• Anasayfa
  • Kategoriler
    • Araştırmalarım
    • Hakkımda
    • İletişim
    • Klasik Yazılarım
    • Konferanslarım
    • Yazılarım
  • Academy
  • Albüm
  • Bildirilerim
    • English Papers
    • Türkçe Bildiriler
  • Kitaplarım
  • Arşivler
    • Temmuz 2010
    • Haziran 2010
    • Mayıs 2010
    • Nisan 2010
    • Mart 2010
    • Şubat 2010
    • Ocak 2010
    • Aralık 2009
    • Kasım 2009
    • Ekim 2009
    • Eylül 2009
    • Ağustos 2009
    • Temmuz 2009
    • Haziran 2009
    • Mayıs 2009
    • Nisan 2009
    • Mart 2009
    • Şubat 2009
    • Ocak 2009
    • Aralık 2008
    • Kasım 2008
    • Ekim 2008
    • Eylül 2008
    • Ağustos 2008
    • Temmuz 2008
    • Haziran 2008
    • Mayıs 2008
    • Nisan 2008
    • Mart 2008
    • Şubat 2008
    • Ocak 2008
    • Aralık 2007
    • Kasım 2007
    • Ekim 2007
    • Eylül 2007
    • Ağustos 2007

Cumhurbaşkanlarının Yemeği

29 Temmuz 2010
Yorum yapılmamış

 

Çarşamba akşamı KKTC Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu ile Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı Hristofyas’ın Lefkoşa’nın Türk kesiminde, Cumhurbaşkanımızın resmi konutunda yemek yemeleri bence olağan üstü bir gelişme.

Ben o yemekte değildim ama ruhen oradaydım.

Beni gerçekten çok etkiledi.

Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanlarını ele alırsak;

Cani papaz Makarios, vurulmak korkusundan 21 Aralık 1963’den itibaren bu dünyadan göç ettiği 1977 Ağustos’una kadar adadaki hiçbir Türk bölgesine girmedi.

Çömezi Spiros Kiprianu da 21 Aralık 1963’den itibaren hiçbir Türk bölgesini ziyaret etmeye cesaret edemedi. Makarios’un ardından Cumhurbaşkanı seçildikten sonra da, o dönem ismi Kıbrıs Türk Federe Devleti olan devletimizin topraklarına ayak basmadı.

Kiprianu’nun ardından seçilen Yorgo Vasiliu da, her ne kadar barışçıl gözükse de, 15 Kasım 1983 de ilan edilen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti topraklarına hiç ayak basmadı.

Yorgo Vaisiliu’dan sonra 2 dönem Cumhurbaşkanlığı yapan Glafkos Klerides, her ne kadar dönemin KKTC Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş ile 1940’lı yılların sonlarından itibaren tanışıyorlarsa da ve yıllar içinde onlarca kez resmi görüşmeler yapıp iyi dost olmuşlarsa da, on yıllık görevi içinde sadece bir kez KKTC topraklarına geçti ve Rauf beyle bir akşam yemeği yedi.

Bu yemek bir başlangıç oldu ama Klerides’ten sonra Cumhurbaşkanı seçilen Papadopulos, azılı bir Türk düşmanı olduğundan hamisi Makarios gibi 21 Aralık 1963’den itibaren bu dünyadan göç ettiği 2008 yılına kadar adadaki hiçbir Türk bölgesine girmedi.

Papadopulos’un ardından Rum Cumhurbaşkanı seçilen Hristofyas ise göreve geldiği 2008 Şubat ayından itibaren KKTC’ye geçmemeye özen gösterdi ve “Yoldaş” diye hitap ettiği Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’tan kendisine gelen tüm davetleri reddetti. Görevi süresince sadece bir kez, bir cenazeye katılmak üzere KKTC’ye geçti.

DIKO Başkanı ve Rum Meclisi Başkanı Marios Karoyan’ın, 2. Cumhurbaşkanı Talat’ın yılbaşı münasebeti ile kendisine gönderdiği hediyeyi kabul etmeyip geri göndermesi ise hala daha bazı Rum siyasilerin Kıbrıslı Türklere nasıl baktıklarını çok net bir şekilde ortaya koymuştu.

Eroğlu Cumhurbaşkanı seçilince, komplo teoricileri Hristofyas’ın Eroğlu ile hiç anlaşamayacağını ve sürekli olarak çekişeceklerini iddia etmişlerdi.

Belli  ki çok yanılmışlar.

Eroğlu’nun insancıl, yumuşak tonlu ve barış sever yaklaşımları belli ki Hristofyas’ı ikna etmeye yetmiş.

