• Anasayfa
  • Kategoriler
    • Araştırmalarım
    • Hakkımda
    • İletişim
    • Klasik Yazılarım
    • Konferanslarım
    • Yazılarım
  • Academy
  • Albüm
  • Bildirilerim
    • English Papers
    • Türkçe Bildiriler
  • Kitaplarım
  • Arşivler
    • Temmuz 2010
    • Haziran 2010
    • Mayıs 2010
    • Nisan 2010
    • Mart 2010
    • Şubat 2010
    • Ocak 2010
    • Aralık 2009
    • Kasım 2009
    • Ekim 2009
    • Eylül 2009
    • Ağustos 2009
    • Temmuz 2009
    • Haziran 2009
    • Mayıs 2009
    • Nisan 2009
    • Mart 2009
    • Şubat 2009
    • Ocak 2009
    • Aralık 2008
    • Kasım 2008
    • Ekim 2008
    • Eylül 2008
    • Ağustos 2008
    • Temmuz 2008
    • Haziran 2008
    • Mayıs 2008
    • Nisan 2008
    • Mart 2008
    • Şubat 2008
    • Ocak 2008
    • Aralık 2007
    • Kasım 2007
    • Ekim 2007
    • Eylül 2007
    • Ağustos 2007

Mayıs 2007 ayında yazılan yazılar...

KKTC HÜKÜMETİ ARESTİ’Yİ HEMEN DAVA ETMELİ

31 Mayıs 2007
Yorum yapılmamış

AİHM’nin “Arestis” davasıyla ilgili geçtiğimiz aralık ayında aldığı karar, tarafların temyiz başvurularının Büyük Daire (Grand Chamber) tarafından görüşülmeden reddedilmesi üzerine nihai karara dönüştü ve kesinleşti.

Önce Bayan Aresti bu mülkü nasıl almış ona bakalım.
Aresti’nin dedesi Mavrodi Haji Hambi Mavreli, 15.09.1913 tarihinde Mülhak Vakıf olarak kayıtlara geçmiş Abdullah Paşa Vakfının söz konusu malını tapu oyunu ile adına kaydetmiş. Bu malı da 35 yıl sonra 5.10.1949 tarihinde kızı Anna Mavroudi Haji Hambi’ye bağışlamış. Bayan Anna da söz konusu malı kızı Mira Xenidu’ya yani Mira Xsenti-Arestis’e 28.02.1974 tarihinde hibe etmiş.
İşte dolandırıcılığın ve Türk Vakıf Mallarını gasp etmenin kısa hikayesi bu şekilde.

Bayan Aresti’nin, Abdullah Paşa Vakfından dedesinin gasp ettiği malını 33 yıllık kullanamamasının karşılığı 2 milyon Avro ise, Abdullah Paşa Vakfından haksızca gasp edilen bu malın 94 yıllık kullanamama bedeli en azından 6 milyon Avro artı faizleridir.

Gazi Mağusa Kaza Mahkemesinin 271/2000 ve 272/2000 sayılı Davalarında verilen Tespit Kararları ile Maraş’ın %90′ı Lala Mustafa Paşa Vakfı ile Abdullah Paşa Vakfı’na aittir. Aresti’nin bu malı da Abdullah Paşa Vakfı içindeki mülklerden bir tanesidir.

Maalesef söz konusu dava AİHM’de görüşülürken Aresti’ye ait olduğu iddia edilen taşınmazın Abdullah Paşa Vakfına ait olduğu hususunda yeterli veriler her nedense zamanında Mahkemeye sunulmamıştır.
Gazimağusa Mahkemesi tespit kararını alırken, 5 yıl evvel Mahkemeye sunulmuş olan benzeri evraklar niçin AİHM’ye gerektiği zamanda sunulmadı, o da zamanı gelince hesabı sorulacak ayrı bir konudur.
Eğer birilerinin ihmali ve “Aman, Avrupalıları gücendirmeyelim” sevdası yüzünden bu tazminat boşu boşuna ödeniyorsa, gerçekten çok yazık. Nasıl olsa zaman bunu ortaya çıkaracaktır.

