• Anasayfa
  • Kategoriler
    • Araştırmalarım
    • Hakkımda
    • İletişim
    • Klasik Yazılarım
    • Konferanslarım
    • Yazılarım
  • Academy
  • Albüm
  • Bildirilerim
    • English Papers
    • Türkçe Bildiriler
  • Kitaplarım
  • Arşivler
    • Temmuz 2010
    • Haziran 2010
    • Mayıs 2010
    • Nisan 2010
    • Mart 2010
    • Şubat 2010
    • Ocak 2010
    • Aralık 2009
    • Kasım 2009
    • Ekim 2009
    • Eylül 2009
    • Ağustos 2009
    • Temmuz 2009
    • Haziran 2009
    • Mayıs 2009
    • Nisan 2009
    • Mart 2009
    • Şubat 2009
    • Ocak 2009
    • Aralık 2008
    • Kasım 2008
    • Ekim 2008
    • Eylül 2008
    • Ağustos 2008
    • Temmuz 2008
    • Haziran 2008
    • Mayıs 2008
    • Nisan 2008
    • Mart 2008
    • Şubat 2008
    • Ocak 2008
    • Aralık 2007
    • Kasım 2007
    • Ekim 2007
    • Eylül 2007
    • Ağustos 2007

Nisan 2007 ayında yazılan yazılar...

Presidential elections: headscarf vs. democracy

30 Nisan 2007
Yorum yapılmamış

If this is what you think of the presidential elections in Turkey, you are singing the wrong tune.
This very election will help Turkey’s democracy to deepen, to be more stable, rest on a solid basis and widen the borders of the rule of law in Turkey.
If democratic rules are breached in Turkey, the consequences will, like a domino effect, deprecate the principles of liberty, democracy, respect for human rights and fundamental freedoms and the rule of law.

This presidential election is now a major test of democracy in Turkey; everybody should respect the democratic process. The election of the Turkish president should be made according to democratic rules and Turkey’s Constitution. The world has a strong belief in Turkish democracy and its democratic institutions.

As per the existing constitution the Turkish Parliament — that is, the Turkish Grand National Assembly — is the only and sole organization to decide who is to be Turkey’s next president.

In the Constitution Turkey is tailored as a democratic state, meaning that civil organizations and civil politics fulfill their responsibilities in a free environment, free of all kinds of interference.

Any kind of interference will be a setback for Turkey’s Western civilization aspirations, set as one of the main objectives of Turkish Republic by the founder of Turkey, Mustafa Kemal Atatürk.

The election process is a critical moment in Turkey’s role in the world. A possible intervention will not help Turkey’s critical role in one of the most complicated regions of the world. If there is such an attempt in Turkey, this will be perceived as an attempt against democracy and an extremely clumsy contribution to an extremely important democratic process.

Stability and democracy in Turkey is pivotal for the free world. Secular democracy holds a very high value for the European Union and was at the core of Turkey’s Europeanization project.

The decisions taken by the Council of Europe on the summit meeting on Dec. 17, 2004, paving the way for accession talks, clearly state that negotiations with the EU could be suspended if democratic rules are breached.

Painful experiences have proven how non-democratic approaches harmed Turkey in the past. The rich historic background of Turkey will help to resolve these political issues in their own way, in a way that’s consistent with the Turkish secular democracy and the constitutional provisions. Every political dispute or problem in Turkey could now be handled and resolved within the legal framework and democracy, contrary to the methods of the ‘70s and ‘80s.

This very presidential election will probably lead to a start of a “new era” in terms of Turkey’s democracy, a democracy on good terms with headscarf, rule of law and foreign policy.

Abdullah Gül’s nomination as president will probably prove to be a development heralding a transition in Turkey from a democracy of fears to a republic of freedoms and, if elected, this new president may pursue a more “dynamic foreign policy,” due to his Western and Eastern background and duly inject a new dynamism into Turkey’s relations with the EU, US and Middle East.

Aç tavuk kendini arpa ambarında sanırmış

30 Nisan 2007
Yorum yapılmamış

BM’nin 24 Nisan günü açıkladığı anket sonuçlarını iyi değerlendirmek lazım. Bu anket sonuçlarına göre ve yapılan diğer anketlerin de sonuçlarına göre, bazı yerel yazarlarımızın kelimelerin arkasına saklanarak iddia ettikleri gibi “Federasyon” adada tarafların birincil olarak istedikleri bir çözüm şekli değil. Annan Planı ve Federasyon rüzgârları çoktan esti ve bu adadan çekti gitti. Artık hayallerin peşinde koşmamak lazım.

