• Anasayfa
  • Kategoriler
    • Araştırmalarım
    • Hakkımda
    • İletişim
    • Klasik Yazılarım
    • Konferanslarım
    • Yazılarım
  • Academy
  • Albüm
  • Bildirilerim
    • English Papers
    • Türkçe Bildiriler
  • Kitaplarım
  • Arşivler
    • Temmuz 2010
    • Haziran 2010
    • Mayıs 2010
    • Nisan 2010
    • Mart 2010
    • Şubat 2010
    • Ocak 2010
    • Aralık 2009
    • Kasım 2009
    • Ekim 2009
    • Eylül 2009
    • Ağustos 2009
    • Temmuz 2009
    • Haziran 2009
    • Mayıs 2009
    • Nisan 2009
    • Mart 2009
    • Şubat 2009
    • Ocak 2009
    • Aralık 2008
    • Kasım 2008
    • Ekim 2008
    • Eylül 2008
    • Ağustos 2008
    • Temmuz 2008
    • Haziran 2008
    • Mayıs 2008
    • Nisan 2008
    • Mart 2008
    • Şubat 2008
    • Ocak 2008
    • Aralık 2007
    • Kasım 2007
    • Ekim 2007
    • Eylül 2007
    • Ağustos 2007

Haziran 2007 ayında yazılan yazılar...

IS THERE A SHADOW HANGING OVER CYPRUS MEMBERSHIP?

30 Haziran 2007
Yorum yapılmamış

Cyprus’s joining the European Union has been overshadowed by the country’s unresolved political division that has existed since 1956. The island has been divided into a Turkish sector and a Greek sector as far back as 1956 under the British colonial government. First the capital Nicosia was divided by barbed wire, to be followed later by other towns and rather large villages.

The United Nations Peacekeeping Force in Cyprus (UNFICYP) landed on the island after heated inter-communal clashes took place in 1964 according to UN Resolution No. 186, dated March 4, 1964, and not after the 1974 intervention. Most people think the UNFICYP was deployed on the island after the 1974 intervention. This, of course, is not the truth.

The Cyprus problem, originating from the Greek Megalo Idea dating from 1796, has existed on the island since 1878.

After the lease of the island to the British by the Ottomans, Greeks of mainland Greece and the local Greeks living on the island started dreaming of “enosis” — annexation to Greece.

A colossal total of 36 proposals, plans, constitutions and solutions submitted by the British, the UN, the US and by similar powers since 1947, for a sustainable and just solution on the island were all rejected by the Greek side. The simple reason was that they all did not include a clear passage to enosis.

Only the 1960 treaties for the establishment of the Republic of Cyprus were reluctantly signed by Makarios, which he was forced to put his seal on by Greece. After signing the documents, he wrote his famous sentence, “I too spoke of enosis after Zürich,” which clearly exposes his ambitions.

Greek Archbishop then President Makarios rejected the 1947 Lord Winster Plan, the 1948 Edward Jackson Constitution, the 1955 John Harding Proposals, the 1956 Lord Radcliffe Plan, the 1957 Paul Henry Spaak Plan, the 1957 Selwyn Lloyd Proposals and the 1958 Macmillan Plan, etc. Mr. Pappadopulos recently rejected the well known Annan plan, which aimed to establish the Federal Republic of Cyprus on the island.

If Makarios had said yes to any of these plans or proposals and forgotten about enosis, then there would never have been a problem on the island, which stands at the crossroads of Europe, the Middle East and Africa and has a strong export orientation.

For most of the last 12 countries to accede to the EU on May 1, 2004 and Jan 1, 2007, membership has been very positive and beneficial, meaning improved economic opportunity and free movement across 27 European countries.

Ankara has grown increasingly ambivalent to a settlement despite its EU ambitions and the fact that Brussels has linked its application for membership to a solution of the Cyprus problem.