Kıbrıs adasının İngiltere’ye kiralı olduğu dönemde birçok taşınmaz mallar, vakıf malları dahil Tapu Sicillerine kayıtlı olmadığı nedeniyle, söz konusu taşınmaz malların kaydına olanak sağlamak için, İngiliz Sömürge Yönetimi 1907 yılında 12/1907 sayılı Taşınmaz Mal Tescil ve Değerlendirme Yasasını geçirmiştir. Söz konusu Yasa kilise emlakini korumasına rağmen, bazı vakıflarla ilgili Osmanlı Türk İmparatorluğu ile İngiliz İmparatorluğu arasında imzalanan 4/6/1878 tarihli Savunma ittifak Anlaşmasına ekli 1/7/1878 tarihli Protokole ve Ahkamül Evkaf Prensiplerine aykırı bazı hükümler getirmiştir. Ancak söz konusu aykırılığa bakılmaksızın, 12/1907 sayılı Yasanın yapıldığı zamanlarda Kıbrıs’ta Osmanlı Hukuku ve Kanunları yürürlükte idi, yani Maraş’taki Türk mallarını ilgilendiren Osmanlı Arazi Kanunu yürürlükte idi ve zaten Ahkamül Evkaf Prensipleri de 1571′den bugüne kadar yürürlüktedir.

İngilizce olarak kaleme alınmış olan 12/1907 sayılı Yasadaki ilgili hukuk terimleri Osmanlıcadır. Bu yasadaki Vakıf mülkleri ile ilgili olan 29. madde, Arazi-Mevcoufe ve Idjaretein Mevcoufe türü vakıflara, taşınmazlarını 10 yıl tasarrufunda bulunduranların zaman aşımı nedeniyle iktisab edebileceklerini öngörülmektedir. Ayni şekilde öncüllerinin tasarrufunda olması nedeniyle tasarrufları kendilerine miras yolu ile intikal eden söz konusu taşınmazları isimlerine kaydedebileceklerini de öngörmektedir.
Ancak Lala Mustafa Paşa Vakfı mazbut vakıf ve Abdullah Paşa Vakfı da mülhak, vakıf türünde vakıflar oldukları nedeniyle 12/1907sayıh Yasanın kapsamı içerisindeki bahsedilen Arazi Mevkufe ve İcaretein Mevkufe değillerdir.

Yukarıda detaylarını verdiğim tapu kütüklerine göre ısdar edilen koçanda birinci tescil Abdullah Paşa Vakfına yapılmış olup, mülhak vakıf olarak kayda geçirilmiştir. Söz konusu taşınmaz mal, tapu kütüklerine ilgili taşınmaz mal “Arazi- Mevkufe” veya “icaretin Mevkufe” olarak kaydedilmediği için, hem bu 12/1907 sayılı yasaya göre hem de Ahkamül Evkaf Prensiplerine göre de vakıf taşınmaz mal elden çıkarılamayacağı ve/veya devredilemeyeceği ve sürekli olduğu ve/veya zaman aşımından iktisap edilemeyeceğinden söz konusu tapu kütüklerinde Rumlara yapılan, devirler ve/veya intikaller ve/veya tesciller yasadışı olup, geçersizdir.

KKTC Vakıflar İdaresi KKTC Devleti ile Xenides-Arestis aleyhine KKTC Magosa Kaza Mahkemesinde bir Dava açarak tapu kütüklerinin düzeltilmesini ve söz konusu taşınmaz malın Vakıflar İdaresine teslimini öngören Hüküm ve Emir almasının zamanı gelmiştir.
Bu Hüküm ve Emir’den sonra da Bayan Arestis’den faizleri ile birlikte 6 milyon Avro talep edilmelidir. Ödemezse, hem Avrupa Tutukluluk Emri çıkarılmalı, hem de güneydeki mallarına el koymak için haciz davası açılmalıdır.

