisim Sistemleri

© 2008 - 2010 Prof. Dr. Ata ATUN Kişisel Web Sitesi |

XHTML
CSS
English
  • Sosyal imleme
  • E-posta ile yolla
  • Linkibol
  • Bagcik
  • Yumiyum
  • Oyyla
  • Tusul
  • 100Puan
  • del.icio.us
  • Digg
  • Furl
  • Netscape
  • Yahoo! My Web
  • StumbleUpon
  • Google Bookmarks
  • Technorati
  • BlinkList
  • Newsvine
  • ma.gnolia
  • reddit
  • Windows Live
  • Tailrank
  • Blogmarks
  • Favoriting
E-mail