Hristofyas’ın, Eroğlu’nun Lefkoşa’daki resmî ikametgâhına, elinde çiçek ve eşi Bayan Elsi ile birlikte gitmesi, Cumhurbaşkanımızın eşi Sayın Meral Eroğlu’na elde işleme masa örtüsü hediye etmesi ve hediye alması, geçmişteki benzeri olaylara bakıldığında gerçekten de çok önemli bir siyasi gelişme.  

Üstelik bu ziyaretin bir de karşılığının verilecek olması da, müzakerelerde barışa yönelik yeni adımların atılacağının da bir habercisi gibi.

Genelde heyetler huzurunda yapılan resmi görüşmelerde söylenemeyen bir çok söz, değinilemeyen bir çok ince detay ve konu, yemeklerde daha rahat ve bağlayıcı olamayan ortamda söylenebilmekte ve bu tür girişimler de çözüm sürecine çok yardımcı olmakta.

Bu tür ikili samimi temasların adamıza barışın gelmesini hızlandıracağı kesin.

Hadi hayırlısı. 

Prof. Dr. Ata ATUN

http://www.ataatun.com 

29 Temmuz 2010

Mülkiyet ve Toprak

27 Temmuz 2010
Yorum yapılmamış

 

Hristofyas ısrarla Mülkiyet konusunu tek başlık altında konuşmak yerine, Toprak ve Türkiye’den adamıza gelip yerleşerek zaman içinde vatandaşımız olmuş kişilere bağlamak istemektedir.

Art niyetli olduğu kesin. 

1974 Mutlu Barış Harekatından sonra 28 Nisan 1975 ile 21 Şubat 1976 tarihleri arasında Avusturya’nın Viyana kentinde, Birlemiş Milletler gözetiminde Türk Temsilci R. R. Denktaş ve Rum Temsilci G. Klerides arasında “Viyana Görüşmeleri” yapıldı.

Viyana’daki Türk ve Rum halkları arasında yapılan görüşmeler, beş etap halinde gerçekleştirildi.

1.ci etap 28 Nisan – 3 Mayıs 1975,

2.ci etap 5-7 Temmuz 1975,

3.cü etap 31 Temmuz – 2 Ağustos 1975,

4.cü etap 8-10 Eylül 1975 ve

5.ci etap 17-21 Şubat 1976 tarihlerinde yapılmıştır.

Görüşmelerin 3.cü etabından sonra 2 Ağustos 1975 tarihinde ortak bir bildiri yayınlanmış ve bildiriye ilaveten de aşağıdaki maddelerde anlaşma sağlanmıştır.

“Adanın güneyinde bulunan Türklerin, istedikleri takdirde, organize edilmiş bir program dâhilinde ve UNFICYP’in yardımlarıyla, eşyaları ile birlikte Kuzeye gitmelerine izin verilecektir.”   

“Hâlihazırda Kuzeyde bulunmakta olan Rumlardan her hangi birisi, her hangi bir baskıya maruz kalmadan kendi isteği üzerine güneye gitmek isterse, kendisine izin verilecektir.”

“UNFICYP, Kuzeydeki Rum köylerine ve yerleşim birimlerine serbest ve normal erişim hakkına sahip olacaktır …..”

Bunlara ilaveten 3 madde daha vardır.

Denktaş, adanın Kuzeyinde bulunan Rumların, kuzeyde kalmakta serbest olduklarına, normal bir yaşam sürdürmeleri için kendilerine her tür yardım yapılacağını, eğitim için gerekli kolaylık, dinsel görevlerini ve ibadetlerini yerine getirmek, kendi doktorları tarafından bakımları ile tedavileri ve kuzey bölgelerinde hareket serbestîsi olacağını tekrar teyit etmiş ve mutabakata varılmıştır.
         Yukarıdaki anlaşma Birleşmiş Milletler Antlaşması (BM Şartı) çerçevesinde  BM gözetiminde ve organizasyonunda yapılmış bir anlaşmadır. 

Birleşmiş Milletler Antlaşması (BM Şartı) madde 103 ise aşağıdaki gibidir.

“103. Madde
Birleşmiş Milletler üyelerinin işbu Anlaşma’dan doğan yükümlülükleri ile başka herhangi bir uluslararası anlaşmadan doğan yükümlülüklerinin çatışması durumunda, işbu Anlaşma’dan doğan yükümlülükler üstün gelecektir.”

Yani 103’cü maddeye göre BM organizasyonu altında yapılmış anlaşmalar Uluslararası hukukta “Birincil hukuk” olup AB’nin kendi içindeki AİHM veya ABAD kararları gibi “AB’nin Birincil Hukuku” sayılan kararlardan daha üst düzeydedir.