Dünyanın ilk hukuk kuralı, “Göze göz, dişe diş” idi.
Şimdi tam zamanı. Hem AİHM’de bekleyen diğer 1400 davaya da örnek olur. Rumlar kimlerle dans ettiklerini iyice öğrenirler. Kıbrıs davasının ise, bu mahkeme kararında sonra ters yüz olacağı da kesin.

Alman Parlamentosunun KKTC kararı

30 Mayıs 2007
Yorum yapılmamış

Almanya Federal Parlamentosu Kıbrıs Türk tarafına uygulanan insanlık dışı izolasyonların kaldırılmasını da içeren bir kararı geçtiğimiz gün onayladı. Bu onayın içindeki izolasyonların kaldırılmasına yönelik çağrı ve Kıbrıs sorununa gösterdiği ilgi yeni bir gelişme olmasına rağmen kararın geri kalan kısmı KKTC için pek de parlak değil.
Kararın geri kalan kısımlarında Hükümranlık, Mülkiyet, Güvenlik ve Garantiler gibi ancak kapsamlı bir çözümde ele alınabilecek özlü konulara değinilmesi, bu kararının içerdiği ciddi olumsuz unsurların başlıcaları.
Dikkatle okunursa bu kararın içinde yer alan bazı göz boyayıcı küçük noktaların, ne kadar aldatıcı ve göz boyayıcı olduğu açıkça görülebilir. Genel yaklaşımının ve amacın yanlışlığına ek olarak, Alman Parlamentosunda alınan bu kararda Kıbrıs Türk halkı için büyük olumsuzluklar oluşturabilecek maddeler çok daha fazla.

Kararın Genel Bütünü Kıbrıs Türk halkının aleyhine. Hele de uluslararası antlaşmalarla adamızda bulunan ve güvenliğimizin yegane garantisi olan “Türk Askeri”nin Kıbrıs’tan çekilmesine yönelik önerilerde bulunulması, hiçte kabul edilebilecek bir yaklaşım değil.

Bunun yanında, 30 Nisan 2006 tarihinde ülkemizde bilimsel bir nüfus sayımının yapılmış olmasının bilinmesine karşın anılan kararda yeni bir nüfus sayımının yapılmasının önerilmesi ise açıkça KKTC’ye ve kurumlarının varlığına açık bir hakarettir.

Alman Federal Parlamentosu, Türkiye’den adamıza gelen ve vatandaş olan kardeşlerimiz ile onların bu topraklarda doğmuş çocuklarını tekrardan sayacağı yerde, güneyde yaşayan ve vatandaş olmuş 230,000 Kıbrıs Rum Kökenli olmayan kişinin sayımını yapması gerekmektedir.

Bence kararının içinde adil olmak için sadece kuzeyde sayım yapılması gerektiği yerine hem kuzeyde hem güneyde aynı anda sayım yapılması gerektiğine yer verilmeliydi.

Kıbrıs Türk tarafına uygulanan izolasyonların kaldırılmasının, sahte “Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti” unvanını taşıma rahatlığı içinde olan Rum tarafının uzlaşmaz tutumuyla çıkmaza giren görüşmeler sürecine katkı sağladığı kesindir.
Almanya Federal Parlamentosu’nun aldığı bu kararın, uluslararası toplumun Kıbrıs konusuna olan ilgisinin sürdürülmesinde ve Kıbrıs Türk tarafının sesinin duyurulmasında emsal teşkil etmesi çok daha iyi olacaktır.
Almanya’nın Avrupa Birliği Dönem Başkanı olarak Kıbrıs konusuna gösterdiği hassasiyet açısından kararın bir kısmı olumlu olsa da İzolasyonların kaldırılması için yapılan çağrı doğrultusunda, özellikle Dönem Başkanı Almanya’dan hava ve deniz limanlarını KKTC’nin hava ve deniz taşıtlarına direkt olarak açması en güzel örnek olacaktır. Ercan havaalanında kalkan uçakların Frankfurt hava alnına inmesi kararını Alman hükümeti derhal almalıdır.