Dark clouds are being blown by the EU, berthed on the island of Cyprus since May 1, 2004.

Three years after the April 24, 2004 Annan plan referendum, it is now clear that the side being punished by the international community is the Turkish Cypriot side, who voted “yes,” rather than the Greek Cypriots, who rejected the peace plan.

It can be observed that the international isolation and embargo of the Turkish Republic of Northern Cyprus (KKTC) and of the Turkish Cypriots is still ongoing with the hope for finding a solution to the Cyprus problem becoming increasingly slim.

The contrary and ambitious attitude of the Greek Cypriot administration, with the assurance of being a full member and sitting on the decision-making side of Turkey’s EU accession talks — currently going off track – is gradually eroding the hopes for a solution on the island.

The Greek settlers issue and the Greek soldiers are further complicating the Cyprus problem. The existence of 230,000 Greek settlers in the south and 5,000 soldiers from Greece, in particular, definitely have overshadowed the accession and the talks for a substantial solution in the island.

However, for most Cypriots, EU accession is overshadowed by the island’s continuing division. Recent public polls held in the northern Turkish area and southern Greek area reveal the stunning fact that 45 percent of Greek Cypriots and 65 percent of Turkish Cypriots are willing to live in two separate states located side-by-side rather then together under a unilateral single state.

ARESTİ’NİN KOCASI ABAD YARGICI

28 Haziran 2007
Yorum yapılmamış

Tesadüfe bakın.

Maraş’ta dedesinin sahtekârlıkla Abdullah Paşa Vakfı’nın malını üzerine geçirdiği ve AİHM’de Maraş’taki malına gidemediği ve bu nedenle de mağdur olduğu nedeni ile Türkiye aleyhine açtığı davayı kazanan Myras Ksenidis-Aresti’nin kocası Yorgos Arestis, ABAD diye bilinen “Avrupa Birliği Adalet Divanı” yargıcı çıkıverdi.

Boşuna değildi tabi, Bayan Aresti elinde koçan olmadan ve sadece Güney Kıbrıs Rum İdaresine bağlı İç işleri bakanlığından mal sahibi olduğuna dair aldığı bir yazı ile AİHM’ye baş vurup malın sahibi olduğunu iddia etmişti. Koçanla başvursaydı, zaten dedesinin yaptığı sahtekârlık daha işin başında ortaya çıkacaktı ve davayı kaybedecekti.

Tevekkeli değil, diğer taraftan da 1995’de, KKTC hükümeti ile AB arasındaki ticari ilişkiyi düzenleyen 1972 Ortaklık Anlaşması’na -ki birincil hukuk olmuştu bu anlaşma- rağmen Rumların başvurusu üzerine AB, ABAD’dan aniden KKTC aleyhine bir karar çıkarttırmıştı ve bu karar nedeni ile de, KKTC ürettiği mallarını AB’ye satamaz hale gelmişti.

Aslında KKTC üzerindeki ticari ambargo, 1994 yılında ABAD kararı ile başlamıştır.

Rumların istekleri ve hedefleri doğrultusunda, Kıbrıs Türk Halkını baskılarla dize getirebileceğini ve azınlık haklarına mahkûm edebileceğini düşünen AB, Kıbrıs’lı Türkler aleyhine çaktırmadan yoğun bir baskı kampanyası başlatmış ve ihracatımızı engelleyip, ekonomimizi çökertmek amacı ile de kendi mahkemelerinde bir takım kararlar almıştır.

AB, Rumlarla işbirliği halinde, önce Avrupa’da ekonomik bir güç haline gelen Kıbrıs’lı Türkleri tasfiye etmek yolunu seçmiş ve öncelikle de dönemin en önde gelen Kıbrıs’lı Türk işadamı Asil Nadir’in İngiltere’de kurduğu Polly-Peck firmasını hedef alarak bu firmayı çökertmek yoluna gitmiştir.