Adadaki iki halk Federasyon istedi iddiaları tam “Aç tavuk kendini buğday ambarında sanırmış” atasözüne uygun bir iddia. Anket sonuçlarını kendi düşündükleri doğrultuda değerlendirip, adadaki iki halk “Federasyon” istiyor diye yazmak ve iddia etmek, çok yanıltıcı ve saptırıcı bir davranış ve adada var olan iki halkın çoğunluğunun gönlünde ve düşünde var olan çözümü doğru şekilde tanımlamıyor.

Bu anketin sonuçlarını sağlıklı değerlendirebilmek için öncelikle Rumların neyi tercih ettiklerini ve BM’nin anket sonuçlarını değerlendirmeden önce de, aynı hafta içinde Rum tarafında yapılan anketlerin sonuçlarına da göz atmak gerekmektedir.

“Evresis” adlı şirketin yaptığı anketinin sonuçlarına göre, 2007 Nisanında Rum halkında 2004 Annan referandumuyla ilgili özlü değişiklikler yok. “Hayır”cıların oranı hala daha yüzde yetmişlerde, tamı tamına %71.6 ve buna karşın da Türklere olan güvensizlik ise %81’ çıkmış.

“Noverna Consulting and Research” şirketi tarafından yapılan anketin sonuçları ise biraz daha çarpıcı.
Kıbrıs’ta çözüm konusunda, Çözüm şimdi olduğu gibi olsun (Statüko) diyenler %16, İki Ayrı Devlet isteyenler %12, İki toplumu-İki Kesimli Federasyon isteyenler %23, Konfederasyon isteyenler %4 ve 1959 Zürih Anlaşmasına geri dönülmesiyle birleşik bir devlet isteyenler %30 oranında. Tabi Rumlar Türklerin siyasi eşitliğini asla kabul etmedikleri için söz konusu 1959 Zürih anlaşmasını da Türklere siyasi eşitliği sağlayan 13 maddenin olmadığı şekliyle istiyorlar.

Kıbrıs Sorununun kısa zamanda çözülmesinden endişe edenlerin oranı ise %52. Rumların yarıdan fazlası adeta sorun ben öldükten çözülsün diyor.

Kıbrıslı Türklerle Ortak Özelliklerimiz Ne Kadardır?” sorusuna ortalama katılımcılardan %37’si “Az”, %31 “Yeterince”, %20 “Hiç” ve %9’u “Çok Fazla” yanıtını verirken, 18-34 yaş aralığındaki kişilerin %67’si, 35-54 yaş aralığındakilerin %56’sı ve 55 ve üstü yaştakilerin ise %44’ü Çok az veya Hiç Ortak Yanımız Yok yanıtını vermiş. AKEL’in “Türkler kardeşlerimizdir” savının aksine, ankete katılanlar, aramızda hiçbir bağ yoktur demeyi tercih etmişler.

Eğer bir gün adada Federal bir çözüm olursa, Kıbrıs Türk devletçiğinde yaşamak istemeyenlerin Rumların oranı %82. Kıbrıslı Türk işverenin emrinde çalışmayı kabul etmeyen Rumların oranı ise %57.
En çarpıcı yanıt ise, iki halk arasında yapılacak evlilikler üzerine sorulan soruya Kıbrıslı Rumların %80’inin Kıbrıslı Türklerle evliliğe karşı olduklarını beyan etmesi.

Şimdi gelelim BM’nin Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumlar arasında, Kıbrıs sorununa ilişkin gerçekleştirdiği ankete.
Önce ortak yandan başlayalım. Her iki halk da yakın gelecekte Kıbrıs sorununun çözüleceğini öngörmüyor ve ne AB’nin ne de BM’nin bu işi kısa zamanda başaracağına inanmıyor.