3.cü etap sonrasında, kuzeyde kalan Rumlar kendi istekleri doğrultusunda, yani Türkler tarafından kovulmadan ve yerlerinden edilmeye zorlanmadan Güneye, Rum tarafına gitmişlerse, iki bölgelilik adada yaşayan Kıbrıslı Türklerin ve Rumların kendi iradeleri ile oluşmuş demektir.

Ve iki bölgelilik kavramı da yukarıdaki Denktaş-Klerides görüşmesinde ele alınmış, sonra da BM Genel Sekreteri Kurt Waldheim’ın da hazır bulunduğu Denktaş-Makarios 1.ci Doruk Anlaşmasında 2.ci madde olarak karara girmiştir.

1977 ve 1979 Doruk Anlaşmaları, Uluslararası hukukun yani BM Hukukunun “Birincil hukuk” kararı konumundadır.

Rumlar, bu kararı bozmak ve içeriğini sulandırmak için, “Mülkiyet, Toprak ve T.C. Kökenli vatandaşlarımız”ın konusunu birbirine bağlamak istemektedirler ve de bu paket önerileri sanki yeni bir öneriymiş gibi de herkese satmaya çalışmaktalar.

Bizim mülkiyet ve KKTC topraklarında yaşamak isteyen Rumların sayısı konusunda baz olarak kabul edeceğimiz zemin, 1975-76 Viyana Anlaşması sonrasında KKTC’de kalan Rum nüfusu ve takas sonrasındaki mülkiyet yapısı olmalıdır.

Prof. Dr. Ata Atun

ata.atun@atun.com

http://www.ataatun.com

UAD Pandora’nın Kutusunu Açtı

25 Temmuz 2010
Yorum yapılmamış

 

Hollanda’nın Lahey kentinde, güzel ve tarihi bir binada oturumlarını sürdüren BM’ye bağlı Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD), Kosova’nın tek yanlı bağımsızlık ilanını uluslararası hukuka uygun bulması uzun vadede 19. ve 20. yüzyılın bir çok tabusunu yıkacak Hukuki bir Tsunami gibi gözüküyor.

Zaten artık dünyamızdaki siyasi dengeler de 19. yüzyılın sonundaki ve 20. yüzyılın içindeki gibi değil.

20. yüzyılın ilk çeyreğinde yok olmanın kenarından dönen Türk ulusu, 21. yüzyılın daha ilk başlarında bölgesinde lider konumunda.

2. Dünya savaşından önce kendi stratejileri doğrultusunda Hitler’e ve Almanya’ya desteğini veren Amerika, savaşın sonunda Almanya’yı neredeyse haritadan silerek, Avrupa’ya Rusya ile birlikte yeni bir şekil vermişti.

Ne o şekil kaldı, ne Rusya, ne de 20. Yüzyılın son yarısındaki Amerika. Hızla değişime uğradı tüm dünya aktörleri.

1.  Dünya savaşını Saray Bosna’daki bir suikast başlatırken, aynı düzeyde ama kansız bir savaşı da İngilizce adı “International Court of Justice” olan Uluslararası Adalet Divanı’nın Kosova ile ilgili aldığı bu son karar başlatacak.

Bundan, özellikle Avrupa’nın ve Asya’nın büyük devletlerinin kaçınabilmesi olanaksız olacak.

Birleşmiş Milletlerin Kosova ile ilgili olarak 1244 numaralı bir kararı var.

Bu karar Kosova’nın Sırbistan’ın bir parçası olduğunu vurguluyor.

Yönetiminin geçici bir süreliğine BM tarafından yapılacağını ve belli “Demokratikleşme ve benzeri gibi” bir takım kriterlerin sağlanmasından sonra da Kosova’nın statüsünün görüşüleceğini söylüyor.

Kosova’nın bağımsızlık sürecinde, söz konusu kriterler daha oluşmadan, “Temas Grubu” ismiyle 5 devletin güdümünde görüşmeler başladı ve sonucu “Bağımsızlığı” getirdi.

Sırplar, Kosova’lıların bağımsızlık haricindeki tüm taleplerini kabul etmelerine rağmen, Kosova’lılar Bağımsızlıkta ısrar ettiler.

Sırpların Lahey Adalet Divanı’na başvurmalarının ana gerekçesi, BM’nin kararında Kosova’nın Sırbistan’ın toprak parçası olduğuna dair vurgu bulunmasıydı.

UAD’nın Belgrad’ın talebi üzerine önceki gün tavsiye niteliğinde aldığı “Uluslararası hukuk, bağımsızlık ilan edilmesine yönelik uygulanabilir yasak içermiyor. Bu nedenle Kosova’nın 17 Şubat 2008’deki bağımsızlık ilanıyla uluslararası hukuk çiğnenmemiştir” yönündeki kararı elbetteki bağımsızlık peşinde olan diğer küçük devletler gibi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin de önünü açmaktadır.