AB, İngiltere borsasında kendi adamlarına banko altında çevirttiği dolaplar ve Asil Nadir’in üstüne saldırttığı Bankerler vasıtası ile dünya devi haline gelmiş olan bu Kıbrıs’lı Türk’ü mali açıdan zor duruma sokmuş ve Asil Nadir’in AB’den KKTC ekonomisine enjekte ettiği katkıların son bulmasını sağlamıştır.

Ne ki, kısa süre içinde KKTC ekonomisi yeniden toparlanınca bu kez narenciye, patates ve konfeksiyon ihracatımızı engellemek için Rumlar tarafından İngiliz Mahkemelerinde dava açılmıştır.

İngiltere Mahkemelerinde açılan bu davalar daha sonra, aynen Orams davasında olduğu gibi, ABAD’a aktarılmış ve 5 Temmuz 1994’de ABAD’ın verdiği kararla da narenciyemizin ve patatesimizin AB üyesi ülkelere ihracı yasaklanmış, konfeksiyonumuza da %14 oranında gümrük uygulaması başlatılmıştır.

İşte bizim Aresti’nin kocası Yorgo, bu ABAD’da yargıç.

Geçen gün İngiliz Orams çifti ile ilgili davada, İngiliz Yüksek Mahkemesi davadaki hukuki sorulardan beş tanesini, yanıtlarını almak amacı ile Lüksemburg’taki ABAD’a havale etmiştir.

Hiç şüphe yoktur ki, ABAD’ın bu konuda vereceği nihai karar, büyük bir olasılıkla Kıbrıs konusunda yeni ve keskin bir köşe taşını oluşturacaktır.

ABAD’ın bu yanıtı temelde, Güney Kıbrıs’ın AB Katılım Sözleşmesi’nin 10. Protokolü ile AB normlarının uygulanmadığı bir bölgede yapılan bir işlem için üye bir ülkenin mahkeme kararının, başka bir üye ülkede uygulanıp uygulanamayacağı ile ilgili olacak.

Tabi Aresti’nin kocası Yorgos’un, bu kararın Rumların lehine çıkması için her tür kulis faaliyetini yapacağından hiç kimsenin şüphesi olmaması gerekir.

Rumlar ABAD’dan, AB Katılım Sözleşmesi’nin 10. Protokolü ile AB normlarının uygulanmadığı bir bölgede yapılan bir işlemle ilgili olarak Rum Mahkemelerinde alınan bir kararın AB üyesi ülkelerde uygulanabileceği kararını alabilirlerse, bunu baz alarak derhal Türkiye aleyhine kendi mahkemelerinde işgalci kararı alacaklar ve bu kararı önce AB’ye sonra da BM Güvenlik Konseyi’ne götürerek “Türkiye’nin derhal adayı terk etmesini” talep edeceklerdir, aynen Minareleri gözüken köyün kılavuz istemeyeceği gibi.

AB’nin Kıbrıs’ta yeni bir tezgahı

25 Haziran 2007
Yorum yapılmamış

AB kafasını Kıbrıs’ta Türklerle Rumların işbirliği yapmasına takmış.

Rumların %46’sının, Türklerin de %65’inin ortak devlet istememesine rağmen, AB ısrarla Kıbrıs’ta, Türklerin içinde azınlık olduğu ortak devlet kurmak peşinde.

Aynen Annan Planı öncesinde, Kıbrıs Türk halkına acımasızca uyguladığı “Building Public Perception” yani “Bir halkta bir fikri oluşturmak” yöntemini gene sahneye koymanın hazırlıklarına başladı.

Öncelikle bu işin fonunu oluşturma kararı aldı.

Gene paralar dökecek, bir takım köşe yazarları ile medya kuruluşlarını paraya boğacak ve istediği yayın yapmalarını sağlayacak. Eğitim, ortak çalışma, atölye çalışması gibi bahanelerle yurt dışı geziler ve beyin yıkama çabaları gene başlayacak.