Fakat maalesef Alman Federal Meclisi’nin kararının temel amacına bakıldığında ve madde madde değerlendirildiğinde, amacın Kıbrıs’lı Türkleri, Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti çatısı altına sokmak olduğu açıkça görülür.
AB Dönem Başkanı Almanya, Kıbrıs konusundaki gerçekleri görerek hareket edeceğine, meselenin halledilmemesinin arkasında Rumların Kıbrıs Türkü’nün eşitliğini ve egemenliğini kabul etmemesinin yattığını kavrayacağına, maalesef yanlış adımlarla konunun daha fazla düğümlenmesine neden olacak adımlar atmak yoluna girmiştir.

Almanya Devlet Bakanı Günter Gloser’in KKTC Meclisi ve TBMM kararlarına, rağmen değerlendirme yaparken “ Türk askerinin Kıbrıs’tan çekilmesinin güven yaratıcı önemli bir karar olacağına inanıyoruz” şeklinde konuşması ise asıl niyetin ve hedefin ne olduğunu gözler önüne sermekte.

Ümit ederim Avrupa’lının aklındakinin, adada Ozmosis’i, yani Türkleri azınlık statüsüne sokup, Rumların içinde eritmeyi gerçekleştirebilmek için, Türk ordusunu geri dönüşe zorlamak değildir.

Partition: incontestable future of Cyprus

28 Mayıs 2007
Yorum yapılmamış

The misapplication of harsh politics towards the Turkish Cypriots by Greek Cypriot administration leader Tassos Papadopoulos is exacerbating the partition of the island.

If he is re-elected as the so-called president of the Republic of Cyprus again in the February 2008 presidential election, all hopes of unification for the island will sink with no hope of surfacing ever again.

If Mr. Papadopoulos insists on enforcing his mid-20th century chauvinist politics during his second presidential period from 2008 to 2013, as he did in the first period, separation in the island will definitely become inevitable.

This time there will be no hints of an Annan plan, EU appanage or ample means for Turkish Cypriots to seek a United Cyprus.

Now in the north almost 75 percent of the Turkish Cypriots support the idea of separation and are sympathetic towards the existence of two states, rather than a single unitary Cyprus government, for which they voted “yes” with a 65 percent majority only three years ago.

During these three years, Mr. Papadopoulos, with his dark-ages politics, managed to melt down the majority of this “yes” vote to a figure as low as 18 percent, according to the most recent public poll.

Hopes for unification are gone with the wind.

Greece pushed hard against Turkey after Greek accession to the EU on Jan. 1, 1981 and relied on the EU to solve her disputes. Member states soon realized this dirty trick and blocked the Greek efforts.

After May 1, 2004 it was the Greek Cypriot government that staged this dirty trick all over again.

It did not help to solve any problems; on the contrary, it contributed much to worsen the relations with Turkey and Turkish Cypriots.

The Greek Cypriot leadership is keen to spread its sovereignty to the territories now administered by Turkish Cypriots, to root out the Turkish Republic of North Cyprus (KKTC) and assimilate the Turks of the island by way of osmosis.

Of course their plan was to periodically place obstacles before Turkey on the road to EU accession and benefit from the compromises.

The other expectation was the cowing of the Turkish Cypriots by the unjust political, economic, cultural, social, sporting and trade embargoes implied on them by the infamous UN resolutions 541 (1983) and 37/253.

The Russian Federation unfortunately pressed very hard on the UN the Security Council to block the efforts of the secretary-general to invalidate the above-mentioned resolutions in the wake of the 65 percent “yes” vote by Turkish Cypriots in the Annan plan — named after former UN Secretary-General Kofi Annan — referendum on April 24, 2004.