Kosova’nın Bağımsızlığını ilan etmesinin Uluslararası Hukuka aykırı olmadığı gibi, KKTC’nin de Bağımsızlığını ilan etmesi Uluslararası Hukuka aykırı değildir.

UAD’nın, BM’nin 1244 No.lu kararında Kosova topraklarının Sırbistan’ın bir parçası olduğunun vurgulanmasına rağmen dikkate almaması, Kıbrıs için de geçerli bir karardır.

 UAD’nin Kosova kararına göre KKTC toprakları, ne Rumların iddia etikleri gibi Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti kontrolündedir, ne de AB’nin kendi kendine gelin güvey olup 10. Protokolda bahsettiği şekli ile AB sınırları içindedir.

AB Kıbrıs Rum Cumhuriyeti AB’ye katılırken ahkam kesmiş ve KKTC topraklarını “Şimdilik üzerinde AB Müktesebatının geçerli olmadığı AB toprağı” olarak ilan etmişti.

Aynen Sırbistan’ın askeri ve siyasi yenilgisinin ardından hukuk savaşını da kaybetmesi gibi Rumlar da 20 Temmuz 1974’deki askeri yenilgilerinin ardından 21. Yüzyılın ilk çeyreği çıkmadan Kıbrıs’ın kuzeyi ile ilgili hukuk savaşını da kaybedecekler.

Lahey Uluslararası Adalet Divanı aynen bu şekilde söylüyor.

Prof. Dr. Ata ATUN

http://www.ataatun.com 

25 Temmuz 2010

  • Page 1 of 399
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • ...
  • 399
  • >

Form Yükleniyor

Yükleniyor...

Kullanıcı girişi

 Beni hatırla
Kayıt olun!
Şifremi unuttum

Yeni kayıt

Giriş yapın
Şifremi unuttum

Şifre talebi

Giriş yapın
Kayıt olun!

Popüler yazılar

  • The Varying Geographical Names in the İsland of Cyprus, Recorded by the Travellers Since 23 B.C.
  • Academy
  • Hakkımda
  • Albüm
  • Kıbrıs Antlaşmaları, Planları ve Önemli BM, AB Kararları Cilt-2
  • PROPERTY EXCHANGE NIGHTMARE IN SOUTHERN CYPRUS
  • Almanya'da Türk İzleri
  • Kıbrıs'ın 2005 Yıllık Geçmişinde Tarihin Derinliklerinde Kaybolmuş Yer İsimleri
  • Year 2007 Academic Comments on Cyprus' Politics
  • İletİşİm
 

RSS okuyucu ile takip edin...

Yazılar RSS
Yorumlar RSS

Rastgele 10 yazı

  • Serdar Denktaş, Hilmi Özkök ve Çağrı Kombaycı’ya kulak vermeliyiz
  • AKEL’in Kıbrıs konusuna yaklaşımı
  • 5 Vetolu AB-TR müzakereleri nereye kadar
  • AP’DEKİ İKİ SANDALYEMİZ
  • Hemen Aresti’yi dava edin
  • RUMLARIN YENİ TEZGAHI
  • DENKTAŞ’A SUİKAST-II
  • Siyasi kriter bahane İmtiyazlı ortaklık şahane
  • Lefkoşa'nın Fethi, 9 Eylül 1570
  • KIBRIS’TA VAKIF MALLARI KURTARILIYOR

Ankete katılın...

Sorry, there are no polls available at the moment.

Etiketler

Abd Ama Ankara Avrupa Belli Bile Bir Bm Bu Buna Bunu Bunun Daha Daki Deki Devlet Diye Eden Gelen Genel Gibi Hemen Ilk Iyi Kabul Karar Kendi Ki KKTC Nin Ortak Oy Papadopulos Pek Rum Tam Veto Veya Ya Yani Yeni Yeni Bir Yok Yunanistan Zaman
Designed by Bilisim Sistemleri

© 2008 - 2010 Prof. Dr. Ata ATUN Kişisel Web Sitesi |

XHTML
CSS
English
  • Sosyal imleme
  • E-posta ile yolla
  • Linkibol
  • Bagcik
  • Yumiyum
  • Oyyla
  • Tusul
  • 100Puan
  • del.icio.us
  • Digg
  • Furl
  • Netscape
  • Yahoo! My Web
  • StumbleUpon
  • Google Bookmarks
  • Technorati
  • BlinkList
  • Newsvine
  • ma.gnolia
  • reddit
  • Windows Live
  • Tailrank
  • Blogmarks
  • Favoriting
E-mail