Geçen gün Rum gazetelerinde masum gibi görünen bir haber vardı.

Rum Bakanlar Kurulu’nun, Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk ortak işletmelerine mali destek verilmesi yönünde geçen ay önce almış olduğu kararın ardından, geçen hafta yaptığı  toplantıda, Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk sivil toplum örgütlerinin işbirliğinin desteklenmesi amacıyla bir fon oluşturulması kararına vardığı yazıyordu bu haberde.

Olayı biraz deşince altından Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk Sivil Toplum Örgütleri Fonunun kurulduğu gözükmeye başladı. Bu fon ile Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türklerin Bağlarını güçlendirecek etkinlikler finanse edilecekmiş.

Bu fonun adı İşbirliği Fonu ve güya özerk faaliyet gösterecekmiş. Bu özerklik nasıl olacak bir türlü anlamadım.

İşbirliği Fonu’nun idari yönetimi Rum hükümetinden bağımsız olacakmış ama Müdürü ile beş kişilik yönetim Kurulunun en az üçü Rumlardan oluşacakmış. Yani yönetimdeki görev paylaşımı en iyi ihtimale göre 4 Rum’a 2 Türk olacak. Orta ihtimale göre 5 Rum’a 1 Türk, geleneksel ihtimale göre de 6 Rum’a 0 Türk olacak. Ama sanırım Türklere ve AB’ye ayıp olmasın diye 5’e 1 oranında oluşacak bu yönetim.

Tabi işin bir de püf noktası var.

Söz konusu komitede yer alacak idari müdür ile bir üye Rum Bakanlar Kurulu tarafından atanacak ve bu ikisi de geri kalan dört üyeyi atayacaklar. Bu da komiteye seçilecek olan Türk üyenin, ağzı var dili yok ve tam bir Rum yanlısı olması gerekiyor demektir.

Rum Bakanlar Kurulu tarafından endirekt olarak idare edileceği şimdiden belli olan bu fonun ilk yıl için bütçesinin 1,700,000 Euro olması kararlaştırılmış.

Söz konusu fondan Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk sivil toplum örgütlerinin araştırma ve eğitim programları, seminerler, festivaller gibi birçok faaliyetlerinin finanse edilecekmiş ve bu fondan gençlik örgütleri, iş alanındaki örgütler, sendikalar, odalar gibi kuruluşlar yararlanacakmış.

Yani parayı alan Sivil Toplum Örgütleri, aynen daha evvel olduğu gibi, AB’nin sesi olacaklar ve AB ne isterse onu söyleyip, onun yaygarasını koparacaklar.

Özellikle buradaki amacın, gençlerimize el atmak olduğu ve onları gelecekte Rum idaresi altında sorun çıkarmadan mutlu bir şekilde yaşamaya alıştırmak ve bu yönde eğitmek olduğu açık olarak gözükmektedir.

Fondan yararlanma koşullarına bakıldığı vakit, karma sivil toplum örgütlerinin fondan yararlanabilmeleri için temel kıstaslardan bir tanesinin bu örgütlerin veya işbirliği yapan örgütlerden en az birinin, Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti’ne kayıtlı olması görülüyor.

Buna alternatif olarak başvuracak örgütün, Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk sivil toplum örgütlerinden oluşması veya Yönetim Kurulları’nda Kıbrıslı Rum veya Kıbrıslı Türk üyelerin bulunması isteniyor.

Tabi Rum politikacılar “Siyasi eşitliği” kabul etmedikleri için, yani Kıbrıs’lı Türklerle Kıbrıs’lı Rumların eşit siyasi statüde olduklarını kabul etmedikleri için, doğal olarak bu örgütlerin içindeki Kıbrıs’lı Türklerle Kıbrıs’lı Rumların eşitliği, nihai hedefe ulaşan kadar sadece göstermelik olacak.