Farklı görüş ise konunun özünde ortaya çıkıyor. Adadaki iki halk, yani Rumlarla Türkler, Kıbrıs sorununa çözümü farklı olarak düşünüyorlar ve istiyorlar.
Kıbrıslı Rumların çoğunluğu çözüm modeli olarak “Birleşik (Üniter) Devleti” yani içinde Türklerin ortak değil azınlık olduğu üniter Rum devletini istediklerini belirtirken, Kıbrıslı Türklerin çoğunluğu ise (yan yana) “İki ayrı devlet” modelini benimsiyorlar.
Her iki tarafın çoğunluğu, karşı tarafın ilk tercihini benimsemiyor.
Kıbrıslı Rumların %35′i, Kıbrıslı Türklerin ise %30′u Federal bir çözüme kesinlikle karşı.
Federal çözüm ise, her iki tarafın da ikincil tercihi olarak çoğunlukta. Her iki halk, “iki toplumlu iki kesimli federasyon” çözümünü, “mecburi çözüm olarak isteksizce” desteklediklerini belirtiyorlar, yani kötünün iyisi olarak görüyorlar.

Yerel basında çıkan bazı yanıltıcı yorumların aksine, çözüm olarak iki ayrı devlet isteyen Türklerin oranı, Federasyon isteyenlerin neredeyse iki katından daha fazla. Kıbrıslı Türklerin ilk tercih olarak Federasyonu istemedikleri kesin olarak bu ankette tekrar ortaya çıkıyor.

Altı yıllık kehanet

26 Nisan 2007
Yorum yapılmamış

Türkiye’de yayınlanan “AYDINLIK” dergisini okuyor musunuz?. Veya bir başka şekilde sorayım bu soruyu. Hiç bu dergiyi görüp, sayfalarını karıştırdınız mı? İlginç bir dergi. Bazen içinde akla hayale gelmeyen komplo teorileri var, bazen gerçekler, bazen de acı eleştiriler.

Bu dergide yayınlanmış ve bizimle ilgili olan güncel bir hatırlatma yapayım size. KKTC’nin kuzey kıyıları ile Türkiye’nin güney kıyıları arasında, Koruçam Burnundan (Kormacit Burnu), İskenderun Körfezine doğru bir yay şeklinde petrol yatakları olduğunu, 2003 seçimlerinden evvel, DP Genel Başkanı Serdar Denktaş ile adeta eşgüdüm içinde aynı günlerde dile getiren dergi bu sözünü ettiğim Aydınlık dergisi.
Aralarında tabi hiçbir bağ veya iletişim yok. O günlerde Serdar beyin çok yakınında olmamış olsam, birbirleri ile paslaşıyorlar ve biri KKTC’de diğeri de Türkiye’de aynı konuyu gündeme getiriyor diyecektim ama gerçek hiçte öyle değil.

Şimdi nerden çıktı diyeceksiniz bu dergi. Bir yerlerden bulup buluşturup 15 Nisan 2007 tarihli, yani geçen haftaki, bu söz konusu “Aydınlık” dergisini bir bulup bir göz atıverin. 6.cı sayfada aynı derginin 20 Ekim 1996 tarihli sayısının kapak resmi var. Kapaktaki başlıkta “Merak edilen gizli mesajı açıklıyoruz: Abramowitz Tayyip’i Erbakan’ın yerine hazırlıyor” diye yazıyor.

İşte bundan sonrası biraz daha ürkütücü. 1996 yılında, Türkiye’nin siyasi geleceği ile ilgili kehanetlerde bulunulmuş ve bu kehanet de 3 Kasım 2002 yılındaki TBMM seçimlerinde birazcık ve sonraki ara seçimde de tam olarak cuk diye yerine oturmuş.
Haber Abramowitz’in sözleri ile ilgili. CIA’in, yani Amerika Birleşik Devletlerinin içteki ve dıştaki casusluk ve karşı casusluk kuruluşu olan “Merkezi Haber Alma” teşkilatı ile sıkı bağı olan ve 14 Mayıs 1948 tarihinde Kalifornia’nın Santa Monica şehrindeki Douglas Aircraft Company’den ayrılarak tam bir Stratejik Araştırma Merkezi olarak faaliyet gösteren Rand Corporation’ın (web adresi : www.rand.org) aylık yayın organında, Amerika’nın eski Ankara Büyükelçilerinden Morton Abramowitz’in Türkiye ile ilgili öngörülerinin yer aldığı bir makale var.
İşci Partisi Genel Başkanı olan Doğu Perinçek, bu makaleye tuta, kendisi ile yapılan bir söyleşide “ABD Tayyip Erdoğan’ı Başbakan, Abdullah Gül’ü de Dışişleri Bakanı yapacak. CIA’nın yan kuruluşlarından Rand Corporation’ın yayın organında da bu yazıldı” der ve bu sözleri Cumhuriyet Gazetesi’nden Leyla Tavşanoğlu kaleme alır.
Aydınlık Dergisi 20 Ekim 1996 tarihinde “Abramowitz, Tayyip’i Erbakan’ın yerine hazırlıyor” kapak haberiyle ABD’nin Erdoğan’a verdiği bu görevi Türk halkına duyurdu.