These prospects for motherland Greece and Greek Cypriots are all over. The stance of the Turkish people toward the EU and accession has changed a lot and been turned upside down. Support for EU accession among the Turkish people has hit rock bottom. They are no longer as sympathetic toward accession as they were before.

And on top of these changes in Turkey, French President Nicholas Sarkozy, with his persistent opposition to Turkey’s accession to the EU as a full member, demolished the remainder of the last hopes.

Anyway, this foul play and the expectations of Mr. Papadopoulos and the leadership of the Greek government was only a soap opera, with no possibility of realization.

Turkey will not retreat from Cyprus, nor will the Turkish Cypriots kneel.

This policy of Mr. Papadopoulos will only give a hard push, more than ever, to the separation of the two peoples on the island.

2013 will probably be the beginning of a new era in Cyprus, with two recognized states as the best choice for the Turkish and Greek peoples for a peaceful, sustainable and stable solution on the island.


Form Yükleniyor

Yükleniyor...

Kullanıcı girişi

 Beni hatırla
Kayıt olun!
Şifremi unuttum

Yeni kayıt

Giriş yapın
Şifremi unuttum

Şifre talebi

Giriş yapın
Kayıt olun!

Popüler yazılar

  • The Varying Geographical Names in the İsland of Cyprus, Recorded by the Travellers Since 23 B.C.
  • Academy
  • Hakkımda
  • Albüm
  • Kıbrıs Antlaşmaları, Planları ve Önemli BM, AB Kararları Cilt-2
  • PROPERTY EXCHANGE NIGHTMARE IN SOUTHERN CYPRUS
  • Almanya'da Türk İzleri
  • Kıbrıs'ın 2005 Yıllık Geçmişinde Tarihin Derinliklerinde Kaybolmuş Yer İsimleri
  • Year 2007 Academic Comments on Cyprus' Politics
  • İletİşİm
 

RSS okuyucu ile takip edin...

Yazılar RSS
Yorumlar RSS

Rastgele 10 yazı

  • ELAZIĞ'IN FAHRİ HEMŞEHRİSİ OLDUM
  • Denktaş artık sivil Cumhurbaşkanı
  • Erdoğan’dan yeni Kıbrıs girişimleri
  • RUMLARIN GÜVEN YARATICI TALEPLERİ
  • Rumlar gene havaya girmeye başladı
  • Annan Planı hakkında bilmediklerimiz
  • GREEK FICTION : CYPRUS PROBLEM STARTED IN 1974
  • Denver'deki Katolik Katedrale Müslüman imam
  • AB’de Türkçe hala resmi dil değil
  • Rumların [Ortak] Federal Devlet Anlayışını Biliyormuyuz? -2

Ankete katılın...

Sorry, there are no polls available at the moment.

Etiketler

Abd Ama Ankara Avrupa Belli Bile Bir Bm Bu Buna Bunu Bunun Daha Daki Deki Devlet Diye Eden Gelen Genel Gibi Hemen Ilk Iyi Kabul Karar Kendi Ki KKTC Nin Ortak Oy Papadopulos Pek Rum Tam Veto Veya Ya Yani Yeni Yeni Bir Yok Yunanistan Zaman
Designed by Bilisim Sistemleri

© 2008 - 2010 Prof. Dr. Ata ATUN Kişisel Web Sitesi |

XHTML
CSS
English
  • Sosyal imleme
  • E-posta ile yolla
  • Linkibol
  • Bagcik
  • Yumiyum
  • Oyyla
  • Tusul
  • 100Puan
  • del.icio.us
  • Digg
  • Furl
  • Netscape
  • Yahoo! My Web
  • StumbleUpon
  • Google Bookmarks
  • Technorati
  • BlinkList
  • Newsvine
  • ma.gnolia
  • reddit
  • Windows Live
  • Tailrank
  • Blogmarks
  • Favoriting
E-mail