Ortak faaliyetler için sağlanacak finansmanın tutarının tabanı 8,000 euro, tavanı da 45,000 Euro olacak ve bu iki rakamın arasında bir miktar ortak faaliyetler için verilecek.

Yapılan açıklamalara göre bu fonun oluşturulmasındaki hedeflerden birisi, Rum ve Türk sivil toplum örgütlerinin güçlendirilerek çağdaş bir temele oturtulmaları, diğeri de Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk sivil toplum örgütleri arasındaki bağlar ile işbirliğinin güçlendirilmesi imiş.

Tabi gerçek neden ise birazcık farklı.

Her iki kesimde de kamu oyu yoklamalarında ortaya çıkan “İki ayrı devlet” olgusunu törpüleyip yok etmek ve adayı uzun vadede Rum çoğunluğun oluşturacağı Rum üniter devleti idaresi altına sokmak.


Form Yükleniyor

Yükleniyor...

Kullanıcı girişi

 Beni hatırla
Kayıt olun!
Şifremi unuttum

Yeni kayıt

Giriş yapın
Şifremi unuttum

Şifre talebi

Giriş yapın
Kayıt olun!

Popüler yazılar

  • The Varying Geographical Names in the İsland of Cyprus, Recorded by the Travellers Since 23 B.C.
  • Academy
  • Hakkımda
  • Albüm
  • Kıbrıs Antlaşmaları, Planları ve Önemli BM, AB Kararları Cilt-2
  • PROPERTY EXCHANGE NIGHTMARE IN SOUTHERN CYPRUS
  • Almanya'da Türk İzleri
  • Kıbrıs'ın 2005 Yıllık Geçmişinde Tarihin Derinliklerinde Kaybolmuş Yer İsimleri
  • Year 2007 Academic Comments on Cyprus' Politics
  • İletİşİm
 

RSS okuyucu ile takip edin...

Yazılar RSS
Yorumlar RSS

Rastgele 10 yazı

  • 2023 Stratejisi
  • Presidential elections: headscarf vs. democracy
  • Atatürkçü Yaşam Derneği, Değirmenlik Lisesinde KKTC’nin Kuruluşu Paneli Düzenledi
  • Mali Yardım Yalanının Mumu Söndü
  • KIBRIS’TA YENİ BİR SÜREÇ BAŞLAYABİLECEK Mİ?
  • TIKANAN KELİMELERİN DİLİ
  • Müzakere başlıklarının sıralaması, Askerin çekilmesi ve VETO
  • AB Komseri Günter Verheugen’den alacağım(ız) çok ders var
  • HRISTOFYAS’IN ÇEKİNCESİ
  • Kıbrıs Sorunu Sil Baştan

Ankete katılın...

Sorry, there are no polls available at the moment.

Etiketler

Abd Ama Ankara Avrupa Belli Bile Bir Bm Bu Buna Bunu Bunun Daha Daki Deki Devlet Diye Eden Gelen Genel Gibi Hemen Ilk Iyi Kabul Karar Kendi Ki KKTC Nin Ortak Oy Papadopulos Pek Rum Tam Veto Veya Ya Yani Yeni Yeni Bir Yok Yunanistan Zaman
Designed by Bilisim Sistemleri

© 2008 - 2010 Prof. Dr. Ata ATUN Kişisel Web Sitesi |

XHTML
CSS
English
  • Sosyal imleme
  • E-posta ile yolla
  • Linkibol
  • Bagcik
  • Yumiyum
  • Oyyla
  • Tusul
  • 100Puan
  • del.icio.us
  • Digg
  • Furl
  • Netscape
  • Yahoo! My Web
  • StumbleUpon
  • Google Bookmarks
  • Technorati
  • BlinkList
  • Newsvine
  • ma.gnolia
  • reddit
  • Windows Live
  • Tailrank
  • Blogmarks
  • Favoriting
E-mail