Rand Corporation bünyesinde Nobel ödülü almış kişilerin de çalıştığı geniş çaplı bir kuruluş ve bu öngörüyü yapan da Amerika’nın eski Ankara Büyükelçilerinden Morton Abramowitz.
Abramowitz AKP’nin iktidar olacağını ve Erdoğan’ın Başbakan, Gül’ün de Dış İşleri Bakanı olacağı saptamasını veya planını 3 Kasım 2002 seçimlerinden tamı tamına 6 yıl önce yaptı ve hedefi de göbeğinden vurdu.

CIA’in Türkiye’de iyi çalıştığı, elemanlarının halkın nabzını iyi tuttuğu ve Türk halkının sosyal ve beyinsel yapısını çok iyi analiz ettiği kesin.
Bunları niye mi yazdım. Türkiye aksırdığında KKTC nezle olduğundan, Türkiye için kısa ve 50 yıl gibi uzun vadeli siyasi hedefler saptayan CIA’in ve Rand Corporation’un, Kıbrıs sorunu ve Kıbrıs’lı Türkler için de bir plan yaptığı ve ABD çıkarları doğrultusunda bir strateji belirlediği kesin.


Form Yükleniyor

Yükleniyor...

Kullanıcı girişi

 Beni hatırla
Kayıt olun!
Şifremi unuttum

Yeni kayıt

Giriş yapın
Şifremi unuttum

Şifre talebi

Giriş yapın
Kayıt olun!

Popüler yazılar

  • The Varying Geographical Names in the İsland of Cyprus, Recorded by the Travellers Since 23 B.C.
  • Academy
  • Hakkımda
  • Albüm
  • Kıbrıs Antlaşmaları, Planları ve Önemli BM, AB Kararları Cilt-2
  • PROPERTY EXCHANGE NIGHTMARE IN SOUTHERN CYPRUS
  • Almanya'da Türk İzleri
  • Kıbrıs'ın 2005 Yıllık Geçmişinde Tarihin Derinliklerinde Kaybolmuş Yer İsimleri
  • Year 2007 Academic Comments on Cyprus' Politics
  • İletİşİm
 

RSS okuyucu ile takip edin...

Yazılar RSS
Yorumlar RSS

Rastgele 10 yazı

  • Türkiye fiilen Rumları Gümrük Birliği'ne aldı
  • Tayvan Modeli bana çok sempatik geliyor
  • 2023 Stratejisi
  • Kıbrıs’ta Rumların de-facto kabusu
  • AB’nin Mali Yardım Hikayesi
  • PAPADOPULOS, NABUCCO VE VETO HAYALLERİ
  • Deklarasyona AB’den karşı bir bildiri var mı?
  • 1979 Yunan Mahkemesi Kararı
  • Papadopulos Türklerin konumunda olsaydı
  • Lefkoşa'nın Fethi, 9 Eylül 1570

Ankete katılın...

Sorry, there are no polls available at the moment.

Etiketler

Abd Ama Ankara Avrupa Belli Bile Bir Bm Bu Buna Bunu Bunun Daha Daki Deki Devlet Diye Eden Gelen Genel Gibi Hemen Ilk Iyi Kabul Karar Kendi Ki KKTC Nin Ortak Oy Papadopulos Pek Rum Tam Veto Veya Ya Yani Yeni Yeni Bir Yok Yunanistan Zaman
Designed by Bilisim Sistemleri

© 2008 - 2010 Prof. Dr. Ata ATUN Kişisel Web Sitesi |

XHTML
CSS
English
  • Sosyal imleme
  • E-posta ile yolla
  • Linkibol
  • Bagcik
  • Yumiyum
  • Oyyla
  • Tusul
  • 100Puan
  • del.icio.us
  • Digg
  • Furl
  • Netscape
  • Yahoo! My Web
  • StumbleUpon
  • Google Bookmarks
  • Technorati
  • BlinkList
  • Newsvine
  • ma.gnolia
  • reddit
  • Windows Live
  • Tailrank
  • Blogmarks
  • Favoriting
E-mail